4 ay sonra
“Giriş temiz.” dedi keskin nişancıya ait ses. Hançer cevap verdi.
“Anlaşıldı.”
Yine birilerini teslim alması gerekiyordu. Ancak bu defa işi daha zordu. Garip bir biçimde içeri girmeleri kolay olmuştu. Sezgileri ona bir şeylerin yanlış olduğunu söylese de, bölge müdürlüğü gelen bilgiden o kadar emindi ki derdini anlatmasına izin vermiyorlardı. Hattın ucunda, arabada bekleyen Ali müdür, bir hayli gergindi.
“İçerdeyim. Bina boş.” dedi ve ekibine işaret verdi Hançer. Bir şeylerin ters gittiğine edindi. Karanlık binanın içinde gece görüşü gözlüğünü indirirken fısıldadı.
“Her yerin bu kadar boş olması normal değil.” dedi. Hançer, geçen sürede kendini o kadar ispat etmişti ki, Ali de inanıyordu artık bir şeylerin ters gittiğine. Hançer’in de tek derdi, bu 10 askeri evine, ailesine sağ salim teslim etmekti.
Eliyle işaret vermeye başladı Hançer. İşaretleriyle iki kişiyi saat üç yönüne iki kişiyi de saat 5 yönüne göndermişti. Kendileri evin salonuna doğru iyice yanaştıklarında Hançer bir saat sesi duydu. Ekibe beklemesini işaret ederek ses doğru yavaşça yürüdü. Attığı her adımda temkinliydi. Uzun zaman sonra ilk defa korkuyu iliklerine kadar hissetti Hançer. Ölmekten ziyade, kendisine güvenen, emirlerine koşulsuz riayet eden timi için korkuyordu. Sese iyice yanaştığında tuzağa çekildiklerini anladı.
“Hemen binayı tahliye edin. Tekrar ediyorum tüm ekipler binayı hemen tahliye etsin.” diye bağırdı. Sesi duyan tüm askerler hızla hareket etmeye başladı. Hançer girdikleri kapıda duruyor, çıkan herkesi sayıyordu. Gökyüzü hiç olmadığı kadar pusluydu o gece. Tüm şartlara inat Hançer asker kaybetmeyecekti. Gerekirse bu uğurda canını feda ederdi. Tim bir eksikle çıkmıştı dışarı. Hançer zamanla yarışıyor, askeri bulmaya çalışıyordu. Bir yandan da araca rapor veriyordu.
“Binada zaman ayarlı bomba var. Bomba türü tespit edilemedi. Menzili bilinmiyor.” dedi. Ali gergindi.
“Hemen binayı tahliye edin.” dedi.
“Tim bir eksikle tahliye edildi. Geride asker bırakmaya niyetim yok.” diye cevap verdi Hançer. Bir yandan da odaları arıyordu. Nihayet birinde askeri bulduğunda, çok zamanlarının kalmadığını biliyordu. Ayağı tuzağa dolanmış askeri hızla kurtarmaya başladı. Her zaman palaskasında bir hançer bulundurduğu için işi pek de zor olmamıştı. Askerin bacağına dolanan tüm ipleri kesti.
“Zamanımız yok, koş!” diye bağırdı. Asker önde, Hançer arkada koşmaya başladılar. Bombanın zaman sayacı gittikçe hızlanıyordu. Askerin dışarı çıktığına emin oldu Hançer. Ancak bir şey görmüştü. Bir not kağıdı. Onu alıp çıkmak istiyordu. Belki de hedeflerinin nerede olduğu hakkında bir fikir verirdi bu kağıt onlara. Hiçbir delili de geride bırakamazdı.
Kağıdı alıp koşarak aşağı indi Hançer. Zaman daralıyordu. Bunu bombanın sesinden anlayabiliyordu. Ali gergindi.
“Hançer oyalanma çık artık binadan!” diye bağırdı. Hançer cevap vermedi. Ali cevap alamadıkça geriliyordu. Operasyonun başından beridir, tam karşısında sakince oturan bilişimci hararetle bilgisayarında bir şeyler yapmaya çalışıyordu.
“Neler oluyor?” diye sordu Ali. Bilişimci, parmakları hızla klavyenin üzerinde gezerken konuştu.
“Hançer’in bağlantısı koptu. sinyal alamıyorum.” dedi. Sesi endişeliydi. Hançer’e ulaşmak için fazla çabalıyordu. Alnından bir damla ter akarken durup silmeye bile tenezzül etmemişti.
Eve yakın konumdaki askerlerden birinin kulaklığından bir patlama sesi geldiğinde Ali iyice gerildi.
“Hançer!” diye bağırdı.
Hançer kendini zar zor evin yakınındaki bir ormanlık alana atmıştı. Patlamaya fazla yakındı. Yaralanmamıştı. Ama kulaklarında geçici bir çınlama vardı. Ölümden dönmüş olması sinirlerini gevşetmişti. Tüm askerleri tahliye ettiğinden emindi. Kulaklığına bir iki kere seslenmeyi denemek için kulaklarının düzelmesini bekliyordu. Sırtını yasladığı ağaçtan aşağı kayarak toprağa uzandı. Kahkahalar atarken bir yandan da gözünden yaş süzlüyordu. Son zamanlarda iyice sinirleri gevşemişti. Kulakları duymaya başladığında kulaklığının kapandığını fark edip yeniden açtı.
Bilgi işlemci aniden derin bir nefes vererek arkasına yaslandı.
“Yaşıyor.” dedi. Ali de rahat bir nefes verdi. Aynı anda Hançer’in sesi duyuldu. Kahkahalar atıyordu. Hançer’in gülüşüyle, herkes sinirlerinin gevşediğini fark edip gülmeye başlayınca, bilişimci Ali’ye herkes delirmiş der gibi baktı. Ali sordu.
“Hançer iyi misin?”. Hançer derin bir nefes verip zar zor gülmesini durdurdu.
“Evin kuzeyinde kalan bir ormana kendimi zor attım. Bu siktiğimin yerinden beni alın.” dedi kıkırdayarak. Ali güldü.
“Bu kızı da delirttik. Tim, ormanın içinde Hançer’i bulun, biz de konuma doğru hareket ediyoruz.” dedi eliyle şoföre işaret vererek. Ali’nin içinde bulunduğu araç hareket edince tüm araçlar harekete geçti. 5 dakika bile sürmeyen kısa bir yolculukla, söz edilen ormanın girişine gelmişlerdi. Önde tim, arkada iki kişinin zorla koluna girip yürttüğü Hançer geliyorlardı. Timden biri Hançer’i arabaya bindirirken sordu.
“Komutanım iyi misiniz?” dedi. Hançer güldü.
“Domuz gibiyim. Beni taşımayın dedim ama..” dedi gülerek. Tim başıyla onu onaylayıp, kendilerine ayrılan arabalara dağıldı. Ali, Hançer’in yüzüne baktı.
“Hançer gerçekten iyi misin? Seni iki kişi getirdiler araca.” dedi.
“Müdürüm gerçekten iyiyim. Neymiş efendim beni ne zaman tek bıraksalar başıma iş açıyormuşum.” dedi gözlerini devirerek. Ali güldü.
“Haklılar, 4 aydır bu kaçıncı.” dedi. Hançer yeniden gözlerini devirdi.
“Ne yaptım abi ya aşk olsun.” dedi. Ali ciddileşerek Hançer’in yüzüne baktı.
“4 aydır, girdiğin tüm operasyonlarda ölümden dönüyorsun. Manyak mısın, adrenalin bağımlısı mısın yoksa askerlerine fazla mı vicdanlısın çözemedim.” dedi. Hançer şuh bir kahkaha attı.
“Hepsinden azar azar diyerek konuyu kapatalım mı? Geride asker bırakmak istemiyorum. Ölmesi gereken bu genç çocuklar değil. Vatan hainleri.” dedi. Ali de hak veriyordu Hançer’e. Ama aferin kızım iyi yaptın diyecek hali yoktu. Ne kadar başarılı olsa da, operasyonları attığı riski göz önünde bulundurmak zorundaydı.
“Arkanı toplamaktan bıktım Hançer. Şimdi ne Kale’ye ne rapor vereceğiz?” dedi. Zeynep güldü.
“Abi bari bana yapma. Ne diyeceğiz. Kaybımız yok, operasyon başarısız. Tuzağa çekildik ama ölmedik. Zamanında binayı tahliye ettik. Bitti gitti.” dedi. Ali gözlerini kapatıp başını arkasına yaslayarak derin bir nefes verdi. Gözlerini geri açtığında Hançer’in sorgulayan gözleri ile karşılaştı. Ne sormak istediğini biliyordu. Ama bu soruya cevap veremezdi Ali. Hançer de soramazdı zaten. Hançer aklında Avcı nın dönüp dönmediği sorusuyla öylece kalacaktı son bir aydır her gün kaldığı gibi.
Operasyon hareket binasına geri döndüklerinde Ali raporunu hazırlamak üzere odasına giderken Hançer’i de revire göndermişti. Odasında kendisini bekleyen sürprizden haberi yoktu. Hançer’in arkasından bir süre baktıktan sonra odasına yöneldiğinde, cam kısımdan odanın içinde Mürsel’i görünce bir hayli şaşırmıştı. Kaşları istemsizce çatıldı. Başkanın buraya kadar gelmesi hayra alamet değildi. Adımlarını hızlandırarak odasına doğru yürüdü. Sabırsızdı. Neler olduğunu bir an önce öğrenmek istiyordu.
Sabırsızlıkla odasına girdiğinde Mürsel onu gülümseyerek karşıladı. En azından aksi bir durum olmadığını anlayınca, Ali’nin içi rahatladı.
“Gerçek bir gurur tablosu değil mi? Ona boşuna Hançer adını vermedim.” dedi. Ali gülümsedi.
“Gerçek bir gurur kaynağı. Ama kararları fazla keskin. Arkasını toplamaktan yoruldum.” dedi. Mürsel bir kahkaha attı.
“Avcı da öyleydi. Sen de öyleydin Ali.” dedi. Ali başıyla onu onayladı.
“Doğru. O yüzden gurur duyuyorum sanırım.” dedi ve ekledi. “Ters birşey yoktur umarım.” dedi.
“Hançer’i almaya geldim.” diye cevap verdi Mürsel.
“Daha buradaki görev süresi dolmadı. Bu kadar iyi bir ajanı görevden almıyoruz umarım.” dedi. Aynı anda kapı açıldı. İçeri giren Hançer’di.
“Dedikodum yapılıyor gibi hissederek geldim.” dedi. Yüzündeki çiziklere rağmen ne kadar güzel göründüğünün farkında değildi. Ama hiçbir çiziği, çürüğü sorun da etmiyordu. Hepsiyle gurur duyuyordu Hançer. Mürsel gülerek karşılık verdi.
“Seni almaya geldim.” dedi. Hançer, şaşkın gözlerle Mürsel’e baktı.
“Ama görev sürem..” dediğinde Mürsel elini havaya kaldırarak sözünü yarıda kesti.
“Yerine yenisi gelir. Ajandan bol bir şey yok. Ama senin gideceğin göreve senden başkası gidemez. Hazırlan. Hemen yola çıkmamız lazım.” dedi. Hançer onu başıyla onayladı.
“Emredersiniz başkanım.” dedi ve eşyalarını toplamak üzere odadan çıktı.
Her sabah olduğu gibi, o sabah ta saat 6 da kalkan Hançer, bir kahve alıp Kale’nin bahçesinde yürümeye başladı. Her yerde bina koruma uzmanları geziyordu. 7 ay önce, buraya ilk geldiği günü hatırladı. Herkes birbirine benziyor diye delirmişti. Bu halini hatırlayınca kıkırdadı. Karşısından Mürsel’in geldiğini fark etmemişti.
“İyi uyudun mu?” diyen Mürsel’e baktı.
“Evet evet.” dedi gülümseyerek.
“Bakıyorum da keyfin yerinde.”
“Buraya ilk geldiğim günü hatırladım. Herkes birbirine benziyor diye kafayı yemek üzereydim.” dedi ve sustu. Avcı dan bahsetmek istememişti. Bir şekilde onu özlüyordu. Dostluğu, arkadaşlığı ona iyi geliyordu. Mürsel de anlamıştı elbet Hançer’in ne hissettiğini. Ama anlamazdan geliyordu. Hançer’in yanına oturup ona bir kart uzattı.
“En alt katta erişimin kısıtlı olduğu bir oda var. Bu karttan başka bir şeyle giremezsin. 30 dakika sonra orada görüşelim.” dedi. Bir elini Hançer’in omzuna koyup en babacan tavrı ile ona güven veren bir bakış attıktan sonra uzaklaştı.
Hançer, en alt kata inerken gergindi. Başına neler geleceğini bilmiyordu. Son görevin başarısızlıkla sonuçlanması ile alakalı olduğunu düşünmüyordu. Neticede bilgiyi toplayan kendisi değildi. Verilen bilgi doğrultusunda adamı almaya gitmişti. Üstelik içeriden sıfır kayıpla çıkmıştı. Titreyen ellerini kontrol altına almaya çalışarak derin bir nefes verdi. Kartını kapıya okuttu. Kapı açıldığında, karanlıklar ardında bir sürü adam oturuyordu. Yavaşça içeri girip kapıyı kapattı. Masanın başında MİT başkanı olduğunu düşündüğü adam oturuyordu.
“Hoşgeldin Hançer.” dedi. Sesi boğuktu. Bir zamanlar bir ajan olduğuna inanması güçtü bu adamın. Çelimsiz yapısı dövüşmeye elverişli görünmüyordu. Belki de operasyon uzmanıydı. Gerçi uzmanlığının da önemi yoktu. En başarılı adamlardan biri olmasa zaten o masanın başında oturuyor olmazdı neticede.
“Hoşbuldum.” dedi tek düze bir ses tonuyla. Sesinin sade ve sakin çıkmasına özen gösteriyordu. Mürsel’in hemen yanında yer alan boş sandalyeyi gösterdi.
“Otur.” dedi. Hançer yavaşça oturdu. Gelecek olan şeyin ne olduğunu bilmiyordu. Meraklıydı. Ancak merağını gizlemeyi çok iyi biliyordu. Arkasına yaslanıp dinlemeye başladı.
“Evet, Hançer. Operasyonlardaki başarın ve özellikle geride asker bırakmamanla nam saldın. Öldürülecek olanı yaşatmadığını da biliyoruz.” dedi. Hançer gülümsedi. Başkan konuşmaya devam etti. Ortam fazlasıyla gergindi.
“Senin gibi başarılı ajanlardan ve Jandarma İstihbarat Terörle Mücadele ekibinden karma oluşturulacak bir ekip oluşturacağız.” dedi ve arkasındaki ekrana döndü.
“Yeni palazlanmaya başlayan bir terör örgütü var. Henüz nerelere konuşlandıklarını da çözemedik. Bunların peşine düşmeniz gerekecek.” dedi. Ekranda dönen fotoğraflar Zeynep’in kanını kaynatıyordu. İçinden hepsini yok etmek geliyordu. Öfkeyle genişleyen burun deliklerine ve gözlerinden çıkan alevlere hakim olmak istemiyordu. Başkan beğeniyle gülümsedi.
“Bunların sadece elebaşını biliyoruz. Bu adamı ele geçirmemiz gerekiyor. Ölü ya da diri bilemiyorum. Diri olsa iyi olur. Bu işin arkasında hangi hükümetin olduğunu öğrenmemiz devlet için önem taşıyor. Ancak öğrenemesek bile, bu adamın ve ekibinin, bu işin başındaki ekibin yok edilmesi gerekiyor.” dedi. Hançer başıyla onayladı. Ekran geri karardı ve ekrana MİT logosu yansıdı.
“Görevi kabul ediyor musun?” diye sordu Hançer’e. Bu sorunun bir formalite olduğunu pekala biliyordu başkan. Ama sormak zorundaydı. Hançer, böyle önemli ve gizli bir göreve verilmiş olmasının verdiği hazla ve içindeki acımasız yanın ortaya çıkışıyla yarım ağızla gülümsedi. Gözündeki ateşi herkes görüyordu.
“Ne zaman yola çıkıyoruz?” diye sorduğunda başkan gülümsedi.
“Operasyonların yapılacağı bölgeye en yakın kısımdaki askeri lojmana yerleştirileceksin. Askeriyeyi karargah olarak kullanacaksınız. Operasyonun başında sen olacaksın. Kimse kimsenin gerçek adını kullanmayacak. Bilmemeniz de tercihim.” dedi. Hançer başıyla onaylayınca devam etti.
“İlk sen yerleştirileceksin. Birkaç gün içinde ekip tamamlanacak. Hızla çalışmaya başlayacaksınız. En geç bir hafta içinde ilk operasyona çıkmış olursunuz. Hiç birinizden haber alma kısmına bakmanızı istemiyorum. Size bilgiyi sağlayacak ajanlar çoktan sahaya çıktı. Siz gidip, alınması gerekeni alıp getireceksiniz. Gerekirse sorgulayacaksınız.” dedi.
“Anlaşıldı.” diye cevap verdi Hançer. Başkan bakışlarıyla kızı takdir ederek derin bir nefes verdi.
“Güzel, şimdiden iyi yolculuklar. Allah yardımcınız olsun.” dedi ve Hançer’in çıkması için eliyle kapıyı işaret etti. Hançer ayağa kalktı.
“Sağolun başkanım. Sizi utandırmayacağız.” dedi. En nazik haliyle arkasını dönüp süzülerek odadan çıktı. Tüm daire başkanları arkasından hayranlıkla bakıyordu. Stresli bakıyordu. Oldukça gergin ve rahatsızdı. Dirseklerini masaya koyup başını ovaladı. Derin bir nefes verdi.
“Bu kız da bu adamı ortadan kaldıramazsa en eski gerillaları geri getirmekten başka şansımız kalmayacak.” dedi.