Hançer karargahı adım adım gezmeye başladı. Karargah herkesin erişimi olmayacak şekilde tasarlanmıştı. Her yerde son teknoloji ekranlar vardı. İki tane de son teknoloji bilgisayar kurulmuştu. Bunlar tam karşıdaki ekrana ve önlerindeki ekranlara senkron biçimde bağlı görünüyordu. Bir bilişimci kadar olmasa da bilgisayarlarla arası iyiydi. İki bilgisayar en az bir bilişimci demekti. Hançer, sahada onları en iyi bir bilişimcinin kollayacak olduğunu çok iyi biliyordu.
Camekanlı kapıdan geçerek odadan çıktı. Toplantı odası gibi dizayn edilmiş, uzun bir masanın etrafında 12 adet sandalyenin olduğu bir yerin önünden geçip, doğruca malzeme odası yazan yere ilerledi. Odada her şey vardı. Kulaklıklar, giysiler silahlar.. Bir veya birden fazla operasyon için gereken her ne varsa, hepsi mevcuttu. Yine de karargaha muhakkak kamuflajla inileceğini anlamıştı Hançer.
“Gündüz vakti ortalıkta ben istihbaratçıyım diye bağıracak halimiz yok.” diye kendi kendine mırıldandı. Yakalarındaki armalar da yalnızca askeriyede anlaşılır bir şeydi. Zaten karargahın yapısından gündüz uyuyacak, gece operasyona çıkacak olduklarını anlamıştı. Gündüz vakti yapacakları kısa uykular da muhtemelen karargahta olacaktı. Askeriyeye ait bu sığınak tamamen onlara tahsis edilmişti. Kendini bir televizyon dizisinde gibi hissederek güldü.
Yeniden ekranların olduğu odaya girdi Hançer. Sandalyelerden birini çekip biraz daha etrafı inceledikten sonra, toplantı odası gibi olan kısma gitti. İlk dosya gelmeden ne yapacağını elbette bilemezdi. Ancak toplantı odasındaki dokunmatik ekrana bir harita açıp etrafı incelemenin de kendisine hızlı düşünme yetisi vereceğini biliyordu. Sandalyeyle kendi etrafında bir çocuk gibi dönerek eğlenmeyi aniden durdurdu. Kendi kendine konuşmaya başladı.
“Aman be, tek başına burası çok sıkıcı. Bok vardı da erken indin Hançer.” dedi. Oflayarak sandalyeyi yerine itip, toplantı odası gibi dizayn edilen odaya doğru yürüdü.
Çocukluğundan beridir kamuflaj giymeyi hayal etmiş olsa da, kamuflajın üstü özellikle de o basık alanda bunaltmıştı Hançer’i. Adı listenin en başında yazdığına ve en tepede kendi adı ve rütbesi olduğuna göre, istediği gibi kamuflajın üstünü çıkarabileceğini düşündü. Çıkarıp, masanın en başındaki sandalyenin omzuna kamuflajının üstünü asınca camdaki yansımasına baktı. Kamuflajın yeşilinden olan sıfır yaka tişörtü bedenine yapışıyor, karnındaki kasları belli ediyordu.
“Kaç kadının karnında kas var ki?” dedi ve kıkırdadı. Delirmiş gibi kendi kendini eleştiriyordu. Gözü kolundaki çürüklere takıldı. Birkaç gün geçtiği için artık acımıyordu. Alışık olduğu o sarımtırak renge bürünmüşlerdi. Gülümseyerek koluna baktı. Parmak uçlarını çürüklerinin üzerinde gezdirdi. Huzurlu ve mutlu derin bir nefes vererek planladığı gibi işini yapmaya karar verdi.
Önce odanın ucuna doğru ilerleyerek ışıkları yaktı. Ağır adımlarla geri dönüp ekranı açmak için düğmesine dokundu. Kendi de gayet iyi biliyordu ki, bu iş onun için bir çocuk oyuncağıydı ve çabucak biterdi. O yüzden süreyi alabildiğine uzatıyor, ayaklarını neredeyse yerde sürüyordu.
“Önden içeri göndermeseydik keşke.” dedi Mürsel. Albay gülümsedi.
“O kızı gökten Allah inse durduramaz. Sen de biliyorsun. Sana da çok benziyor tavırları. Baksana bana laf çakmak için seni bile susturdu.” dedi albay gülümseyerek. Mürsel gülümseyerek başını salladı.
“İlla geçmişten bir laf dürteceksin ihtiyar.” dedi.
“Hatırlamıyor musun ilk operasyonumuzu. Kimseyi içerde bırakamam diye az daha kendini havaya uçuruyordun.” dedi gülerek. Albay, eski kulağı kesiklerdendi. JİTEM’in nam salmış infazcılarındandı. Onun gibisinin daha yetişmediğini düşünüyorlardı. Ama albay kendisi gibisini bulmuştu.
“Bu arada.” dedi ve bir yudum su içti albay. Mürsel meraklı gözlerle onu izliyordu.
“Ulan bir kere de merak ettirmeden anlat be.” dedi. Albay gülerken neredeyse apzındaki suyu Mürsel’in yüzüne püskürecek gibi oldu. Zar zor suyu yuttu.
“Dediğin gibi ihtiyarladık be Mürsel. Yerime yetişecek birini buldum. Yapar mı bilmiyorum ama en azından bu görevi kabul edip geldi.” dediğinde kapı çaldı. Kapıda yüzbaşı rütbesiyle genç ve alımlı bir adam duruyordu.
“Komutanım.” dedi asker selamını vererek.
“Gel Aslan hoşgeldin. Mürsel başkanla tanış.” diyerek askeri içeri çağırdı.
Ekran açıldığında önce alayın krokisi üzerinde çalışmaya başladı Hançer. Tüm girişleri çıkışları, acil çıkışları hepsini adeta hatim ediyordu. Hançer, görsel hafızası güçlü bir kızdı. Çalışırken kendini kaptırdığında da hiçbir şeyi duymuyordu. tamamen ekrana odaklanmışken duyduğu sesle irkildi.
“Ajan 5 giriş yaptı.” . Hemen ardından bir daha bilgisayarın sesini duydu.
“Ajan 6 giriş yaptı.”
“Ajan 4 giriş yaptı.”
“Ajan 8 giriş yaptı.” . Ardı ardına gelen bu sesler Hançer’i delirtmeye yetmişti. Çalışırken dikkatinin dağılmasından hiç hoşlanmıyordu.
“E sikicem ama her giriş çıkışta bu sesi mi duyacağım ben!” diyerek kamuflajının üstünü yeniden giydi. Giriş kapısına doğru hışımla yöneldiğinde 7 çift gözün ekrana baktığını gördü.
“Müthiş teknolojik bir yer değil mi?” dediğinde tüm kafalar ona çevrildi. Bir kısmı şaşkındı. Bir kısmı ise fazlasıyla gururlu görünüyordu. Ekranda nihayet bir şeyler şekillenmeye başlamıştı. En üstte bir binbaşı rütbesiyle hançer duruyordu. Altında 2 kişi vardı. Muhtemelen yüzbaşı rütbesi ile geleceklerdi. Bu iki kişinin altında biri kadın 3 kişi duruyordu. Üstteğmen rütbesiyle yerlerini almışlardı. En altta da 4 adet teğmen rütbeli vardı. Dördüde erkekti. Muhtemelen de asker kökenli gelenler onlardı. Kendisine bakan herkesi hızla gözden geçirdi Hançer. 4 teğmenin dördü de şaşkın ve kısmen öfkeli şekilde yüzüne bakıyordu.
“Dilinizi yutmadınız umarım. Ben Hançer. Operasyondan sorumlu binbaşı olarak atandım.” dedi. Kızlardan biri öne çıktı. Gözlükleri, ben bilişimciyim diye bağıran bu ufak tefek kızın bilgisayar başında neler yapabileceğini kimse bilmiyordu. Ama Hançer çoktan anlamıştı.
“Üsteğmen Kırlangıç. Bilişimciyim. Hançer seninle çalışmak büyük zevk. Aynı dönemde eğitim aldık ama sen erkenden bitirdin.” dediğinde, teğmenlerin yüzündeki öfke silinmişti. Elini Hançer’e doğru tokalaşmak için uzattı. Hançer elini sıkınca kıza camekanlı odayı işaret etti.
“İçeri gir, aşık olmazsan ben de Hançer değilim.” dediğinde kız hızlı bir baş selamı verip camekanlı kısma koştu. Başka biri öne atıldı. Bu, kıza kıyasla daha irice bir adamdı. Gözleri inanılmaz bir hızla etrafı inceliyordu.
“Komutanım, Üsteğmen Fırtına. Bilişimciyim. Müsadenizle ben de biraz aşık olmak istiyorum.” dedi gülümseyerek. Hançer gülümseyerek yanıt verdi.
“Durduğun hata.”. Hemen ardından biri daha öne çıktı.
“Teğmen Armi. Emir ve görüşlerinize hazırım komutanım.” dedi. Hançer gülümsedi.
“Bir an kadın düşmanı olacaksın sandım. Toplantı odası yazan yerde çalışıyorum. İçeriyi gezip gel istersen. Hatta hepiniz için aynısı geçerli.” dedi. Teğmen Çaylak ve Teğmen Hayalet de kendini tanıtıp etrafı gezmeye başladı. Bir teğmen ve bir üsteğmen kalmıştı. Üsteğmeni sona bırakmak istiyordu Hançer. Fazlasıyla gözlemci bir tipti. Teğmen’e yanaştı. Teğmenin her halinden operasyonun başında taze istihbaratçı bir kadının bulunmasından rahatsızdı. Henüz Hançer hakkında hiçbir şey duymadığı belliydi. Gençti, istekliydi ve hırsları vardı. Hançer gözlerini, teğmenin gözlerinin içine dikti.
“Ben de sana bayılacak bir tip değilim. Ama hormonlarınla değil beyninle düşünmeye başlarsan iyi edersin.” dedi. Adamın kırılıp yamuk kaynamış burnu dikkatini çekti. JİTEM infazcısı olabilirdi. Ama bu, Hançer için önem taşımıyordu. Teğmen burnundan derin bir nefes verdi. Dişlerinin arasından konuştu.
“Teğmen Kartal.” dedi. Emir ve görüşlerine hazır olduğunu bildirmemişti. Hançer sakindi. Üstünlüğünü ispat etme ihtyiacı hissetmiyordu. Ama yine de yavaşça önünü örtmediği kamuflajını çıkardı.
“Kollarıma iyi bak teğmen. Bunun gibi kaç tanesiyle her gün yaşadığımı ben bile bilmiyorum. Emri benden almamakta ısrarcıysan siktir olup gidip dağa çıkabilirsin. Zira devlete karşı gelmek vatan hainliğidir. Ve vatan hainlerini hançerimle öldürmek en büyük hobim.” dedi. Hançerin sesi oldukça sakindi. Kızmıyordu. Annesinin paşası olarak yetişmiş her erkeğin temel içgüdüsü buydu ve bununla defalarca baş etmişti. Yemek yemek ve su içmek kadar normal geliyordu bununla ilgilenmek Hançer’e.
Teğmen de bu sözlerin karşısında ne diyeceğini bilememişti. Hançer’in haklı olduğunu biliyordu. Bir yandan da kadına ve bu dik duruşuna hayranlık duyuyordu. Hakkında elbet birşeyler duymuştu. Kadın olması haricinde fazlasıyla hayrandı aslında Hançer’e. Geride tek bir asker bile bırakmadan operasyon bitirdiğini albay anlatmıştı ona. Yine de kadından emir almak zoruna gidiyordu. Düşünürken Hançer’i fazlasıyla incelemiş vücudunu da bir hayli beğenmişti. Derin bir nefes alarak gözlerini Hançer’in vücudundan zar zor çekti.
“Teğmen Kartal. Emir ve görüşlerinize hazırım komutanım.” dedi ve sığınağı gezmeye koyuldu.
“Ve sen.. Üsteğmen Tilki.” dedi. Tilki yarım ağızla gülümsedi. Doğrudan Hançer’in gözlerinin içine bakıyordu. Sıska yapısı ve belirgin elmacık kemileri, gözlerini neredeyse kaybedecek kadar küçültüyordu. Bir hayli tıknaz olan bu adam gerçek bir Tilkiyi andırıyordu. Kirli sakalını hafifçe sıvazladı.
“Dişli hatunsun. Seninle savaşa girecek değilim. Analistim.” dedi. Hançer gülümsedi.
“İhtiyacımız olan her şey ve herkes burada.” dedi. Cümlesini kurarken, Avcı’nın yokluğunu bir hayli hissetmişti.
Toplantı odasına geri gelip çalışmaya devam ederken, tüm ekip çoktan arkasından gelmişti. Hançer dalmış çalışıyor olsa da bunu fark etmişti. Tüm ekip çalışma şeklini hayretle izliyordu. Kırlangıç, hemen yanında oturan Fırtına’ya döndü.
“Sence ne yapmaya çalışıyor?” dedi. Tam karşısında oturan Tilki cevap verdi.
“Ezber.” dedi. Hançer yarım ağızla gülümsedi.
“Tilki haklı.” dedi. Kırlangıç korkmuştu.
“Her şeyi duyuyorsun.” dedi.
“Etrafımda birileri varken, uyurken bile duyarım.” diye cevap verdi Hançer. Beyni tamamen operasyona odaklı hale gelmişti. Teğmen Armi güldü.
“Biz de JİTEM cileri manyak sanardık. Meğer Kartal’dan daha manyakları da varmış.” dedi. Hançer, uzun zaman sonra ilk defa arkası dönük olduğu için şükrederek gülüşünü gizledi. Kartal Armi’nin kafasına bir kalem attı.
“Siktir.” dedi. Kırlangıç kıkırdadı. Tam o sırada kapının açılmasıyla herkes ayağa kalktı. Hançer tam elindeki kalemi bırakıp arkasını dönecekken duyduğu cümleyle şoka girdi.
“Hadi canım servisin en parlak suikastçısı Hançer sen misin!” diyen Avcı’ydı. Hançer gülümseyerek ayağa kalktı ve arkasını döndü. Hareketleri kontrollüydü. Ancak içinde sevinçten dans eden bir çocuk vardı.
“Yüzbaşı Avcı, eserinle gurur duy.” dedi kendisini göstererek. Herkes tenis maçı izler gibi bir Avcı;’ya bir Hançer’e bakarken, Kartal fısıldadı.
“Az önce suikastçı mı dedi o?” dedi. Tilki cevap verdi.
“Artislik yapmadan soraydın söylerdik.” dedi. Kırlangıç hayranlıkla araya girdi.
“Avcı, Hançer’in hem gölgesi hem hocasıysı. Hançer 3 ayda mezun oldu. Mezuniyet sınavını da canlı canlı verdi öyle uyutulup simülasyona uyandırılmadı.” dedi. Kartal tüm önyargıları için pişmanlık hissetmişti. Ancak hiç de erkekliğe bok sürdürecek türden bir adam değildi.
“Küçücük kızın yaptığına bak ya.” dedi gülümseyerek.
“Salak mısın oğlum küçücük dediğin kız min 170 amına koyim.” dedi Armi. Çaylak güldü. Kartal Armi’nin kafasına bir kalem daha attı.
“Tam 170 bu arada. Bana bak Hançer az daha orda durur gelir sarılmazsan kellene talip olurum.” dedi Avcı. Hançer olmaz dercesine baktığında Avcı lafa girdi.
“Kızım biz bizeyiz. Burda aileyiz duygu gizlemek falan yok koş.” dediğinde Hançer koşup Avcı’nın kucağına atladı. Avcı’nın iri cüssesi Hançer’i kolayca taşıyordu. Kızı iki tur kendi etrafında döndürdükten sonra yere bıraktı. Yüzünü avuçlarının arasına aldı. Hançer’i fazlasıyla özlemişti. Bir daha da ne pahasına olursa olsun bırakmayacaktı. Bu görevin sonunda arkadaş kalmaya da pek niyeti yoktu.
“Kurban olduğum tontok suratlı karı ya.” dedi ve güldü. Hançer kafasını Avcı’nın ellerinden kurtarıp, yeniden sarılarak göğsüne yaslandı.
“İt oğlu itt nasıl da özlemişim. 4 aydır bir haber alamadık.” dedi. Avcı güldü.
“Gizli görevde olduğum için özür dilerim prenses.” dedi. Bütün ekip gülüyordu. Kaynaşmaya başlamışlardı. Hançer derin bir nefes alıp Avcı’ya sıkı sıkı sarıldığında birinin boğazını temizleme sesiyle herkes durdu. Avcı’yı yavaşça bırakıp bir adım geri çekildiğinde donup kaldı.
Bir çift mavi göz kendisine bakıyordu. Hançer gözlerini kapatıp yeniden açtığında beyninin ona oyun oynamadığına emin oldu. Hayatının hem en güzel, hem de en kötü zamanlarını ona yaşatan, en masum duygularının katili olan adam, hayatının en önemli görevinde yüzbaşı olarak komutasında yer almak üzere karşısındaydı. Arda Aslan.. Ve Avcı’yla ikisine bakarken gözlerinin içinden geçen kıskançlık bariz biçimde herkes tarafından okunmuştu.