Tüm dünya vazgeç dediğin de umut fısıldar. "Bir kez daha dene." Acaba gerçekten delirdim mi delirmedim mi diye denemek istemiştim bende. Uyandığımda saat öğleden sonra olmuştu saçımı başımı ellerimle düzelttiğimde odamdan çıktım ve koridorda odama girmeden önce geldiğim yerde durdum ve aklımdan bir şeyler geçirmeye başladım. 'Ben acaba delirdim mi?'diye düşündüğümde yine o kadın sesini duymuştum.
"Sanmıyorum ama gitmezsen sanacağım."yine ses çok yakınımdan gelmişti etrafta mikrofona benzer ya da hoparlöre benzer hiç bir şey yoktu ses kayıt cihazı falan da yoktu bebek de canlanmayacağına göre kim benim aklımı okuyordu? Hayır hayır kesin aklımı kaçırıyorum yoksa bunun başka bir açıklaması olamaz evet kesin delirdim.
"Hayır delirmedin her şeyin de bir açıklaması var."diye derinden gelmişti bu kez ses. Tedirgin olmuştum tüylerim tekrardan diken diken olurken hızlıca koridorun sonunda ki merdivene ilerledim koşar adım aşağıya indiğimde bizimkileri arıyordum etrafa bakınırken bir anda karşıma çıkan Pekin Bey ile nefesim içime kaçmıştı korkuyla gözlerimi pörtlettiğimde adam tepki bile vermemişti.
"Aaa pardon acaba arkadaşlarımı gördünüz mü?"diye fısıldadığımda resmen sesim içime kaçmış gibi çıkmıştı.
"Kütüphane odasındalar."dediğinde sesi tenimi dondurmuş tüylerimi iki katı havaya dikmiş gibiydi bu adam allah günah yazmasın ama tam bir zombiye benziyordu yaşayan ölü gibiydi.
"Kütüphane odası nerede acaba?"
"Üçüncü kat merdiven tarafı sağ kapı."diye mırıldandığında kafamı sallayıp tekrar merdivenlere ilerledim o gayipten sesler duyduğum koridoru ışık hızında çıktığımda nefes nefese kalmıştım. Dediği odanın önüne geldiğimde kapının kolunu çevirip açmış ve içeriye girmiştim. Bizimkiler tam da Pekin Beyin söylediği gibi beraberce aktivite yapıyorlardı herkes tozlu raflardan eski kitapları bulmuş merakla okuyorlardı benim de ilgimi çekmişti içeriye adımladığımda beni fark eden ilk Sindy olmuştu.
"Ahh demek uyandın hadi gelsene bu eski kitaplar gerçekten ilgi çekici."diye mırıldandı Sindy yanlarına geldiğinde raflara uzandım ve eski cildi kötüleşmiş ama hala mis gibi kitap kokan bir kitap aldım elime. Elimi attığım kitap tam da ruhsal varlıklarla ilgili bir kitap çıktığında sinirle gözlerimi yumdum neden her elimi attığım şeyde bana bir ima barındıran şeyler çıkıyordu. Derince yutkunurken sayfaları çevirmeye başlamıştım ilgimi çeken bir kaç satır olduğunda iyice kendimi kaptırmıştım.
Ruhsal varlıklar sizinle iletişime geçebilir aklınızı ve düşüncelerinizi duyabilirler. Bazı eşyalar aracılığıyla da sizinle iletişim kurabilirler. Bunlar Auija tahtası, hayvanlar, zayıf insan bedenleri, oyuncak bebek gibi bir çok benzeri şeyle de olabilirler.
Tüylerim diken diken olurken zar zor yutkunmuştum. Yani benimle iletişime geçen bir bebek olabilir miydi? Bir oyuncak bebek ruhların yardımıyla benimle mi konuşmuştu? Hadi canım daha neler. Bir kaç sayfa daha karıştırdım kendimi kitaba iyice kaptırmıştım kitapta bir sürü ilginç şey vardı. Saçımı kulağımın arkasına sıkıştırırken kabuslarla ilgili kısma gelmiştim hızlıca okumaya başladım.
Ruhların varlığını hissede bilir yakınlarınızdaki mesafesi bilinç altınızı etkileye bilir hatta rüyalarınıza kadar sokulup sizi kabusa sürükleye bilirler. Paranormal varlıkların varlığı gerçektir bir sürü açıklanamayan sorunun cevabı da bundan ibarettir. Yanı sıra kabusların sebebi de Karabasan çökmesi olarak da anlamlandırıla bilir.
Kafamı kitaptan kaldırdığımda neredeyse kitabın sonuna geldiğimi fark etmiştim. Ayazın yanıma geldiğini fark ettiğimde hafifçe irkilmiştim tam da yanıma oturduğunda elimdeki kitaba bakıyordu keyifle gülümsediğinde konuşmaya başladı. "William Şhakspare'nin Hamlet eseri üstelik ingilizce ve çevrilmemiş vay canına hangi rafta buldun bunu o kadar da bakındım."dediğinde kaşlarım çatılmıştı.
"Ne? Nasıl yani? Ama bu kitap Hamlet deği-"bakışlarımı elimdeki kitaba çevirdiğimde gerçekten de Hamlet olduğunu görmüştüm kaşlarım şaşkınlıkla havaya kalkarken kitap elimden düşmüştü.
"Alaca iyi misin?"diye telaşla konuştuğunda burnumdan yine bir şeyin süzüldüğünü hissettim elimi burnuma götürdüğümde parmak uçlarıma bulaşan kana baktı o kan kitabın da üzerine damladığında Ayaz yerdeki kitabı alıp koluyla silmişti burada her şey çok değerliydi çünkü. "İyi misin bak yine burnun kanıyor gerçekten burada olmak seni neden bu kadar gerdi anlayamıyorum biri bir şey mi yaptı?"dediğinde kafamı olumsuzca salladım ve zorla gülümsemeye çalıştım.
"Hayır gayet iyiyim sanırım bilinç altım fazla stres yapıyor ben anlamıyorum."diye sızlandım bana peçete uzattığında peçeteyi alıp burnumu sildim. Kanamanın durduğunu anladığımda peçeteyi kalkıp kenardaki çöpe atmıştım tekrar Ayazın yanına oturduğumda ona olanları anlatmak istiyordum ama bana deli gözüyle bakmasından ödüm kopuyordu gözlerim yanmaya başladığında ağlayacağımı anlamıştım.
"Hayır hiç de değilsin baksana gözlerin kızardı ağlayacaksın."diye mırıldandığında dudaklarımı ısırdım.
"Birlikte otelin terasında konuşalı mı?"diye fısıldadığımda ayağa kalkıp bana elini uzatmıştı elini tuttuğumda birlikte sessizce çıkmıştık kütüphane odasından. Kütüphane odasının olduğu uzun koridorun sonunda büyük teras biçimi bir balkon görünüyordu birlikte oraya adımlamıştık oradaki divan tarzı koltuğa oturduğumuzda parmaklarımla oynuyordum ki en sonunda lafa girmeyi başardım.
"Sanırım deliriyorum."diye mırıldandığımda hafifçe güldü.
"Saçmalama insan delirdiğini kendi anlayamaz emin ol bunu psikiyatri bölümü mezunu olarak söylüyorum yoksa bilgisizce atıp tutmuyorum."diye sızlandığında bakışlarımı ona çevirdim.
"Sürekli kabuslar görüyorum Pekin Beyi sabahın bir körü çöp atarken görüyorum sonra beni camdan attığını görüyorum uyanıyorum ama aslında hala uyuyorum sonra aşağıya iniyorum Pekin Beyin attığı çöpte bir sürü insan cesedi görüyorum ve havuz kısmına ilerliyorum elime yüzümü su çarparken havuzun kan dolduğunu görüyorum sonra bir adam beni kanın içinde boğmaya çalışıyor."diye dehşetle konuştuğumda bana bir uzman gözüyle bakmaya başladı.
"Evden uzaktasın muhtemelen sandığından daha fazla etkileniyorsun Pekin Bey zaten insanın tüylerini diken diken eden bir adam ve sende bundan sandığından daha fazla etkileniyorsun emin ol bir kaç hafta içinde buraya alışacaksın ve artık hiç bir şey sana zor gelmeyecek."dediğinde gülümseyerek kafamı sallamakla yetinmiştim.
"Haklı olabilirsin ama olmayan şeyler görüyorum mesela bana elimde tuttuğum kitabın Hamlet olduğunu söyledin ama ben farklı bir kitap okuduğuma adım kadar emindim hatta sen söyleyene kadar onun Hamlet olduğunu fark etmedim bile."dediğimde kaşları şaşkınlıkla havalandı. "Bizim odanın olduğu koridorda aklımdan hangi soruyu geçiriyorsam bana birinin cevap verdiğini duyuyorum kulaklarıma anlamsız fısıldamalar konuyor ve sürekli burnum kanıyor bana ne oluyor anlamıyorum ama delirme aşamasında olduğuma eminim."diye fısıldadım ellerimi tuttuğunda gülümsedi.
"Sakin ol ve sakin kalacak şeyler yap ruhuna iyi gelen şeyler müzik dinle rahatça uyumaya çalış dışarıdaki havuzda yüz ruhunu dindirecek güzel şeyler yap terapi gibi benimle ne zaman istersen konuşa bilirsin tabi."dediğinde tebessüm edip ona sarılmıştım. Kafamı göğsüne yasladığımda hafifçe burnumu çektim ve gözyaşlarımın akmasına izin verdim gözyaşlarım aktıkça bana bir rahatlama geliyordu bacağımı stresle sallarken oda sırtımı sıvazlıyordu bana çok iyi gelmişti birine içimi dökmek oldukça rahatlatmıştı sanırım bahsettiği terapi ve ruh rahatlatma buydu keşke yanımda bir kuran getirseydim en azından daha çok rahatlardım.
"Bize bir müzik açayım oldukça ruhu dizginleyen ve sakinleştiren bir melodi ister misin?"diye sorduğunda kafamı sallamıştım arka cebinden telefonunu çıkardığında slow sesli bir müzik açmıştı gözlerimi yumup onun kokusuyla birlikte kendimi şarkının sakinliğine bıraktığımda bir anda şarkı değişmişti ve yine yarama tuz basarcasına bir şarkı açılmıştı.
Kalbimi kırıyorlar anne Her gün biraz daha ağır Yalanlar söylüyorlar Her söz bir öncekine sağır
"Kapat şunu!"diye mırıldandım.
Ağır ağır iyileşiyor Bağır çağır yaralarım Bir yanım masum çocukluğum Bir yanım çıkmaz sokak anne
"Olmuyor kapanmıyor."dediğinde kaşlarımı çatıp geriye çekilmiştim elindeki telefonu aldığımda gerçekten de kapanmadığını fark ettim Ayaz elimden telefonunu kurtardırdığında terasın köşesine fırlatmıştı ama şarkı yine susmadı.
Vazgeçmek istemiyorum Kendimce direniyorum Bir yanım hâlâ savaşıyor Bir yanım çoktan yenik anne Anne, beni anlayan yok Omuzumda yüklerim çok Seninkinde yer kaldıysa Başımı koysam biraz anne Anne, derdim dağlardan çok Sorma hâlimi, hiç gücüm yok Elinde derman kaldıysa Başımı okşa biraz anne Anne, beni anlayan yok Omuzumda yüklerim çok Seninkinde yer kaldıysa
Başımı koysam biraz anne Anne, derdim dağlardan çok Sorma hâlimi, hiç gücüm yok Elinde derman kaldıysa Başımı okşa biraz anne Anne, beni anlayan yok Omuzumda yüklerim çok Seninkinde yer kaldıysa Başımı koysam biraz anne Anne, derdim dağlardan çok Sorma hâlimi, hiç gücüm yok Elinde derman kaldıysa Başımı okşa biraz anne Ağır ağır iyileşiyor Bağır çağır yaralarım Bir yanım masum çocukluğum Bir yanım çıkmaz sokak anne
Ellerimle kulaklarımı kapattım ama nafile müzik çoktan bitmişti zaten ağlamaya başladığımda Ayaz beni kendine çekip sıkıca sarıldı o kadar dokunmuştu ki bu şarkı bana titremeye başladım. Hıçkıra hıçkıra ağlarken beni kollarıyla sarıp sarmalamıştı resmen dehşet içinde kalmıştım. Yine aynı şeyler oluyordu bu otel benim damarıma damarıma oynuyordu ama pes etmeyecektim inat değil mi? Ben annemin kızıydım onun kadar inatçıydım ve vazgeçmeyecektim!
SİNDY
Kütüphaneden sonra Cake ile odamıza dönmüştük herkesten kısa bir kaçamak yapmak istiyorduk. Odaya girdiğimizde içeriye kazayla birirnin dalmaması adına kapıyı kilitlemiştik. Cake sabırsızlıkla beni kendine çektiğinde dudaklarımı dişleyip kollarımı onun boynuna sarmıştım derin ve titrek bir nefes çekerken dudaklarımı onun dudaklarıyla birleştirdim. Hızlı ve ateşli öpüşmemiz devam ederken bu eski püskü otel de git gide hoşuma gitmeye başlamıştı ahh tanrının bir lütfu olmalı ki hala böyle kafa dinleye bileceğimiz yerler vardı. Öpüşmelerimiz ilerlerken sırtımın yatağa geldiğini hissettim soğuk yorganla irkilirken ağzının içine doğru kıkırdamıştım.
Cake'nin yaramaz ellerini mini eteğimin altından kayarak iç çamaşırıma ulaştığını hissettiğimde derince inlemiştim. Tek eliyle kadınlığımı avuçlayıp okşadığında dudaklarından ayrılıp seslice inledim eliyle ağzımı kapattığında dışardakilerin duymasından çekindiğimiz için deli gibi gülmeye başlamıştık. Beni hızla yataktan kaldırdığında sırtımı duvara vurmuştu. Hızlıca kucağına aldığında bacaklarımı beline dolamıştım tekrar dudaklarımız birleştirdiğinde elimi saçlarında gezdiriyordum Cake kalçalarımı sıkıp yoğururken ona ayak uydurmaya uğraşıyordum dudaklarını emip güzelce öptüğümde oda bana aynını yapıyordu bir bebeğin emziğini emercesine emiyordu. Kıkırdamalarımız ve inlemelerimiz odanın dışına taşarken utandığımı hissettim ama sonra da umursamadım dışarıdakiler bana yabancıydı karşıma geçip ne diyebilirlerdi ki?
Cake ani bir hareketle tişörtümü üzerimden çıkartıp attığında ellerimi yanaklarında ve yeni çıkan kirli sakallarında gezdirdim. Vücudumu elleriyle keşfederken bende kafamı arkaya attım ve inlemeye başladım ellerini göğüslerimde boynumda aralıksız her yerimde gezdirdiğinde kıkırdadım. Saçlarımı arkaya attığımda terlediğimi hissettim zevkten dört köşe olurken beni kucağından indirip yatağın üzerine yatırmıştı usulca üzerime çıktığında dudaklarımı ısırdım Cakenin istikameti tekrar dudaklarım olurken içimdeki uslanmaz kadını susturamamıştım.
Üzerime çıkıp bir yandan öperken bir yandan da südyenimi çözmeye uğraşıyordu südyenimi çözüp attığında iki eliyle de göğüslerimi yoğurdu. Hızlıca onu üzerimden ittiğimde bende onun üzerine çıktım ve karnına oturup ellerimi kaslarında gezdirdim eğilip boynunu emmeye başladım. Öpücükler kondurup emdim öpücüklerim ilerleyemeden tişörtü engel olmuştu hızlıca tişörtünü çıkartmaya çalıştım bana yardımcı olduğunda kolayca çıkartmıştım. Öpücüklerimi boynundan yavaşça aşağıya indirmeye başladım göğsüne karın kaslarına ufak ufak öpücükler kondurduğumda derince inlemişti uzanıp adem elmasını ağzıma aldığımda hafifçe emdim yutkunmasını hissettiğim de kıkırdamıştım. Parmaklarımla kasları arasına ince ince çizik attığımda dilimi uzatıp karnını boyunca yalamıştım bundan oldukça zevk alırken elleriyle kalçalarımı sıkmıştı.
Beni tekrar altına alıp gücü elinde tutmak istediğinde ona izin vermiştim üzerimdeki hakimiyeti seks sırasında seviyordu ben ise üşengeç bir şekilde ona ayak uydurmayı seviyordum ama o kadar sıkılmıştım ki bu kez bende ele almak istemiştim. Kemerimi çözdüğünde hızlıca kot pantolonunu çıkartıp atmıştı ellerini mini eteğimin üzerine getirdiğinde usulca parmaklarını gezdirdi hissettiğim parmakların inceliğiyle huylanırken hafifçe dudağımı ısırdım ve inlememek için zor durdum. Eteğimi çözdüğünde bacaklarımdan yavaşça kaydırmaya başlamıştı bir yandan da parmaklarını bacağıma sürttüğünde içim gıdıklanmıştı kıkırdarken hafifçe inledim ve kafamı yastığa bastırdım.
Eteğimi çıkardığında parmak ucunda tutup hafifçe döndürdü ve odanın bir köşesine fırlattı bana dönüp çapkınca sırıttığında bende davetkar bir şekilde alt dudağımı yalamıştım. Elleri bu kez kilodumun üzerinde birleşirken hafifçe okşadı ve uzanıp kilodumun üzerine bir öpücük kondurdu. Geri çekildiğinde ellerini kilodumun üzerinde gezdirip yavaşça kilodumu aşağıya çekmeye başladı yine parmaklarını sürterek indirdiğinde inlememek için kendimi dehşet bir şekilde sıkmıştım en sonunda dayanamayıp inlediğimde Cake nin dudaklarını özel bölgemde hissettim öpücüklerin şiddeti artarken benim de inlemelerimin şiddeti artıyordu.
Bir anda kapının dışından bir düşme sesi gelmişti. Yerimde irkilirken Cake nin bakışları da kapıya döndü kilitlediğimiz odanın kapısı bir anda aralandığında yatağın üzerindeki yorganı hafif bir çığlıkla üzerime çektim. Cake odanın dışına çıktığında etrafına bakınmaya başlamıştı hızlıca bana döndüğünde kaşları çatılmıştı sanırım kimseyi görmemişti.
"Ne oldu?"diye mırıldandığımda kafasını bilmiyorum anlamında sallamıştı.
"Sanırım birisi kötü bir şaka yapıyor."diye mırıldandığında kapıyı kapattı bende hızlıca yataktan kalktığımda yerdeki kilodumu ve südyenimi giydim tişörtümle mini eteğimi de giydiğimde hırsla odadan çıkmıştım Cake de arkamdan gelirken oldukça sinirliydim bu şakayı kim yaptıysa onu geberte bilirdim biraz özel hayata mahremiyet olmalıydı öyle değil mi? Tanrı aşkına burası bizim odamızdı ve kimse böyle bir şekilde kapımızı zorlayarak açamazdı. İnsanların toplandığı yere geldiğimde sinirli bakışlarımı etrafta gezdirdim ve yumruklarımı sıktım herkes salonda bir şeyler yapıp sohbet muhabbet ediyorlardı herkes birbiriyle kaynaymış gibiydi ki öfkeli sesimle bağırdım.
"Hanginiz bizim odamıza böyle iğrenç bir şekilde daldı!"diye bağırdığımda herkes şaşkınca bakmakla yetinmişti kimseden cevap gelmezken hepsi tek tek olduğu yerden kımıldamadıklarını ve üst katlarda gezenin olmadığını söylemişlerdi emin olmak için bu kez ben merdivenleri tırmanmaya başladım ikinci kata çıktığımda sinirle titreyerek yerimde durdum ve yumruklarımı sıktım.
Kimdi bizimle alay edip terbiyesizce odamıza dalan piç! Diye sızlanıp merdivenlere ilerleyecekken bir kadın sesi çarptı kulağıma.
"Bendim!"diyen sese doğru döndüğümde ortada kimsenin olmadığını fark ettim öfkeyle merdivenin başına ilerledim ve aşağıya bakıp bağırmaya başladım.
"Benimle dalga geçme seni kaltak ve çık ortaya!"diye bağırdığımda bir anda beni birisinin omuzlarımdan tutup aşağıya ittiğini hissettim ağzımdan hafif bir çığlık atarken merdivenlerden düşmüştüm. Ayak kemiğimden gelen kırılma sesiyle gür bir çığlık attığımda kaşımı da merdivene çarparak yarmıştım. Herkes benim çığlığıma koşarak geldiğinde Piyale Hanım da gelmişti Cake hızlı bir şekilde yanıma çömeldiğinde bacağıma baktı.
"Ne oldu sana?"diye telaşla konuştuğunda ağlarken hıçkırdım.
"Bacağımı kırdım sanırım merdivenden düştüm biri beni itti."dediğimde herkes garipsemişti çünkü üst kattan aşağıya inen olmamıştı oteldeki on beş kişi ve otel görevlileri dahilinde herkes aşağıdan gelmişti Cake bunun üzerinde durmazken Piyale Hanıma döndü.
"Onun hastaneye gitmesi gerek."dediğinde Piyale Hanım kafasını olumsuzca salladı.
"Pekin Bey diplomalı bir doktordur emin olun gitmenize gerek kalmaz revirde ihtiyacınız olan her şey vardır."Pekin Bey geldiğinde erkeklerin yardımı ile beni revire götürmüşlerdi gerçekten de bu eski otele göre oldukça modern bir revir vardı. Revirde ufak bir röntgen cihazı vardı bacağımın röntgenin çektiğinde kırığı bulmuştu hastanelik bir durumu olmadığını söylediğinde kendi yaptığı alçı ile bacağımı bir güzel alçıya almıştı. Derince yutkunduğumda bacağımın acısı ile yerimde duramadığımı hissettim. Birinin beni ittiğine emindim el izlerimi ben itişini her şeyini hissetmiştim ama bir yandan da bu imkansız geliyordu ben gerçekten de deliriyor olabilir miydim? Bu otel bana neler yapıyordu böyle önce gaipten sesler sonra da birinin beni merdivenden atması belki de tansiyonum düştüğü için böyle hissetmiştimdir.
Bilmiyordum doğru ne veyahut yanlış ne ayırt edemiyordum sanırım çok yorulmuştum biraz dinlenmeliydim. Bacağımdaki derin ağrı için Pekin Beyden kuvvetli bir ağrı kesici aldığımda içmiştim tekrar birilerinin yardımı ile odama çıktığımda yatağıma uzandım ve tavanı izlemeye başladım. Cake akşam yemeğine indiğinde gelirken bana da yemek getireceğini ve elleriyle yedireceğini söylemişti kafamı sallamakla yetindiğimde odadan çıkmıştı. Yatağımda uzanırken burnumu çektim onun çıkmadan odada açık bıraktığı lambaya çevirdim bakışlarımı karanlıktan korkuyordum ve hava kararmaya başladığı için elektiriği açık bırakarak çıkmıştı. Düşünceli sevgilim benim canım her şeyim iyi ki onu tanımışım diyorum bazen iyi ki hep hayatımdaymış. İnsanlar ruh eşlerini tüm hayatları boyunca ararlar öyle değil mi? Benim fazla aramama gerek kalmadan bulmuştum onu.
"Seni aldatan biri senin ruh eşin olamaz."diyen aynı kadının sesini duyduğumda gözlerimi araladım. Etrafa bakınırken odada kimsenin olmamasının verdiği tedirginlikle hafifçe tutunarak yatağın altına eğildim ve bakınmaya başladım. Yatağın altında da bir şey yoktu o halde bu ses kimden geliyordu kim konuşuyordu? Gerçekten aklımı kaçıracaktım ya da çoktan kaçırmıştım. Acaba bunu Cake anlatmalı mıydım? Anlatsam gerçekten aklımı kaçırdığımı düşünür ve beni buranın çıkışında bir tımarhaneye götürürdü. Ahh şimdi ne olacaktı peki telefon bile çekmiyordu en azından online bir psikolog görüşü alabilirdim ama oda yoktu gerçekten taş devrinde yaşıyor gibi hissetmeye başlamıştım.
Kendimi yorgun ve halsiz hissediyordum bacağımdaki ağrı ağrı kesicinin etkisi ile ufak bir sızlamaya dönmüştü bu yüzden rahatça uyuya bilirdim. Kafamı yastığa bastırdığımda hafif bir tebessüm ettim ve uyumaya çalıştım uykumun gelmesini beklerken tavanı izliyordum. Yorganı yavaşça üzerime çektiğimde sıkıca sarılmıştım tüylerimi diken diken ediyordu yaşanılanlar ama bir yandan da umursamamaya çalışıyordum. Korkuyordum ama aynı anda da korkmuyor gibiydim tuhaf duygular içerisindeydim kafam karmakarışıktı eminim ki başıma gelen bunca şeyin birer açıklaması vardı. Tanrı yardımcım olsun ve beni bütün kötülüklerden korusun onun yardımı ile bütün bu vesveselerden kurtulacağıma adım kadar emindim tanrı her şeyin koruyucusuydu.
Kafamı yastığa yaslarken bacağımdaki acı yüzünden dümdüz yatmak zorunda oluşum bir kez daha suratıma çarpmıştı ben böyle düz uyuyamazdım ki sağa dönmem sola dönmem böyle üç yüz altmış beş derece dönmem lazım ki anca uyuya bileyim. Tanrı aşkına bu kırık anca otuz günde iyileşirdi ben otuz gün resmen odada rehin kalmıştım burada sıkıntıdan ölürdüm kesin. Keşke bir bastonum falan olsaydı en azından sekerek falan yürürdüm. Sanırım tanrıdan başka bir şey istesem olacakmış kapı çalındığında içeriye Piyale Hanım girmişti elinde güzel bir tutunmalı baston vardı yanıma bıraktığında yatağımın kenarına oturmuştu.
"Yaşanan tatsızlık için çok üzgünüm Sindy umarım bacağın bir an önce iyileşir ve eski sağlığına kavuşursun burada hala bizimle kalman çok onur verici teşekkür ederim tatlım."hafifçe elimi okşadığında tebessüm ettim.
"Bir şey değil aslında gitmek istemiyordum bacağım kırıldı diye gitmek zorunda kalacağımı düşündüğümden üzülmüştüm ama gerek kalmadı baston için ayrıca teşekkürler."
"Hadi dinlen biraz benim de bazı işlerim var."dediğinde ayaklanıp odadan çıkmıştı kapıyı kapattığında telefonumu açtım ve oyun oynamaya başladım. Telefonu ilk aldığımdan beri içinde bulundurduğum Subway Surfes oyununu oynarken kendimden geçmiş gibiydim. Tek bacağımı sallarken arada yenildiğim için sinirle dudaklarımı ısırıyordum daha bir saat öncesinde burada Cake ile sevişirken şimdi bacağım alçılı bir şekilde yatıyordum gerçekten şanssızlık dedikleri böyle bir şey olmalıydı.
Elimi çeneme yaslarken can sıkıntısıyla derin bir nefes aldım daha yeni olay yaşanmışken bastonla yürümek bacağımı daha fazla yormak istemiyordum biraz dinlenmeliydim eminim ki uyumak bana iyi gelecekti tabi uyuya bilseydim. Dudak sarkıtırken gözlerimi kapatıp annemle babamın yanımda olmasını dilemiştim ama bu olağan bir şey değildi onları on dokuz yaşımdayken trafik kazasında kaybetmiştim o zamandan bu zamana kadar da tek başıma ayaklarımın üzerinde duruyordum bir şekilde yaşamayı başarmıştım hala daha da başarıyordum en azından ölmemiştim. Bazen aç kalmıştım bazen soğuktan donacak hale gelmiştim bazen evsiz kalmış ve sokaklarda yatmıştım ama bu zamana kendi ayaklarım üzerinde gelmiştim. Sokakta sigara gibi iğrenç bir şeye bulaşmıştım astımım olduğunu öğrendiğimde bırakmam gerekmişti bunun için de rehabilitasyona başlamıştı Cake ile de orada tanışmıştık o benden daha farklıydı ama o sigara için değil uyuşturucu için oradaydı.
Tedaviyi reddediyordu onun da ailesi benim ailem gibi ölmüştü ama onlar öldüğünde Cake daha küçük bir yaştaymış akrabaları Cake bakmadığı için onu bir yetimhane köşesine atmışlardı zamanla sokaktaki kötü arkadaşları yüzünden uyuşturucuya alışmıştı. Rehabilitasyona da akrabaları yüzünden zorla yatırılmıştı tedaviyi reddetme isteği de yaşamak istememesinden ötürüydü o bana göre yan binada çalışıyordu birlikte her gün bahçede buluşup konuşurduk o benim odama gelirdi ben onun odasına giderdim öyle ya da böyle tedaviyi kabul ettirmeyi başarmış ve kalbini kazanmıştım tabi zaman içerisinde oda benim kalbimi kazanmıştı.
Cake çok aşıktım. Ondan bu hayatta her şey olurdu sevgili, baba, erkek kardeş, dost, sırdaş akla gelebilecek her şey olabilirdi onu tanıdıkça aslında kötü birisi olmadığını sadece hayattan umudunu kesmiş ölmek için çabalayan ama intihara cesaret edemeyip kendini ölüme böyle sürüklemesi içimi acıtmıştı. Tanrının yardımıyla birlikte Cake de bende kurtulmuş ve tertemiz bir hayata başlamıştık ikimizde kötü alışkanlıklarımızdan arınıp bir çift olmuştuk buradan çıktığımızda evlenip ortak bir hayat kurmayı planlıyorduk her şeyimiz bütün hayallerimiz planlıydı. Nerede oturacağımız hangi evde yaşayacağımız hangi ülkede kalacağımız çocuklarımız kaç tane olacağı ve isimleri bile aklımızda belliydi.
Üç küçük kızımız olsun istiyorduk ama tabi tanrı ne verir bilinmez ona göre kafamızda üç kız üç erkek ismi belirlemiştik ama benim favorim Sam ve Samanta oluyordu. Cake nin favorisi ise Emma ve Andrea oluyordu karşı çıkmamıştım ortak karar verirdik netice de henüz zamanı değildi ama bizim ki sadece birer hayalden ibaretti. Başımın ağrımaya başladığını hissettiğimde daha fazla rahatsızlanacağımı anlamıştım yataktı sırt üstü dururken hafifçe öksürdüm yoksa bacağımı kırdığım yetmezmiş gibi bir de hasta mı oluyordum ahh kafayı yiyecektim en iyisi uyumak ve kafayı dinlemek rahat etmek.
Gözlerimi yumarken parmağımı saçıma doladım saçıma dokunarak uyumak daha kolay oluyordu küçüklüğümden beridir bırakamadığım tek alışkanlığım buydu elimi saçımda gezdirirken kısa sürede uyuya kalmıştım. Birinin beni dürtüklediğini hissettiğimde gözlerimi ağır ağır araladım karşımda dikilmiş duran Cake gördüğümde ilk irkilmiş sonra da kendime gelmiştim. Kollarımı hafifçe ovarken Cake nin beni oturtmasına izin vermiştim koltuk altlarımdan tutup sırtımı yatağın demir başlığına yasladığında kendimi daha iyi hissediyordum. Yemek tepsisini kucağıma koyduğunda oda yatağın kenarına oturmuştu. Tepsinin içinde güzel bir çorba bir tabak lazanya su ve ilaçlar vardı. Cake tıpkı hasta bir bebekmişim gibi bana kaşık kaşık yemek yedirdiğinde mest olmuş adeta tüm sıkıntım geçip gitmişti. Bacağımdaki ağrı tekrar nüks ettiğinde yüzümü buruşturdum tepside duran ilaçları alıp bana uzattığında içmiştim suyu da kafama diktiğimde rahatlamıştım yaklaşık yarım saat sonra ilaçlar işlediğinde bütün ağrım tekrardan dinmişti.
Cake yanıma uzanıp bana sarıldığında bende ona sarılmış ve kafamı göğsüne koymuştum. Derince gülümserken iç çektim ve onun kokusuyla birlikte sakinleştim o varken her zaman iyiydim o benim tek ailem ve var olma sebebim gibi bir şeydi onsuz hiç olamayacağımı düşünüyordum bazen onu o kadar seviyordum ki bir yandan bu sevgi beni korkutuyordu ya ona fazla sevgimden zarar gelirse tanrı gocunursa diye korkuyordum. Oldukça inançlı bir kadındım bu inanç ailemden geliyordu buraya gelmeden önce her hafta sonu kiliseye giderdim ama burada olduğuma göre gidemeyecektim dua etmek için kendi odamı kullanacaktım muhtemelen. Dua ve inanç içimdeki kötü şeylerin sökülüp atılmasını sağlıyor ve derin bir rahatlama geçirmeme sebep oluyordu. Tanrım iyi ki varsın ve iyi ki bizimlesin beni sevdiğimden ayırma ve gerekirse onunla ölmemi sağla onsuz yaşatma beni yalvarırım amen! Kısa duamdan sonra daha fazla sokulmuştum Cakenin göğsüne.
"Daha iyi misin?"diye mırıldandığında esnerken kafamı salladım.
"Sadece düşmenin şiddetiyle belimi de çarpmış olmalıyım biraz acıyor."diye sızlandığımda elini belime götürüp ovmaya başlamıştı kendimi kat be kat daha iyi hissediyordum şimdi tam manasıyla ağrım biraz olsun dinmiş gibiydi onun sihirli ellerinde her şey daha güzel bir anlam kazanıyordu.