İKİNCİ BÖLÜM

4574 Kelimeler
DALYA Ben Dalya Haki. Dışarıdan parıltılı bir hayata sahip ama içten içe tam bir karanlığın ortasına gömülmüş zavallının da ardında bir kızım. Neden böyle dediğimi anlamadınız ama anlayacaksınız çünkü bu otel bana yaşadıklarımı unutturur diye gelmişken yaşadıklarımı bana tekrar yaşatmaya başlamıştı. Sebepsizce bir kabusa uyanmıştım bunun kabuslarını bile uzun zamandır görmeye korkarken nasıl tekrar bu hale geldiğime anlam veremiyordum. Antidepresan ilaçlarından yeni yeni kurtulmuşken tekrar onların esiri olup bedenimi uyuşturmak istemiyordum. Hepsi annem ve babam olacak iki rezilin suçuydu çocukluğumla beraber bütün hayatımı mahvetmişlerdi bir çocuk en kötü nasıl büyürse öyle büyümüştüm ben belki karnım toktu yatacak bir yatağım vardı ama sevgi yerine evde sadece psikolojik şiddet görünce insan keşke evsiz olsaymışım diyormuş. Evdeki şiddet kavga hat safadaydı buna rağmen hiç boşanmamış hatta boşanmayı düşünmemişlerdi bile kendileriyle birlikte beni de yakmışlardı onlar yüzünden yıllarca ağır depresyon tedavisi görmüştüm herkes kendi kendime böyle olduğumu sanmıştı dışarıdan bakınca ailemin kusursuz olduğunun düşünürlerdi tabi nasıl düşünmesinler ki? Ünlü modacı İpek Haki ve şirket cio'su Aral Hakinin kusursuz kızı Dalya Haki olmak zorundaydım ben. Hep babamın baskısı annemin zorlamaları ve diretmeleri altında büyümüştüm. Haki soyadını taşıyan tek torundum onları temsil ediyordum gözlerde kusursuz olmak zorundaydım. Kendimi bildim bileli bir annemle değil de bir sürü hocanın arasında büyümüştüm. İlk başta Fransız bir bakıcıyla avrupada yaşıyormuşçasına bakılmaya başlamış ve bir leydi gibi büyütülmeye çalışmıştım kendimi bildim bileli sürekli zeka kartları zeka bilmemneleri ile boğuşuyordum. Bir süre sonra daha okula gitmeden piyano ve keman dersleri almaya başlamıştım yaşıtlarım dışarıda oynarken ben anca ders aralarında Alacanın yanına yan eve gidip gelebiliyordum. Annem bebeklerle oyalanıp zamanımı saçma sapan oyuncaklara harcamama çok kızardı neredeyse her an bir dersim vardı sayamayacağım kadar eğitim görmüştüm. Daha okula başlamadan önden bir birinci sınıf dersleri almaya başlamış ve yaşıtlarımı göre erken okuma yazmaya başlamıştım herkes benim dahi olduğumu düşünürdü bu yüzden. Piyano dersi keman dersi ama benim asıl istediğim hep gitar çalabilmekti bunu anneme söylediğimde bana kızıp beni azarlamıştı. Sen Dalya Hakisin kibar ve elit bir kızsın avrupa terbiyesi gördün gitar senin gibi bir hanım efendiye ağır kaçar asla olmaz demişti. Piyano ve keman dersinin yanı sıra ileri matematik dersi, yüzme dersi, bale dersi, dans dersi, jimnastik dersi ve gerektiğinde kendimi korumam açısından uzak doğu sporları dersi  görmüştüm tabi benim gibi kibar bir hanım efendiye ağır kaçar diye uzak doğu sporlarını gizlice dersini evde almıştım. Başımı dersten kaldıramıyordum ta ki liseye kadar üniversite sınavı için yine bir sürü hocam vardı ama eskisi kadar değillerdi hem annemle babam birbirlerini yemekten beni göremiyorlardı artık. Onların kavgaları küçüklüğümden buyana çoğalan tartışmalar havada uçuşan tabak çanaklar hepsi hala gözümün önünde gibiydi annemin yırtına yırtına bağırması babamın ona evde ağıza alınmayacak ettiği sayısız küfürler benim kulaklarımı tıkayıp odamdaki kapının arkasına yaslanıp ellerimle kulaklarımı kapatmam bir yandan da ayıcığıma sarılmam falan hepsi benim ağır depresyonumun başlangıcıydı. Ergenliğin başlarına doğru artık evde cingar çıkaran annemle babam değil de ben olmuştu evde terör estirir ikisinin de canını okurdum onlarda yarattıkları canavara dehşet içinde bakarlardı sonra beni zorla özel bir psikiyatıra götürmüşlerdi bir sürü ilaç yazdıklarında bütün düzene alışmam ve hastalığı yenmem yaklaşık üç yılımı almıştı.  Onlardan bu yüzden nefret ediyordum ve iyi ki bir kardeşim yok diye çok mutluydum eğer olsaydı onun da çocukluğu boka sarardı. Benim gerçekliğimi bilen bir tek kişi vardı oda Alacaydı o benim tek sırdaşımdı evde çok kavga olduğu zaman gizlice kaçar ve onlara gelirdim Alaca da beni gizlice evine alırdı ve birlikte aynı yatakta uyurduk. Annem yokluğumu ancak sabahları fark ederdi ama oda kendisi değil bakıcım fark eder ve anneme söylerdi anneme kalsa ben ölsem haberi olmazdı. Annem de her sabah Alacalara gelir ve benim cimcikliye cimcikleye eve getirir ve bir güzel azara boğardı ama ben yine de kaçmaktan çekinmezdim. İnsan sevilmediği bir evde kalmak istemezdi tabi haklı olarak asla istemezdi. Hep devletin gelip beni bir yetimhaneye atmasını istemiştim ama ne zaman eve kavga sebebiyle ilgili kişiler gelse yaşam tarzıma ağızları açık ayran budalası gibi bakıp giderlerdi. Çok şanslı olduğumu tembih ederlerdi tabi onlar gelmeden önce kırk kez tembihlenmem ve laflarımı ezberletmelerini hiç kimse bilmezdi. Annem beni şık şıkırdım hazırlar güzelce saçlarımı yapar ve bir gece önceden ne zaman nefes alacağıma kadar her şeyi tembihleyerek ezberletirdi karşılarına her şeyiyle mükemmel ve kusursuz bir robot gibi çıkardım. Herkesin karşısında uslu sevecen avrupa görgüsü görmüş yüksek terbiyeli tam bir hanım efendi bir leydi gibi görünürdüm her şeyim çoraplarıma kadar ütülenir ve düzenli bir şekilde dizilirdi. "Aferim benim kızıma hep böyle kusursuz ve güzel olmak zorundasın sen bizi temsil ediyorsun bizim soyadımızı bunu riske edemezsin seçimlerin önemli değil önemli olan kusursuz olman."diyen annemin sesi hala kulaklarımdaydı. Ellerimle yüzümü sıvazladım resmen kabus gibi çökmüştü üzerime o fırfırlı pembe çiçekli elbise ve saçlarımdaki örgünün sonuna bağlanan çiçekli süslü tokalar hatırladıkça fenalık geçiresim geliyordu bir de o elbisenin altına daha cici görünmem için zorla giydirdikleri rahatsız edici ve sürekli kaşındıran beyaz kilotlu çorap. Hatırladıkça bacaklarıma kaşıntı giriyor gibi oluyordu sürekli bir emir sürekli bir kural hayatım sikilmişti resmen. Dalya kahvaltı hazır kalk Dalya pijamalarını çıkart elbiseni giy Dalya o elbise uymamış doğru düzgün bir şeyler seç Dalya dolabını dağınık bırakma Dalya o tabak bitecek Dalya abur cubur yasak Dalya öğretmenin geldi Dalya hasta olmanın zamanı mıydı? Dalya bilerek mi yapıyorsun? Dalya neden bizi üzüyorsun? Dalya neden öylesin neden böylesin Dalya kadar kafanıza taş düşsün acaba ben olmasam ne yapardınız bilemiyorum. Resmen Dalya aşağı Dalya yukarı stres topları gibi oradan oraya savruluyordum. Çocuklar böyle kullanılmamalıydı çocuk dediğin düşe kalka güle oynaya temiz kirli kendi başına çocukluğunu yaşayarak görerek öyle ya da böyle büyürdü işte. Benim gibi bir sürü çocuk olmalıydı dünya üzerinde hep şey diye düşünürdüm eğer ilerde çocuğum olursa ona asla böyle davranmayacaktım. Belli ki evleneceğim insana kadar onlar karar verecek gibiydi ama buna asla izin veremezdim lise sonda bu kadar çalışmışken en iyi üniversiteye girebilecek puanı kazanmışken onları terk etmeyi düşünüyordum hatta yurt dışı üniversite başvurusunda bulunmuştum netlerim neredeyse yüzde yüz olduğu için kabul edilmemin kolay olacağını söylemişlerdi ve buraya da onlardan kaçmak için gelmiştim. Evde onları terk ettiğime dair bir mektup bırakmıştım artık evleneceğim kişiye bile onlar karar veremezlerdi ama çoktan karar vermiş gibiydiler benim babamın ortağının oğluyla sevgili olmamı çok istiyorlardı ama ben inat edip olmamıştım. Bunun üzerine onları lekeleyen korkunç bir kız olmakla suçlanmıştım biraz da onlar uğraşsınlar şimdi onları lekeleyen kızları evi terk etti acaba basın açıklamasında neler söylemeyi planlıyorlar çok merak ediyordum. Burada telefonun çekmemesi daha güzeldi asla izimi bulamazlardı buranın adresi sadece bize yollanan davetiyelerde vardı. Bütün gece uyuyamayıp bunları düşünmüştüm bakışlarımı yan yatakta uyku ilacının etkisiyle horul horul uyuyan Alacaya çevirdim eğer uyumak isteseydim bende bir tane atardım ama içimden hiç uyumak gelmiyordu hatta gözlerimi tavandan ayırmadan bütün hayatımı bir kez daha gözden geçiriyordum. Parmaklarım arasına aldığım yorganı sıkarken deli gibi susadığımı fark ettim eski komodinin üzerindeki sürahide su kalmadığını fark ettiğimde yataktan kalktım ve sürahiyi alıp odadan sessizce çıktım. Ufak adımlarla aşağıya mutfağa ilerledim mutfağa girdiğimde ışıkları açmaya uğraşmıştım ama yanmamıştı muhtemelen elektrik falan gitmiş olmalıydı kenarda duran kibriti aldığımda yakıp mutfaktaki şamdamların içindeki mumları tutuşturdum. Etrafı loş bir mum ışığı kaplarken musluğu açtım ve sürahiye su doldurmaya başladım sürahiye doldurduğum suyu bir elime alırken diğer elime de şamdamı almıştım. Mutfak kapısına ilerlerken mutfaktan çıkacaktım kapıyı açtığımda merdivenlere doğru ilerlemeye başladım etrafı zar zor görürken düşmemek için büyük bir çaba sarf ediyordum ayağım bir takılsa kafa göz uçacak gibi geliyordu hızlı adımlarla çabucak merdivene ulaştığımda bir ses duydum. "Kusursuz kızlar böyle büyük adımlarla yürümezler kaç kere söyleyeceğim sana nazik nazik!"diye bağıran sesi duyduğumda yerimde sıçramıştım elimdeki sürahi yere düşüp binlerce parçaya ayrıldığında sırtımı duvara yasladım korku ile yutkunurken gözlerimi etrafta gezdirdim resmen az önce annemin sesini duymuştum ama bu imkansızdı nereye nasıl gideceğimden haberleri yoktu telefonum bile çekmezken beni allahın dağında bulamazlardı üstelik yurt dışında imkansız ötesiydi buradan kırk gün çıkmayacaktık üstelik. Kafamı iki yana salladım yorgunlukla iyice kafayı üşütmüştüm o kadar çok şey düşünmüştüm ki siktiğimin olayları bilinç altıma işlemişti resmen allahın cezası kurallar nefret ediyorum hepinizden her şeyden elimde olsa giderdim ama bedava tatil fırsatı için katlanıyordum. "Sana kaç kez argo kullanmamanı söyledim ne kadar kötü bir kızsın sen!"diye bağırmıştı bu kez ikinci defa yerimde sıçradığımda etrafa dehşetle bakarak elimdeki şandamı uzattım ve ortamı görmeye çalıştım ama bir mumun gösteremeyeceği kadar karanlıktı. Ufak bir adım attığımda dikkatle yürümeye başladım sürahinin kırıkları bana batabilir ve zarar verebilirdi. Sesin geldiği yön salon gibiydi salona ilerlemeye başladım salondan içeriye girdiğimde etrafa korku ve endişeyle bakınıyordum biri benimle kafa buluyor desem bu olan biteni Alaca dan başka bilen bir allahın kulu yoktu birinin bu konu üzerinde benimle kafa bulması imkansızdı. Sinirle etrafımda dönerken birinin olup olmadığını kontrol ediyordum ama kimsecikleri göremiyordum ben etrafı kolaçan ederken tekrar bir ses duydum. "Sana kaç kez düzgünce eğilmeni söyledim beni delirtmek mi istiyorsun sen!"hızla arkamı dönerken içimdeki korku ve karanlık artmıştı resmen tüylerim diken diken olmuştu bir kez daha arkamdan ses duymuştum. "Nerede senin kıyafetlerin ortalıkta pijamayla dolaşmaya utanmıyor musun?"hızla tekrar arkaya dönmüştüm bir sürü lafın ve fısıltının arasında korku ile geri geri giderken elimdeki şamdamı da düşürmüştüm ellerimle kulaklarımı kapattım kafamı iki yana sallayıp ağlarken koşarak merdivenlere doğru ilerliyordum tam merdivenlerin önüne geldiğimde ayağıma batan cam parçası ile güçlü bir çığlık attığımda kendimi merdivenlerin üzerine düşerken bulmuştum sanki sesler bana yaklaştıkça yaklaşıyordu avaz avaz çığlık atarken ellerimle kulaklarımı kapatıyordum. Herkesi uyandırmış olmalıyım ki yukarıdan aşağı gelen ışık süzmelerini ve ayak seslerini duymuştum bir kaç kişi aşağıya geldiğinde Alaca da uyanmıştı korku ve tedirginlikle yanıma oturduğunda ona sıkıca sarıldım kollarımı boynuna dolarken korku ile konuşmuştu. "Ayağına cam batmış!"diye telaşla konuştuğunda o adı Bağdaş olan gereksiz yağcı çocuk beni kucağına alıp revir denilen yere getirmişti Pekin Bey ayağımdaki camı dikkatle çıkartıp camın kalıntılarını temizlediğinde uyuşturup dikiş atmıştı ayağımda ufak bir sargı vardı ve en az bir hafta ayağımın üzerine basmamam gerektiğini söylemişti. Alacanın koluna girerek adeta bir ceylan gibi seke seke merdivenlerden çıkmıştım bizim odaya girdiğimizde olaylı geçen gecenin ardından yatağa uzanmama yardım edip yorganla üzerimi örttü. "Sen iyi misin?"diyen Alacayı anca fark edip içine düştüğüm düşüncelerden sıyrıla bilmiştim. "Evet iyiyim neden sordun?"diye mırıldandığımda hafifçe gülümsedi ve elimi tuttu. "Ne bileyim hep bir olay oluyor benim burnumun kanamaları Sindynin bacağını kırması sonra senin ayağına saplanan cam parçası seni bu kadar korkutacak ve sürahiyi düşürmene sebep olacak ne oldu aşağıda?"diye şüpheyle sorduğunda omuz silkmiştim. "Hiç ne olmuş olabilir ki ayrıca hiç bir şey olmadı yani ben gayet iyiyim merak etme ayrıca korkmadım da karanlıkta takılmışım sürahi elimden uçtu bir anda elimden bir şey de gelmedi sonra üzerine basmışım karanlıkta göremedim."diye sızlandım ve yorganı iyice üzerime çektim. "Tamam o halde su ister misin?"dediğinde kafamı olumsuzca salladım su falan içecek hal kalmamıştı bende onu reddederken yatağına ilerleyip uzanmıştı ona sırtımı döndüğümde ayağımdaki sızlamayı görmezden gelmeye çalışıyordum ama aşağıda yaşadığım olay da da kimi sorumlu tutsam bilemiyordum. Aklıma tek isim Alaca geliyordu yaşadıklarımı ya birine anlatmıştı ya da bunu bana o yapmıştı ne kadar korktuğumu nefret ettiğimi biliyordu onlar yüzünden hastanede yatıp tedavi gördüğümü de biliyordu kaç kez intihar ettiği mi de bunu bana ondan başkası yapamazdı bilen yoktu üstelik herkese yabancı olduğumuz bir yerde birinin aklımı okuyacak hali yoktu ya? Göz devirdim onu dostum sanıyordum oysa arkamdan bin türlü iş çeviriyormuş meğer o kadar kırılmıştım ki resmen kafayı yiyecektim onu da kalkıp boğazlamak istiyordum ama yapmadım ayağım acıyordu sessiz kaldım artık ona karşı mesafemi koruyacaktım her şeyimi ona anlatmamam gerekirdi ama tek arkadaşım oyken her şeyimi sökülmüştüm bir kere de en büyük hatam buydu resmen. Kafamı yastığa bastırırken öfkeyle inledim yataktan kalkıp saçını başını yolmamak için zor tutuyordum kendimi onun o yanaklarını tokatlayıp bağırıp çağırmak ve neden yaptığını sormak istiyordum ama bunca yıllık dostluğumuzun hatırına çenemi kapalı tutup arıza çıkartmayacaktım ama bir daha ona bir şeyimi anlatacağımı sanmıyordum. Arkamdan iş çeviriyordu kim dost kim düşman anla işte Dalya onunda diğer kötü insanlardan bir farkı yok onunla arana sıkı bir mesafe koy ve gerekmedikçe konuşma yaptığı ayıbın farkına kendi varsın ki akıllansın belki bir umut zor ama imkansız değil affede bilirim. Çok umut bağlamamalı ama her an vazgeçebilirdim çok çabuk fikir değişirdim umarım seni affede bilirim eski dostum. Bu yaptığı çok kırıcıydı ben şimdi içimdeki bu beni sömürüp bitiren öfke ve kinle nasıl uyuyacaktım benim rahatlamam için ancak Alacaya öfkemi kusup onu boğazlamam gerekirdi anca böyle affede bilirdim çünkü. Karşımdaki duvarla bakışırken dudak sarkıttım sabahı nasıl sabah edecektim ben resmen uyuyamıyordum allahım sen yardım et bana yardım et de bir şekilde bu geceyi atlata bileyim söz sabah bu kadar çok öfkeli olmayacağım hem hemen uyursam bütün öfkem puf olup uçardı benim ben kibar ve ince bir kadındım benim sinirim ani ve geçici olandandı.  Gözlerim saatin geç olması ile birlikte kapanırken kısa sürede anlamadan uyuya kalmıştım. Gözlerimi Alacanın sert dürtmeleriyle açmıştım saatin kaç olduğunu bilmiyordum ama tepemde cırlayıp duruyordu. "Kalksana kahvaltıya geç kalacağız aç kalacağız kalk hadi ben çok açım lütfen kalk kalksana be kadın!"diye cırım cırım cırladığında göz devirdim ve omzumu çektim elinden sıyrıldığımda yatakta diklenmiştim. "Ne dürtüyorsun ben kalkamıyor muyum? Omzumu çürüttün!"diye çemkirdiğimde şaşkınca baka kalmıştı bana ne diyeceğini bilemezken bir şey demesine fırsat vermeden hızlıca kalkmıştım yataktan ayağıma dikkat ederek ilerlerken valizimden terliklerimi çıkarttım ve dikkatle giydim. Sekerek lavaboya ilerledim koluma girmeyi teklif etmişti ama izin vermedim onun samimiyetine artık inanmıyordum ben. Banyoda elimi yüzümü yıkadığımda kendime gelmişti derin bir nefes alırken kafamı kaldırdım ve iç çektim. Gözlerimin yandığını burnumun sızladığını hissetmiştim kendimi ihanete uğramış Adnan Ziyagil gibi hissediyordum. Banyodan sekerek çıktığımda Alacanın beni beklediğini fark ettim onu umursamazken odadan çıkmıştım ardımdan odayı kilitlediğinde ben onu beklemeden seke seke merdivenlere ilerliyordum tutunarak merdivenleri de sıçramaya başlamıştım bir bir indiğimde gülümsedim. Onun yardımına ihtiyacım yoktu işte kendim de ine biliyordum. Göz devirdim ve yemek odasına ilerledim sıçrayarak masaya ilerlediğimde kendi yerime geçmiştim benim suratsız halime nazaran Bağdaş bana gülümseyerek bakmış ve konuşmaya başlamıştı. "Dün geceden beri daha iyi misin?"diye ortamı sulandırmadan konuştuğunda ister istemez tebessüm etmiştim böyle sulu davranmadığında ciddi olduğunda harika birine benziyordu. "İyiyim teşekkür ederim."diye mırıldandım ve kahvaltı tabağımı istediğim şeylerle doldurmaya başladım uzanamadığım kuruvasanı bana uzattığında almıştım. "Teşekkürler tekrar." "Bir şey değil dün talihsiz bir olay oldu sanırım iyi olmana gerçekten sevindim yanlış anlama ilk tanıştığımızdan beridir bana ayar oluyorsun biliyorum ama merak etme ben sana yanıldığını göstereceğim."dediğinde kıkırdadım ve kafamı salladım. "Olur tabi ki eminim ispatlarsın hatta ispatlarsan yeni bestim sen olursun belki."dediğimde Alacanın bakışları bana dönmüştü aramızda kısa bir bakışma geçtiğinde bana anlamsızca bakıyordu bende bakışlarımı üzerinden çektiğimde hafifçe öksürdüm ve kahvaltı tabağıma doldurduklarımı yemeğe başladım. Bir bir her şeyi ağzıma tıkarken aç karnımı doyuruyordum Alacanın yüzüne bakmazken ne kadar üzüldüğünün farkındaydım ama o bunu hak ediyordu benim acılarımı insanlara servis edip benimle alay etmemeliydi göz devirip yemeğe devam ettiğimde bir anda dün gece ki sinirimin kalan kısmı gelmişti tabağımı kafasına çarpasım gelmişti bacağımı stresle sallarken ağzımdaki kuruvasanı koparıp tabağın kenarına bıraktım ve çiğnemeye başladım. Alaca da huzursuzca yemeğini yiyordu hala anlamamış mıydı gerçekten? Yoksa anlamamazlıktan mı geliyordu her ne yapıyorsa umurumda değildi onu kolay kolay affedemezdim. Kahvaltım bittiğinde masadan kalktım ve salona doğru sekerek ilerlemeye başladım Alaca da benim peşime kalktığında hızlıca yanıma gelmişti koltuğa kurulduğumda oda yanı başıma oturup soran gözlerle bakmaya başladı. "Neden bana trip yapıyorsun şimdi?"diye sızlandığında göz devirmiştim. "Sen ne olduğunu çok iyi biliyorsun Alaca!"diye karşı çıktım hafifçe irkildiğinde hemencecik gözleri dolmuştu. "Ben sana ne yaptım ki?"diye sızlandığında ağlamaya başlamıştı bir anda içim burkulurken yumuşacık olmuş ve her şeyi ağzımdan döküvermiştim. "Benimle alay ettin neden ailemle ilgili özel sırlarımı ifşa ettin senin yüzünden benimle dün gece alay etti bir kadın tüylerim diken diken olurken kırdığım sürahiye de korkudan bastım ben fark etmedim bile sana çok kırıldım ama asla kimseye anlatmazsın sanıyordum ama yanılmışım bir daha asla sana bir sırrımı verebileceğimi sanmıyorum beni büyük hayal kırıklığına uğrattın kafayı yiyecektim dün gece sinirden üzerine atlayıp seni boğmak istedim!"diye cırladım kendimi tutamazken tam gaz konuşmaya devam ettim. "Dün gece o kadar öfkeliydim ki ayağım acımasa üzerine atlar saçını başını yolardım sen ne hakla benim özel aile sırlarımı insanlara anlatırsın hani bir en iyi dosttuk hani bir kardeştik hani birdik bu yaptığın kardeşliğe sığmıyor yalnız!"dediğimde bana dehşetle bakmıştı resmen ki alel acele konuşmaya başladı. "Ha-hayır tabi ki de böyle bir şey yok saçmalama ben kimseye bunları anlatmam bunu da nereden çıkardın sana yemin ederim birine anlatmadım anlattıysam eğer şuradan şuraya gitmek nasip olmasın gerçekten senin sırrını hep korudum hala daha korumaya devam ediyordum ama inan bana seninle kimin dalga geçtiğini bilmiyorum."kafamı belli belirsiz salladım. "Tabi canım kesin öyledir bunları burada senden başka kimse bilmiyordu işte sen söylemediysen nereden duyuldu anlatsana! Buna da bir bahanen var mı? Beni delirtme sen anlattın işte itiraf et de kurtul belki seni affetmem daha kolay olur."dediğimde cırlamaya başlamıştı. "Asla! Yapmadığım bir şeyi itiraf etmeyeceğim duydun mu? Senin sırrını kimseye vermedim biz dostuz ama dostluğu bırak düşmanım olsan bile senin sırrını bir başkasına vermem ben o kadar şerefsiz bir insan değilim duydun mu beni? Benim hakkımda her türlü yorumda buluna bilirsin ama senin sırlarını ifşa ettiğimi söyleyemezsin ben sana böyle bir kötülüğü yapmama ben hala eski küçük Alacayım senin dostun ve sırdaşınım."diye ağlamaklı sesiyle inlediğinde yumuşamıştım gözlerim dolarken o çoktan ağlamaya başlamıştı ona sarıldığımda oda beni  kendine çekip sım sıkı sarılmaya başlamıştı kokusunu içime çektiğimde doğruyu söylediğine dair samimiyetine daha fazla inanmaya başlamıştım o benim dostumdu bana ihanet etmezdi öyle değil mi? "Özür dilerim."diye mırıldandım. "Asıl ben özür dilerim benim suçum değil ama yine de özür dilerim."dedi oda birbirimizle yaptığımız sıcak kucaklaşmadan sonra birbirimizden ayrılmıştık kocaman gülümserken kafamı onun omzuna koymuştum beni sarıp sarmaladığında kendimi şımartılan küçük bir kız çocuğu gibi hissediyordum. Kafamı onun kucağına bırakıp uzandığımda saçlarımı okşamaya başlamıştı derince iç çektiğimde rahat bir nefes almıştım o saçlarımı okşarken ben esnedim resmen mayışmıştım üstelik dakikalar içinde sanırım buna dün gece ki uykusuzluğum da dahildi kendimi onunla o kadar huzurlu hissetmiştim ki dün gece yaşadıklarım bütün kırgınlığım bir anda uçup gitmiş gibiydi benim ondan şüphem yoktu başka birisi bir yerlerden öğrenmiş olmalıydı bunu benimle alay eden belli ki beni tanıyan birisiydi. Biz gerçekten kardeş gibiydik birlikte birdik benim zor zamanlarını bile sitem etmeden dinleyip anlayışla karşılayan her türlü manyaklığıma sabreden canım bestim eğer bir başkası olsaydı asla benim böyle manyaklıklarıma ve evhamlarıma katlanmaz deli olurdu üstelik beni de delirtirdi. Alaca ile olan dostluğumuz bugün bir adım daha sağlamlaşmış gibiydi dostluğumuz küçüklükten beridir diri kaldığından ötürü şimdi olacak artçı sarsıntılardan ötürü yıkılmayacak kadar ciddi duruyordu canım best friendim benim. Yanaklarına öpücük kondurduğumda kıkırdamaya başlamıştı bir sürü öpücük kondurduğumda oda beni gıdıklamaya başlamıştı salonun ortasında birlikte saadet geçiriyorduk. "Tamam yeter kes şunu!"diye sızlandım ve güldüm Alaca da oturduğu yerde diklenirken saçını arkaya atıp bir öneride bulundu. "Hadi birlikte arka bahçedeki havuza gidelim hem biraz yüzeriz nasıl olur?"dediğinde omuz silktim. "Ayağımdaki dikişle suya girebileceğimi sanmıyorum ama güneşlene bilirim."diye mırıldandım birlikte kararlaştırdığımızda onun yardımıyla yukarıya çıkmıştım. Kolumdan tuttuğun da yardımıyla odaya girmiştim ayağımı her yere basışımda korkunç bir sızlama oluyordu o yüzden kesinlikle basamıyordum. Odadan içeriye geçtiğimizde dolaptan mayolarımızı aldık ben straplez askısız bir mayo giymiştim oda boyundan askılı bir mayo şekli elbise giymişti ellerimi saçlarımın arkasına atıp örmeye başladım güzelce ördüğümde Alaca bana tokalarımdan bir tanesini uzatmıştı örgümü bağladığımda oda saçlarını topuz yapmıştı yüzeceği için saçları havuza dağılsın istemiyor daha doğrusu bundan hoşlanmıyordu. Birlikte pilaj elbisesi giymiştik mayonun üzerine elbise giymek iyi gelmişti direk mayoyla çıkmak bana çıplak çıkmışım hissi yaratırdı. Havlularımızı kremlerimizi vs Alaca hazırlayıp çantaya doldurduğunda kol kola çıkmıştık dışarıya. Havuzun olduğu kısma arka bahçeye ilerlemiştik tek ayağımda pilaj terliği vardı diğer ayağım zaten yere basmıyordu. Sekerek pilastik şejlonga oturduğumda üzerimdeki pilaj elbisesini çıkarttım güzelce şejlonga uzandığımda Alacanın benim için çantasından çıkardığı kitabı elime alıp okumaya başlamıştım şiir kitaplarının o otantik ve rahatlatıcı havasını seviyordum bu yüzden beni düşündüğü için bu kitabı çantasına koymuş olmalıydı çünkü Alaca şiirden nefret eder dinlediği zaman bile sıkıntıdan uyurdu. "Kasım'ın son mısralarındayız. Günlerden ne bilmiyorum; ama ben, bugün de seviyorum seni..." Cemal Süreyya. Ayy bu şiiri en sevdiğim olanıydı sayfayı hafifçe katlayıp işaretledim. Biri benim karşıma geçip bana bu şiiri  lütfettikten sonra evlenme teklif etseydi eğer kesinlikle kabul ederdim sanırım böyle şiiri ezberleyen insan ne kadar kötü olabilir ki? Aşırı tatlış ve kalbi hoş tutan bir şiirdi resmen yattığım yerde mest olmuştum bakışlarımı havuzda yüzen Alacaya çevirdim çok iyi bir yüzücüydü tıpkı benim gibi. Yanımıza doğru gelen Pekin Beyi gördüğümde elimi kaldırıp onu yanıma çağırmıştım. "Buyurun efendim."diye yanıt verdiğinde samimi bir tebessüm sunmuştum. "Şey acaba bana portakal suyu sıka bilir misiniz? Boğazlarım biraz pütür pütür oldu hem iyi gelir ayağımdaki dikişler acımasa kendim yapardım ama uzun süre tek ayak üstünde duramıyorum."diye fısıldadım anlayışla başını salladığında hızlı adımlarla otele ilerlemişti bir kaç dakika sonra elinde bir bardak portakal suyu ile gelmişti suyu yanıma bıraktığında alıp içmeye başlamıştım. Yüzümdeki koca gülümseme ile Alacayı izliyordum tekrar bakışlarımı kitaba çevirirken bu kez anonim bir şiirle karşılaşmıştım kimin yazdığı söylenmiyordu. "Tesadüf seni önüme çıkarmasaydı gene aynı şekilde fakat senden habersiz yaşayıp gidecektim. Sen bana dünyada başka türlü bir hayatın da mevcut olduğunu, benim bir ruhum olduğunu öğrettin." Gözlerim parıldamıştı sayfalarda sanki özenle seçilmiş gibi o kadar güzel şiirler barınıyordu ki kendimi kaybedip neredeyse hepsini gözden geçirip okumaya başlamıştım. Bir şiire daha denk geldim ama bu biraz daha buruk bir şiirdi içimi burkmuştu. "Senin adını kol saatimin kıyısına yazdım Piraye." Diyen Nazım Hikmet'in saatinde Vera yazıyordu. O gün aşk öldü... Saçımdan çıkan tutamları kulağımın arkasına atarken hafifçe dudağımı ısırdım ve gülümsedim parmaklarımı sayfalarda gezdirip okumaya devam ettim ve bir şiir daha çevirdim. "Kafamın içinde ona söylenecek uçsuz bucaksız şeyler bulunduğunu hissediyordum, senelere söylense bitmeyecek şeyler..." Sabahattin Ali Haklıydı kafamın içinde gerçekten dönüp duran ve ucu bucağı olmayan bir sürü sözler laflar vardı annemlere söylemek istediğim tonlarca şeyler varken kısa bir mektupla yetinmiştim keşke tam anlamıyla bütün öfkemi kussaydım da rahatlasaydım yarım sayfa az geldi bana daha fazla çemkirmem gerekiyordu. Kesinlikle daha fazla söylenmem ve kötü söz söylemem gerekiyordu bak yine içimin alev alev yandığını hissediyorum resmen sinirden kuduracağım. Telefon çekseydi keşke arayıp suratına suratına söylerdim beş para etmez bir anne olduğunu ve bütün hayatımı nasıl siktiğini gerçi anlayacağını da sanmıyordum o yine beni mükemmel değilim diye azarlardı hatta üstüne söylenirdi beni beğenmeyen kıza bak diye kesin gittiğim için çok mutlu olmuştu beni hiç sevmedi zaten tek umurunda oluşum resmen kusursuzluktu. Bir keresinde annemle babamın konuşmalarına şahit olmuştum beni istedikleri için yapmamışlardı beni kusursuz aile imajlarına bir proje çocuk olarak yapmışlardı ve annem o zaman bile sızlanmıştı vücut şeklinin bozulduğuyla ilgili bir sürü söylenmiş ve keşke doğurmasaydım demişti onlara olan öfkemde kinim de o kadar büyüktü ki parça pinçik etmek istiyordum ikisini de. FLASBACK "Bir çocuk daha mı? Saçmalama Aral Dalya ile uğraşırken yeterince sıkıntıdan kırışıyorum zaten sonuna kadar baş belası bir çocuk!"diye çemkirdiğini duydum annemin. "Çocuğu eleştirip durma sonuçta proje amaçlı yaptığımız bir çocuk planlarımızda çocuk falan yoktu sadece kriyerlerimiz vardı doğru ama her mükemmel ailenin bir kız  bir erkek çocuğu olur ne var yani bir tane de oğlumuz olsa tam manasıyla gözleri üzerinde taşıyan onda on numara bir aile olabiliriz."dediğinde annem kollarını göğsünde bağladım. "Yemin ederim seni paralarım Aral! Şu vücudumu eski haline sokana kadar ne kadar uğraştığımı biliyor musun? Her bebek ağlamasında geceleri uykumdan uykumdan uyandım her yerlerim kırıştı bebek emzirirken ödüm kopuyor göğüslerim sarkacak diye sen beni cemiyet hayatına ve modacı arkadaşlarıma rezil etmeye mi çalışıyorsun?"diye sızlanmıştı annem sonra sinirle konuştu. "Ahh ben Dalyayı da doğurmamalıydım şu halime bak eskisinden daha kiloluyum ne kadar spora platese gidersem gideyim doğum çatlaklarımı geçiremiyorum neler neler kullandım ben hiposakşın bile yaptırdım fazlalık yağlarımdan erkenden kurtulmak için." "İpek Dalyayı zaten sen emzirmedin ki? Süt sağma makinesine sütleri boca edip dondurdun sen fıldır fıldır gezerken çocuğa bakıcısı bakıp biberonuyla besliyordu." "Ayy o bile fazlaydı zaten bebekliğin de de tombik şip şişko bir şeydi hiç bir zaman formunda olamıyor hala daha balık etli yüzüne söylemiyorum ama öğünlerini azaltacağım bu gidişle İpek Hakinin kızı balinaya dönmüş diyecekler!" "İpek abartma kız ergenlik  çağında bırak canı ne istiyorsa yesin ayrıca göbeği bile yok nasıl onu bu kadar şişman görebilirsin  ki?"dediğinde annem umursamazca saçlarını savurdu. "Sen karışma ben kızımızı en kusursuz şekilde büyütüyorum tam da ikimizin istediği gibi işte neden şimdi taş koyuyorsun?"dedi annem  "Taş falan koymuyorum nasıl istiyorsan öyle büyüt ama unutma mutlaka kusursuz olmalı." "Tabi ki bebeğim bilirsin bu benim işim." FLASHBACK SON Gerçekten aşırı cins bir ailem vardı hatta ailem dünyadaki en kötü ebeveyn olabilirlerdi tüm yaptıkları bunlarla sonuçlanmıyordu ev kavga gürültüden geçilmiyor tabak çanaklar vazolar şamdanlar havada uçuşurdu zavallı hizmetli kadın da beni alır odama götürürdü zaten ne zaman bir kavga çıksa ikisi de odama gitmemi böğürürdüler. Göz devirdim ama daha iğrençlerini de yapmışlardı keşke sadece kavga etmekle kalsaydı bu iğrenç ilişkileri ama ikisi de gerçekte rezil insanlardı. Babam annemi genç sevgilisiyle aldatmıştı annemde babama sinirlenip ortalığı yakıp yıkarken ucuz kadınlar gibi gidip intikam için babamın kuzeniyle yatmıştı ondan sonra artık birbirlerini boğazlayacak zannederlerken ikimiz de rezillikte eşitiz ay ben seni özledim ay bende seni özledim deyip barışmışlardı. İkisinin bu rezil halleri benim midemi bulandırıyordu bir insan nasıl onu aldatan birisiyle aynı evde yaşar hatta onu aldattı diye gidip oda ona aynını yapar bu çok iğrenç bir durumdu ikisinin de aylarca utançtan yüzüne bakamamıştım onlarla aynı masada yemek yemek içimden gelmiyordu neredeyse bir ay boyunca ikisinden de tiksindiğim için doğru düzgün beslenememiş ve çok zayıflayıp hastalanmıştım ama annem bundan da mutlu olmuştu çünkü istediği kiloya inmiştim bu kiloda oynamadan istediklerimi yiyebileceğimi söylemişti bana dokunması bile içimi kaldırıyordu ikisi de rezillikte çığır açmışlardı. Bu rezillikler sadece evin içinde belliydi kimse bilmezdi bunları Alaca bile babamın annemi aldattığını sonra da annemin babamı aldattığını bilmiyordu. Rezillik diz boyuydu resmen çenemi avucuma yasladığımda bacaklarımı sallandırmaya başladım bende bunu Alacadan alışkanlık edinmiştim okuldayken bacaklarını öyle bir sallardı ki sıra sallanırdı rahatsız olsam da bir süre sonra bende alışıp yapmaya başlamıştım iki kız sıranın içinden geçiyorduk bazen çok ses çıkabiliyordu ama bazen de sıranın salladığı hiç duyulmuyordu annem bunu alışkanlık edindiğimi fark ettiğinde deliye dönmüş neredeyse bacaklarımı sallamayayım diye bacaklarımı bağlamaya kalkışacaktı.  Onu umursamamıştım onlar da beni umursamazlardı zaten çoğu zaman yemeğimi evde tek yerdim onlar ancak iş yerlerinde bir şeyler atırtırırlarda ya kahvaltı da ya da akşam yemeklerinde görürdüm onları başka bir zaman yüzlerini gören cennetlik olurdu. Resmen bir anne babayla değil kaos makinesiyle büyümüştüm ben ilk kelime olarak evimizdeki bakıcıya anne demiştim. Kadın şok olmuştu annem duyduğunda deliye dönmüş tabi ben daha bebekken bana bağırıp çağırmış tabi yanımda hiç olmadığı için kim annem kim değil bilememişim işte.  Bir çocuğunun annesinin kim olduğunun farkına varamaması ne kadar kötü öyle değil mi? Sırf annem beni öyle korkuttuğu için uzun süre asla laf söz edememiştim. Onlardan canım annem canım babam diye bahsetmeyi bende çok isterdim ama onlar canım içeren hiç bir lafı veya sözü hak etmiyorlardı. Babaannem ve dedem bile bu kadar kötü insanlar değillerdi evlatları gibi mükemmeliyetle kafayı bozmamışlardı anneannemle diğer dedemi ise hiç görmemiştim çünkü annem ünlü bir modacı olup babamla evlendikten sonra onlarla olan bütün bağlarını kopartmıştı ve ne zaman görse tanımamazlıktan gelirdi sebebi ise eskiden fakir olup gece konduda yaşamasıydı geçmişinin ortaya çıkmasından deli gibi korkardı onlara gizli gizli para yollar ama yüzlerine bakmazdı. Bir keresinde okul çıkışı şoförümü beklerken anneannemle dedem beni görmeye gelmişlerdi ilk başlarda kim olduklarını anlamamıştım onları tanımıyordum ama ikisinin de anneannem ve dedem olduklarını öğrendiğimde sarılıp biraz oturmuş ve konuşmuştuk. Tabi okula şoför yerine beni annem almaya geldiğinde olanlar oldu kızılca kıyamet koptu kendi anne babasını aşağılıp yabancı yerine koyup beni sürükleyerek arabaya bindirdiğinde bir daha asla onları gördüğümde konuşmamamı tembihlemişti bende el mecbur kabul etmiştim o zamanlar ilk okula gidiyordum küçüktüm annemden korkuma kabul etmiştim mecburen. Sonraki zamanlarda liseye geçtiğimde yaşadıkları evi kendim bulmuştum sonuçta artık peşimde gezen bakıcılara gerek kalmayacak kadar büyümüştüm onları ziyaret etmiştim ellerini öpmüştüm hallerini hatırlarını sormuş üstelik arkadaşımda kalacağım diye anneannemle birlikte uyumuştum. Canım anneannem ve babannem bu dünyada sevdiğim tek ebeveynlerimdi bir de dedemler vardı tabi. Onlar bana sevecenlikle ilgi gösteren tek insanlardı canım akrabalarım canım babaannem canım anneannem onlarda olmasa insan sevgisini öğrenemeyecektim. Hep Alacaya özenirdim onların arasında ki aile sevgisine o kadar özenirdim ki bir tek babaları da olsa çok mutluydu onlar. Bende mutluyum onlarsız çok mutluyum bir insan anne ve babası olmadan bu kadar mutlu olabilir miydi? Ben çok mutluydum...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE