İKİNCİ GÜN PART 3

4679 Kelimeler
Aramalara odalardan başlamak gerekirdi ama bence ilk kütüphane odasına bakmalıydım filmlerde hep bu tür odalardan bir şeyler çıkardı. Ne bulmayı umduğumu bilmiyordum tek isteğim belamı bulmamaktı ona da olanlara göre bakacaktık işte. Derin bir nefes aldım ve girdiğim kütüphane de tek tek kitapların hepsini açıp sayfaları karıştırmaya başladım. Bütün kitapları böyle tek tek taramak oldukça zaman alıyordu elbet ama yapacak başka bir şey yoktu elden bir şey gelmiyordu mecburen ilk olarak bunlardan başlayacaktık. Ayırt etmeden bir sürü kitap kurcalamıştım isimlerine bakıp işe yarar şeyler arıyor bulamazsam sayfaları karıştırıp kenara atıyordum. En sonunda elime bir kitap geçti bu kitap Alacanın bana bahsettiği kitap mıydı? Bana bir kitap okuduğunu ama aslında okuduğu kitabın o kitap çıkmadığı tarzında saçma sapan bir şeyler söylemişti tam anlamamıştım ama kitabın adının Ecinniler iken Hamlet olduğunu söylemişti. Şimdi benim de elimde aynı kitap vardı. Kitabı çevirip sayfalarında göz gezdirdim hepsini okumadan sadece gözüme çarpan satırları okumakla yetinmiştim. Kitabı bıraktığımda yazılan bazı şeyler anlamlı bazı şeyler ise felaket ötesi saçma geliyordu. İçin için kıkırdarken kitabı bir kenara bıraktım kafamı dağıttığım kitaplara çevirdim ve onları da tekrar eski yerlerine koydum Ecinnilerin olduğu kitaba çevirdim kafamı ama kitabın yerinde Hamlet olduğunu fark ettiğimde suratımdaki bilmiş sırıtma şaşkınlık dolu bir tereddüte dönmüştü. Bu otelde olan şeyler kasıtlıydı ama bir insan kastı değildi gerçekten de paranormal bir şeyler vardı bu işin içinde. Ayy inanamıyorum kendimi bir okuyup üflesem mi acaba? Anneannem ve babaannem de olmasa kendi dinimden bir haber yaşardım herhalde onların varlığı bile bana dinimle ilgili bir çok şey öğretti. Kütüphaneden çıktığımda koridorda dolaşıyordum adım adım ortalıkta gezerken yavaşça aşağıya inmeye başladım merdivenleri bitirdiğimde ortalıkta kimseciklerin olmadığını fark ettim bende alt katı gezmeye karar verdim. Gözüme batacak bir şeyler arıyordum bunu otelin içinde bulamamıştım daha doğru otelin içinde göze batan bir sürü şey vardı. Otelin dışına çıktığımda bu kez otelin etrafını dönmeye başladım havuzu geçtikten epey bir sonra otelin dibinde bir mahsen misali tahta kapaklar vardı. Kapakları kaldırdığımda otelin altına iniyordu muhtemelen bodrum gibi bir yerdi madem otelin altına inen bir bodrum vardı merdivenleri neden dışarıda bir mahsendeydi. Merak edip inmek istedim ama çok karanlıktı koşturarak otelin önüne ilerledim ve içeriye girdim şamdanlardan birini yakıp hızlıca tekrar o mahsenin önüne geldim ve kaldırdığım kapaklardan sonra merdivenlerden inmeye başladım. Mumlar etrafı zar zor aydınlatıyordu ama olsun ben görebileceğimi görüyordum etrafa bakınıyordum eski eşyalar vardı hepsi toz içindeydi örümcek ağı ve böcekler vardı. Elimi etrafta gezdirip eşyalara dokunuyordum sonra bir kolye fark ettim muska tarzındaydı üzerinde anlamadığım bir dilde bir şeyler işlenmişti elimi uzatıp parmaklarımla dokunduğum anda nefesimin kesildiğinde kolye parmaklarım arasından kayıp düşerken. Nefes alamıyordum elimi boğazıma götürdüm burnumdan aynı Alacanın ki gibi bir kan damlası akıp düştüğünde düşecek onca yer varken o kolyenin üzerine düşmüştü o düştüğü an gözümün önüne gelen kareler ise beni dehşete düşürmüştü. Kan, ruhlar, beyaz bedenler, çığlık atan gözleri kan çanağına dönmüş o kadın ve o kadının elinde baltayla dolanan bir cani tarafından katledilişi. Yüzüm donmuştu gördüklerimin tahlilini kafamda yapmak bile imkansız gibiydi. Parça parça bir şeyler görmüştüm resmen, yere eğilip o kolyeyi yerden aldım kolyeye bakınırken kaşlarım çatılmıştı bunun üzerine kanımın damladığı o an bir şeyler görmüştüm. Hala üzerinde duran kanımı parmağımla sildim ve iç çektim bütün bunlar öyle olası tesadüfler değildi. Tüylerim diken diken olurken daha fazla burada duramayacağımı hissettim ve geldiğim yönden hızlıca yukarıya çıktım. Şamdanı söndürdüğümde mahsenin kapaklarını kapattım ve koşar adım ön tarafa ilerledim içeriye girdiğimde şamdanı aldığım yere bıraktım. Revire döndüğümde Alaca hala uyanmamıştı başına bir tek Ayaz vardı bende yanlarına geldiğimde avucumun içinde tutmaya devam ettiğim kolyeyi şortumun cebine soktum. Ayazın yanındaki sandalyeye oturduğumda bakışları bana döndü ve kaşları çatıldı elini uzatıp dudağımın üzerine dokundu ve parmağına bulaşan kurumaya yüz tutmuş kanı gösterdi. "İyi misin?"dediğinde kafamı salladım. "Burnumu çarptım sadece biraz kanadı oda çok değil."arkamdaki malzemelerin olduğu yere uzanıp bir pamuk aldım ve silerek temizledim kanı. Pamuğu çöpe attığımda kulağıma bir mırıltı takılmıştı biri şarkı söylüyordu ilk başta kendim gaipten duyuyorum sansam da bakışlarım Alacaya döndüğünde mırıldayanın o olduğunu anladım. Kalbimi kırıyorlar anne Her gün biraz daha ağır Yalanlar söylüyorlar Her söz bir öncekine sağır Ağır ağır iyileşiyor Bağır çağır yaralarım Bir yanım masum çocukluğum Bir yanım çıkmaz sokak anne Vazgeçmek istemiyorum Kendimce direniyorum Bir yanım hâlâ savaşıyor Bir yanım çoktan yenik anne Anne, beni anlayan yok Omuzumda yüklerim çok Seninkinde yer kaldıysa Başımı koysam biraz anne Anne, derdim dağlardan çok Sorma hâlimi, hiç gücüm yok Elinde derman kaldıysa Başımı okşa biraz anne Anne, beni anlayan yok Omuzumda yüklerim çok Seninkinde yer kaldıysa Başımı koysam biraz anne Anne, derdim dağlardan çok Sorma hâlimi, hiç gücüm yok Elinde derman kaldıysa Başımı okşa biraz anne Anne, beni anlayan yok Omuzumda yüklerim çok Seninkinde yer kaldıysa Başımı koysam biraz anne Anne, derdim dağlardan çok Sorma hâlimi, hiç gücüm yok Elinde derman kaldıysa Başımı okşa biraz anne Ağır ağır iyileşiyor Bağır çağır yaralarım Bir yanım masum çocukluğum Bir yanım çıkmaz sokak anne İkimizde sessizce dinliyorduk Alacanın mırıldanmasını dinliyorduk elimi anlına götürdüğümde hafifçe okşadım ateşinin olduğunu fark ettiğimde bakışlarımı Ayaza çevirdim. "Ateşi var."diye mırıldandım. "Ne ateşi mi var hiç bakmayı düşünmemiştim."oda elini koymuştu ateşi olduğundan tamamen emin olduğumuzda ayaklanıp revirdeki dolapları karıştırmaya başlamıştım. Dolaplardan her zaman kullandığımız ağrı kesici ateş düşürücü ilacı bulduğumda almıştım Alacanın yanına gelip hafifçe yanaklarına vurup uyandırmaya çalıştık gözlerini ağır ağır araladığında zar zor ilacı yutturup su içirmiştik biraz. Yatırdığımızda revirdeki bezleri tek tek toplamıştım Ayaz üzerindeki yorganları kaldırıyordu bende bir kap aldım ve içini ılık su doldurdum bezleri suya bastırıp yanına geldim ve kan dolaşımı olan yerlerine koymaya başladım. Anlaşılan bütün gün Alacayla uğraşacaktık üşütmüş olmalıydı. Ayaz bir yandan hala ıslak olan saçlarını kurutmaya çalışıyordu bende sürekli ısınan bezleri değiştiriyordun bir kaç saat içinde ancak ateşini dindire binmiştik ikimizde öğlen yemeğine gitmemiştik. Alaca gözlerini en sonunda açabildiğinde ikimizde kocaman gülümsedik ben Alacanın ellerini tuttum yatağın yanına kalçamı yasladığımda kafamı hafifçe eğdim ve konuştum. "İyi misin Alaca?"dediğimde kafasını hafifçe sallayıp öksürdü ve boğazını tuttu. "Boğazım genzim hala yanıyor."diye sızlandı ve bir kez daha öksürdü. "Su verir misin?"bir bardak su doldurup ona uzatmıştım yavaşça içmişti bardağı kenara bıraktığımda saçlarını okşadım diklenmesine yardımcı olduğumda sırtını yatak başlığına yaslamıştı yüzünü buruşturduğunda yine boğazı acıdı sanıyordum. "Ayak bileğim sızlıyor bacağımı bir yere mi çarptınız beni revire taşırken?"diye sorduğunda Ayazla bakışmıştık. "Hayır bir yere falan çarpmadık."dedi Ayaz tedirginlikle. Kaşlarım çatılırken bacaklarını örten yorganı kaldırdım gördüğüm şey beni iki katı şaşırtmıştı ayak bileğinde benim elimden biraz daha büyük bir el izi vardı hatta baya mos mor olmuş parmaklarının izi çıkmıştı Ayaz ile tekrar bakıştığımızda Alaca konuştu. "Biri beni havuzda boğmak istedi."dediğinde korkuyla gözlerim açılmıştı ve motorumu durduramadan konnuşmaya başlamıştım. "Ne demek biri boğmaya çalıştı? Nasıl? Yani neden? Görmedin mi kim olduğunu? Nasıl görmezsin? Hayır işin garibi bende görmedim nasıl olur böyle bir şey hadi yanılıyorsun desem bu parmak izleri ne tövbe tövbe neler yaşadık bir böyle acayip acayip. Yani ben gör-" "Dalya yeter lütfen zaten başım ağrıyor bilmiyorum kim yaptı etti görmedim de bir tahminim de yok anladın mı? Sadece olanları unutmak istiyorum ve odamda dinlenmek istiyorum burada değil lütfen bana kıyafetlerimi getirir misin buradan böyle çıkmak istemiyorum."dediğinde kafamı salladım onu Ayaza emanet edip koşar adım yukarıya merdivenlere ilerledim ve ikişer ikişer çıktım. Bizim odanın önüne geldiğimde kapıyı açıp içeriye girdim dolabın kapaklarını açtığımda dehşete kapılmıştım. Kendi kıyafetlerim param parça olmuştu birisi hepsini kesmiş yırtmış parçalamıştı. Sebebini anlamazken yırtık kıyafetlere bakınıyordum bana ait bir parça bile kalmamıştı ben şimdi ne giyecektim? Artık Alacanınkileri kullanacaktım ama bunu kim yaptıysa onu da bulup hesabını soracaktım mutlaka ne demek kıyafetlerimi kesmek kaçıncı yüzyılda yaşıyoruz benimle bir derdin var sa eğer gel benimle kapış kıyafetlerimden ne istedin. Şerefsizler ya ortalığın da ağzına etmişler zaten insan bari çok dağıtmaz değil mi? Yazıktır ya kim bilir kim benden nefret ediyor hayır kimseyi de tanımıyoruz etmiyoruz kimin damarına basmış olabiliriz diyeceğim onu da yapamayız ki. Şaka mı bu? Gerçekten delirecektim. Yırtık pırçık parçaları toparlayıp hepsini odadaki çöpe tıktım ve Alacanın kıyafetlerine yöneldim. İç çamaşırı tişört ve pantolon aldığımda dolabın kapaklarını kapatmıştım odadan çıktığımda hızlı adımlarla geldiğim yönden merdivenlerden aşağıya inmeye başladım tekrar hızlıca revirden içeriye girdiğimde revirin kapısını kapattım iki kardeş Ayazı odadan attığımızda Alacanın üzerini giymesine yardım etmeye başladım. Üzerini giydiğinde koluna girmiştim birlikte revirden çıktığımızda merdivenleri yavaşça adımlamaya başladık odaya kadar çıkmıştık kapıyı açtığımda tekrar koluna girdim ve içeriye girmesine yardımcı olduk yatağına kadar getirdiğimde yatırdım ve üzerini örttüm. "Biliyor musun manyağın biri biz odada yokken gelip bütün kıyafetlerimi kesmiş ve parça pinçik etmiş inana biliyor musun? Mecburen seninkileri kullanacağım."diye mırıldandım ve dudak büzdüm. "Ne? Yok artık neden böyle bir şey yapsınlar ki manyak mı bu otelde yaşayanlar ayrıca kimse birbirini tanımaz etmez hayret bir şey ya." "Bence de öyle ya neyse olan olmuş zaten her kim yaptıysa yapmış kıyafetlerim geri gelmeyecek resmen üzerimdekilerle dımdızlak kala kaldım." "Neyse boş ver benimkilerden giyersin Dalya çok da önemli değil sonuçta."diye mırıldandı ve kocaman gülümsedi yatağına girip yanına uzandığımda ona sarılmıştım oda bana sarıldığında kafamı omzuna yasladım hasta olması bana bulaştıra bileceği umurumda değildi. "Tamam boş verdim sen öyle iste yeter ki."diye sızlandım kıkırdaması kulaklarıma dolduğunda bakışlarımı gözlerine çevirdim. "Neye gülüyorsun?" "Hiç o çocuksu hallerin çok komiğime gitti hepsi bu."dediğinde kafamı hafifçe salladım ve esnedim. "Daha akşam olmadı ama şimdiden yoruldum." "Ben açım."dediğinde hafifçe güldüm. "Öğlen yemeği yemedik ikimizde ama istersen mutfakta bir şeyler hazırlamayı deneye bilirim yani sen boğazım acıyor falan deyince ben bir şey demedim ama istiyorsan yaparım güzel arkadaşım."dediğimde bana iyice sarıldı. "Boş ver akşam yemeğine ineriz birllikte sofrada yeriz sonra odamıza gelir telefonundan bir film izler uyuruz sen hep yolculuğa çıkarken film indirirdin tekrar indirdin öyle değil mi Dalya?"dediğinde kafamı hızlıca salladım. "Evet çook güzel bir film indirdim ve de çok komik yani konusu bana komik geldi izlerken çok beğeneceğine ve çok güleceğine eminim ben okudum şahaneydi ve izleyen yorumlarına baktım herkes beğenmişti bilirsin ben genelde film seçerken oldukça titizimdir her filmi izlemem önce iki üç saat incelerim. "Bilmem mi anlatsana o halde konusu ne o kadar övdün övdün merak ettirdin ayrıca kaç film indirdin merak ediyorum herhalde bütün telefonunu doldurmuşsundur sen."dediğinde omuz silktim. "Aşk olsun alt tarafı beş altı tane falan çok değil." "Anladım Dalya artık filmin konusunu anlatacak mısın? Yaşadığım olayın üzerine beni güldürecek bir şeylere ihtiyacım var çünkü o yüzden elini çabuk tut."dediğinde telefonumu çıkartıp ayarlarken anlatmaya başaldım. "Şimdi iki tane hırsızlar var bu hırsızlardan birisi genetik olarak gelişememiş ve tıpkı altı aylık bir bebek boyutunda gibi kala kalmış bu hırsızlar bir elmas çalıyorlar ve polisten kaçarlarken elması bir kadının çantasına atıyorlar elması geri alabilmek için de kadının evine bebek kılığında bir sepetin içinde kendisini kapısının önüne bırakıyor sonrası ise daha komik ama spolere girer sen izlemezsin sonra genel olarak konu böyle başlıyor gerisinin çok komik olduğunu duydum yalan söylemeyeceğim biraz da göz attım sayılır kızma ama bilirsin fazla meraklıyımdır dayanamadım. Keşke dizilerin de fragmanlarını hemen verseler öyle değil mi? Bizi bekletip bekletip duruyorlar sonra ben çok merak ediyorum sen hiç merak etmiyor musun Alacam?" "Oha Dalya sen o kadar cümleyi nasıl kurdun öyle dakikada motorun soğusun az lütfen. Ayrıca biz filmin konusundan ne ara dizilerin yeni bölüm fragmanlarına geldik ayrıca hayır merak falan etmiyorum çünkü sabretmesini biliyorum biraz sende bilsen çok rahata erersin haberin olsun sürekli sabırsızlık yapman yüzünden başına gelmeyen kalmıyor vallahi."kafamı salladığımda kendime güldüm onun da sinirlerini bozmuş olacağım ki oda gülmeye başlamıştı. "Gerçekten İflah olmam öyle değil mi? Sevdiğim insanların yanında olunca çenem çok düşüyor ama ne yapayım dayanamıyorum sürekli konuşmak seninle sohbet etmek istiyorum sende sürekli motorun soğusun deyip beni susturuyorsun ayıp oluyor ama bak vallahi susmam aslında istesem susarım ama susamıyorum yani neden bilmiyorum sadece inat etmem gerek ailemin yanında hemencecik susabiliyorum ama senin yanında çeneme bir şeyler oluyor istersen susayım ama bak bir keresinde öyle bir susmuştum ki ben herkes çok şaşırmıştı bu kız nasıl sustu böy-" "Dalya!"diye uyardığında susmak zorunda kalmıştım utançla kafamı eğdim sabahtan beri kırk tane şey söyleyip bir susamamıştım. Resmen çenem düşmüştü bir türlü kendi düşüncelerim içinde bile susmayı beceremiyordum ne geveze bir insandım ben annemlerin yanında böyle çenemi açamazdım tabi korkudan ama ne yapayım onun yanında bir tek böyle rahatça konuşa biliyorum bundan mutluyum ayrıca. O mutlu değil mi acaba çok mu şişirdim ki başını ay o kadar da başım ağrıyor demişti tüh tüh çenen kopsun Dalya bak kendi içindeki kendi sesini bile susturamıyorsun kes artık. "Tamam sustum."diye mırıldandım. Telefonumdan anlattığım filmi açtığımda sırtımı biraz daha yerleştirip kafamı da onun omzuna yasladığımda oda kafasını benim kafama yaslamıştı. Birlikte otururken bile aklımda ne kadar çok susabileceğim vardı hay allahım bir şey aklıma girdi mi çıkmak bilmiyordu ne çenesi düşüktüm düşüncelerimin bile çenesi düşüktü. Ahh ahh neyse artık beni de böyle kabul edeceksiniz böyle çenesi düşük neşeli tatlış ve güzel mi güzel bir kızçe olarak tamam biraz da kendimi beğenmişliğim olabilir ancak ve ancak azıcık. Kendimi böyle yaptıkça Alemin Kralındaki Jülide gibi hissediyordum ve kocaman bir kahkaha atasım geliyordu. Benim Jülide gibi bir kadın olduğumu düşünsenize acep bana yakışır mıydı ha? Şık şık şık Hahaa içimden gülüyorum acaba delirdim mi? Yoo kesinlikle delirmedim delirmiş olamam. Ayy bir türlü de filme odaklanamıyorum kendi kendime konuşmak çok hoşuma gidiyor bence her insan iç sesiyle konuşa bilmelidir sonuç olarak bu çok hoş ve terapi gibi bir şey tabi fazlası kafayı yeme sınırlarının içerisine giriyor orası ayrı o yüzden çok fazla da konuşmayın kendi kendinize. Kendi kendine santranç oynamak da kendi kendine konuşmaya benzer vakit öldürürsün ama sadece sıkılırsın. Dudak büktüm resmen kendi içimde kendimle bir ikilem yaşıyordum bakışlarımı filmle çevirdiğimde ilk on dakikasını kendi kendimi yiyerek geçirdiğimi fark ettim ve göz devirdim. "Acaba biraz abur cubur bulabilir miyiz bu film böyle çok yavan gidiyor Dalya."dediğinde surat asmıştım film izlerken bir şeyler yemeğe aşıktım hatta her dakika bir şeyler yiyebilirdim yemek yemeği de atıştırmayı da çok severdim. "Haklısın ben gidip bakayım mutfağı kurcalayım olmazsa sıcak çikolata yaparım hemen getiririm."diye fısıldadım. Yataktan kalktığımda yaylana yaylana odadan çıkıp ağır ağır inmiştim merdivenleri mutfağa girdiğimde etrafı kurcalamaya başlamıştım. Vanilyalı gofret bulmuştum hepsi çıtır çıtır ve paketli görünüyordu harikaydı bunlara bayılırdım bir tabak alıp içine boşalttım ve bir tepsiye koydum. Sıcak çikolata yapmak için süt ısıtmaya başladım çikolataları da çıkardığımda sütün ısınmasını beklemeye başladım. Süt ısındığında malzemeleri hazırladım ve yapmaya başladım bitirdiğimde iki bardağı da tepsiye ekledim çekmeceleri biraz daha kurcaladığımda kuru yemiş bulmuş bir kaseye dökmüştüm. Tepsiyi kucağıma aldığımda mutfaktan çıktım ve merdivenleri yavaşça çıkmaya başladım merdivenleri bitirdiğimde odamıza ilerledim. Odaya girdiğimde kapıyı ayağımla itekleyerek kapatmıştım tekrar dönüp Alacanın yanına ilerledim ve tepsiye dikkat ederek yatağına çıkıp yanına oturup bacaklarımı uzattım ve tepsiyi kucağıma koydum. Birlikte tıkınarak izlemeye devam etmiştik o bunca zaman beni beklemişti bende oyalanıp durmuştum. Elimi gofretlerden birine uzattım ve alıp yemeğe başladım çok taze ve çok lezzetliydi tadı damağımda kalırken kocaman gülümsedim. Çok fazla vanillia kokmuyordu ve yumuşacık bir tadı vardı bu tat diğer göfretlere bin basardı o yüzden bu gofreti çok severdim. Neredeyse bütün gofretleri ben yemiştim ılınan sıcak çikolatamı avuç içimde tuttuğumda içmeye başladım bu çikolatayı ılık içmeyi seviyordum haşlıyken içemiyordum zaten annem hep haşlıyken içmek zararlıdır biraz soğusun bekle diye beni azarlardı bak hatırladım yine sinirim bozuldu. Annemle ilgili her şey sinirimi bozuyordu resmen hiç aklıma gelmese olmaz mıydı? Ben anneme karşı yaralı bile değildim öfkeden kuduruyordum resmen yaralı olsam en azından ardından ağlardım ama yok! Ayy artık benim üzerime bir bardak su içip yeni kusursuz proje çocuğunu yapıverir anneciğim. Babacığım da yeni kusursuz ailesini başka şekilde çizer bensiz! "Filmi beğendin mi ben çok eğlendim."diyen Alacaya döndü gözlerim ne dediğini yarım yamalak anlaya bilmiştim ama telaşla kafamı salladım. "Hıhı çok güzel çok komikti çok beğendim yani hayatimda böyle komedi görmedim hahaa."pekala aşırı saçmalamıştım ama aklımda kendimle dönüp dururken dikkatimi filme verememiştim izleyememiştim işte şimdi de bunu ona söyleyemezdim kendini aptal gibi hissederdi ya da aşık olduğumu falan düşünürdü kesin ahh aptal Dalya kırk yılın başı oturdunuz film izliyorsunuz izlesene sende! "İzlediğine emin misin sen?"dediğinde zorla yutkundum resmen anlamıştı ahh salak Dalya kendini açık etmesen olmaz değil mi? Ne diyeceksin şimdi ne açıklayacaksın malak gibi baktım ama izlemedim aklım bir karış havadaydı mı? "Şey aklım kıyafetlerimi kırk bin parçaya ayıran canilere gitti de."dedim ve yakınmaya başladım. "Ahh ahh gitti gül gibi kıyafetlerim hepsi de marka marka kıyafetlerdi annemin özel tasarımlaydı neyse bir yönden iyi olmuş hepsinde annemin elleri değmiş onun emekleri vardı oh olsun o yüzden iyi ki doğramışlardı. Annemin hatırası olmasa daha fazla için yanardı gene biraz su serpti içime ama neyse canım hepsi de özel markaydı özel tasarımdı keşke azıcığı kesilmeyeydi ahh dayanamayacağım annem falan diye sevinemem kaç bin liralık kıyafetlerimi deştiler allahın cezaları!"diye bir anda ağlamaya başladığımda bana şaşkınca bakıyordu ellerimle yüzümü örtüp ağladığımda elini omzuma koydu. "Saçmalama bunun için ağlanır mı eve dönünce annen sana yenilerini diktirtir sakin ol." "Diktiremez çünkü bir daha asla o eve dönmeyeceğim ben buradan İstanbul a hiç dönmeyeceğim kendime bir söz verdim onlarsız eziyetsiz sevgiyle barınacağım yep yeni yuvamı kuracağım ben."diye bir anda açıldığımda şaşkınlığı iki katı artmıştı. "Ne dersin sen aklını mı kaçırdın? Ne demek eve dönmemek tek başına ne yapacaksın? Üniversite mi okuyacaksın yoksa çalışacak mısın? Hayata tutunmak ayakta durmak ne kadar zor bilir misin? Her iki kulvarda da savaşamazsın bunun ne kadar zor olduğunu biliyor musun? Babam bile okumuş bir adam sadece ikimizi krallar gibi yaşata bilmek adına gece gündüz çalışır sen bir başına nasıl yapacaksın?"dediğinde omuz silktim. "Bir şekilde yapmak zorundayım biliyorum alışık değilim asla da alışamam belki de ama yapmam gereken bu ben kendi iyiliğimi kendi düzenimi düşünmeliyim eğer onların eline kalırsam okuyacağım okulun tercihini bile değiştirir gideceğim bölümü de kendileri seçer hatta evleneceğim adamdan yapacağım çocuğa kadar karışırlar ama bu kadar uzun boylu değil Alaca. Bunlara izin veremezdim bu benim hayatım dilediğim gibi yaşamak hakkım onlardan uzak yapmak zorundayım onların yanında kalarak bunu yapmam mümkün değildir çünkü bunu sende çok iyi biliyorsun nasıl insanlar olduklarını biliyorsun onlarla yaşamak bir şeyler yapmak işkence gibi sadece mükemmelliklerini umursayan iki kendini bilmez o kadar."dediğimde kafasını olumsuzca sallamaya başladı ve ellerimi tuttu. "Deme öyle her ne olursa olsun onlar senin anne baban bak benim annem çocukken öldü ben onu çok özledim şimdi diyorum ki keşke burada olsaydı da senin annen gibi olsaydı ama yeter ki burada olsaydı diyorum çok şey istemiyorum hatta iyi bir şey de istemiyorum ama ne yapayım annem o benim yanı başımda olsun diye her şeyi yapabilirdim her şeyimi feda edebilirdim onunla bir kaç dakika daha geçirmek için geceleri dua ederek uyuyorum ölürken bile o tutmuştu ellerimden hatırlıyor musun beni havuzdan sen aldın bende annem sandım ama senmişsin."dediğinde buruk gözlerle baktım ona ve hafif bir tebessüm edip kollarım arasına aldım sıkıca sarılırken oda beni sarıp sarmalamıştı gözlerinden damlayan yaşların sırtıma aktığını fark ettim benim gözlerimden de yaşlar inerken konuştum. "Keşke benim de annem ölseydi senin annen yaşasaydı be Alacam."dediğimde hızla benden ayrılmıştı bana şaşkınca baktı kimse kolay kolay böyle bir dua edemezdi ancak ailesinin sevmediği sadece zorunlu hissettiği için yaptığı bir çocuk böyle bir dua ederdi. Benim annem anne olmayı hak etmezken asıl anneliği hak eden kadın toprağın altında yatıyordu. Nalan teyze nede güzel severdi kızlarını yedirir içirir giydirir sever oynar bakar öper koklar benim annem bu sıralamada sadece elbiselerimi tasarlama üzerinde var oda giydirmeye bile girmiyor. Gözlerimiz birbirini buldu Alacayla birbirimize bakarken sadece susuyorduk ikimizde biliyorduk başımıza gelen fenalıkları ikimizde farkındaydık kaderin oyununun biri ne kadar isterse ona vermez biri ne kadar istemezse ona verirdi dünyanın bir kuralı da buydu işte. "Hayatımı kurtardın bugün."diye girdi söze. "Çok teşekkür ederim dostum kardeşim her şeyim."dediğinde gururla gülümsedim ve gözlerimi hızlıca sildim. "Sen benim kardeşimsin ben sana canımı veririm canımı öyle kolayca asla söküp atılmazsın sen. Hani ayak bileğim acıyor demiştin ayak bileğinde parmak izleri vardı biri beni çekti dedim ama kimse yoktu gerçekten birinin seni çektiğini hissettin mi?" "Hissetmek ne demek bulanık da olsa gördüm buna yemin edebilirim ama siz kimseyi görmemişsiniz size görünmeden çıkıp kaçması imkansız bir şey asla olamaz acaba gözlerini mi kaçırdın diyeceğim fark etmedin mi diyeceğim belli ki etmemişsin hem biri havuza girse veya atlasa ben hissederdim dalgalanmadan sende duyardın sesinden yani bu böyle çok tuhaf oldu Dalya cidden çok tuhaf oldu ve tüylerimi diken diken etti. "Bence bu otelde paranormal olaylar oluyor bak hemen inkar etme hayır deme ama bu doğru baksana şu başımıza gelenlere her şey olağan üstü şeyler ve oldukça ürkütücü şeyler sadece bizim değil her gün her gün bir başkalarının daha başına bir sürü şey geliyor."dediğimde kafasını olumsuzca salladı. "Ciddi olamazsın eminim adam akıllı bir açıklaması vardır bu kadar tasalanma ve dert etme bunlar urafe sadece inanma babaannem hep derdi yok öyle şeyler diye sadece kendimizi korkutuyoruz lütfen at aklından bu düşünceleri her şey birer tesadüf olmalı." "Bileğindeki iz de tesadüf herhalde?"diye sızlandım kollarımı göğsümde bağladığımda ona yaşadığım her şeyi anlatacaktım oda bilmeliydi. "Elbette öyle muhtemelen başka bir açıklaması vardır canım ne bileyim yani bir yere falan çarpmışımdır fark etmeden olamaz mı elbette olabilir fazla abartıyorsun bu aralar çok mu böyle şeyler okuyup izliyorsun ne yapıyorsun sen meraklısındır böyle işlere."dediğinde göz devirdim. "Bunu anlaya bilmek için meraklı olmamıza gerek yok bunları sende yaşıyorsun farkında olduğuna eminim ama söyleyemiyorsun belki de kendine bile itiraf edemiyorsun hatta ve hatta delirdiğini düşünüyorsum ama öyle değil. Önce sen sonra sindy sonra da benim hepimize bir şeyler oluyor hatta belki de diğerlerine de oluyordur o sesleri sende duydun biliyorum sana da acın olan şeyle zayıf noktanla annenle vurmaya çalıştılar öyle değil mi? Ben çözdüm bence bu varlıklar her neyse bizimle zayıf olduğumuz yerlerle uğraşıyorlar bizi zayıflıklarımızla vurup kaçırmaya çalışacaklar ama hayır bu zayıflığa meydan vermeyeceğim buradan gitmeyeceğim bir kez inat ettim devam edeceğim beni buradan kaçıramayacaklar."dediğimde eliyle hafif bir alkış yapmaya başladı. "Fazla abartmadın mı Dalya? Alt tarafı bir kaç tesadüf olay hem ne var bunlarda hiç kimse ölmedi öyle değil mi sadece ufak tefek bir kaç kaza hepsi bu bunlar da gelir geçer şeyler fazla kafanda tutma. Her şeyi kafanda çok birleştiriyorsun çok düşünüyorsun bir gün bu kadar çok düşünmekten aklını kaçıracaksın ondan korkuyorum biraz az düşünsen ölür müsün Dalya?"dediğinde güldüm. "Evet ölürüm çok konuşmamı sevmiyorsun bari bırak da çok düşünebileyim hayır yani anlamıyorum buna da mı kızacaksın bir zahmet bari buna kızma Alaca hem ben sana kızıyor muyum? Hayır sende kızma hem ben sana konuşma düşünme de demiyorum sende konuş sende düşün yani ben sana kızmazken sende bana kızmayıver ne olmuş yani? Neyse yine çok konuşma yoluna doğru gidiyorum sanırım sustum."dediğimde elimle ağzıma hayali bir fermuar çektim ve sırtımı arkaya iyice yaslayıp oturmaya başladım. Bacak bacak üzerine attığımda kollarımı göğsümde birleştirdim ve trip atarcasına dudak sarkıtıp kafamı ondan ayrı bir yöne çevirdim bir süre öylece baktıktan sonra ne yapacağını düşünmeye başlamıştı sanırım beni kırıp üzdüğünü sanmıştı için için gülerken sesli kıkırdamamak için kendimi zor tutuyordum ama tuttum ne yapacağını cidden merakla bekliyordum aradan kısa bir süre geçmişti hiç bir şey yapmıyordu en sonunda yanağıma ani bir öpücük kondurduğunda kollarını bedenime sarıp beni göğsüne çekmişti itirazsın geldiğimde sıkıca sarıldım. "Küsmedim ki."diye alayla güldüğümde sinirlenmişti kafama hafifçe vurduğunda gülerek tekrar sarılmıştı bu pamuk pamuk halimiz birbirimizin çok hoşuna gidiyordu aşağıdan bir çığlık koptuğunda ikimizde birbirimizden ayrılmıştık aşağıda her ne yaşanıyorsa birisi çığlık çığlığa bağırıyordu. Kadının sesini Sindy nin sesine benzetmiştim ikimizde hızlıca ayaklanırken odadan çıkmıştık koşar adım aşağıya indimizde herkes salonda toplanmış şaşkınca izliyordu salonda girdiğimizde bizde dehşete kapılmıştık. Cake yerde yatıyordu ve ağzından köpükler çıkıyordu avucundaki şeffaf bir torba vardı ve torbada bir iki hap vardı. Sanırım uyuşturucu komasına girmişti ne yani onlar kullanıcı mıydılar? Şaşkınca bakıyordum bir cesaret gösterip Cake nin yanı başında ağlayan Sindy nin yanına oturdum ve elimi uzatıp nabzına dokundum. Cake nin nabzı atmıyordu kalbi durmuş yani ölmüştü bakışlarımı Sindy çevirdiğimde bana umutla bakıyordu kafamı olumsuzca salladığımda salonda gür çığlıklar koptu. Sindy Cake nin bedenine sarıldığında sarsılarak ağlıyordu derince iç çekerken nefessiz kalmışçasına acı çekiyor gibiydi onun sırtını sıvazladığımda gözlerim dolu dolu olmuştu ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. "Se-sen bunu bırakmıştın! Neden tekrar başladın neden benden yardım istemedin!"diye feryat ediyordu Sindy bütün olan bitenle daha fazla burada kalamazdı Cake nin bedeni de öyle adli tıbba gönderilmesi gerekiyordu. Burada kalırsa çürüyüp kokardı ama telefon çekmiyordu ne yapacaktık. Bakışlarımı Ayazlara çevirdiğimde onların da benimle aynı fikirde olduklarını düşünüyordum Ayaz salondan çıkıp muhtemelen Piyale Hanımın odasına gitmişti bende ayaklandığımda koşarak onun peşinden ilerledim. Birlikte Piyale Hanımın kapısının önüne dikilmiştik Ayaz kapıya vurduğunda açılmasını bekliyorduk ama açan olmamıştı tekrar tıkladığında tekrar açan olmamıştı. Öfkeyle yerimde duramazken Ayazın da sabrı yokmuş gibi görünüyordu geriye çekilmemi işaret ettiğinde kenara çekilmiştim bir kaç adım gerileyip kapıya omuz atmıştı. Tekrar tekrar kapıya omuz atarken kapı kırılmıştı ve biz Piyale Hanımın odasına dalmıştık. Piyale Hanım odada değildi iyi de nereye gitmişti? Acaba alışverişe falan gitmiş olabilir miydi ama ağzına kadar dolu kiler var diye biliyorduk burada alışverişe gitmiş olamazdı herhalde. İçeriye girdiğimizde bakınmaya başladık Piyale Hanımın eşyaları ve duvarlara asılmış garip dualar tılsımlar vs vardı. Kaşlarımız çatılırken nasıl bir yere düştüğümüzü anlamamıştık bile bizde Piyale Hanımın odasından çıkıp Pekin Beyin odasına ilerledik. Ayaz onun da kapısına vurdu ama açan olmadı onun da kapısına omuz atmaya başladı kaslı çocuğun omuzları yamulacaktı kapı kırmaktan. Pekin Beyin odasının kapısını da kırdığında hızlıca içeriye girmiştik. Onun odası da aynı Piyale Hanımın odası gibiydi duvarlarında garip şeyler vardı ve oda boştu o halde buradan biz çıkmalıydık dışarıya çıkıp yardım istemeliydik. "Hadi Ayaz birlikte çıkalım illa ki yakınlarda köy gibi bir yer vardır telefon çeken bir yer buluruz yada."dediğimde onunda aklına yatmış olacak ki kafasını salladı birlikte koşarak otelden çıkmış büyük demir bahçe kapısına ilerliyorduk büyük demir kapıyı itmeye çalıştık ama kilitliydi kilitli olduğu gibi dehşet bir şekilde ağırdı. Demirlere tırmanmak imkansızdı aşırı yüksekti ve aralarından geçemeyeceğimiz kadar da dardı bizi buraya kilitlemişlerdi. Bizi burada ölüme terk etmişlerdi olan bitenin onlarda farkındaydılar olaylar ciddileştiği için bizi buraya kapatıp kaçtılar he ne oluyorsa bizi buna yem ettiler. Korkuyordum hem de çok korkuyordum deli gibi korkuyordum etrafıma bakındım koca otele taştan yapılmıştı tıpkı bir kaleyi andırıyordu aynı bahçe duvarları gibi çünkü bahçenin duvarları da koca kalenin surları gibiydi tepesine tırmanman imkansız gibiydi o kadar yükseğe asla çıkamazdık. Demir kapıyı açalım desek neyle ve nasıl? Kilidini kırmak için bize demir testeresi ancak lazımdı bu kapıyı açmak oldukça güç hatta neredeyse imkansızdı. Mecburen otele dönmemiz gerekiyordu ve Cakenin cesedini ne yapacağımızı konuşmamış gerekiyordu ölüsü burada kalamazdı kokardı ve çürürdü etrafı yaşanılamaz bir hale getirirdi muhtemelen defnedilmesi lazımdı en kısa sürede onu buraya defnetmeliydik buradan çıkamıyorduk çıktığımız zamanda onu Sindy nin istediği bir yere defnettirirdik. Otele döndüğümüzde yanlarına ilerledik bize bakıyorlardı ve konuşmamızı bekliyordu on beş kişilik ekipten on dört kişi kalmıştık. "Sanırım bizi burada ölüme kapattılar ve terk edip gittiler."dediğimde herkesten ayrı bir panik ayrı bir korku nidaları yükselmişti ki tekrar konuştum. "Sakin olun burada bu kadar insanız elbet çıkmanın bir yolunu buluruz ama bu uzun sürer önce Cakeyi defnetmemiz gerek yoksa ölü bedeni fazla dayanamaz en az bir gecede kokmaya başlar hepimize bu daracık alanı daha da dar eder."dediğimde hepsi haklı olduğumun farkındaydı Sindy o kadar kötü olmuştu ki karşı çıkamıyordu Alaca kollarından tutup onu yerden kaldırdı erkekler Cake nin cesedini taşırlarken Sam denen o çocuk içerideki depodan bir kürek bulmuştu. Birlikte bahçenin açık bir kısmına gelmiştik erkekler sırasıyla bahçeyi kazıyorlardı resmen bir çare bulana kadar onu gömecektik ama en doğrusu bu olacaktı bir cesetle etrafta dolaşamazdık. Biz buradan çıkmayı başardığımız zaman yetkililerle onun cesedini buradan aldırır güzel bir mezarı olmasını sağlardık elbet o zamana kadar burada nur içinde yatması dileğiyle. Mezarı bir saat gibi bir zamanda açmışları alışkın olmadıkları için bu kadar uzun sürmüştü mezar açma işi bittiğinde Cake nin cesedini çukurun içine koyup üzerine toprak atmaya başlamışlardı. Sindy dayanamayıp bayıldığında kızların bir kaçı onu içeriye taşımıştı biz ise yeni tanıştığımız arkadaşımıza son görevimizi yapıp başında duruyorduk. Mezar tamamen kapatıldığında herkes kendi dinince dua etmeye başlamıştı herkes kendine göre doğru olanı yapıyordu bunda bir yanlış yoktu. Dua işimiz bittiğinde otele dönmüştük bu kez Sindy nin başında bekliyorduk yaşanan o kadar kötüydü ki ağlamadan edememiştim onun sevdiğim adam dediği can arkadaşı hayat arkadaşı yapmak istediği adam ölmüştü hem de boktan bir sebepten bir avuç hap yüzünden o uyuşturucu illeti yüzünden kullandığından bile haberimiz yoktu gerçi Sindy başında ağlarken hani bırakmıştın falan dedi ama belli ki dayanamayıp tekrar başlamıştı. Keşke yapmasaydı kendiyle birlikte Sindy de böyle bir çukurun böyle bir karanlığın içine atmasaydı bugün gömülen sadece Cake nin bedeni değil aynı zamanda Sindy nin de bedeni olmuştu o kadar perişan olmuştu ki şu anda bir ölüden farkı yoktu yaşayan bir ceset gibiydi. Sadece bir kaç saat içinde bu hale gelmiş bu kadar perişan olmuştu bir insan sadece saatler içinde işte böylece yok olur böylece heba olurdu. Yazık olmuştu Cake gibi yakışıklı deli kanlı çocuğa hiç iyi olmamıştı böyle göçüp gitmesi kimse istemez böylesine kötü bir şekilde göçüp gitmek ama yapacak bir şey yok kader buydu oda kaderi nasıl gösteriyorsa öyle ölmüştü hepimizin bir gün öleceği gibi...
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE