Planım artık umduğum gibi gidiyordu. Savcı Oğuz Akkaya ile öğlene doğru F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu kampüsünün önünde buluşmuştuk. Akif, yanımdan bir saniye bile ayrılmamakta ısrarcıydı, benimle gelmişti. Başka da kimse yoktu; özellikle beni durduracak biri. İçeri girmeden önce Savcı, kendime güvenimi son kez teyit etti. “Emin misin İpek?” Başka bir şansım daha yoktu: olayların geldiği noktada, geri yürümeyeceğim kadar ilerlemiştim. Kendime olan güvenimi yüksek tutmaya çalışarak boğazımı temizleyip tek kelimelik bir cevap verdim. “Eminim.” Böylelikle cezaevinin ürpertici ortamına adım attık. Gri, soluk ve rutubetli duvarların gölgelediği koridorları arşınladık. Görüş odasının kapısına geldiğimizde gayriihtiyari duraksadım. Sağ elim, askıma gitti, düzelttim cırt cırtlarını.

