Asıl kâbusumun başladığı noktaya dönmüştüm. Savcı’nın beni getirdiği yer; Necati Karadağ’a ait olduğu için mühürlenen, babamın ve benim kanımla lekelenen o restorandı. Cihat, buradaydı: kapalı kapının önündeki tek basamakta oturuyordu, bakışları zemine kilitlenmişti ve ağır hasarlı görünüyordu. Birkaç gündür uyumamış gibi göz altı torbaları belirginleşmişti, saçları dağılmıştı, üstünde onu son gördüğüm gün giydiği gömlek vardı. Tükenmişti. Onu camın ardından izlemeye yüreğim el vermedi. Araba kapısını tek hamlede açtım. İnerken de dönüp ardımda bıraktığım iki adama bakmadım. Akif ile Savcı, hiçbir şey söylemedi. Küçük adımlarla bana ölümü anımsatan restoran girişine doğru yürüdüm. Bedenim geriliyordu, her an bir yerlerden fırlayıp bana silah doğrultacak birinin ihtimali korkumu

