"Mevsiiimm! Rüyamda ne gördüm, inanamazsın!" Özgü heyecanla söze daldı. "Sen ve Rüzgâr hoca burada kahvaltı ediyordunuz… hem de sevgili olarak! O kadar gerçek gibiy—"
Lafını tamamlayamadan karşısındaki manzarayı gördü ve dona kaldı.
"Di… diyebildi sadece, "Ama… nasıl olur? Rüyaydı bu! Yoksa hâlâ uyuyor muyum?" diye mırıldandı. Kendi kolunu çimdikleyip hafifçe sıçradı. "Aa! Gerçek bu… siz… buradasınız!"
Mevsim ve Rüzgâr, göz göze gelip hafifçe kıkırdadılar.
"Gel, Özgü, gel… Sana bir çay koyayım. Hâlâ uyanamamış gibisin," dedi Mevsim gülerek.
Kahkahalar eşliğinde kahvaltılarını yaptılar. Okul saati yaklaşınca Özgü hazırlanmak için odasına çekildi.
Rüzgâr, griye çalan o etkileyici gözlerini Mevsim’e dikti. Elini nazikçe tutarak konuştu:
"Şimdilik aramızda kalsın. Yanlış anlama… Ben göğsümü gere gere herkese anlatmak isterim. Ama okulda seni rahatsız ederler diye, mesafeli davranmaya devam edeceğim."
Mevsim sevimli bir tebessümle ona baktı.
"Yani yine insan sevmiyormuş gibi davranmaya devam diyorsun, öyle mi?"
Rüzgâr hafifçe gülerek onu kendine çekti, alnına kısa bir öpücük kondurdu.
"Hadi sen de hazırlan, ben de eve geçeyim. Aşağıda bekleyeceğim. Artık yalnız gitmek yok okula… senden bir saniye bile ayrı kalmak istemiyorum."
Rüzgâr’ın her sözü, her hareketi Mevsim’i kendine bir kez daha hayran bırakıyordu
Güzelce hazırlanıp Özgü’yle birlikte aşağı indiler. Mevsim’in boynunda yine gelincik kolyesi vardı. Bu kolyenin ona şans getirdiğine inanmaya başlamıştı… çünkü gelinciğini bulmuştu.
Rüzgâr, Mevsim’in gözünde koca bir başak tarlasında tek başına duran, rüzgârla hafifçe salınan o narin ama güçlü gelincikti. Yalnızdı, gizemliydi… ve çok başkaydı. Mevsim, Rüzgâr’ın aşkından emindi; ama onu henüz gerçekten tanımıyordu. İçinde yanıt bekleyen sayısız soru vardı.
Aşağı indiklerinde Rüzgâr arabada onları bekliyordu. Bu kez o alışık olduğu donuk ifadesi yoktu; yanağındaki gamzeler belirginleşmiş, gözündeki güneş gözlüğü ona bambaşka bir hava katmıştı.
Hemen inip sağ ön kapıyı açtı, Mevsim’in binmesine yardımcı oldu. Özgü ise çoktan arka koltuğa atlamış, hayran bakışlarla onları izliyordu. Yol boyunca sohbet ettiler, müzik dinlediler… her şey olması gerektiği gibi, kusursuz ilerliyordu.
Kampüs kapısına yaklaşınca araba yavaşladı. Mevsim ve Rüzgâr, ayrılmak istemeseler de bu sırrı şimdilik kimse bilmemeliydi. Rüzgâr, Mevsim’i kendine çekip özlem dolu bir öpücük kondurdu. Mevsim, yanakları alev alev kızararak indi arabadan. Özgü ise arkadan, hayran bir şekilde gülümseyip kıkırdıyordu.
Mevsim huzursuzdu. Ayrılmak istemiyordu Rüzgâr’dan, ama bir süre böyle devam etmek zorundaydılar. Sınıfa girdiklerinde, herkesin dilinde Rüzgâr hoca ile eski sevgilisi hakkındaki dedikodular vardı. Mevsim’in canını sıksa da duymazdan geldi.
Rüzgâr’ın o sabah dersi yoktu, iki ders boyunca öğretmenler odasında oturuyordu. Telefonunu çıkarıp Mevsim’e mesaj yazdı:
“Ne kadar zormuş birkaç saat senden ayrı kalmak… Bunca zaman sensiz nasıl durabilmişim ben?”
Mevsim telefonu eline alınca önce durakladı. Numaranın gizli olup olmadığına baktı, ardından kayıtlı ismi değiştirdi. Artık “Lodos Rüzgârı” değil, “Rüzgâr ❥” yazıyordu.
Sonra aklına takıldı: Acaba Rüzgâr, gizli mesaj atan kişinin ben olduğumu biliyor mu?
Mesajı açıp gülümsedi, ardından yazdı:
“Sensiz geçen her saniye boşa geçmiş, Rüzgâr Bey. Geçenleri düşünme… Bundan sonraki her saniye seninle olsun :)”
Gönder butonuna bastıktan sonra, gizlice Özgü’ye dönüp fısıldadı:
— “Sence Rüzgâr, gizli mesaj atanın ben olduğumu biliyor mudur?”
Özgü sadece omuz silkti, “Bilmiyorum” der gibi.
Mevsim ders boyunca bunu düşündü. Sonra aklında bir plan belirdi: Önce kendi numaramdan mesaj atarım, sonra da anonim kişi olarak yazarım. Bakalım tepkisi ne olacak…
Üçüncü ve dördüncü ders, Rüzgâr’ın dersiydi. İçeri girdiğinde Mevsim, gülmesini bastırmak için elini ağzına kapattı. Dün akşam kollarında uyuduğu adamın şimdi sınıfta “hoca” kimliğiyle karşısında olması, ona neredeyse komik geliyordu. Özgü’ye dönüp bakmak ise büyük bir hataydı… çünkü Özgü de kıkırdamasını tutmak için ağzını kapatmıştı.
Derken Özgü’nün ağzından istemsiz bir kahkaha kaçtı.
Rüzgâr bakışlarını onlara çevirdi:
— “Yine mi siz? Nedir bu kadar komik olan? Ya susun ya da çıkın.”
Sesindeki ciddiyet ile yüzündeki hafif karışık ifade birbirine zıt duruyordu.
— “Affedersiniz hocam, özür dileriz,” dedi Mevsim. Ama yüzündeki gülümsemeyi bir türlü silemedi.
O sırada sınıftaki diğer kızların garip garip baktığını fark etti Mevsim. Sanki ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardı. Önüne dönse de bakışların üzerinde gezindiğini hissedebiliyordu.
Ders arası verildiğinde, Özgü’yle kantine inip bir kahve içmeye karar verdiler. Koridorda ilerlerken, Mevsim’in gözleri istemsizce biraz ilerideki manzaraya takıldı: Rüzgâr, etrafına toplanmış kalabalık bir kız grubunun ortasında, gülümseyerek konuşuyordu.
Mevsim’in gözleri büyüdü. Yanındaki Özgü’ye dönüp sessizce, “Sende de aynı şey mi geçti aklından?” der gibi baktı. İçinde, kızların saçını başını yolma isteği dalgalansa da yüzünde sakin bir ifade takındı.
Telefonunu cebinden çıkardı. Tam mesaj yazacakken bir an durdu… Sonra numarasını gizleyip yazmaya başladı. Biliyordu, bu yaptığı doğru değildi. Ama kıskançlık, damarlarında ağır ağır dolaşan sıcak bir ateş gibi tüm bedenini ele geçirmişti.
Bilinmeyen Numara:
“Bu kadar popüler biri olmak zor olmalı… ‘Sevdiğim var’ dedin ama etrafın hâlâ kızlarla dolu. Bu sence doğru mu?”
Mesajı gönderdikten sonra ekranı kapattı. Kalbi hızla atıyordu. Acaba Rüzgâr, bu sözlerin kimden geldiğini anlayacak mıydı, yoksa onu hiç tanımayan biri gibi mi cevaplayacaktı?
---
Rüzgâr, kızlarla sohbet ederken cebindeki telefon titredi. Konuşmasını bölmeden elini cebine attı, ekrana göz attığında numaranın gizli olduğunu gördü. Kaşları hafifçe çatıldı, ardından mesajı açtı.
“Bu kadar popüler biri olmak zor olmalı… ‘Sevdiğim var’ dedin ama etrafın hâlâ kızlarla dolu. Bu sence doğru mu?”
Bir an durdu. Tanıdık bir ses tonu vardı sanki ama kesin emin olamıyordu. Yine de belli etmemeye karar verdi. Etrafındaki kızlara kısa bir selam verip biraz uzaklaştı, duvara yaslandı ve cevap yazdı.
Rüzgâr ❥:
“Bazen etrafımızdakiler bizim seçimimiz değildir. Yanımda kim olursa olsun, bu kim olduğumu değiştirmez. Ama… bu şekilde yazmak yerine kim olduğunu söylemen daha doğru olmaz mı?”
Mesajın tonu ne sertti ne de samimi; merak uyandırıyor ama karşı tarafa fazla yakınlık vermiyordu.
Mevsim, mesajı okuduğunda hafif bozuldu. Kalbi kıskançlıkla atsa da, Rüzgâr’ın onu hemen tanımaması hoşuna gitmişti. Özgü’ye dönüp fısıldadı:
— “Sence tahmin ediyordur mu?”
Özgü gülerek, “Yok be, anlamamıştır. Ama dikkat et, yakalanırsan rezil olursun,” dedi.
Kantinde otururken Mevsim’in gözü hâlâ koridordaki manzarayı unutamıyordu. Elinde kahvesi, dalgın dalgın düşünürken, içindeki kıskançlık yeniden kıpırdanmaya başladı. Telefonunu açtı, numarasını yine gizleyip bir mesaj daha yazdı.
Bilinmeyen Numara:
“O kişi sana değer veriyorsa, bu kadar ilgiyi görmezden gelir mi sence?”
Mesaj gittiğinde Mevsim’in kalbi hızla çarpıyordu. Özgü merakla eğildi.
— “Ne yazdın yine?”
— “Boşver…” dedi Mevsim ama gözlerindeki parıltı merakını ele veriyordu.
Rüzgâr telefonu eline aldığında aynı numarayı gördü. Kaşının ucunda hafif bir gülümseme belirdi, bu sefer cevap verirken parmakları biraz daha yavaş hareket etti.
Bilinmeyen Numara:
“İlgi görmek ile ilgi göstermek aynı şey değil. Yanımda olan herkese değer veriyor muyum sanıyorsun?”
Mevsim mesajı okuduğunda hafifçe dudak büktü.
— “Yüz de vermiyor…” diye mırıldandı kendi kendine.
Özgü ise kıs kıs gülüyordu:
— “Demek ki kolay lokma değilsin.”
Ders saati yaklaştığında Mevsim, Özgü’yle birlikte sınıfa döndü. İçindeki plan iyice şekillenmişti: önce kendi numarasından yazacak, sonra da anonim numaradan. Bakalım Rüzgâr hangisine nasıl tepki verecekti.
Telefonunu masanın altına gizleyip ilk mesajı kendi numarasından attı.
Mevsim:
“Ders başlamak üzere… bugün çok mu yoğunsun?”
Rüzgâr, öğretmenler odasında çantasını toparlarken mesajı gördü. Hafif gülümseyerek cevapladı:
Rüzgâr ❥:
“Sen sınıfta mısın? Geliyorum. Yoğun değilim, merak etme.”
Mevsim, bu kısa ve tatlı cevaptan cesaret aldı. Hemen ardından, numarasını gizleyip ikinci mesajı yolladı.
Bilinmeyen Numara:
“Az önce yine kızlarla çevriliydin. İnsan, sevdiği kişiyi böyle gördüğünde ister istemez kıskanır.”
Bu mesajı okuyan Rüzgâr’ın yüzündeki gülümseme hafifçe söndü. Cevap yazmadan önce kısa bir süre düşündü, sonra parmakları klavyede dolaştı.
Rüzgâr ❥:
“Kıskançlık, çoğu zaman boş yere can yakar. Hele ki gerçeği bilmeden…”
Mevsim bu cevabı okuyunca bir an duraksadı. Sanki Rüzgâr, anonim kişiye mesafe koyuyor ama içinde belli belirsiz bir uyarı da gizliyordu.
Dakikalar sonra sınıf kapısı açıldı ve Rüzgâr içeri girdi. Bakışları her zamanki gibi sınıfı taradı ama Mevsim, o bakışların bir saniyeliğine durup kendi üzerinde gezindiğini hissetti.
Özgü’ye eğilip fısıldadı:
— “Bence anlamamış.”
Özgü kıkırdadı:
— “Anlamamış olabilir… ama oynadığın ateşin farkında ol.”
Ders başlamıştı. Rüzgâr, tahtanın önünde konuyu anlatıyor, arada sınıfa sorular soruyordu. Mevsim ise gözünü tahtadan ayırmamaya çalışıyor ama içten içe, biraz önceki mesaj oyununu düşünüp gülmemek için dudaklarını ısırıyordu.
Tam bu sırada masanın üzerinde duran telefonu hafifçe titredi. Mevsim, kalbinin hızlandığını hissetti. Ekrana baktığında mesajın kendi numarasına geldiğini gördü.
Rüzgâr ❥:
“Sanki biri bugün bana fazladan tatlı bakıyor… ders anlatmamı zorlaştırıyor.”
Mevsim, boğazına bir gülme isteği düğümlendi. Telefonu kucağında saklayıp cevap yazdı.
Mevsim:
“Belki de hayal görüyorsundur, hoca bey.”
Göndermesinin ardından başını kaldırdığında, Rüzgâr’ın gözleri bir anlığına sınıfın kalabalığı arasından onunla buluştu. Dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme vardı, ama hemen yüzünü ciddileştirip tahtaya döndü.
Mevsim, kalemiyle defterine rastgele çizgiler karalıyor, gülmemek için kendini zorluyordu. Yanındaki Özgü ise bu bakışma anını yakalamış, gözlerini kocaman açarak “Yakaladım sizi” der gibi bakıyordu.
Rüzgâr ders anlatmaya devam ederken, sanki hiçbir şey olmamış gibi tahtaya yazıyor, ama arada bir kelimenin ortasında bakışlarını Mevsim’in üzerinden çekmeyi ihmal etmiyordu.
Ders bitiminde zil çaldığında sınıf bir anda hareketlendi. Çoğu öğrenci kapıya yönelirken Mevsim yerinden kalkmadı, çantasını ağır ağır topladı. Özgü ise merakla onu izliyordu.
— “Yine mi yazacaksın?” diye sordu.
— “Hem kendi numaramdan hem de anonimden… bakalım hangisine ne diyecek,” dedi Mevsim, dudaklarının kenarında hafif muzur bir gülümsemeyle.
Önce kendi numarasından yazdı:
Mevsim:
“Bugün biraz yoğun görünüyorsun. Ders sonrasında bir kahve fena olmaz, ne dersin?”
Gönderdikten hemen sonra numarasını gizledi, ikinci mesajı yolladı:
Bilinmeyen Numara:
“O kızların arasında olmaktan keyif alıyor gibiydin. Demek söylediklerin sadece sözdeymiş…”
Birkaç dakika sessizlik oldu. Rüzgâr, koridorda öğretmenler odasına giderken ardı ardına gelen iki mesajı gördü. Önce Mevsim’den geleni okudu, yüzünde hafif bir tebessüm belirdi:
Rüzgâr ❥:
“Kahve olur. Ama yorgun değilim… sadece dikkatimi dağıtan biri var.”
Sonra anonim numaradan geleni açtı. Bu sefer ifadesi ciddileşti, parmakları telefonda kısa bir süre bekledi.
Rüzgâr ❥:
“İnsan bazen istemese de kalabalığın içinde olur. Ama bu, kalabalığın önemli olduğu anlamına gelmez. Yine de bu merakın beni şaşırtıyor.”
Mevsim iki cevabı da görünce neredeyse kahkaha atacaktı. Özgü’ye fısıldadı:
— “Bilmiyor! İki farklı kişiye mesaj attığını sanıyor!”
Özgü kıs kıs güldü:
— “Sen var ya… bu oyunu fazla uzatırsan yakalanırsın.”
Rüzgâr ise hâlâ merak ediyordu. Bu bilinmeyen numara… gerçekten tanımadığım biri mi, yoksa bana oyun oynayan biri mi?
Ders bitiminde Özgü’yle vedalaşıp kapıya doğru ilerliyordu. Aklı hâlâ günün garip ayrıntılarındaydı. Özellikle Mert’in sessizliği… Normalde sınıfın neşesi olan, sürekli şaka yapan o çocuk, son konuşmalarından sonra içine kapanmış gibiydi.
Düşüncelerine dalmış halde yürürken aniden birine çarptı. Başını kaldırdığında Mert’i gördü.
— “Mert… Neden seslenmedin? Korkuttun beni,” dedi sevimli bir ses tonuyla. Her şeye rağmen arkadaş kalmaya karar vermişlerdi.
Mert onu dikkatle süzdü.
— “Bugün çok neşelisin, dikkatimi çekti,” dedi.
Mevsim hafifçe kaşlarını kaldırdı.
— “Her zamanki halim… Ama sen iyi değilsin sanki?”
Mert derin bir nefes aldı, sesi biraz titriyordu.
— “İyi değilim, Mevsim. Arkadaş kalalım dedim ama… dayanamıyorum. Sen ise her şey normalmiş gibi davranıyorsun. Ölüyorum farkında değil misin?”
Mevsim şaşkınlık ve öfke karışımı bir ifadeyle baktı ona.
— “Kendine gel Mert. Ben senin ne düşündüğünü bile bilmiyordum ki… Sana ümit verecek tek bir şey bile yapmadım. Sen benim arkad—”
Sözünü tamamlayamadan Mert bir anda onu kendine çekip öpmeye kalkıştı. Mevsim, anında geri çekildi ve yüzüne sert bir tokat patlattı.
— “Sakın… sakın bir daha yanıma yaklaşma! Nasıl tanıyamadım seni ben? Yazıklar olsun!” dedi, sesi titrerken gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Ardından koşmaya başladı.
Rüzgâr aklında yoktu o an… ama Rüzgâr, uzaktan tüm olanları görmüştü.
Bir bankın kenarına oturup elleriyle yüzünü kapatarak hıçkırdı Mevsim. Omzuna hafifçe dokunan bir el hissetti. Başını kaldırdığında Rüzgâr’ı gördü. Ama… onun yüzündeki ifade Mevsim’in nefesini kesti.
Bu, bir bitiş miydi? Yoksa asıl başlangıç mı?