Asya, hastane çadırının arka tarafındaki küçük lavaboya yöneldi. Elinde hâlâ o geceki terin izini taşıyan tişört vardı. Giyinmişti ama hâlâ çıplak hissediyordu. Beden değil, sınır soyulmuştu.
Musluğu açtı. Su, metal leğene çarparken yankı yaptı. Parmaklarını suya soktu. Soğuktu. Ama o soğuk, içindeki titremeyi bastırmıyordu.
Ellerini yıkarken gözleri kapanmadı. Göz kapatmak, görüntüleri büyütürdü. O yüzden açık tuttu.
Parmakları, bileklerinden yukarı doğru suyun altında gezindi. O geceki dokunuşun izi yoktu artık. Ama hâlâ hissediliyordu.
Yaman’ın müdahalesi bir kurtarma değildi. Bir çarpışmaydı. Asya, o anı hatırladığında kendini koruyamadığı için değil, sessiz kaldığı için öfkelendi.
Tişörtü lavabonun kenarına bıraktı. Su hâlâ akıyordu.
Bir an durdu.
Sonra musluğu kapattı.
Sessizlik geri geldi.
Arkasında bir ses duydu. Hafif, dikkatli.
Yaman’dı.
Girmedi. Sadece durdu.
“Su sesi,” dedi, “geceyi bastırıyor.”
Asya dönmedi. “Ama gece hâlâ burada.”
Yaman birkaç adım attı. Aralarındaki mesafe kapanmadı.
“Ben o geceyi unutmadım,” dedi.
Asya başını eğdi. “Ben de. Ama hatırlamak istemiyorum.”
Yaman sustu. Sonra cebinden bir şey çıkardı. Bir yara bandı.
“Elin kesilmiş,” dedi.
Asya baktı. Parmaklarının kenarında ince bir çizik vardı. Fark etmemişti.
Yaman uzattı.
Asya aldı.
Ama teşekkür etmedi.
***
Sabah, sahra hastanesinin yemekhane çadırında başlıyordu. Metal tepsiler, plastik bardaklar, bayat ekmek. Ama en çok ses, konuşmalardan geliyordu. Savaşın ortasında, kahvaltı bir tür gevşeme anıydı. Ve gevşeyen ağızlar, bazen haddini aşardı.
Asya içeri girdiğinde, çadırın içi bir an sessizleşti. Tişörtü sadeydi, pantolonu standart. Ama yürüyüşü dik, omuzları netti. Gözleri kimseye bakmıyordu ama herkes ona bakıyordu.
İki asker, köşedeki masada fısıldaşmaya başladı.
“Yeni gelen cerrah bu mu?”
“Evet. Dün gece nöbetten dönerken gördüm. Sırtı terliydi, tişört yapışmıştı.”
“Omuz çizgisi var ya… resmen çizim gibi.”
“Bacakları da uzun. Ama yürürken hiç sallanmıyor. Sert kadın.”
Asya duymamış gibi yaptı. Ama duydu. Her kelime, tenine değmeden içine işliyordu.
Yaman, birkaç masa ötede oturuyordu. Elinde çatal, gözleri Asya’da. Askerlerin konuşmalarını duymuştu. Gözleri daraldı. Çatalı tepsiye bıraktı. Sertçe.
Asya sıraya girdi. Tepsisini aldı. Yaman kalktı. Yanına geldi.
“Burada otur,” dedi.
Asya başını kaldırmadan cevapladı. “Görüş alanı mı daraldı?”
Yaman gülümsedi ama gözleri gergindi. “Hayır. Sadece bazı gözleri kapatmak istedim.”
Asya oturdu. Yaman karşısına geçti. Sessizlik. Tepsideki haşlanmış yumurta bile gergin görünüyordu.
Yaman eğildi. “Duydun değil mi?”
Asya ekmeğini bölüyordu. “Duydum.”
“Rahatsız oldun mu?”
“Hayır. Alıştım.”
Yaman sustu. Sonra başını eğdi. “Ben alışmadım.”
Asya gözlerini kaldırdı. “Alışmak istemiyorsan, bakmamayı öğren.”
Yaman bir an sustu. Sonra gözleri Asya’nın ellerine kaydı.
“Senin bedenin,” dedi, “bir alan gibi. Herkes girmeye çalışıyor.”
Asya gülümsedi. Hafif, kırılgan ama keskin.
“Benim bedenim bir alan değil. Bir sınır.”
Yaman cevap vermedi. Ama çatalı tekrar eline aldı.
Tepsideki yumurtaya baktı.
Sonra Asya’ya.
Sonra sessizce yemeğe başladı..
Yemekhane sessizleşmişti. Asya, tepsisini bırakıp dışarı çıkmıştı. Gözleri yere bakmıyordu ama kimseye de bakmıyordu. Yaman, birkaç saniye sonra peşinden çıktı. Adımları hızlı değildi ama yönü kesindi.
Çadırların arasında, hastanenin arka tarafında bir duvar vardı. Gölge düşüyordu. Asya oraya yöneldi. Durdu. Derin bir nefes aldı. Tişörtünün yakasını düzeltti. Ama hâlâ içi daralıyordu.
Yaman yaklaştı. Sessizce.
“Beni burada mı bekliyordun?” dedi.
Asya dönmedi. “Hayır. Ama geldiğini biliyordum.”
Yaman birkaç adım daha attı. Aralarındaki mesafe kapanmadı ama hava ağırlaştı.
“Yemekhanede duydukların,” dedi, “beni delirtti.”
Asya başını çevirdi. “Benim bedenim onların cümlesi değil.”
Yaman sustu. Sonra bir adım attı.
“Senin bedenin,” dedi, “benim sabrımın sınırı.”
Asya döndü. Göz göze geldiler.
“Sabır mı? Yoksa sahiplenme mi?”
Yaman gülümsedi. Hafif, ama keskin.
“İkisi de. Ama ikisi de kontrolsüz.”
Bir anlık sessizlik. Sonra Yaman, Asya’nın koluna hafifçe dokundu. Sert değil. Ama kararlı.
“Asya,” dedi, “beni kıskandırdın. Ama seninle değil, senin etrafındakilerle.”
Asya gözlerini kaçırmadı. “Kıskanmak, temas etmek değildir.”
Yaman yaklaştı. Duvarın gölgesi ikisini içine aldı.
“Temas etmek istemiyorum,” dedi. “Sadece seni susturmak istiyorum.”
Ve onu öptü. Sert değil. Hızlı değil. Ama içgüdüsel.
Asya geri çekilmedi. Ama karşılık da vermedi.
Yaman’ın dudakları onun dudağında durdu.
Sonra geri çekildi.
“Bu, yemekhanedeki cümlelere cevabımdı,” dedi.
Asya sustu.
Sonra başını eğdi.
“Cevap vermek için önce soru sormak gerekir.”
Yaman gülümsedi.
“Sen zaten her bakışınla soru soruyorsun.”