3.

586 Kelimeler
abah, çadırın içini gri bir ışıkla doldurdu. Güneş doğmamıştı ama gece geri çekilmişti. Cerrah, hâlâ uyanıktı. Uyuyamamıştı. Asker çoktan gitmişti. Ama kokusu kalmıştı. Parmaklarının izi, teninden silinmişti belki ama hafızasından değil. Tişörtünü giydi. Hareketleri yavaş, ama kararlıydı. Masaya oturdu. Dosyayı açmadı. Sadece baktı. Satırlar bulanıktı. Gözleri değil, zihni dağınıktı. Dışarıdan ayak sesleri duyuldu. Hemşireler, askerler, yaralılar… Herkes yerli yerindeydi. Ama o, yerinden kaymış gibiydi. Kapı aralandı. Asker girmedi. Sadece baktı. “Sabah oldu,” dedi. Cerrah başını kaldırmadı. “Evet.” “Geceyi hatırlıyor musun?” Cerrah gözlerini ona çevirdi. “Geceyi değil. Sessizliği.” Asker sustu. Birkaç saniye. Sonra içeri girdi. Ayakta durdu. Yaklaşmadı. “Ben hâlâ buradayım.” Cerrah gülümsedi. Hafif, kırılgan ama gerçek. “Burada olmak, kalmak değildir.” Asker bir adım attı. “Kalmak istiyorum.” Cerrah ayağa kalktı. Aralarındaki mesafe iki adım. Ama bu kez daha keskin.“Kalmak için önce neyi taşıyacağını bilmen gerekir.” Asker gözlerini onun ellerine kaydırdı. “Sen ne taşıyorsun?” Cerrah cevap vermedi. Ama gözleri doldu. Gözyaşı değil. Sadece yoğunluk. “Ben,” dedi sonunda, “dokunduğum her şeyi içimde tutarım. Bu yüzden az dokunurum.” Asker yaklaştı. Elini uzattı ama dokunmadı. “O zaman sana dokunmak, kendime dokunmak olur.” Cerrah başını eğdi. “Ve kendine dokunmak, bazen en acı vereni olur.” Bir süre sessizlik. Sonra asker geri çekildi. Kapıya yöneldi. Ama çıkmadı. “Bu sabah,” dedi, “bir şey değişti.” Cerrah cevap vermedi. Ama gözleri onun sırtında kaldı. *** Gece, sahra hastanesinin arka tarafını yutmuştu. Çadırların arasında sessizlik dolaşıyordu. Asya, nöbet sonrası yalnız yürüyordu. Tişörtü terli, gözleri yorgundu. Ama hâlâ dikti. Her adımı, bir karar gibiydi. Bir çadırın kenarında bir gölge belirdi. Genç bir asker. Üniforması dağınık, adımları dengesiz. Gözleri bulanık. Sarhoştu belki. Belki sadece öfkeliydi. “Yalnızsın,” dedi. Sesi alçak ama keskin. Asya durdu. Geri çekilmedi. “Gece nöbetinden dönüyorum.” Asker yaklaştı. “Senin gibiler fazla görünür. Fazla dokunulmaz.” Asya’nın gözleri tetikteydi. Ama bedeninde bir gerilim yükseliyordu. Asker bir adım daha attı. Elini Asya’nın koluna koydu. Sert, izinsiz, yabancı. Asya’nın omuzları kasıldı. “Bırak,” dedi. Sesi netti ama kırılgandı. Asker gülmedi. Ama elini çekmedi. “Dokunmak istiyorum,” dedi. “Savaşta herkes bir şey ister.” Parmakları Asya’nın kolundan yukarı kaymaya başladı. Tişörtün kumaşına değdi. Asya’nın nefesi hızlandı. Gözleri hâlâ sabitti ama içi çalkalanıyordu. “Senin gibi kadınlar,” dedi asker, “güçlü görünür ama yalnızdır.” Asya bir adım geri attı ama asker onu takip etti. “Yalnızlık, davettir,” dedi. “Ben geldim.” O anda bir gölge çadırın kenarından fırladı. Yaman. Gözleri alev gibi. Bedeni kontrolsüz ama hedefe kilitli. “Eline dikkat et,” dedi. Sesi alçak ama keskin. Diğer asker dönmeden, Yaman onun yakasına yapıştı. Bir yumruk, sonra bir çarpışma. Asya geri çekildi. Ama gözleri kaçmadı. Kısa bir boğuşma. Sessiz ama sert. Diğer asker yere düştü. Yaman onun üzerine eğildi. “Bir daha yaklaşma,” dedi. “Yoksa seni bu savaşta değil, bu çadırda kaybederler.” Asya hâlâ sessizdi. Ama gözleri Yaman’daydı. İlk kez, gerçekten. Yaman ona döndü. “İyi misin?” Asya cevap vermedi. Sadece başını eğdi. Sonra tişörtünün yakasını düzeltti. “Beni kurtarmadın,” dedi. “Sadece zaman kazandırdın.” Yaman sustu. Gözleri hâlâ Asya’nın ellerindeydi. Parmakları hafif titriyordu ama sesi çıkmıyordu. Asya tişörtünün yakasını düzeltti. Birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi. Sonra başını kaldırdı, Yaman’a baktı. Gözleri netti, ama içinde bir şey hâlâ kıpırdıyordu. “Gece uzun,” dedi sadece. Sonra yürüdü. Yavaş, ama kararlı. Yaman arkasından bakarken, çadırın kenarı rüzgârla hafifçe dalgalandı. Ve sessizlik, yeniden yerini aldı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE