Sabah, güneşten önce uyandım; kulübenin içi hâlâ geceyle kaplıydı ama Yaman’ın bedeninin sıcaklığı karanlığı delmeye yetiyordu ve bir insanın başka bir insana bu kadar yakın olup yine de sessiz kalabilmesi, bana uzun zamandır unuttuğum bir disiplini hatırlattı. Uyanıktı. Gözleri kapalıydı ama nefesindeki bilinç, askerî bir refleks gibi ele veriyordu onu. “Uyumuyorsun,” dedim fısıltıyla. “Uyuyorum,” dedi, “sadece… yalnız değilim.” Bu cümle, sabahın ilk yarığı gibi içime sızdı. Yerimden kalkmadım. Elim hâlâ onun kolundaydı; parmaklarımın altındaki kaslar gevşemişti, bu gevşeme savaşta öğrenilmezdi, bu ancak güvende hissedildiğinde olurdu ve bunun sebebi olduğumu bilmek, bana beklediğimden daha ağır bir sorumluluk yükledi. Bandajı kontrol etmem gerekiyordu. Gerçekten gerekiyordu. A

