Zor Bir Gün

699 Kelimeler
Servet için gecesi heyecandan uyku tutmayan bir gün başlamıştı o sabah. Kendi kendine saatlerce konuşmuş, saatlerce senaryolar yazmış, tüm ihtimalleri düşünmüştü. Ama tek bir ihtimalde kalıyordu işte ya İnci ona “Hayır!” derse? Ben seninle evlenmek istemiyorum derse? Gelecek planlarımda sen yoksun derse? Daha birbirimizi ne kadar tanıyoruz ki derse? O zaman ne yapacaktı? Onu ikna edebilecek miydi veya kaldıkları yerden devam edebilecekler miydi? Ama yola çıkmıştı bir kere, vazgeçmek yoktu. En azından İnci onu geçici biri olarak görüyorsa bile bağrına taş basıp yoluna devam edecekti. Kafasındaki planlar netleşir kendi yoluna yürüyüp giderdi ne vardı ki bunda ilk reddedilen o mu olacaktı? Ama işte onun kalbindeki tüm yollar da İnci’ ye çıkıyordu. Açık mavi gömleğini güzelce ütüleyip kolaladı. Altına krem rengi keten pantolon ve taba rengi kemerini de takınca tamamdır dedi. Kemikli yüzü kahverengi saçları, kehribar rengi gözleri tam bir uyum içindeydi. Geniş omuzları ilk defa ailesinin hayatı ve yükünün değil kendi için atacağı yeni adımların yükünün altına girmeye hazırlanıyordu. Eğer yanında İnci olacaksa her şeye hazırlıklıydı. Kalan tüm ihtimaller onun için yıkımdı. Tabi ki İnci tanesinin aldığı saati takmadan olmazdı. Sonunda akşamüstü olmuştu. İnci’yle sahilde bir restoranda buluşacaklardı. Sözleştikleri gibi saat altıda ordaydı. İnci trafikten dolayı biraz geç kalabilirim diye mesaj atınca heyecanı daha da arttı. Cebindeki yüzük kutusunu yoklayıp duruyordu. Sanki ona çok bakınca daha çabuk gelecekti. Bir yandan yoldan geçen insanları izliyordu. Yanlarında kahverengi kıvırcık saçlı bir çocukla bir çift oturdu hemen yandaki masaya. Üç dört yaşlarında kıvırcık saçlı bu erkek çocuğu çok mu çok sevimliydi. Anne babası ise hem yorgundular hem de yerinde durdurmaya çalışıyorlardı belli. Anne en frapan ve en şık haliyle gelmişti ama yorgundu belli çocuğu daha çok babaya paslıyordu. Muhtemelen iş kadını olan annenin telefonu susmuyor sürekli bir yerlere talimat vererek konuştuğu ses tonu ve mimiklerinden anlaşılıyordu. Yemekleri geldi ve anne biraz yemeğini yedirmeye uğraştırdıktan sonra “Canım ya ben çok yorgunum sen tüm evdesin sen yemeğini yedirir misin?” deyip en sonunda tamamen yemeğe gömüldü. Servet çok şaşırmıştı bir adam nasıl çalışmayıp karısının eline bakardı ve bunu içine sindirirdi? Servet karşıdaki bu tüm kendisine farklı gelen yönleri olsa da mutlu aileyi izlerken İnci içeri girdi. Üç aydır onu her gördüğünde daha da güzelleşiyor sanki her seferinde sevgisi daha da büyüyordu. Yeşil çiçekli bir elbise giymişti ve beyaz teni, gülen gözler ile asıl çiçekler içinde çiçek yine İnci’ydi. Ayağa kalkıp o tatlı yanaklarına birer öpücük kondurdu. İkisinin birlikte resmini çok yakıştırıyordu ve ilerde o resme bir belki iki minik kalp de yerleştirmek en çok istediği şeydi. İnci de ona bu gün ayrı bir karizması bulunduğunu söylemişti ve gerçekten beğenen gözlerle onu seyrediyordu. Acaba ne söyleyeceğini biliyor muydu ya da hissediyor muydu? İnci somon fümeli salata söylemişti kendisi de soslu tavuk her zamanki gibi birbirlerine ikram etmeden geçmediler. Servet, onunla bu kadar uyumlu olmalarını her şeyden çok seviyordu. Bir daha karşısına çıkar mıydı hiç böyle bir yeryüzü meleği? Asla. İnci bir yandan ailesini anlatıyordu. Hem kendisinin hem kardeşlerinin dersleri çok ağırdı. Hem hukuk hem sağlık alanında evde iki nefer vardı. Ailesi iki kızının da eğitimine çok önem veriyordu. Ama anladığı kadarıyla İnci ile kardeşi birbirlerine yakın değildi tıpkı kendi ve kardeşi gibi. Çok sevdiği sevgilisi nedenini de açıklamıştı, yapıları ve hayata bakış açıları çok zıttı. İnci daha rahat daha sevecen daha hayatın akışında yaşayan bir cıvıltı idi. İrem ise soğuk biraz yüksekten bakan ve daha çok kendini kasan biriydi. İnci’nin onunla onun da İnci ile paylaştığı pek bir şey yoktu. Aynı ağacın iki meyvesi nasıl birbirine benzemeyebilirlerse onlar da öyleydi. İnci’nin ailesine daha düşkün ama aralarının daha açık olması da cabasıydı. Daha fazla ailelerinden konuşmayı artık ikisinin de içi kaldırmıyordu. Her zamanki şeylerden konuşmaya devam ettiler. İnci’nin son stajları da bitmişti haftaya mezuniyet töreni vardı. Annesi ve kardeşi ile gidecekti babasının işleri vardı. Servet “Ben de gelmek istiyorum?” diye sordu. İnci “ Canım bu şu an mümkün değil sen de biliyorsun… en azından diplomamı alıp bir işe başlarsam ailem için daha ikna edebilir bir konumda olurum.” Dedi o tatlı sesiyle. Servet, tam o anda “İnci ben senin tüm mutlu anlarında, mezuniyetinde, ilk iş gününde, hastalandığında, hiç bilmediğin yerleri keşfe çıktığında, tüm hafta sonu evden dışarı adımını atmak istemediğinde…” dedi ve cebinden yüzüğü çıkarıp sordu. Benimle evlenir misin?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE