Haziranın ilk günüydü ve güneş sarı yüzünü artık bulutların arkasına saklamıyordu. İnci’nin randevulu 2 hastası kalmıştı birincisini çağırdı o sırada telefonu çaldı arayan Servet’ ti. Akşama bir öğretmenler toplantısı vardı sonrasında da fen bilimleri öğretmeni Arslan’ın doğum günüydü küçük bir yemek organize etmişlerdi son dakika. Gelmek isteyip istemediğini sordu İnci de hem yorgun olduğunu hem de evde halletmesi gereken işler olduğunu söyledi. Yemekten sonra evde görüşebileceklerdi ancak vedalaşıp telefonu kapattılar. İnci biraz da sevinmişti bu gün o kadar yorgundu ki fincanlarca kahve içtikten sonra koltukta uzanıp kalmak istiyordu. Tabi çamaşırları ütüleyip salonu temizledikten sonra. Tüm bunları düşünürken son hastasını da aldı. Son bir gömülü diş operasyonu daha yapacaktı. Piyasemeninin kırık olduğunu görüp biraz motivasyonu düşse de yenisini isteyince hemen getirdiller. Derken gömüşü diş sandığından da derinde olunca biraz gerildi ama bu onun işiydi ve nicelerini yapmıştı. Asıl panik yapan hastasıydı ve onu da rahatlattıktan sonra güzelce operasyonu bitirdi. Dikişini attı bir hafta sonrasına randevusunu alması için yönlendirdi. Günün hastane kısmı bitmişti İnci’de de o tatlı yorgunluk vardı. Sevgi’yi aradı bir kahve içmek için ama onun da bu gün annesini hastaneye götürmek için izin aldığını hatırladı zaten telefonu açmamıştı. Parkın karşısındaki kafeye gidip bir Türk kahvesi bir de limonlu cheesecake söyledi.
Sakin sessiz kendi içinde kalmaya ihtiyacı vardı. Bir yandan ev kirasını ve araba kredisini düşünüyordu bir yandan da her şey aynı çizgide giderken boğucu gelen her şeyi. Sevgi’nin olmayışına seviniyordu bir yandan. Onun yapmacık dertlerini dinlerken kendi dertleri arasında hüzünlenmek ayrıca yoruyordu onu. Birden duyduğu bir ses kalp atışlarını hızlandırmıştı sanki… “Demek hastalar bitince geldiğin favori mekanlarından birisi de burası öyle mi?” Tarık bey ve aldırmazlığı yine çıkıp gelmişti. Neden sürekli bu adamla karşılaşıyordu sanki? Sonra hatırladı adam hem hastasıydı hem de artık işvereni. Sürekli kliniğin yakınında olmasından daha doğal hiçbir şey yoktu. Gülümseyerek “ Nasılsınız?” diye sordu. “Doktor hanım dişimi soruyorsanız çok iyiyim kanal tedavisi gerçekten hayata yeniden dönmemi sağladı. O güzel ellerinize ne kadar teşekkür etsem az. Ancak biraz moralim bozuk desem yalan olmaz.” dedi yine o kendine has aynı anda birkaç şeyi ifade eden muzip gülüşüyle. “Neden bir problem mi var?” diye sordu İnci. Tarık bey keskin gözlerini kısarak kinayeli bir ses tonuyla “Çok tatlı birisi var ama nedense bir türlü şöyle bir rahatça sohbet edemiyoruz.” Dedi ve ince ince gülümsedi. İnci bu adamda şeytan tüyü var diye düşünüyordu başkası olsa yanında bu kadar rahat konuşabilir miydi hiç? Tarık bey de bir çay ve bir tost söyledikten sonra anlatmaya başladı. Özlem hanımlarla genel kurul toplantısı yapmışlardı ancak kendisine biraz emrivaki bir mümessil toplantısı, medikal lansmanı günü vardı. O da şöyle bir boy gösterisi yaptıktan sonra on dakika daha katlanıp çıkmıştı. İnci ister istemez ona hak veiyordu gerçekten o toplantılar tam bir çileydi. İşe ilk başladığı dönemlerde ne yazık ki orda pek çok kayak işi yapmıştı. Diş hekimi olarak tanıtılıp görevlendirilmesi neredeyse bir buçuk yılını almıştı. Bir an o günleri hatırlayınca hüzünle gülümsedi. Şimdiki zamana geldiğinde yine Tarık beyle göz göze geldiler. Hem onunla saatlerce sohbet etmek istiyordu hem de durumdan çok huzursuzdu. Ona bakmaktan çekiniyordu çünkü sürekli göz göze geliyordu ve kafasının içindeki okuyormuş gibi hissettiriyordu kendine. Acaba hep böyle rahat mıydı? Ailesinden gelen bir zenginlik mi vardı yoksa kendi çabasıyla mı bu kadar hızlı yükselip sayılı bir iş adamı olmuştu? “Sizin için daha kolaydır herhalde istediğiniz toplantıdan şak diye ayrılmak veya o toplantıya zaten girmemek değil mi?” . Tarık gülümsedi “Şu anda çok kolay ama emin ol bu bir günde olmadı. Aslında hiç de alakam yokken düştüm bu sistemin içine. Aslında voleybolcu olduğumu biliyor muydun?” . Hayır anlamında başını salladı İnci ama şaşırmamıştı o alt yapı fazlası ile belliydi. Geniş omuzlar yüksek boy sadece genetik değildi yani. “ Hayret, fısıltı gazetesi hiç mi bahsetmedi benden sana? Ya da acaba sen konuyu mu değiştirdin yine utanıp? Neyse babam çok da hazzetmemesine rağmen tüm işlerini bana devretmek durumunda kaldı sağlık şartlarından dolayı çünkü aynı zamanda üniversiteyi de düzgünce bitiren tek çocuğu bendim pek arayıp sormasa da. “ . İnci şaşırmıştı bu kadar açık ve net bir şekilde kendinden bahsetmesine, ilgiyle de dinliyordu. Yine sormaya başlamıştı “ Sen nasıl diş hekimi oldun? Ne zamandır burada çalışıyorsun? Neden kendine bir klinik açmadın İnci? Sevimlisin, insan ilişkilerin iyi ve hepsinden önemlisi işinde iyisin.”
İnci de çocukluğunda okullarına diş muayenesi taramasına gelen o sarışın güzel diş hekimini anlattı. O kadar güzel bir kadındı ki ve o kadar güler yüzlüydü ki onu görünce anlamıştı ve inanmıştı dünyanın en güzel kadınları dişçilerdi. Ama ailesi hep kardeşi İrem’in ne kadar güzel olduğunu anlatıyordu herkese ve her yere. İnci biraz tombik miydi sanki veya biraz hantal? Artık alışmıştı bir yerin ikinci en güzeli veya ikinci ilgilenileni olmaya. Ama diş hekimi olursa o uzun saçlı kadın gibi çok güzel olurdu. Hem insanlara yardım etmeyi, onları tedavi etmeyi de seviyordu. Mezun olduktan sonra kendisini çok seven bir hocası onu Yeliz hanıma tavsiye etmişti o da hemen ardından işe başlamıştı. Kendi kliniğini açamazdı çünkü tüm bu masrafların altından tek başına kalkamazdı.
Tarık onu saygıyla dinlemişti yüzünde kendisini çok iyi anladığını söyleyen bir ifade vardı. O da anlattı. Sırf voleybol oynadığı için babasının kendisini herkese serseri diye anlattığını bacağı sakatlandığında bir kere hastaneye gelmek şöyle dursun aramaya bile zahmet etmediğini. O son cümleyi öyle dertli söylemişti ki İnci dayanamayıp annesinin de mi aynı düşüncede olduğunu sordu. Aldığı cevap onu çok üzdü annesini kız kardeşi ile beraber trafik kazasında kaybetmişti daha çocukken. Zaten babası da onlarla beraber gitmişti bu dünyadan. Yaşayan bir çocuğu daha olması onun çok da umrunda olmamıştı. Ailelerini, sevdiği yemekleri, yaptıkları sporları böyle bir yarım saat daha konuştular. İnci, Tarık beyin aynı zamanda gastronomi mezunu olduğunu öğrenince bir kez daha şaşırdı. Ne kadar çok yönlü bir kişiliği var diye düşündü.
Derken Tarık’ın telefonu çaldı bir problem duymuş olmalıydı ki biraz yüzü düştü. Bir saat içinde orda olacağını söyleyerek kapattı telefonu. İnci de ancak o zaman saatin farkına varıp telaşla fırladı yerinden. Tarık bey “ Bu sefer ben ödüyorum bir dahaki sefere sen.” Diyerek gülümsedi. Geç oldu gel seni de biz bırakalım diye teklif etti. İnci “ Teşekkür ederim Tarık bey ama benim için zahmet etmeyin, zaten ben o tarafa bayağı ters kalıyorum.” Dedi. Tarık gamzelerini ortaya çıkaran gülüşünü coşkulu bir kahkahaya çevirmişti. Gülmesi bitince ekledi kibarca : “ Nereye gideceğimizi nereden biliyorsun peki? Ben daha arabaya binince bir telefon edip öyle öğreneceğim.” İnci kıpkırmızı olmuştu bu kadar rezil olduğu başka bir an var mıydı acaba? Tarık bey İnci’nin neden çekindiğini elbette biliyordu o yüzden ısrar etmedi iyi akşamlar dedikten sonra şoförü kafenin hemen önüne geldi ve oradan ayrıldılar.
İnci durağa doğru yürürken tüm sohbeti bir kez daha tekrar etti içinden. En son kısma gelince canı sıkılmıştı. O sırada otobüse bindi. Neden başka bir yalan uydurmamıştı ki? Bu kadar dikkatsiz olmak zorunda mıydı? Çok kızıyordu kendine çok… son kalan boş koltuğa oturdu birazdan otobüste nefes alacak yer kalamayacaktı. Otobüsün camından yansımasını gördüğünde gülümsediğini fark edince içini değişik bir kramp kapladı.