Seni Vururum

1120 Kelimeler
DİCLE Mirbey, çiftlikte kalacağı ilk akşam ona Hasan Bey’in odası verildi. Mirbey eskiden kendi odasının artık bana ait olduğunu duyduğunda köpürmüştü. Bir daha asla benim odama adım atmayacağını söylemişti. Adam resmen öfke kontrolü yaşıyordu. Durmadan bana bağırmak için bir neden buluyordu. Otoriter, o kalın sesini her duyduğumda kendimi diken üstünde hissediyordum. Mirbey’in çiftlikte kaldığının sabahında üzerime binici pantolonumu ve gömleğimi giydim. Sonra belime silahımı taktım ve dışarı çıktım. Ben kapıyı açtığımda karşımdaki odadan da Mirbey çıkmıştı. Bana bakmadan merdivenlere yöneldi. Kahvaltı sofrası hazırdı. Birlikte tek kelime etmeden kahvaltı ediyorduk. Mirbey ‘Anlatasana, nasıl hamile kaldın. Hasan babamın felçli olduğunu biliyorum’ dedi. Ben dün hırsla söylediğim dün ki yalanımdan çoktan pişman olmuştum. Bu işin içinden nasıl çıkıcam bilmiyordum. Yalan olduğunu söyleyip bu işten kurtulmak istiyordum. Ama Mirbey öyle laflar ediyordu ki tam damarıma basıyordu. Hırsla ‘Felçli olması çocuk yapmasına engel değildi. Gayet çocuk yapabilecek sağlığı vardı’ dedim. ‘Yani sen üstte miydin? ‘ diye sordu. Benimle dalga geçer gibi konuşuyordu. Bana bu şekilde sorular sorması kızmama neden olmuştu. ‘Evet, Mirbey detaylarını da anlatmamı ister misiniz?’ diye ona çıkıştım. Zaten asi yapım yüzünden başım dertteydi. Birde bu adam üzerime üzerime geliyordu. ‘Anlatsana’ dedi. ‘Ama bana bu çocuğu hangi adamdan peydahladığını anlat’ dedi. Sinirle iki eli masaya vurup ayağa kalktım. ‘Benim namusumu bir daha ağzına alırsan yemin ederim seni vururum’ dedim. Mirbey ayağa kalkıp karşıma durdu. Gözlerimin içine baktı. Yüksek sesle ‘Benimle bir daha böyle konuşamazsın’ dedi. Sesi keskin ve taviz vermedi. İnsanlar onun dediklerini yapmak zorundaydı. Tavırları her şeyi otoriterdi. Tam o sırada içeriye Davut girdi. ‘Hanımağam köyden sizi soran oldu’ dedi. ‘Geliyorum’ dedim. Dışarı çıktım. Köylülerden biri ‘Hanımağam ekinlerime böcek dadandı. Önceki ilaç fayda etmedi. Bir gelip baksanız olur mu?’ diye sordu. ‘Tamam arabayı hazır edin’ dedim. Mirbey arkamdan geldi. İkimizde arabaya bindik. Tarlaya vardığımızda inceledim. Başka bir böcek vardı. Eski ilaçların neden fayda etmediğini anlamıştım. Mirbey, Davut ve tarla sahibi kenarda duruyordu. Yanlarına yürüdüm. ‘Ben şimdi bir kaç ilaç yazacağım. Bunları al. Sonra bir karışım yapıp üzerine dökelim’ dedim. Tarlanın sahibi ‘Tamamdır hanımağam’ dedi. Mirbey ‘Sen bu işlerden anlar mısın?’ dedi. ‘ZiraT mühendisliği okudum. Bu sene mezun oldum’ dedim. Beni gözüyle tartar gibi baktı. Bir kâğıda ilaçları yazdım. Mardin merkezden alınacağı için burada beklemedim. ‘Hadi Davut gidelim’ dedim. Arabaya bindim. Mirbey de bizimle geliyordu. ‘Köy meydanına uğrayalım’ dedim. Köy meydanına gittik. Bir kaç çocuk arabanın etrafını sardı. Aşağı inince onlara sarıldım. ‘Hanımağam’ diye etrafımda dolandılar. Bu sırada Mirbey köy kahvesine girdi. Orada insanlar onu hatırlıyordu. Herkes ona ‘Hoşgeldin’ derken bende köyde yürümeye başladım. Burada bildiğim yaşlı bir teyze vardı. Kapısını tıklattım. Kapıyı açtı. Beni gördüğünde yüzü güldü. ‘Fadime Nine nasılsın?’ diye bağırarak sordum. Fadime ninenin duyması biraz ağırdı. ‘İyiyim kızım, Allah razi olsun’ dedi. Beni içeri davet etti. Onunla sohbet ettim eksiğini sordum. Sonra oradan ayrıldım. Karşıdaki eve girdim. Burada ise emine yaşıyordu. Emine hamileydi. Doğumu çok yakındı. Onu da kontrol ettikten sonra köy meydanına geri döndüm. Ziyaret edilecek görülecek çok ev vardı ama tarlanın da acil şekilde ilaçlanması gerekiyordu. Buradaki insanlar bir kısmı tarladan elde ettikleri paraya geçiniyordu. Kimden geldiğince bende onlara yardım ediyordum. Tatla sahibi adamı köy kahvesinin kapısında gördüm. Davut bana ilaçları koyup karıştırmam için bir masa ayarladı. Köy kahvesinin önünde çalışmaya başladım. Masanın üzerine ilaçları koydum ve maske taktım. Sonra eldivenleri elime geçirdim. Böcekler için bir kür hazırladım. Bir kaç ilacı birbirine kattım. Bu tarlada ki böcekleri yok edecekti. Sonra ilaç şişesini tarla sahibine verdim. ‘Mutlaka gözlük, şapka ve eldiven kullanmalısın. Maske takmayı da unutma’ dedim. ‘Tamam hanımağam’ dedi. Birlikte tarlaya gittik. Tarlayı ilaçlarken ben de sırtımı arabaya dayamıştım. İlaçlamayı izliyordum. Mirbey bana bakıp ‘Burada gerçekten hanımağa gibi saygılı davranıyorlar sana’ dedi. Arabanın kapısına yaslanmıştı. Ona cevap vermeden baktım. Kaşlarımı çattım. Öfkeyle hırsla dolu bakıyordum. Tam karşıma dikildi. ‘Bana bir daha böyle dik dik bakarsan sana bunu ödetirim’ dedi. Sesi bir beton gibi sağlam ve sertti. ‘Nasıl?’ diye sordum. ‘Merak ediyorsun demek’ dedi. Tek kaşını kaldırdı. Bakışlarımı kaçırdım. Bu adamın içinde, ne isterse yaptıracak güç vardı. Bakışları, tavırları tüm zırhımı delip geçiyordu. ‘Bilmek istemiyorum’ diyerek yan döndüm ve arabının arka kapısını açtım. İçeri girmeden önde Mirbey’in bana baktığını biliyordum. Ama kafamı kaldıramıyordum. Ben her zaman asi, hırslı, öfkeli biriydim. Kimse beni durduramazdı. Bu adamla karşılaşana kadar bu şekilde düşünüyordum. Neden beni bu şekilde etkiliyordu merak ediyordum. Çiftlik evine dönene kadar bunları düşündüm. Birde bu yalan meselesi vardı. Allahım kendimi neyin içine attım ben diye düşünüyordum. Bu işin içinden nasıl çıkacaktım? Ben hamile nasıl kalınır onu bile bilmiyordum. Zaten Mirbey değişik değişik sorular sordukça utanıyordum. Ne yapacaktım ben? Umarım bir daha bu konuyu açmazdı. MİRBEY Dicle’nin bana söylediklerinden sonra onun namusuna laf etmek konusunda haksız olduğumu anladım. Davut ile görüştüm. Dicle’nin herhangi bir adamla görüşme durumunu sordum. Bu hamilelik olayını merak ediyordum. Davut, Dicle’nin erkeklerle o şekilde görüşmediğine kefil oldu. Gülistana da sorduğumda bu hamilelik olayını ‘olabilir beyim. Hanımım her akşam Hasan Beyin odasındaydı’ dedi. Bu hamilelik olayını çözecektim. Dicle’nin bu yalanına inanmıyordum Ama Dicle beni şaşırtıyordu. Burada çiftlik evinde ve köyde herkes tarafından saygıyla karşılanıyordu. Konuşmamız kesildiğinde ve köye gittiğimizde yaptığı her şeyi fark etmiştim. İstemeden de olsa gözlerim onu buluyordu. Tarlayı gezdikten sonra köye girdiğimizde Dicle’nin yaşlıları selamladığını tüm kadın ve çocuklara nasıl sahip çıktığını görmüştüm. Bu kadın nasıl oluyorda böyle biri oluyordu anlamıyordum. Belki de benim bildiklerim yanlış diye düşünüyordum. Köyde ki kahvede biraz oturdum. Çiftliğin artık bana ait olduğunu herkese bildirdim. Eskiden burada çok bulunduğum için beni tanıyan insanlarda vardı. Herkes bana karşı saygılıydı. ‘Hanımağamız ne olacak?’ diye soran yaşlı bir amcaya ‘Hanımağa şimdilik burada’ dedim. Bana Dicle’nin bu köy için yaptıklarından biraz bahsettiler duyduklarıma şaşırdım. Onun böyle bir kadın olduğunu kim bilebilirdi ki. Dicle, her gün çocukları okula götürmüş. Buraya da okul açmak istiyormuş. Tüm kadınlara yardım ediyormuş. Tarlalara bakıyormuş. O yüzden onu gitmesini kimse istemiyordu. Bunları duymak biraz beni tuhaf hissettirmişti. Onun için kötü şeyler söylemiştim. Sanırım pişman olmaya başlıyordum. Güneş batarken Dicle arabaya yaslanmış duruyordu. Kızıl renk onu da saçını ve yüzünü boyuyordu. Bir kadına ilgili duymayalı o kadar zaman olmuştu ki ona neden ilgi duyduğunu merak ederek onu inceledim. Tek bir sebep bile bulamıyordum. Onunla konuşmak için köyde yaşayan insanların ona hanımağa gibi saygılı davranmasından bahsettim. Dicle dönüp bana baktı. İçindeki ateşi görebiliyordum. O ateşi kendim için kullanmak istiyordum. Bu asi, ele avuca sığmayan kadının tüm ateşini kendim için istiyordum. Önünde dururken bana bir daha böyle bakmamasını söyledim. Tüm otoritem ile konuşuyordum. İçimdeki insanı saklasam bile o kendini bir şekilde belli ediyordu. Çiftlik evine dönüş yolunda Dicle’nin abim ile olan münasebetini düşündüm. Kendime kızıyordum. Nasıl böyle bir kadına ilgi duyduğumu bilmiyordum. Acilen bu durumu çözmem gerekiyordu. Odama döndüm. İstanbul’daki evimi düşündüm. Acaba Dicle oraya gidip odama girse ne düşünürdü?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE