Aynada kendime bakarken Yasemin gelip ellerini omuzlarıma yerleştirdi. "Ya abla, çok güzel oldun! Prensesler gibisin."
Gülümseyip ayağa kalkıp ona döndüm. "Teşekkür ederim Yasemin. Sen de çok güzel olmuşsun."
"Şimdi sen evlenince biz ayrı mı kalacağız?"
"Kim demiş ayrı kalacağız diye? Her gün geleceğim oraya. Hem sen de gelirsin."
"Ay yok abla yok. Sen gel. Kayınvaliden o kadar güleryüzlü ki (!) görmeye katlanamıyorum."
Güldüm. "Deme öyle ya. Asaf'ın annesi sonuçta."
"Tamam abla tamam, ben demem de Allah sana sabır versin."
İçimden amin deyip aynada son kez kendime baktım. "Ben gidip Asaf abiyi çağırayım. Dışarıda olacağım."
"Tamam kardeşim."
Yasemin dışarı çıktıktan sonra derin bir nefes aldım. Sorun yok Alya. Evleneceksin ve her şey bitecek. Sadece bir yıl dayanacaksın. Ben nelere dayandım? Buna mı dayanamayacağım?
Kapı çaldığında boğazımı temizleyip yutkundum. "Gel."
Asaf içeri girdiğinde yüzüme bile bakmadan konuştu. "Hazırsan çıkalım."
"Hazırım." Gelinliğimi tutup adımlayıp karşısına geçtim. "Yüzüme bakmayacak mısın? Böyle mi çıkacağız?"
"Ne bekliyorsun Alya?" başını kaldırıp yüzünü yüzüme dikti. O soğuk bakışları bir insanı öldürmeye yeterdi gerçekten... "Kocan gibi mi davranayım sana gerçekten?"
"Hayır, yani ben onu demek istemedim. Sadece... Yasemin dışarıda ve biraz normal çiftler gibi davranırsan çok güzel olur."
"Normal çiftler gibi?"
Başımı salladım. "Aşırıya kaçmadan tabi."
"Emir mi veriyorsun?"
"Hayır. Rica ediyorum. Kardeşimi mutlu edersen istediğin her şeyi yaparım. Yeter ki o hiçbir şey anlamasın."
"Kardeşini çok mu seviyorsun?"
"Sen sevmiyor musun?"
Bir kaç saat önce güzel gözlü kardeşi Mehpare ile tanışmıştık. İsmi kadar güzel ve abisinin aksine oldukça sıcakkanlıydı. Belli ki burada kalırken bana tek dost olacak kişi de oydu.
Nefesini bıraktı. "Pekala, dediğin gibi olsun. Sana sadece onun yanındayken iyi davranacağım. Ama onun dışında benden asla iyilik bekleme Alya."
Başımı salladım. Bu bile yeterdi bana. "Tamam, teşekkür ederim."
"Teşekkür etme. Sana yapacaklarımdan sonra bana teşekkür ettiğine lanet okursun."
Kaşlarımı çattım. Hep bir gizemli konuşmalar, hep tehditler... Bu adamın uysal bir hali yok muydu hiç?
Kolunu uzattığında koluna girip derin bir nefes aldım. Tek bir imza ile Alya Boran olacaktım. Yeni hayatımın ilk günü de bugündü.
Odadan çıktığımızda merdivenleri inip bahçeye çıktık. Kimisi alkışlıyor kimisi de öylece oturuyordu. Özellikle bizim ailelerimiz her şeyin farkında olduğu için nefretle bakıyordu yüzümüze.
Tabiki bir tek Yasemin hariç. Her şeyden habersiz o yüzündeki gülümsemeyle bizi izliyordu. Gözleri bile ışıldıyordu.
Nikah masasındaki yerimize geçtiğimizde ellerimi masanın üstüne yerleştirip derin bir nefes aldım. Hızlıca bir nikah töreni olup bitecekti her şey zaten.
Nikah memuru yerine oturduğunda iki tane şahit de yerine geçti. Bunlardan biri Asaf'ın yanında gördüğüm adamlardan biriydi. Muhtemelen yakın arkadaşıydı. Diğerini ise ilk defa görüyordum.
"Evet, şahitler de yerine geçtiğine göre herkesin huzurunda bir kez daha sormak istiyorum. Bu nikaha itirazı olan var mı?"
Elbette kimsenin itirazı yoktu. Kim Boran ailesinin düğününü bozmaya cüret edebilirdi ki?
"O halde nikah törenine başlayabiliriz." nikah memuru bana döndü. "Gelin hanım, adınız ve soyadınız?"
"Alya Akdemir."
"Anne ve baba adınız?"
"Yıldız ve Hüseyin."
Bu kez Asaf'a döndü. "Damat bey, adınız ve soyadınız?"
"Asaf Boran."
"Anne ve baba adınız?"
Asaf nefesini bıraktı. "Gülizar ve Hasan."
Başımı çevirip Asaf'a baktım. Gülizar mı? Annesinin adı Zeliha değil miydi? İki ismi mi vardı yoksa?
Anlamayarak tekrar döndüm önüme. Ne de olsa öğrenirdim ne olduğunu. Ama şimdi değil.
"Şahitleri tanıyabilir miyiz?"
Asaf'ın arkadaşı olduğunu düşündüğüm kişi konuştu. "Yiğit Karataş."
Yanındaki adam konuştu bu kez. "Adnan Boran."
Nikah memuru tekrar bana döndü. "Siz Alya Akdemir, hiç kimsenin etkisi ve baskısı altında kalmadan Asaf Boran'ı eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?"
En azından bir yıllığına... "Evet, kabul ediyorum."
Nikah memuru bu kez Asaf'a döndü. "Siz Asaf Boran, hiç kimsenin etkisi ve baskısı altında kalmadan Alya Akdemir'i eşiniz olarak kabul ediyor musunuz?"
Asaf sessizce mırıldandı. "Maalesef." yüzüne baktığımda Yiğit'in de duyduğunu fark etmiştim. "Evet, kabul ediyorum."
Nikah memuru şahitlere döndü. "Siz de şahitlik ediyor musunuz?"
"Evet, ediyoruz."
"O halde ben de sizleri karı koca ilan ediyorum."
Nikah defterini uzattığında ismimin yazılı olduğu yeri imzalayıp Asaf'a uzattım. Asaf da imzaladıktan sonra Yiğit ve Adnan da imzalamıştı.
Nikah memuru ayağa kalktığında biz de kalktık. "Evlilik cüzdanını geline veriyorum o halde."
Cüzdanı aldığımda Yasemin neşeyle bağırdı. "Abla, abla ayağına bas!"
Gülümsedim. Ayağına basıyormuş gibi yaptığımda mutlu olmuştu. "Gelini öpebilirsiniz."
Bütün gün boyunca her şeyi düşünmüş olabilirdim ama bunu düşünmemiştim işte. Beni öpmesini istemiyordum.
Mecburen birbirimize döndüğümüzde yüzüme baktı uzun bir süre. Ailesi dahil herkes beni öpmesini beklerken uzanıp alnıma bir öpücük bıraktı. Dudakları bakışlarının aksine sıcaktı. Tenime değdiğinde ürpermiştim.
Geri çekildiğinde tekrar önüme döndüm. Yasemin yanıma gelip kollarını açtı. "Ablam, tebrik ederim."
Sıkıca sarıldık. "Sağol ablacım."
"Şimdi ayrılıyor muyuz biz yeniden?"
Yavaşça uzaklaştım. "Ayrılık yok dedim ya. Her zaman görüşeceğiz artık. Hep buradayım."
Gözleri dolmuştu. Hızlıca gözlerini kırpıştırdı. "Her neyse, ağlamak yok. Bugün senin en mutlu günün."
Gülümsedim. "Öyle tabi."
"Yasemin, hadi gel. Gidiyoruz."
Babaannemin sesiyle onlara döndüm. En azından benden kurtuldukları gün yüzlerinde bir gülümseme olur diye düşünmüştüm ama öyle olmamıştı. Hâlâ yüzleri asıktı.
"Ama babaanne, hemen mi gideceğiz?"
"Hadi Yasemin. Hadi, gidiyoruz dedim sana."
Babaannem arkasını dönüp yürürken Yasemin yüzünü astı. "Görüşürüz abla. Yarın yine geleceğim, tamam mı?"
Başımı salladım. "Tamam, bekliyorum."
Yanımdan ayrılırken bu kez de babam görüş alanıma girdi. "Alya, benimle gel."
Gelinliğimin eteklerini tutup babamı takip ettim. "Bir şey mi oldu baba?"
"Olmadı ama olacak. Ne yapıp edip Boran ailesine bir veliaht vereceksin."
"Ne?"
"Duydun söylediğimi. Bir sene sonra seni kapının önüne atıp benim namusuma laf getirecekler. Ne yapıp edip bu aileye bir bebek vereceksin ki ne olursa olsun seni bırakamasınlar."
"Ama baba, duymadın mı? Onlar bebek istemiyor. Asaf dokunmaz bana."
"Dokunmazsa sen dokunmasını sağlayacaksın o zaman Alya."
"Baba! Ne diyorsun sen Allah aşkına!"
"Kes sesini! Sakın bir daha bana sesini yükseltme. Bir sene sonra seni kapının önüne atarlarsa andım olsun evladım dinlemem öldürürüm seni Alya."
"Baba..."
"İtiraz istemiyorum Alya. Ne diyorsam o. Onları sevindirmeyeceğim."
"Baba ben bunu yapamam."
"Yapacaksın yoksa..."
"Hüseyin bey." Asaf'ın sesini duyunca sesin geldiği yöne doğru döndük. "İzninizle karımla vakit geçirmek istiyorum. Onu rahat bıraksanız iyi olur."
"Tabi oğlum tabi. Ben de ailene bir saygısızlık etmesin diye onu uyarıyordum."
"Karım kiminle, nasıl konuşacağını ; kime nasıl davranacağını çok iyi bilir. Siz endişe etmeyin de evinize gidin artık. Burada Akdemir gördükçe sinirleniyorum da."
Babam nefesini bıraktı. "İyi, öyle olsun bakalım."
Arkasını dönüp giderken Asaf tekrar lafa girdi. " Artık bir Boran olsan bile sen de bir Akdemir'sin. Burada hareketlerine dikkat etsen çok iyi olur. "
Arkasını dönüp merdivenlere yönelirken peşinden adımladım. Hem Akdemir hem de Boran olmak istemiyordum. Sadece Alya olup istediğim gibi bir hayat yaşamam çok mu zordu?
Avluya geçtiğimizde Zeliha hanım önümüze geçti. "Oğlum sen odana geç, biz de gelin hanımla biraz konuşalım."
Asaf bir şey demedi. Sadece başını sallayıp odasına geçerken Zeliha hanıma döndüm. "Söyleyeceklerimi iyi dinle." aramızdaki mesafeyi kapattı. "Kocam bebek yok demiş olsa bile sen artık bir Boran'sın ve kocana layık bir kadın olman gerekiyor." kaşlarımı çattım. Bu ne demekti şimdi?
"Bütün kadınlık görevlerini yerine getireceksin. Ona iyi bakacaksın ve yatağına gireceksin."
"Ne? Siz ne diyorsunuz?"
"Dediğimi duydun. Onun gönlünü hoş tutmak için her şeyi yapacaksın. Korunacaksın, bebek yok. Ama o her istediğinde gireceksin koynuna."
"Zeliha hanım, müsaade ederseniz bedenim hakkındaki kararları kendim almak isterim."
"O artık mümkün değil Alya. Asaf'ımı memnun etmek için her şeyi yapacaksın dedim sana. Bu konu tartışmaya kapalı."
Nefesimi bıraktım. Benden istedikleri şeylerden bıkmıştım. Biri bebek yok diyor diğeri bebek vereceksin bu aileye diyor. Diğeri de kocanın koynundan çıkmayacaksın diyor. Ya sabır, ya sabır.
"Zeliha hanım..."
"Anne. Bana anne diyeceksin artık. Sabaha gelip çarşafı alırım. Dediğim olursa senin hayrına olur."
"Ama..." Elini kaldırdı. Kendinden emindi.
"Bu yalnız benim değil bütün ailenin kararı. Dediğimi yap Alya."
Çok güzel, bir de bütün aile oturup bunu konuşmuştu.
"İyi geceler."
Yanımdan ayrılırken nefesimi bırakıp Asaf'ın az önce girdiği odaya doğru adımladım. Önümüzdeki bir yıl gerçekten çok zor geçecekti.
Kapının önünde durup derin bir nefes aldım ve kapıyı açtım. İçerisi karanlıktı ve odayı yalnızca ay ışığı aydınlatıyordu.
Kapıyı kapatıp içeri doğru adımladım. Burası muhtemelen onun odasıydı çünkü odada siyahtan başka ürün yoktu. Yatak, dolaplar, şifonyer... Yalnızca tuhaf bir şekilde yatağın iç örtüsü beyazdı. Onun da sebebini anlayabiliyordum. Kanlı çarşafı görmek istiyordu annesi belli ki.
"Geç şöyle."
Dediğini yapıp yatağın önüne geçtiğimde karşıma geçti. Başımı eğdiğimde yatağın üzerindeki meyve tabağını fark ettim. Neden yatağın üzerinde olduğunu anlamamıştım ama önemsemedim de.
"Yüzüme bak."
Başımı kaldırıp yüzüne baktım. Karanlıkta yüzü seçilmiyordu ama yine yüzünde sert bir ifade olduğundan da emindim. "Gelinliğini çıkar."
"Ne?"
"Duydun dediğimi. Gelinliğini çıkar."
Başımı olumsuzca salladım. "Hayır, asla. Yapmam o dediğini."
"Yapacaksın. Ben ne söylüyorsam yapacaksın. Sözün vardı, unuttun mu?"
Kardeşime iyi davranırken karşılığında bunu isteyeceğini hiç düşünmemiştim. Bunu yapamazdım. Her şey olurdu ama bunu yapamazdım.
"İstemiyorum. Bu evlilik sadece bir yıl sürecek. Bir yıl birbirimize katlanalım. Olmaz mı? İstediğin her şeyi yaparım. Ama bu olmaz. Bunu yapamam."
Derin bir nefes aldı. "Çıkar ya da ben çıkaracağım."
"Hayır. Asla."
Üzerime doğru geldiğinde işte o an o meyve tabağının neden yatağın üstünde olduğunu anladım. Bu benim belki de tek kurtuluşumdu ve hiç çekinmeden meyve bıçağını alıp ona doğrulttum. "Yaklaşma Asaf! Yemin ederim bıçaklarım seni."
"Yapsana." Bir adım daha attığında aramızdaki mesafeyi açmak için geriye doğru adımladım.
"Bak gelme diyorum, gelme!"
"Gelirsem ne olur? Ne yapacaksın ki? Elin titrerken beni bıçaklayabilir misin ki?"
"Yaparım. İnan bana yaparım. Uzak dur benden."
"Hayır. Durmayacağım."
Aramızdaki mesafeyi hızla kapattığında yatağa çarpıp düştüm. Üzerime eğildiğinde daha fazla kaybedecek zamanım yoktu.
Yapmam gerekeni yaptım ve bıçağı karnına sapladım.
Yüzüne vuran ay ışığından yüzünün şeklini görebilmiştim. Mimik bile oynamamıştı. Duyguları alınmıştı belki ama hiç mi acı çekmezdi bir insan?
"Sana uzak dur demiştim."
Bıçağı çıkarıp onu üzerimden ittirdim. Yatağa düştüğünde ayağa kalktım. "Bana ne yaparsan yap ama bana asla dokunma Asaf. Asla."
"Alya..." derin bir nefes aldığında kanamasının ciddi olduğunu fark ettim.
"Tamam dur, konuşma." yatağın ucuna oturup elimi yarasına bastırdım. "Ne yaptım ben...?"
"Alya..." dönüp yüzüne baktığımda mırıldandı. "Sana her şeyin hesabını ödettireceğim. Her şeyin."
Gözleri kapanırken öylece kalakalmıştım. Ben ne yapmıştım böyle?
~ ~ ~ ~ ~