BÖLÜM 21

2317 Kelimeler
Sessizlik. Şu anki durumumuzu tanımlayacak tek şey sessizlik. Ölüm sessizliği miydi bu, yoksa fırtına öncesi sessizlik mi bilmiyorum ama eski Tuana olsa Güney'in bu sessizliğinden ölesiye korkar, gazabından kaçmak için aklında binbir türlü teoriler kurarak kendini kurtarmaya bakardı. Oysa şimdiki Tuana, çok değil yeni kimliğini bir kaç saat önce kazanmış Tuana korkmak yerine Övünç'ün sözlerini düşünüyordu. İçimde bir yerlerde sen hayatını ona borçlusun diye haykıran ve korkmam gerektiğini hatta Güney'in ayaklarına kapanıp yaptığım salaklıklar için özür dilemem gerektiğini vızıldayıp duruyordu ama onu dinlemeyerek salonumdaki tekli koltukta omuzlarım dik bir şekilde Güney'e bakıyordum. O da alnına atılan yeni dikişiyle uğraşıyor, bana duyduğu siniri dikişinden çıkarmak ister gibi parmağını bastırıp duruyordu. Hadi bende değişiklik vardı anlıyordum ama eve geldiğimizden beri neden bana elini sürmediğine anlam veremiyordum. Sadece bakıyordu ve inanın bu bakışlar altında ezilirken dik durmaya çalışmak çok zordu. "Güney," Beni umursamayarak ayağa kalktı ve mutfağa yönelip sert hareketlerle buzdolabını açtı. Dolapta dizili olan içkilerden birini eline aldığı gibi kapağını koparırcasına açıp kafasına dikti. "Güney git bir duş al berbat görünüyorsun." İçkiyi ağzından çekip bana baktığında yuykunarak boğazımda ki yumruyu gidermeye çalıştım. "Ah tabi alırım. Sende benimle birlikte almak istemez misin?" "Hayır." dedim direk. Bu cevap öyle netti ki üstüne söyleyecek laf bırakmıyordu. Benimle dalga geçtiğini biliyordum. Beni Övünç'e koşarken görmüştü, ona sarılıp öperken görmüştü. Şu an bana dokunmaya midesinin bulandığını biliyordum. Keşke hep midesi bulansaydı. "Yapmazsın tabi benimle yapmazsın!" Dolabı sertçe kapattığında içimden işte başlıyoruz diye geçirdim ve yavaşça ayağa kalktım. Bizim sessizliğimiz hiç bir zaman ölüm sessizliği olamazdı zaten. Biz fırtınaydık nasıl sessiz kalabilirdik ki? "Ucube'yle yapmak isterdin değil mi Kızıl? Benim seninle zorla yaptığım her şeyi Ucube'yle seve seve yaparsın değil mi? Hatta seni becermesini istediğin kişi de o, değil mi?" Sonlara doğru normal çıkan sesi bir bağırtıya dönüşürken sımsıkı yumduğum gözlerimi sinirle açıp "Yeter!" diye haykırdım Güney'in yüzüne. Bu bir ilkti. Güney'e bağırdığımı hatırlamıyordum. Ben ona hep yalvarmış, merhamet dilenmiştim. Oysa Güney'in merhameti de, acımasıda hep sınırlı kalmıştı. "Bunca yıldır şunu kafana bir türlü sokamadın! Ben. Kimsenin. Bana. Dokunmasını. İstemiyorum! Sen bana dokundukça iğreniyorum kendimden! Kazımak istiyorum tenimi! Dokunduğun yerleri yakmak yok etmek istiyorum! Ben dokunamıyorum kendime anlasana! Benim midem bulanıyor, altında beni bırakman için yalvarırken senin aletini memnun etme çaban beni utandırıyor beni!" Parmaklarım göğsümü delercesine kendimi gösterirken akmaya hazır bulunan gözyaşlarını geri gönderdim. Bu sefer ağlamayacaktım. Ağlamaktan bıkmıştım artık ama gözyaşlarım üremekten bıkmamıştı. Güney ise benden bu ani çıkışı beklemediğinden olsa gerek ağzını bıçak açmıyordu. Şaşkınlıkla gözlerime bakıyor, olanları zihninde tartıyordu. "Ne vardı Okan gibi sevseydin beni? Ne vardı Melih gibi sevseydin? Bana babamı hatırlatacağına ne vardı ağabeyim olsaydın Güney? Çok mu zordu? Lanet olsun bir kızla sadece dost olmak çok mu zor? Hepiniz mi birlikte olma hayalleri kuruyorsunuz?" Son cümlemle Güney'i göğsünden ittirirken ona arkamı döndüm ve banyoya kapattım kendimi. Kapıyı arkamdan kilitlerken üzerimdekileri parçalarcasına çıkardım. Duşakabine atarken kendimi dizimi çarptım ama acısını umursamadan çıplak bedenime buz gibi suyu boca ettim. Sinirliydim. Çok ama çok sinirliydim. Bir erkek mahvetmişti hayatımı, yine bir erkek kurtarmıştı hayatımı. Aynı erkek mahvolmuş hayatımın içine cila çekerken başka bir erkek kurtarmak istiyordu ruhumu. Ne yapacağımı bilemiyordum. Öyle bir çıkmazdı ki bu girdiğim, sonunda ölümün kokusunu alıyordum. Ölecektim ya da ölecekti bilmiyorum. Bu oyunun sonunda biri ölecekti. "Yalvarırım Övünç olmasın." diye mırıldandım alnımı soğuk fayansa yaslarken. Soğuk su sırtıma çarpıyor, bacaklarımdan akarak hiçliğe karışıyordu. Bende su olmayı isterdim. Kısa bir süreliğine işe yarayıp hiçliğe karışan su damlacığı olmayı çok isterdim. Ya da kelebek. Kelebek olsaydım bu kadar kırılmazdım bu hayatta. Kırılmaya vaktim olmazdı. Arkamı dönüp lifle şampuanımı aldım ve vücudumu temizledikten sonra durulanarak çıktım duştan. Bornozuma sıkı sıkı sarınıp banyonun kilidini çevirdim ve kapıyı açtım. Tabi açar açmaz beni kollarına alıp sıkıca sarılacak bir Güney Özbey'i hiç hesabıma katmamıştım. "Güney ne yapıyorsun çekil." dedim kollarını ittirmeye çalışarak ama öyle sıkı sarılıyordu ki bir milim bile kımıldamıyordu. Bugün sarılma günü filandı sanırım herkeste bir sarılma arzusu aldı başını gidiyor. "Kızıl," "Efendim?" "Kızıl ben sadece," "Sen sadece ne Güney?" dedim bıkkınlıkla ama içimde yeşeren umutlara söz geçiremiyordum. Dört yıldır hayatımın merkezi olan Güney Özbey bir ilk gerçekleştirip benden özür mü dileyecekti? Güney beni içine sokmak istercesine yaptığı sarılmasına son verip geri çekildi ve yutkunarak gözlerime baktı. Başımı kaldırmış benden bir buçuk kafa boyu uzun Güney'e bakarken diyeceklerini bekliyordum. Elini kaldırıp yanağıma sürterken hafifçe tebessüm ettiyse de ağzını açtığında yine ciddileşti. "Ben sadece bugünlerde kendimde değilim." Elini yanağımdan aşağıya indirdi ve kalbine koyarken tam gözlerimin içine baktı. "Bilmiyorum ne oldu ama alışamıyorum bu olanlara. Galiba hep aynı kalacaksın sandım. Benim Kızılım olarak kalacaksın diye düşünüyordum ama değişiyorsun. Bunu kabullenemiyorum sadece." "Sende değiştin Güney." diye mırıldandım fısıldayarak. "Hepimiz değiştik." "Benim Kızılım olarak kalmanı istiyorum ama Melih'in annesi haklı. Sevmiyorsam seni seven birine vermem gerekir. Ama ben bencilim Kızıl. Seni paylaşamayacak kadar bencilim. Başkasını sevmeni istemeyecek kadar bencilim. Özellikle Övünç'le paylaşamayacak kadar bencilim." Başımı eğdim ve Güney'e bakmayı redderek "Giyinmem lazım." dedim. Güney önümden çekildi ama gözlerini hâlâ üstümde hissedebiliyordum. Odama kapanıp pijamalarımı giydikten sonra saçlarımı düzene bindirdim ve tekrar çıktım odadan. Mutfağa yol alırken kapı çalınınca Güney hareketlendi ama "Ben açarım." diyerek onu durdurdum ve kapıyı açtım. "Okan? Allah'ım Okan şükürler olsun!" "Kızıl," dedi Okan benim onu gördüğüm anki sevincime kıyasla çok sakin ve normal biçimde. Oysa ben onu sağ salim gördüğüm için mutluluktan ne yapacağımı bilememiş bir şekilde bağırmıştım. "Efendim?" Arkamda hissettiğim Güney'le konuşurken Okan aptal aptal kapıda dikilmeye devam etti. "Ben vuruldum." ♣♧♣♧ "Gülme Melih." diye tısladım motordan inip Güney'in yanında yerimi alırken. Melih motordan atladı ve hâlâ gülmeye devam edip yanağımdan makas alırken benimle dalga geçti. "Kızıl, ben vuruldum bebeğim bayılsana." Ben Melih'e kötü kötü bakarken hemen ardımızdan motordan inen Okan küt diye geçirdi Melih'in kafasına. Melih kafasının acısıyla inlerken "Güney aşkım kurtar beni!" diyerek Güney'e atılıncı artık vurmaktan beynindeki tüm hücrelerinin öldüğünü anlamış oldum. Güney Özbey'e kurtar beni aşkım diye bağırarak atılınır mıydı be! Hemde okul bahçesinde. Ben bıyık altı gülerken Okan dirseğini omzuma koydu ve sırıtarak Melih'le Güney'e baktı. "Bunun son kullanma tarihi geçmiş Güney yeni kum torbası mı alsak?" "Yok be elim buna alıştı şimdi başka birine vururken bu kadar zevk almam." diyerek Melih'i ittirdi Güney ve Melih bize kötü kötü baktı. "Dalga geçmeyip ne yapacağım Allah aşkına? Ben dün gece anamın kollarında mışıl mışıl uyurken Kızıl kendisine silah doğrultan babası yüzünden değil de ben vuruldum diyen Okan yüzünden bayılmış. Allah aşkına bunun neresi komik değil?" dedi ve tekrar kahkahaya boğuldu Melih. Okuldakiler bize bakmaya devam edip hakkımızda konuşurken gözlerimi devirdim. Ne var yani Okan bana vuruldum dediği dakikada bayılmışsam? Ve ne var yani Güney beni ayıltmaya çalışırken limonlu kolonyayı ağzımın içine döktüyse? "Gerçekten vuruldu sandım salak. Korkudan bilincimi kaybetmişim. Ne bileyim bu malın," Okan'ın ensesine kibarından bir tane vurdum. "Bir kıza vuruldum demek istediğini. Aşık oldum deseydi. Bir kıza taktım deseydi ama eli silahlı adamlardan kaçtığı zaman diliminde vuruldum demeseydi." Melih hâlâ ve hâlâ gülmeye devam ederken sabah olanları ilk iş Melih'e anlatan Güney'e kötü kötü baktım. Bok vardı Melih'in ağzına sakız verecek. "Ay konuştukça batıyorsun neyse yürü sınıfa." Okan beni döndürüp ilerletirken son anda bileğimi tutan Güney'e çevirdim başımı. Gece ben uyurken duş almış sonra da yanıma gelip bana sarılarak uyumuştu. Kaşındaki o ince dikişten başka bir kusur göremiyordum yüzünde. Okul forması bile havalı duruyordu üstünde. Beni yakıp yok etmesine rağmen nasıl böyle harika bir imaj çiziyordu gözümde? "Efendim?" dedim bileğimi tutan elime karşılık. "Ne demek istediğimi biliyorsun." Anladım dercesine başımı salladım ama anlamama rağmen uygulamak istemeyeceğim bir uyarıydı bu. Övünç'ten uzak durmamı istiyordu ama bilmiyordu ki yaptıklarıyla beni Övünç'e iten oydu. Arkamı dönmeden önce dün gece beni iyi korkutmuş olan ama sonra yüreğime su serperek beni rahatlatan Okan'ı yanağından öptüm ve birbirizime gülümseyerek ayrıldık. Kaç gündür okula gelmiyordum bilmiyordum ama bugün de gelmemizin bir sebebi vardı. Son sınıf olduğumuz için karneleri erken dağıtacaklardı. Tabiki bu sadece mezunlara özel bir şeydi. LYS sürecinde evde oturup ders çalışalım diye ve Güney gitmeden önce okula, müdürümüze yani babasına sürpriz hazırlamıştı. Bizde bu yüzden gelmiştik okula. Daha da gelir miydik bilmiyordum. Bunların sonra yapılacağını kendime söyleyerek en üst katta ki sınıfıma çıktım ve nisan ayında olmamıza rağmen bizim sınıfın yüzde seksen beşini görünce bu sefer ben garip bir bakış atarak en arka sıra olan yerime yöneldim. Hafif mırıldanmalar dışında ses yoktu sınıfta. Çoğu kişi test çözüyor, kitap falan okuyordu. Kitap demişken, benim lise hayatımda hatta hayatımda diyaloğa girdiğim tek kız yani İrem, yine telefonuna gömülmüş kitap okuyordu. Sağ tarafımda ki diğer duvar kenarında Hande ve grubu vardı ve bana baktıklarını biliyordum. Ve tabi ki Övünç. Benim yanımda ki yerime oturmuş bana bakıyordu. Önündeki matematik test kitabı ben sınıfa girmeden önce soru çözdüğünün kanıtıydı. "Geçeyim?" dedim soru sorarcasına. Övünç hafif tebessüm ederek kalktı ve ben yerime geçerken bana bakan Hande'ye dön önüne bakışlarımdan birini attım. Yerime oturduğumda çok değil iki üç hafta sonra bitecek okulu özleyip özlemeyeceğimi merak ettim. "Günaydın." "Günaydın." dedim Övünç'e umursamazca ve varlığımı farketmemiş İrem'i dürttüm. "Ne var Övünç?" dedi ters ters ama arkasını döndüğünde beni görünce şaşkınlıkla baktı. "Kızıl?" "Ben yokken sohbeti ilerletmişsiniz, ne varlar falan?" "Yok be Övünç dürtünce bakıyordum o kadar, o da hangi ders diye sormak için dürtüyordu." "Ders ne peki?" dedim hemen fırsattan istifade. "Matematik." "Yapma be İrem o kadının gerizekalısınız ama çabalayın olur çocuklar, nasihatlerini hiç çekemem." dedim hocanın bize sürekli kurduğu cümlede sesimi onunki gibi ince çıkarırken. Övünç ve İrem hareketime güldükleri anda öğretmen sınıfa girdi ve sınıftaki uğultu kesildi. Dediğim gibi bir kaç lafından sonra iğneleyici laflarıyla ders anlatmaya devam etti öğretmen bende çantamdan LYS edebiyat test kitabı çıkararak azıcık tekrar yaptım. Sınavlara az kalmıştı ve ben konulara çalışmış olmama rağmen test çözemediğimden rakiplerimden geride kalmıştım. Sorun geride kalmak değildi aslında. Öyle kesin bir hedefimde yoktu. Sadece kendimi kurtaracak bir yere gitmek gelecekte huzur bulabileceğim bir meslek yapmak istiyordum o kadar. Ama öyle bir meslek yoktu galiba. ♣♧ "Güney bunu yapmak istediğine emin misin?" dedim herkes geçip gittiği sırada bize bakarken. Müdür odasının önündeydik ve öğretmenler odası hemen yan taraftaydı. Okulun en kalabalık kısmıydı ve Güney'in yapacağı şey ortama uygun değildi. "Geri dönmek yok yapacağız." dedi Güney. Ben Okan'la Melih'e bakarken ikisi omuz silkti. "Tamam o zaman." Güney sırıttı ve müdür odasının kapısını tıklatmadan açtı. Öküz diye geçirdim içimden. Öküzdü işte ne yapsın. Biz geride kaldık ve Güney'in odaya daldığı gibi bağırtıyla kovulması bir oldu. Müdür önemli bir misafir ağırlıyordu odasında. Sanırım şehir bakanlarından biriydi emin değildim. "Odada olduğu kesinleşti." derken Güney kafasını salladı ve kapıyı kapattığı zaman üçümüz Güney'in önüne kamuflaj yaptık. Önümüzde cebinden çıkardığı sis bombasının pimini çıkardığı gibi eğilip kapının altından odaya attı ve ayağa tekrar kalktığında hemen koşmaya başladık. Merdivenlerden tırmanıp üst kata çıktık ve merdiven balkonunun karşısına geçip müdür odasının kapısını izlemeye başladık. "Bir," dedi Güney sakince. Ben gözlerimi ayırmadan "İki," diye devam ederken Okan'la Melih aynı anda "Üç." dedi ve Güney'in biricik babası, Namık Kemal Anadolu Lisesi müdürümüz kapıyı açıp toz duman içinde dışarıya çıktı. Biz haline kahkaha atarken müdür ve arkasından çıkan adam elleri ağızlarında etrafa bakınmaya başladı. Müdür bağırırken Güney daha çok güldü ve odaya atılan sis bombası etrafa yayılarak herkesi rahatsız etmeye başladı. "Kim yaptı bunu?!" diye bağırdı müdür. Öğrenciler etrafa kaçışırken okul personelimiz hemen müdürün yanına koşuşturdu. Öğretmenlerimizden bazıları hemen itfaiyeyi aramaya koyulmuştu bile. "Ulan götü nasıl üç buçuk attı gördünüz mü?" dedi Güney gülerken. Kolunu omzuma attı ve babasına orta parmak çekerken sosyoloji hocasıyla göz göze geldim. Ercan hoca bana bakarak gülerken başını salladı ve adımlarını buraya yönlendirdi. O sırada müdür başını kaldırdı ve kendisine orta parmak çeken oğlunu görünce sinirle "Güney Özbey!" diye bağırdı. "Söyle yarram!" dedi Güney'de. Müdür daha da çok sinirlenirken öğretmenler ve öğrenciler kınayan bakışlarla bize baktı. "Sizin eseriniz değil mi?" Başımızı Ercan Hocaya çevirdiğimizde cevap veren Güney olmuştu. "Babama olan sevgimi dumanlar içinde gösteriyorum." "Ah babanı bende çok severim Özbey." dedi Ercan hoca dalga geçerek. Biz gülerken Melih bizi dürterek uyardı. "Bu adam buraya geliyor lan." "Gelsin sikime kadar yolu var." diye umursamazca omuz silken Güney oldu. Ve tabi ki uzun boylu müdürümüz merdivenleri çıktı ve öksürerek karşımıza dikildi. "Senin derdin ne oğlum?! Müdür odasına sis bombası atmakta nedir!" diye bağırırken herkes bizi izlemeye başlamıştı. "Kusura bakma ya biber gazı pahalıydı bende sis bombasıyla idare ettim baba." "Tekrar mı sınıfta kalmak istiyorsunuz siz üçünüz! Amacınız ne? Şurada iki ayınız bile yok illa mı başınızı belaya sokacaksınız? Hele sen kızım," derken bana odaklandı. "Ne işin olur bu edepsizlerle? Böyle miydin sen?" Ben "Hocam," diye mırıldanırken Güney beni geriye çekti ve "Sanane lan!" diye gürledi babasına. "İyi ebeveyn olasın mı geldi? Gerçek yüzünü burada da göstersene!" "Güney sakin." dedim. Sakin olması için kolumu beline doladım. "Dediğin şeylere dikkat et Özbey. Pişman olacağın şeyler söyleme." "Olmuyorum lan yiyorsa tepki ver amına koyayım." Güney geriye dönerken bende geriye döndüm ve Okan'la Melih'te dönüp arkamızdan yürümeye başladı. "Bu arada istersen disipline ver sikimde bile değilsin." dedi yürürken arkasına bile bakmadan. Yangın merivenlerini kullanarak aşağıya indik ve Güneylerin sınıfına girdik. "Bu dersten sonra kaçıyoruz." Hepimiz Güney'e baktık. Güney yerine oturdu ve beni yanına çekti. Melih'te yanıma oturduğunda Okan kendi sırasına oturdu. "Niye öyle bakıyorsunuz." "Benim planım var." dedi Melih direk. Üçümüz ona hayırdır gibisinden bakınca sırıtarak omuz silkti. Neler planlıyordu bu çocuk? "Bende gelemem Güney." dedim ve vereceği tepkiye kendimi hazırladım. "Nedenmiş o?" diyince ise şokla ona baktım. Bağırmak yok muydu yani? Sinirlenmek? Küfür etmek? Geleceksin diyip konuyu kapatmak? "Zaten bu akşam dışarı çıkacağız neden kaçalım ki? Yoruluyorum yahu." "Kızıl haklı akşama zaten gideceğiz kaçmamıza gerek yok." dedi Okan. Melih'te onu onaylarcasına başını sallerken "İyi o zaman, siktir git sende sınıfına." Evet bana demişti siktir git diye. Bana. Sıradan çıktım. Ve bizimkilere veda edip kendi sınıfıma gittim. Öğle arası yeni bitmişti daha ve millet sis bombası krizini atlatıp yeni yeni kendine geliyordu. Herkes sınıfa dağılırken bende sınıfa girdim ve sırama yöneldim. Oturduğum sırada ise Övünç yanıma oturdu. "Bakıyorum asi ruhun yine üstünde." Dalga geçiyordu ama yüzü gülmüyordu. "İçim asi olunca dışa vurması çok kolay oluyor." dedim onun gibi bende. Yüzüme baktığını biliyordum ve yüzüne bakmayı reddediyordum. Çantamı kurcalayarak dersin ne olduğunu anlamaya çalıştım ama anlamayınca Övünç'e döndüm. "Ders ne?" "Din." "Ooo uyuma vakti o zaman hadi iyi geceler." diyerek çantamı sıranın üstüne koydum ve başımı sıraya gömüp gözlerimi yumdum. Uyumadan önce son hissettiğim Övünç'ün kısık kahkahasıydı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE