BÖLÜM 20

2000 Kelimeler
Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on. Şimdi tekrar burnundan deriiiin bir nefes al ve ağzınla sakince ver. Bir, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on. Baş edebilirsin sen Tuana. Daracık bir alanda Övünç ve Güney'le yalnız idare edebilirsin. "Kızıl?" Bir, iki, üç... Tek yapman gereken sakince gözlerini aralaman ve tehlike geçene kadar idare etmen. Bir, iki... "Kızıl?" Üç "Kızıl dedim!" "Dört!" diye bağırarak gözlerimi araladım ve Güney'e tersçe bakış attım. "Ne dördü ne saçmalıyorsun?" "İçimden sayıyordum Güney. Merak etme dört adında biriyle görüşmüyorum, görüşmemi yasaklayacağın biri yok." Aslında Takma adı Dört olan Tobias'la görüşseydim belkide bunları yaşamama hiç gerek kalmayacaktı. Ne de olsa Tobias bir cesurdu ve beni korurdu değil mi? Korusaydı Tris' i korurdu o mal zaten. "Bana laf çarpıtma Kızıl, bu olanlar sana olan sinirimde bir azaltma meydana getirmedi haberin olsun." Yutkunarak bakışlarımı Güney'den ayırdığımda bu sefer Övünç'le giz göze gelince hayatımdaki iğrenç anların daha hangi birine şahit olacağını düşündüm. Öz babamı bana silah doğrulturken görmüştü. Hakkımda ne düşünüyordu cidden merak ediyordum. "Seni de alet ettik bu işlere üzgünüm." dedim samimiyetle. Ama bu soğuk bir samimiyetti ve Övünç'te yüzünü buruşturarak yaslandığı kapıdan doğrularak terlemiş saçlarını geriye attı. Ben yutkunarak başımı eğdiğimde tekrar içimden saymaya başladım. Oysa içimden milyonlara kadar da saysam yanımda sinirle soluyan Güney yüzünden sakinleşemiyordum. "Bu sefer neden ortaya çıktı sence?" Güney bakışlarını Övünç'ten ayırıp bana döndü ve omuz silkti. "Elindeki fahişeler azalmıştır neden olacak." "Silah doğrultmasındaki amacı anlamadım." diye mırıldandım bu sefer. Amacım konuşarak Güney'in dikkatini dağıtmaktı. Güney odaklandıkça bedeni Övünç'e kayıyordu ve olası bir kavgada biri değil ikiside kesin ölürdü. "Sen koşunca beyin hücrelerin mi intihar ediyor ne yapıyor anlamıyorum be gerizekalı. Neden olacak. Barbaros'u görür görmez anında topukluyorsun, kaçmanı engellemek için seni yaralayacaktı." "Güney cidden bıktım ben. Sonunda katil olacak biri varsa o da benim bu adam ölmeden huzur yok bana dünyada." Depoda arkama yaslandım ve bir Övünç'e bir Güney'e bakarken Güney yanıma oturdu. Övünç bu hareket karşısında hareketlenirken Güney elini omzuma atarak beni kendine çekti başım omzuna düşerken sıkıca sarıldı bana. Bundan sonra olduğu yerde duran Övünç'e baktım. Gözlerimden geçenleri anlayarak bana bakmasından aldığım cesaretle hafifçe tebessüm ettim ve Övünç kollarını göğsünde birleştirdi. Olmak istediğim yer o kolların arasıydı. Yapmak istediğim şey ise o portakal ve limon karışımı kokan Övünç'e sokulmak, başımı boynuna gömerken kokusunu ciğerlerime doldurmak ve aynı anda boynuna buse kondurmaktı. Övünç'ün bana sarılmasını istiyordum. Bana dokunmasını, beni öpmesini, sevmesini istiyordum. Bencilceydi biliyordum ama Övünç bana yaklaşmaya çalıştıkça ondan kaçıyor, sadece kendim istediğim anlarda yanında oluyordum. Şu anda da yanında olmayı istiyordum mesela. Birlikte olabilirdik ama birbirimize bir o kadar uzaktık. " İntikam yeminlerine ne oldu Kızıl? Hani hayatını sikmeden ölmesine izin vermeyecektin?" Derin bir nefes aldım ve Övünç'le ilgili düşüncelerimi bir kenara koyup Güney'e odaklandım. " O güç yok bende." "Var." "O ölmez. Ben ölmeden o ölmez. Hem düşünüyorum da, ya öldüğünde öbür dünyada annemle karşılaşırsa? Annemi görmeyi en çok ben hak ediyorken neden o daha fazla görüyor? Ölmesin ya Güney. Bak düşününce kötü oldum. Annemle karşılaşmasın." Ben yalvarırcasına Güney'e bakıp düşüncelerimi sesli olarak ifade ederken Güney bana aptal aptal bir kaç saniye baktı ve ardından gür bir kahkaha koyverdi. Belki de tarihe geçilecek bu anda Güney'e katılarak Övünç'te kahkaha atmaya başladığında ikisine saf saf baktım. "Sen öbür dünyayı burası gibi bir şey sanıyorsun galiba?" "Değil mi ya?" dedim Güney'in dediğine soruyla cevap vererek. Güney gözlerini devirerek gülmeye devam etti ve konuşmayı Övünç devraldı. "Din derslerinde sürekli uyuduğunun kanıtı. Uyumuyorum diyemezsin artık." "Din hocası dinden çok insan fizyolojisinden bahsetmeye başladığından beri dinlemiyorum onu." "Arada cennetten de bahsediyor ama." dedi Övünç çarpık bir gülüşle. Ona tebessüm etmemek için kendimi sıkarken Güney bağırdı. "Kesin lan konuşmayı izin mi verdim konuşmanıza?" "Sen kim oluyorsun ki izin alınacak senden lan?" diye bağırarak tepki verdiğinde Övünç nefesimi tuttum ama Övünç konuşurken bir yandan Güney'e eğilince Güney beni resmen atarak ayağa kalktı ve Övünç'ün hardal sarısı tişörtünün yakalarını tutarak geriye ittirdi. Tabi Övünç'te geri kalmayarak Güney'in siyah tişörtünü tuttuğunda çığlık atarak aralarına girdim. "Durun yapmayın!" dedim bir elim Güney'in tişörtünde diğer elim Övünç'ün onları ittirmeye çalışırken ama gram kımıldamadılar. "Konuşmayacaksın oğlum Kızıl'la! Görmeyeceksin hissetmeyeceksin varlığını. Dokunmayacaksın ona!" "Güney lütfen." dedim ama yalvarışım aslında Övünç'eydi. Ağzından çıkacak her şey Güney'in evde bana ödeteceklerine eş değerdi. "Dokunan kişi kim acaba?" dedi Övünç tükürürcesine. Nefretini hissedebiliyordum. Ve o nefretle yapabileceklerini de tahmin edebiliyordum. "Sanane lan benim sürtüğüm değil mi dokunurum da sikerim de!" "Güney," dedim fısıldayarak. Elim Güney'in üstünden düşmüş, sadece Övünç'ü tutuyordu. Ayakta duracak halimin kalmamasından mıdır nedir Övünç'ü bıraktığım an yere yuvarlanacak gibi hissediyordum. Övünç'ün tepkisi ise çok daha sert oldu ve saniyesinde Güney'in suratına kafa attı ve ikisi geriye gitti. "Ona dokunursan seni ben sikerim demedim mi genelev çocuğu?" bağırtısı depoyu doldurdu. Ben Övünç'ün önüne geçip Güney'e tekrar vurmasın diye tutarken dediğini düşünüyordum. Öyle demiş miydi gerçekten? Övünç'ün gözlerine baktım ama o sinirli gözler geriye sendeleyen Güney'e odaklıydı. Kolay kolay ilgisini kendime yöneltebileceğimi sanmıyordum ki düşmanının karşı atağını bekleyen birinden bahsediyorduk burada. "Bende sana dört yıl önce aklın hangi eşşeğin sikindeydi dememiş miydim yarram?" dedi Güney. Önde benim olmamı umursamadan elini Övünç'e vurmak için hareketlendirdi ve o yumruğunu indirirken Övünç'ün kolu omuzlarımdan kavrayarak döndürdü. Kapıyla Övünç'ün arasına sıkışırken Güney'in attığı ani yumruk Övünç'ün kafasına gelince acıdan gözlerini yumdu. "İyisin?" dedim fısıldayarak. Kapattığı gözlerini açmamasından korkarak nefesimi tuttum ama o gözlerini açtığı yetmiyormuş gibi içimi rahatlatan bir gülüş sundu bana. "İyiyiz." "Kızıl çık lan oradan!" "Yeni mi aklına geldi kız, Özbey?" "Övünç lütfen." Her ne kadar çıkmak istemesemde Övünç'le kapı arasından çıktım ve Güney'e baktım ama bakar bakmaz çığlığı yine bastım. "Güney kaşın!" Kan akan kaşına çare bulmak için çevreme bakındım ama kanamayı durdurmak için bir şey bulamayınca Güney'in tişörtünü tuttuğum gibi yırttım. Güney "Ne bokum yapıyorsun?" derken yırttığım tişört parçasını kaşına bastırınca acıyla inledi Güney. "Kaşın patlamış Güney." "Oruspu çocuğu!" derken Övünç'ü arkamda hissettiğim gibi "Sakın Övünç!" diye bağırdım. Aralarında her şey geçebilirdi. Birbirlerinden nefret edip kavga edebilirlerdi ama zarar vermelerine tahammül edemezdim. Tıpkı Güneyler zamanında Övünç'ü dövdüğünde bir hafta boyunca hepsine taraf aldığım gibi. Tıpkı Övünç Güney'i dövdüğünde Övünç'e tarifsiz bir sinir duyduğum gibi. "Haydi artık gidelim burdan adamlar gitmiştir." "Ucube bir işe yarayıp baksın." "Övünç nereden bilsin neyin ne olduğunu Güney. Ben bakarım." dedim ama hemen ardından ikisini bir kaç dakika da olsa yalnız bırakacağım düşüncesiyle başımı olmaz anlamında salladım. "Sen bak en iyisi beni tek görmesinler." Güney bir süre sessiz kaldı. Sanırım aklında ne yapması gerektiğini tartıyordu ama yinede bir süre sonra başını olumlu anlamda salladı ve depodaki derin nefesler eşliğinde Övünç'e ters bakışlar atarak kilidi çevirdi ve depodan çıktı. Ben içimde tuttuklarımı bir nefeste dışarıya salabilecekmiş gibi derin nefes bırakırken depoya Övünç tekrar kapıyı kilitledi. "Güney geldiğinde kapıyı kilitli görürse tekrar kavga çıkar ve bir kavgayı daha kaldıramam." "Bırak şimdi Güney'i Tuana. Sen iyi misin?" "İyiyiz dedin ya, iyiyiz işte." Hafifçe gülümsedi Övünç. Ama bu çok kısa sürdü. "Tuana," "Efendim?" Övünç tekrar konuşmadan önce beni kendine çektiğinde şaşkınca ne yaptığına baktım ama o bakışlarımı umursamadan kollarını belime dolayıp bana sıkıca sarıldı. İçimdeki boşluğu dolduran türden bir sarılmaydı bu. Hani kalbimizin sağ tarafı boştur ya, bugüne kadar sadece anneme sarıldığımda içimdeki boşluğun dolduğunu hissediyordum. Annem öldüğünde ise o boşluğun ebediyet kazandığını düşünmüştüm ama şimdi bu toz kokan depoda terden sırılsıklam olan tişörtüm ve yine terden portakal çiçeği kokusu silikleşmiş Övünç'e sarılırken kalbimdeki o ebedi boşluk doluyor, yaralarımı kendisine yeni bir yuva yapan örümcek ağları gibi tekrar örüyor, kapatıyordu. Yeni yeni çıkmaya başlayan sakalları çıplak omzuma batarken burnundan verdiği nefesler de sırtıma değiyor içimi ürpertiyordu. Olmak istediğim yer burası değil miydi işte? Övünç'e sarılmak, bedenlerimizin kimyasını birbirimize karıştırmak ve beyaz tenine bir buse kondurmak? Çok istiyordum Övünç'le hep böyle olmayı, onun her hücresini kendi hücrelerimde hissetmeyi. Ondan her ayrıldığımda bir parçamı bırakmak yerine ondan bir parça almak istiyordum. Beni acı tatlı bitirmesini değil, onarmasını istiyordum. Gözlerinden bir parça, dudaklarından bir parça, hislerinden bir parça istiyordum. Benim küçük mucizem o olsun istiyordum. Boştaki kollarım hareketlendi ve Övünç'e yol alırken ittirmemden korkarak daha da sıkı sarıldı Övünç bana. Ama ben benden beklenin aksine kollarımı Övünç'ün boynuna dolarken yüzümü boynuna gömdüm ve yapmak istediğim gibi bir buse kondurdum. Bu şehvetli bir öpücük değildi ya da aşk dolu. Sevgimi belirtircesine öpmüştüm onu. Sadece ona ait olmak istediğimi belirtircesine. Ruhumdan bir parça üflemiştim öperken de. "Kurtulabilirsin Tuana. Hem babandan hemde Güney'den kurtulabilirsin." "Nasıl kurtulayım Övünç. Hadi babamdan tamam da Güney'den kurtulamam." Övünç'ün eli yavaş yavaş sırtımı okşarken "Kaç." diye mırıldandı. "Kaçalım. Benimle gel gidelim. Başka şehir, başka ülke. Nereyi istersen. Yeterki benimle gel." Sarılmamıza son vererek Övünç'ten ayrıldım ve yeşil gözlerimi onun mavi kahverengi gözlerine diktim. Konuştuklarını ancak bu kadar net belirtebilirdi Övünç. Ne bir eksik ne de bir fazla. "Yapamam." diye fısıldadım üzüntüyle. "Beni kurtaran, yeni hayat sunanlara ihanet edemem Övünç. Konu sadece Güney değil. Okan'ı, ağabeyimi Melih'i, kardeşimi bırakamam. Onlara ihanet edemem." "Sen memnun musun onların sana sunduğu hayattan Tuana? Mutlu musun peki bu hayattan? Hâlâ geceleri ağlıyorken sabah olduğunda mutluyum diyerek gezinebiliyor musun ortalıkta?" Cevap vermeyerek yutkundum. Verecek bir cevabımda yoktu zaten. Ne diyebilirdim ki? Mutsuzum dersem ihanet etmiş olacaktım bizimkilere. Mutluyum dersem de kalbime ihanet edecektim. Övünç'ün önünden geçip kapının kilidini çevirip açtığım anda eli kapı kolunda Güney'i görünce kısa bir çığlık attım ve geriye sıçradım. "Kilitli miydi bu kapı?" "Hayır." dedim hemen. Kendimi sakinleştirirken elimi kalbime götürdüm. "Yürü gidiyoruz." bileğimi kavradığı gibi çekti beni Güney. Diğer eliyle de kaşına bastırdığım tişört parçasını tutuyordu. "Kanaman durdu mu?" "Kaş yarılmış sence durur mu?" "Hastaneye gidelim o zaman Güney. Dikiş atsınlar." "Gidiyoruz zaten." "Leke kalmasa bari." dedim o beni AVM'nin çıkışına çekiştirirken. "Kes sesini Kızıl." Ağzıma mühür vurdum ve motorları park ettiğimiz alana geldiğimizde Güney tekrar küfredene kadar sesimi çıkarmadım. "Melih'le Okan kurtulduysa demek ki." "O Melih'in ebesini sikeceğim. Vermiyorum daha anahtar falan amına koyayım." "Güney, ihtiyacı olmadıkça almıyor motoru Melih biliyorsun." diyerek karşı savunmaya geçtim hemen. Melih motor kullanmayı çok sevmesine rağmen ihtiyacı olmadıkça almazdı ve yanında Didem'le babamın adamlarından kaçtığına göre gerçekten ihtiyacı vardı demek ki. "Şimdi bana lazım ama!" "Taksiyle gidelim gel." diyip yönümüzü değiştirdiğim sırada bir motor sesi geldi ve gittikçe yükselerek bize yaklaştı. Melih Güney'in motorunu karşımızda durdururken hafifçe sırıttım. "Amma mızmızlandın be Güney'im. Getirdik işte bebeğini." "Kes lan pezevenk." dedi Güney ama Melih sırıtması giderken tekrar konuştu. "Kaşına ne oldu lan?" Melih'e sus dercesine hareket yaptım ve Güney cevap vermeden motoruna atlarken bana da "Atla Kızıl." dedi. "Pişt kız," diyerek kolumdan tutup kendisine çekti beni Melih. "Ne oldu?" "Övünç." diye mırıldandım sessizce. Melih anladım dercesine kafasını sallarken "Sen ne zaman döneceksin eve? Didem iyi mi? " diye sordum. "Evet iyi, benim AVM'de kısa bir işim var halledip döneceğim siz gidin." "Tamam." diyerek motora binmek için hareketlendim ama adımı duyunca sesin geldiği yöne baktım. Övünç bir kaç metre ötemde bana bakarken motora binemedim. O bana öylece umut dolu bakarken Güney'e sarılıpta uzaklaşamadım burdan. Ve asla yapmam dediğim bir şeyi yaptım. Önce yavaşça adımlarken Övünç'e sonradan koşmaya başladım ve içimi yakan hisler yüzünden göz yaşları yanaklarımdan düşerken koşarak Övünç'e atladım. Bu sefer ben ona sıkı sıkı sarılırken ellerim boynuna dolandı ve uzun boylu olduğu için ayaklarım yerden kesildi. Övünç'ün bir eli saçımı okşayıp diğer eli belime dolanırken başımın tepesine nazikçe öpücük kondurdu. O an ona bir çok şey demek istedim. En önemlisi de ona seni seviyorum demek istedim. Aşk değil sevdaydı benimkisi. Hani kalbe kazınan ve sonsuza kadar seninle birlikte nefes alıp veren sevgi. Güney tenime kazınan kalıcı dövme olabilirdi ama Övünç'te kalbime kazınmıştı ve kesinlikle içimden söküp atmak istediğim bir kazınma değildi bu. Olmasa yaşayamayacağım türden bir izdi bu. En güzel izimdi. "Vazgeçme benden." "Övünç," dedim boğukça. Ensesinde ki saçlarda parmaklarım gezinirken kısa bir öpücük kondurdum. "Onları bırakamam." "Benden vazgeçme Tuana. Yaptığın fedakarlık ben olmayayım ne olur. Bırak senin kurtarıcın olayım. Aşkın, nefesin, kalbin, ruhun olayım. Ama ne olur benden vazgeçme. Buna katlanamam." Sessiz sessiz akarken gözyaşlarım Övünç'le sarılmama son verdim ve ondan ayrılırken ağlamama rağmen çarpıkça gülümsedim. Parmaklarım yanağını bulduğunda hafifçe gezdirdim yüzünde. "En güzel izim." diye mırıldandım boğukça. "Benim en güzel izim." Belkide asla yapmam dediklerimi yapma günümdü bugün bilmiyorum ama yine ve yine Güney'i umursamayarak parmaklarımın ucunda yükseldim ve gözlerimi yumarak dudağının kenarını öptüm Övünç'ün. Ardından arkamı döndüm ve koşarak geldiğim yerden yavaş yavaş adımlayarak ayrıldım. Ait olduğum yere, Güney'in yanına gittim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE