BÖLÜM 19

1184 Kelimeler
"Yetişemiyorum yavaş yürü." Melih bir an durdu ve elini tutmasına rağmen arkasında kalan Didem'i kendine nazikçe çekti. "Hızlı yürümeye çalış o zaman, bir an önce eve gitmek istemiyor muydun?" Didem cevap vermek yerine ofladı ve tekrar adımlamaya başladı Melih. AVM'den çıktıktan sonra motorları park ettikleri yere ilerledi ve iki motoruda yerinede görünce Okan'la Güney'in hâlâ AVM'de olduklarını anladı. Yanlarına gitmek ne durumda olduklarını öğrenmek istiyordu ama Didem'i daha fazla sürükleyemezdi olaya. Motorlar Melih'e ait olmasa da anahtarları Melih'te de vardı. Bu yüzden pantolonunun arka cebinden siyah motorun anahtarını çıkardı ve Güney'in motoruna atlamadan önce Didem'in elini bıraktı. "Neyi bekliyorsun haydi." Didem ise şaşkınlık ve hayranlık dolu bir ifadeyle motora bakıyor. Motorun mükemmelliğini düşünürken diğer yandan da ne kadar rezil olacağını tartıyordu zihninde. "Bu motor senin mi?" "Sayılır. Haydi atla seni eve bırakayım." Arkasında birleştirdiği elleriyle oynarken Didem başını eğdi ve utançtan yanakları kızararak "Daha önce hiç motora binmedim ki," diye mırıldandı. "Nasıl binilir bilmem." Melih daha fazla ne kadar şaşıracağını düşünürken istemsiz bir kahkaha koyverdi boş caddede. "Ne demek motora binmeyi bilmem? Kızım motoru kullanmayacaksın sadece bineceksin atla arkama." "Ya hadi binmeyi beceremeyip düşer de bir yerimi kırarsam? Ne cinssin ya korkuyoruz işte." Ve evet Didem'in 'Ya şöyle olursa? Ya böyle olursa?' diye düşündüğü takıntıları vardı. "Of Didem of!" dedi büyükçe Melih. Kollarını Didem'e uzatıp "Yaklaş bana." diye söylendi ve Didem kuzu kuzu Melih'e adımlarken yanaklarını içten içe kemiriyordu. Melih eğilerek Didem'i belinden sıkıca tuttu ve zayıf bedeni havaya kaldırıp tam önüne kendisinin oturduğu gibi oturttu Didem'i. Şimdi ikisinin yüzleri birbirine çok yakın, nefesleri birbirine karışacak kadar iç içeydiler. "Oturmayı bilmiyorum dedim ama iki kişinin böyle oturmadığından da eminim." Melih işaret parmağını gül kurusu dudaklara bastırarak "Şşh," dedi. "Şimdi sus ve bana sarıl, gece bitti." "Sarılmak mı? Ben mi sana? Hah, asla!" diye tısladı Didem. İki kolunu göğsünde birleştirirken başını çevirdi ve çevreye bakınmaya başladı. "Sen bilirsin güzelim." derken elini uzatıp motoru çalıştırdı ve gaza bastı Melih. Motorun ilerlediği saniyede Didem'in başı Melih'in göğsüne düştü ve düşme korkusundan kollarını Melih'in beline sardı. Zaten oturma pozisyonları yüzünden bacakları Melih'in bacaklarıyla iç içeydi birde Melih'e sarılınca resmen bedenleri bütünleşmişti. Melih ise halinden oldukça memnun motorun hızını daha çok artırdı. O hızlandıkça Didem daha çok sokuluyordu kendisine ve bundan büyük bir haz duyuyordu. Didem ise esen sert rüzgârdan bir yandan üşüyor diğer yandan Melih'in yaptığı hız yüzünden ağzını bile açamadan düşmekten korkarak sıkı sıkı sarılıyordu Melih'in beline. Çevresinde ne olup bittiğinden habersizdi ama genç bir kız ve erkeğin motorda böyle oturması insanların yanlış düşünmesine sebep olurdu. Hele motorlardan nefret eden babası Didem'i böyle görse anında kalpten giderdi sanırım. İçini kemiren korkulardan kurtulmak istercesine mümkünmüş gibi daha da çok sokuldu Melih'e. Kendisinin vanilya kokusu Melih'in sigara ve nane karışımı kokusuna birleşirken bir yandan bir an önce eve gitmek, güvende hissettiği kollara, ailesine kavuşmak istiyordu, diğer yandan ise hep aynı döngüde ilerleyen hayatına biraz heyecan kattığı için Melih'e koala gibi yapışmak yanından hiç ayrılmamak istiyordu. Ama bildiği bir şey vardı ki Melih onun için zararlıydı. Ona yaklaşırsa yok olurdu. Sonunda motor durdu ama Didem düşüncelerde o kadar kaybolmuştu ki farketmedi hareketsizliği. Melih Didem'in yüzünü kavrayıp kendisiyle yüz yüze getirdi ve karanlıkta parıldayan mavi gözlere baktı. "Geldik." "Hmm," diye mırıldandı Didem. Yorulmuştu. Gece hareketli geçmişti ve her ne kadar rahat gibi görünmese de şu an bu motorun üstünde bayağı bir rahattı. "Şşh Aptal Sarışın git yatağında uyu." Didem'in yorgun gözleri dinç bakmaya başlarken bu gece belki de bininci kez sinirlendi ve on beş dakikalık huzuru bozuldu. Fazla zorlanarak bedenini Melih'in esaretinden kurtardı ve neredeyse yere kapaklanacak biçimde motordan indi. "Aptal falan değilim ben. Sen çok fazla cinsellik düşünüyorsun." Bunları söylerken Melih'e değil evine bakıyordu. İki katlı evlerinin birinci katının ışıkları yanıyorken ikinci katı karanlığa bürünmüştü. Belli ki Övünç hâlâ eve gelmemişti ve meraklı ebeveynler çocukların dönmesini bekliyordu. "Bunun cinsellikle ne alakası var?" diyerek kısa bir kahkaha attı Melih. O kadar kısaydı ki Didem o gülüşte mest olamadan eski haline dönmüştü. "Başka şeyler düşünseydin bana aptal demeden önce bu gece için özür dileyebilirdin. Tüm gecemi berbat ettin ve hâlâ Aptal Sarışın diyorsun. Sence benim gözümde çizdiğin profil düzgün mü sanıyorsun?" "İstediğin kadar kötü şeyler düşün hakkımda Aptal Sarışın, benden etkilendin. Bunu kabul et." "Senden etkilendiğim falan yok!" dedi Didem boğazı düğümlenirken. Vücudu yanmaya başlamıştı. Ve yüzde yüz kesinlikle yanakları kızarmaya. "Gözlerin öyle demiyor ama." diyerek meydan okudu Melih ona. Didem derin bir nefes çekti ciğerlerine ve o derin nefeste bile Melih'in kokusu doldurdu burnunu. Nefesini bir süre içinde tuttu Didem. Sigaradan nefret etse bile Melih'te o kadar kötü durmuyordu. Aksine bu koku onun has kokusu gibiydi sanki. "Ne düşünüyorsan düşün gerizekalı. Ben gidiyorum bir daha da asla karşıma çıkma. " "Evinin adresini öğrenmişken mi? Bir gece sıcak yatağının içine girdiğinde yanında beni bulursan hiç şaşırma." Melih göz kırpsa da Didem sinirden alev almış bir şekilde dudaklarını birbirine bastırdı ve hayatı boyunca hiç yapmadığı bir şeyi yaparak Melih'in suratına tokadı indirdi. Boş caddede yankılanan sese eşlik olarak dudaklarını araladı ve "Şerefsiz." dedikten sonra koşar adım girdi evine. Büyük kapıyı geçip evinin kapısını çalarken arkasına attığı bakışta hâlâ kendisine bakan Melih'i gördü ve tekrar önüne döndü. Kapıyı açan Safiye Teyze gülümsese de kıyafetinde ki dondurmayı görünce ne olduğunu sordu. "Dondurma faciası yaşadım Safiyem, içeri girelim mi üşüdüm." "Geç kuzum geç." diyerek içeriye soktu Didem'i Safiye Teyze. Didem iki basamaktan oluşan merdiveni atlayıp büyük salona geçti ve babasıyla annesinden önce amcasıyla yengesini gördü. "İyi akşamlaaar." dedi tatlı tatlı. Görüş açısına babası ve anneside girdiğinde önündeki kağıtlardan başını kaldıran babası "Ne akşamı gece oldu neredeydin bu saate kadar?" diye sinir ve merak karışımı bir ifadeyle sordu ama ardından kızının mahvolmuş elbisesini görünce ayaklanarak "Ne oldu elbisene?" diye bağırmıştı. "Baba korkutuyorsun bağırma." diyerek geriye adımladı Didem. Babasının amacı bağırmak değildi ama kızının eve bu şekilde gelmesinde tarifsiz bir korku duymuştu. "Sinemada Buket yüzünden üstüme dondurma döküldü. Kuruyunca da böyle oldu işte." derken sesi titremedigi için şükretti. "Bu saate kadar sinemada mıydın?" "Hem sinema hem AVM turu. Şimdi yukarı çıkabilir miyim? Üstümü değiştirmem lazım." "Tamam git dinlen yarın okul var." "İyi geceler babacığım." diyerek titrek bir öpücük kondurdu babasının yeni tıraş olmuş yanaklarına ve herkese iyi geceler dileyerek koşar adım üst kata çıktı Didem. Odasına girip kapıyı kapatır kapatmaz sırtını kapıya yasladı ve yumduğu gözleriyle derin bir nefes doldurdu ciğerlerine. Vücudu titriyordu ve içi kıpır kıpırdı. Melih'in kendisine hissettikleri yüzünden hem içinde tarifsiz bir heyecan duyuyor hemde nedensizce midesi bulanıyordu. Kalbi Melih'in dokunduğu yerde atıyor, sanki vücudunun tek uzvu orası gibi hissediyordu ki bugün depoda Melih'in yaptıklarıyla tamamiyle böyle hissetmişti. Kirpiklerini kırpıştırarak gözlerini yavaşça araladı ve elini midesine koyarak odada adımladı kendisini esen rüzgârda havalanan perdelerin önünde bulduğunda pencereyi kapatmak için hareketlenmişti ki Melih'i bıraktığı yerde görünce hareket eyleminden mahrum kaldı. Aralarındaki mesafe ne uzaktı ne de yakın. Didem Melih'i çok net görebiliyordu ve Melih'inde onu iyi görebildiğinden emindi. Bir süre ikisi de sessizce bakıştılar. Esen rüzgârda Didem'in açık saçları tatlı tatlı dalgalanırken gıdıklanan omuzlarına eli gittiği sırada Melih'te hareketlendi ve motordaki oturuşunu düzeltip gözlerini Didem'den ayırmadan gazı kökledi. Esen rüzgârdan çok, Melih'in bakışlarındaki soğukluk üşütmüştü Didem'in bedenini. Kollarını kendine sardı ve bir süre daha baktı boş caddeye. Melih'ten sonra ölüm sessizliğine bürünen caddeyi kendisine benzetemeden edemedi. Acaba Melih'in yokluğunda hep böyle kimsesiz ve çaresiz mi hissedecekti?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE