BÖLÜM 18

2780 Kelimeler
Çığlığın ardından  sırtına bir darbe aldı Okan. "N'oluyor amına koyayım?" diyerek arkasını döndüğü anda "Küfür ediyor birde şerefsiz!" diye tiz bir bağırtı duydu Okan. Arkasını döndüğü anda ise kocaman büyümüş ela gözleri ve dağılmış kıvırcık saçlarıyla yarı çıplak kızı gördü. "A-o" mırıltısı dudaklarından dökülürken gülmemek için dudaklarını dişledi ve önündeki sinirli kıza baktı. "Özür dilerim." diyip ben masumum dercesine ellerini havaya kaldırırken karşısında ki esmer gülüşünden daha çok sinirlenerek kaburgalarına bir kez daha geçirdi 12 santimetrelik topuklu ayakkabısını. "Ah! Ama olmuyor böyle ne geçiriyorsun be!" "Benim dükkanıma kapalı yazısı asılı olduğu halde girip üstüne sadece personel girebilir yazısını es geçerek giyindiğim alana dalarak beni yarı çıplak yakalayıp özür dilemene rağmen hiç bir şey yapmadığın için!" "Maşallah ve haşa," "Defol buradan!" diyerek sözünü kesti esmer güzeli. Gözlerini hiç kırpmadan Okan'a bakıyor, erkeklere olan güvensizliğinden kaynaklanan korkuyla ani bir harekette tekrar vurmak için tetikte bekliyordu. Ayakkabısı hâlâ elinde ve vurma pozisyonundaydı. "Tüm samimiyetimle söylüyorum; özür dilerim ama cidden çıkamam çıkarsam ölürüm. O yüzden bir anlaşma yapsak ve ben sen giyinene kadar arkamı dönsem?" "Hayır. Defol hemen istersen gözümün önünde öl umrumda değil." Okan kızın sertliğini yumuşatmak için samimi davranmanın etki etmediğini görünce başka bir yol denedi ve bu asi kızın bu sefer yumuşamasını umdu ama ela gözler ısrarcı bakıyordu. "Oysa bu tatlı ela gözlerin bir insanın ölümüne çok üzüleceğini düşünmüştüm." Esmer aldığı iltifat karşısında duraksayınca Okan içindeki gülümseme yüzüne yansımadığı için mutluydu. Adı neydi acaba bu kızın? Kıvırcık siyah saçlı ve ela gözlü olmasının yanında kısa boyluydu. Okan'a bakmak için başını kaldırması gerekiyordu ve Okan ani bir hareketle kıza sarılsa başı tam kalbinin üzerine gelirdi. Buna emindi. Kız sinirle üzerinde ki üniformayı Okan'ın suratına attığında şaşkınlıkla bakakaldı Okan ve hızlıca üzerine geçirdi siyah bol tişörtü kız. Okan'ın omzuna attığı üniformayı geri alıp katlarken yakasına asılı karttan ismini okuyabilmişti hızlıca. Gün Özer. Kendisi gibi adıda güzeldi. "Kimden kaçıyorsun?" Sonunda Okan'ın karşısında sadece sütyen ve pantolonla dikilmemenin verdiği rahatlıkla az biraz da olsa gevşeyen Gün soluklandı. "Bir piçin adamından." "Yeterli bir açıklama olmadı." "Kusura bakma ama gerçek bu." Ela gözlerini devirdi Gün. Topuklu ayakkabılarını bıraktığı yerin yanında duran krem rengi tomslarını aldı ve hızlıca ayağına geçirdi. Rahatına düşkün diye düşündü Okan. Kısa boylu olmayı sevmese bile rahatından ödün vermeyen bir kişiliği var. "Sen istediğin kadar bir şeylerden kaç benim gitmem gereken bir ev var ve geç kalıyorum." Her ne kadar gitmek istemese de gittiği bir evi vardı elbette. Geç kalmaması gerekiyordu ama bir yandan onu oyaladığı için minnettarlık duyuyordu Okan'a. "Yani?" "Ne yani? Çık diyorum yani. Yol al. İşim var gücüm var seninle mi uğraşacağım ben ya git." "Burdan bakınca eve gidip pantolonunu çıkardıktan sonra pijamasını giyip direk uyuyacak gibi duruyorsun ama?" diyerek sırıttı Okan. Gün sinirle kıstı gözlerini ve Okan'a tısladı. "Sende burdan bakınca gayet beyefendi düzgün birine benziyorsun ama için bildiğin hanzo, ben bir şey diyor muyum?" Okan kahkahasını bastıramadan gülerken Gün sinirle kapıyı açmak için harekette bulundu ama kapının önünde dikilen Okan kolunu kavrayarak engel oldu. "Ne yapıyorsun be? Bırak!" "Ölüm kalım meselesi diyorum nesini anlamıyorsun?" "Benimde eve gitmem ölüm kalım meselesi nesini anlamıyorsun?" "Taş çatlasa geç gittiğin için babandan dayak yersin iki gün sonra o da unutulur ama şimdi yakalanırsan kıyamet gününe kadar bu gezesende nefes alamam." "İnsanların yaşamları hakkında varsayımlarda bulunmaktan vazgeç! Gerçekten kötü bir tahmincisin ve banane senin yaşamından anasını satayım!" Gün'ün bağırmasıyla yüzünü buruşturdu Okan ve tiz sese kulaklarını kapatmamak için zor durdu. Varsayımlarda bulunuyordu çünkü ilk kez gördüğü biri hakkında yapabildiği en iyi şey buydu. Zamanında Tuana içinde yapmıştı aynı varsayımları ama böyle ters bir tepki almamıştı. "Tamam özür dilerim ama lütfen bekle biraz." Tekrar ve tekrar derin bir nefes aldı Gün. Gece gece cidden çatmıştı belaya iyi mi? "Kimden kaçtığını söyle öyle izin veririm." "Dedim ya," "Tam açıklamalı." Meraklı Gün'e bıkkınca baktı Okan. Ela gözlerde pes etmişlik ve kabullenmeyi görmeyi beklemiyordu ama durum tam olarak buydu. "Kız kardeşim bellediğim birinin mafya babasının adamlarından kaçıyorum çünkü adamın amacı bize zarar vermek anlatabildim mi?" "Neden zarar vermek istiyor?" "Hobi olarak öz kızının canını yakıyor ne yapsın adam. İşsiz işte." "Gerizekalı." diyerek gözlerini devirdi Gün. Ardından yere çöktü ve bağdaş kurarak bacaklarını büktü. Kısa bir an sonra Okan'da aynısını yaptığında sessizce bakıştılar. "Peki senin neden hemen evde olman gerekiyor?" "Sana soru sorma hakkı vermemiştim." "Ama ben senin sorunu düzgünce cevapladım?" diye sorarcasına tekrar şansını denedi Okan. Gün sıcak kahverengilerde gördüğü tatlı havayla mest olurken Okan gözlerini kırpıştırdı. Bir çift kahverenginin nasıl bu kadar etkileyici olduğu hakkında uzun uzun düşünebilirdi sanırım. " Babam yatalak ve onun yanına yetişmem gerekiyor çünkü bakıcısı yaklaşık bir saat önce evden ayrıldı." "Sen mi bakıyorsun babana?" "Çalışmadığım her an." "Neden yatalak peki?" Derin ve içli bir nefes koyverdi Gün. Anılar zihnini istila ederken beş yıl öncesine gitti sanki zihni. "Yatalak işte. Sonuç bu." "Sebebi elbet vardır?" "Sana ne?" diye sinirle karışık bir tepki verdi ortaya Gün. Tanımadığı birine neden dertlerini anlatacaktı ki? Dinlemezdi hem kimse onu. Eskiden çevresindekiler ona susması için yalvarırken şimdi dilsiz gibi bir şeydi. Konuşmuyordu yıllardır. Konuşmakla bir yerlere varılmıyordu. "Konuşmayacak mısın cidden?" "Sadece buradan ne zaman defolup gideceğini merak ediyorum." Okan sırıttı ve biraz daha yaklaştı Gün'e. Bu hareketle geriye doğru giden Gün'ün bileğinden tutarak gitmesini engelleyince ela gözler korkuyla baktı. İçi acıdı bu bakışlardan sonra Okan'ın. Hayatında ona korkuyla bakan bir kız olmamıştı hiç. Tuana vardı bir tek ölesiye korku ve güvensizlikle bakan ama şimdi Tuana'nın o gözleri Okan'a baktığında en sevdiği varlığa bakıyormuş gibi hissediyordu. Biliyordu Tuana tarafından sevildiğini. Acaba bu ela gözler tarafından sevilmek nasıl bir duygu olurdu? "Korkma, zarar vermek amacında değilim." "Temastan hoşlanmam." "Tamam," diyerek elini Gün'ün ince bileğinden çekti. Ona güven vermek istercesine gülümserken derin bir nefes koyverdi dar alana. " Sen konuşmayacaksan eğer ben konuşabilir miyim?" "Birbirimizi tanımıyoruz neden konuşuyoruz?" "Tanımadığın birine dertlerini anlatmak daha kolaydır bana göre. Sonuçta tanımıyorsun o kişiyi bir kere konuşma şansına eriştikten sonra hayatının hangi kısmında o kişi tekrar karşına çıkacak ki?" Okan'ın dediklerinde kendi beyninde tartarken Gün kendine göre haklı olmasına rağmen dediklerinin kendisini etkileyip etkilemediklerini merak etti. Gerçekten tanımadığı birine hayatında ki olanları anlatır mıydı bir insan? Bu ucu açık bir soruydu. "Daha önce bir sarhoşa anlamıştım şimdi adam ne yapıyor bilemem." Gün kendi içinde düşünürken Okan'ın tekrar konuşması onu daldığı bilinçaltından çıkardı. "Bir şeyleri dinlerken uyuya kalma ihtimalim var ama? Sarhoş biriyle konuşmaktan daha kötüdür eminim." Okan yarım ağız Gün'e gülümserken cevap verdi. "O sarhoşta sızmıştı zaten." ♣ "Ciğerlerim yanıyor!" diye hoyrat bir zelzenişte bulundu koşan Didem. Bir an Övünç ve Tuana'nın yanındaki çocuklarla arasında ne olduğunu kavramaya çalışırken bir an sonra AVM'de patlayan silahla korkuyla çığlık atmış ve Övünç yanından kaybolurken kendini Melih'in kollarında bulmuştu. Şimdi ise elini sımsıkı kavramış Melih'le son on beş dakikadır koşuyor nefes nefese ve kanter içinde neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Bugün ne garip bir hale dönüşmüştü böyle? "Az kaldı dayan!" "Neresi az kaldı? Kim bu adam? Neden bırakmıyor bizi?" Zaten peşlerinde ki adam yüzünden tüm AVM'yi turlamak zorunda kalan Melih sinirle Didem'e bakış attı ama sonra Didem'e sinirlenmenin mantıksız olduğunun farkına varıp bakışlarını değiştirdi. Sonuçta bu işte en masum kişi Didem'di. Neler olduğunu bile bilmiyor sadece koşuyordu. "Az kaldı güzelim dayan tamam mı?" Didem Melih'e baktı ama cevap veremeyecek kadar yorulmuştu. Kalabalıkta zorla koşarken Melih'in sıkı sıkı tutmadığı elinde hâlâ dondurma olduğunu farkedince bir an 'Salak mıyım acaba?" diye düşündü. Melih arkasına kısa bir bakış atıp aniden sağa dönünce Didem savruldu ve bedeni Melih'in sırtına çarparken bir kapı açtı Melih. Saniyesinde kapıdan girip son hızla Didem'i içeri çektiğinde nefes nefese halde kapıyı kilitledi ve hareketsiz kaldı. "Sence gördü mü?" Karanlıkta ikiside birbirini göremese de ikisinin yanan ciğerlerinden çıkan nefesleri boyunlarını yalıyordu. Didem sadece nefes alış verişinin normale dönmesi ve bedeni bedenine kapanmış Melih'in geri çekilmesi için sessiz dualarını gönderirken Melih gözlerini kapatmış masum bedenin titreyen vücudunu vücudunda hissederken aslında ne kadar tahrik olduğunu düşünüyordu. Ve burnuna dolan terle karışık vanilya kokusu sigaradan daha çok başını döndürüyordu. "Hayır." diye mırıldandı belli belirsiz. Amacı Didem'e güven vermekti ama her ne kadar kendisine itiraf edemesede Didem için en tehlikelisi kendisiydi sanırım. Didem hakkında çok farklı düşünceleri vardı. " O zaman üstümden çekilir misin?" İkisi de koşmaktan derin derin nefes alıyor, aralarında da mesafe olmadığından göğüsleri birbirine çarpıyordu. Melih transtan çıkmış gibi aldığı her nefeste Didem'in kokusuna daha çok karışmayı bırakarak gözlerini araladı ve Didem'e baktı. "Rahatsız mı oldun Matmazel?" "Sadece nefes alamıyorum." Melih sırıtarak geri çekilirken kapattığı kapının yanındaki düğmeye bastı ve hâlâ Didem'in elinde yaşam varlığını sürdüren dondurmayı görünce kısa bir kahkaha attı. "O hâlâ yaşıyor mu?" Didem Melih'in elindeki dondurmaya baktığını görünce ona sinirli bir bakış attı ve ışıklar yanınca bir ev eşyası deposunda olduklarını farkettiği yerde yanında bulunan mini çekmecenin üstüne koydu dondurmayı. "Parmaklarım hep dondurma olmuş." "Yala geçer." dedi Melih alayla. Hala birbirlerine çok yakın duruyorlardı ama depo zaten küçücük ve ağzına kadar doluydu. Hareket edebilecekleri alan yoktu. Didem " Çok komik." lafıyla alaylarını sunarken bir yandan da parmaklarına bulaşan dondurmayı temizliyordu. Melih gözlerini yumdu ve içinden ağır ağır ona kadar saymaya başladı. Bu kız Melih'in tüm hücrelerini harekete geçiriyor iradesini alt üst ediyordu ama ona dokunamazdı. Kendisini tanımayan kıza dokunup hevesini aldıktan sonra hayatına kaldığı yerden devam ederken aynı şeyin genç kızda olmayacağını biliyordu. Onun hayatı tamamen değişecek, istediğini aldıktan sonra giden erkek yüzünden kendisini kirli hissedecekti. Bir daha asla eskisi gibi olamayacaktı. Evet ona dokunamazdı. Hele ki Övünç'ün kuzenine asla dokunamazdı. Dokunamazdı değil mi? Parmakları Didem'in yüzüne giderken Didem şok etkisiyle gözlerini büyütmüş Melih'in yaptığına odaklanmıştı. Melih'in parmakları Didem'in terden yüzüne yapışmış saçlarını buldu ve onları geri çekip kulağının arkasına tıkıştırırken olabildiğince nazik davranmaya çalıştı. "Övünç neden sizi görünce sinirlendi?" sorusunu attı Didem bedeni bedenine çok yakın, yüzünde gezinen parmakları umursamamaya çalışarak. Koşmaktan ter içinde kalmış, dudakları kurumuştu. Nefes nefeseydi ve Melih'in ona bu kadar yakın durması da fizyolojisi için pek iyi bir durum değildi. "Bizi sevmez ondan." "Tuana'yla o sarışın çocuk sevgili diye mi?" Melih kalın kaşlarını çatıp parmağını Didem'in yanağında sabitlerken nasıl böyle bir kanıya vardığını düşünüyordu Didem'in. Güney ve Tuana çok şey olabilirdi ama sevgili? İkisi de sevgili olamayacak kadar çok aşinaydılar birbirlerine. Cinsel anlamda bazı şeyler yaşamaları bile aralarındaki dostluğu etkilemiyordu bundan emindi Melih. Güney Tuana'ya değer veriyor çoğu kişi çoğu şeyden bile çok önemsiyordu onu. Hatta öncelik listesinin başını bile Tuana çekiyordu ama aşk? İkisi arasında çok şey yaşanmış, yaşanacak olabilirdi ama imkansız olan bir şey varsa da o da aşktı. Birbirlerini sevemezlerdi. "Hayır ne alaka?" "Ee sevgili gibi duruyorlar." "Güney kimseyle sevgili olmaz Tuana da birine çıkacak kadar çok güvenmez o yüzden tatlı sarışın hayır sevgili değiller anladın mı?" "Anladım." diye mırıldandı Didem ama Melih'in kendisine hitap şeklinde takılı kalmıştı aklı. Tatlı sarışın... Melih parmaklarını pürüzsüz tende gezdirmeye ve terini silmeye devam ederken Didem nefes alamaz hale gelmiş öylece Melih'in hareketlerini ve kendisine bakışlarını izliyor, tepki veremeden bu tatlı işkencenin ne zaman biteceğini düşünüyordu. Yumuşak parmaklar yüzünün her santiminde geziyor, ara sıra boynuna yol alarak onu uyarıyor ve omzunda gezindikten sonra tekrar yüzüne çıkıyordu. Ölüp ölüp diriliyordu Didem son beş dakikadır. Melih'in parmakları Didem'in alt dudağını buldu ve baş parmağıyla hafifçe çekince dudakları aralandı. Didem tepki vermezken Melih sırıtarak konuştu. "Nefes al öleceksin." Didem ciğerlerine derin bir nefes doldurdu ama sinirle konuşmaktan geri kalmadı. "Haha çok komik. Ya biz niye burada bekliyoruz? İlgim yok alakam yok daracık alanda seninle sıkıştım çıkmak istiyorum." "Başka biriyle mi sıkışmak isterdin?" diye bağırdı bir an Melih. Didem kulaklarına dolan bağırtıyla yerinde sıçrarken kendisini korkuttuğu için daha çok sinirlendi Melih'e ve o da bağırmaktan geri kalmadı. "Evet mesela okuldaki yakışıklı dans hocam veya dans partnerim Bora olsa hiç fena olmazdı! Onlar en azından beni tanıyorlar!" Melih derin bir nefes alırken on altı yaşındaki bir kızın söylediklerinin kendisini nasıl bu kadar sinir ettiğini düşünüyordu. Bu kızın ağzından başka bir erkeğin adını bile duyması onun sinirlerini hoplatıyor sadece kendi adını fısıldadığını duymak istiyordu ama bu kız üstüne yakışıklı sıfatını kullanıyordu! "Bende seni tanımak isterim," diye fısıldadı sinirli olmasına rağmen oldukça sakin bir sesle. Didem dediğiyle şaşkınca onun kahverengilerine bakarken Melih kızın yüzüne eğildi ve dolgun dudakları kulağına sürterek yarım bıraktığı cümlesine devam etti. "Yatakta." Didem hayatında daha önce bu kadar utanmamıştı sanırım. En son dokuz yaşındayken Övünç'ün onunde bikinisi açılıp düştüğü için bu kadar utanmış, bir hafta Övünç'ün yüzüne bakmamıştı utançtan ama şimdi karşısında tanımadığı yaşı kendisinden büyük bu çocuk seni yatakta tanımak isterim diyordu. Dokuz yaşındayken bikinisinin azizliğine uğradığı için bir hafta kuzenine bakamayan bu kıza böyle bir cümle kurmuştu! "Seni pislik!" diye tısladı yüzüne sırıtan Melih'e gözlerini kısmış kötü kötü bakarken. Gözleri erimekten hâl kalmamış dondurmasını buldu ve ani bir hareketle eline alırken bir an sonra Melih'in yüzüne çalmıştı dondurmayı. Yüzünün her yerine dondurmayı yedirirken içindeki vahşi Didem zafer naraları atıyor, bir kızın edepsiz bir erkek karşısında sessiz kalmayıp karşılık verdiği için kendisini alkışlıyordu. "Sen!" "Evet ben!" bağırtısıyla cevap verdi Melih'e Didem dondurmayı yedirdikten sonra külahını siyah ve gür saçların tepesine dikti ve bu komik görüntü karşısında gülmemek için dudaklarını dişledi. Eline bulaşan dondurmayı temizlemek için Melih'in tişörtünü kullanırken kaslı göğüslerin varlığıyla mest olmaktan son anda kaçındı. Melih ise içindeki kaynayan sinirle göremediği Didem'e bakıyor derin derin nefesler alarak sakinleşmeye çalışıyordu ama nafileydi. Resmen hayatının en büyük hakeretine uğramıştı. Parmakları gözündeki dondurmayı silmek için yüzüne yönelirken Didem'in kısık kıkırtısını duyunca geri indirdi ellerini Melih. "Birde gülüyorsun ha?" Didem cevap vermek yerine kıkırtısı şiddetlenip kahkahaya dönüşürken Melih aklına gelen düşünceyle gülümsemeye başladı. Eli öne uzanıp Didem'i bulduğunda genç kız gülmeyi bırakmış korku şaşkınlık karışımı bir ifadeyle "Ne yapıyorsun?" diye sormuştu. Melih cevap vermedi ve elleri Didem'in vücudunda gezinirken aşağılara kadar indirdi ve elbisenin eteğinin ucunu bulunca diz çöktü yere. Didem ise vücudunu ele geçiren korkudan neredeyse 'imdat!' diyerek bağıracak dereceye gelmiş, kendisine dokunan bu ellerle ne yapacağını bilemez şekilde tekrar "Ne yapıyorsun?" diye sormuştu. Melih eteğin ucunu kavrayıp yüzünü Didem'in eteğine silerken parmakları sürekli yumuşak bacaklarda geziniyor, avucuyla kavramamak için zor duruyordu. Sonunda yüzünün tamamının dondurmadan arındığına emin olduğunda zangır zangır titreyen bacaklara ihtiyacı olmamasına rağmen tutunarak ayağa kalktı. Didem tekrar nefes alma eyleminden mahrum kalmış, sadece bacakları değil tüm vücudunun titremesinden derman kalmamıştı kendisinde. Melih başındaki külahı alıp yere attı ve Didem'e gülümsedi. " Bir hamle yapıyorsan eğer sana yapılacak diğer hamleleri düşün, düşünmeden davrandın ve kaybettin." Zorla da olsa dilini bulup döndürmeyi başaran Didem dudaklarını araladı ve ağzına ne geliyorsa saymaya başladı Melih'e. "Ya sen ne şerefsiz ne pislik bir erkeksin! Hiç mi utanma duygusu yok sende! Hiç mi aile terbiyesi almadın! Dağdan mı indirdiler seni ayı oğlu ayı!" "Ah! Bak bu son dediğin acıttı." dedi Melih alay ederek. Didem Melih'in sırıtmasından sinir olarak ayağını yere vurdu ve tekrar bağırdı. "Yontulmamış kalas odunu! Seninle bir dakika bile yalnız kalmam!" Melih'e arkasını dönüp kapıyı açmaya yeltendiğinde ne yazık ki Melih çıkmasına engel olmuştu. "Bırak artık beni bırak!" "Sence bu kapıdan elini kolunu sallaya sallaya çıkmana izin verir miyim? Ya da tek başına eve gitmene?" "Sanane benim yapmak istediklerimden sanane?" dedi Didem ama o boynuna çarpan sıcak nefesten mantıklı düşünemiyordu bile şu anda. Bu çocuk hem onu çok sinir ediyor, hem utançtan yanaklarının domates gibi kızarmasına neden oluyor, hemde varlığıyla Didem'in bedeninin kimyasını değiştirip daha önce hiç hissetmediği duygularla kavrulmasına sebep oluyordu. Melih elini Didem'in beline yerleştirip onu geri çekti ve "Bekle." diyerek uyardı. "Ne?" "Ben etrafı kolaçan edeceğim sende burda bekle hatta geç saklan tamam mı?" "Nasıl haberim olacak o zaman çıkmam gerektiğinden?" Melih bir kaç saniye düşündü ve hızlıca karar verirken Didem'in dondurma olmuş elbisesinin cebinden beyaz telefonu çıkardı. Ekranı aydınlatıp Didem'in gülen suratını ve yanındaki Övünç'ü görünce sinirle dişlerini sıktı. "Ne yapıyorsun?" Melih göz ucuyla Didem'e baksa da telefona geri döndü ve ekranı açıp numarasını tuşlayarak kendisini çaldırdı. Ardından telefonu tekrar Didem'in cebine koyup deponun içine ilerletti. "Burada dur." "Işıkları kapatma bari." Arkasını dönen Melih tekrar Didem'e baktığında sırıtarak Didem'in sinirlerini bozmaktan geri kalmadı. "Ne o korkuyor musun karanlıktan?" Didem önce afallasa da bu çocuğun karşısında daha fazla aptal gibi görünmek istemediğinden omuzlarını dikleştirdi ve ince askılı elbisesinin omuzlarından dökülen saçlarını geriye attı. Bu hareketiyle belirginleşen köprücük kemiğine bakmadan duramadı Melih. Kız çok fazla güzel ve narindi. "Karanlıktan korksaydım seninle bu ortamda tek kalmazdım. Bir an önce bakar mısın ortalığa evime gitmek istiyorum." Melih'in yüzündeki sırıtış silinse de cevap vermedi ve deponun kilidini açıp temkinli hareketlerle dışarıya baktı. Depoya saklanalı yarım saatten fazla olmuştu ve peşinde dolanan adamın artık buralarda olduğunu sanmıyordu ama sonuçta yanında Didem vardı. Kendisinden önce onun güvenliğini düşünmeliydi. Çevresine iyice bakındı ve temiz olduğuna kanaat getirdikten sonra bacaklarına bol gelen düşük bel pantolonunun arka cebinden telefonunu çıkardı. Arama geçmişinde Didem'i bulduğunda aramadan önce kaydetti numarasını telefonuna. Aptal sarışın;) Kendi kendine gülerek aradı Didem'i ve aralarında süren sekiz saniyelik konuşmadan sonra Didem ürkek ve temkinli adımlarla yürüyerek Melih'in yanına gelmeye başladı. Cam mavisi elbisenin etek kısmı vanilya ve kakao karışımı dondurmaya batmıştı. Yine de genç kız güzelliğindem ödün vermeden ilerliyor, küçük mavi gözleri Melih'ten bir an olsun ayrılmazken gül kurusu rengindeki dudaklarını birbirine bastırarak sanki düşüncelerine kilit vuruyormuş gibi görünüyordu. Melih'in yanına geldiğinde aralarında hiç bir konuşma geçmeden Melih kızın ince ve beyaz ellini kavrayarak büyük adımlarla yürümeye başladı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE