"Bunun ne işi var burada?" sorusunu yönelten Okan Melih'i tutmak için atıldı ama Melih çoktan soluğu Didem'in yanında almış Övünç'e doğru adımlarken kolundan tutup çevirmişti. Şaşkınlık ve kızgınlık karışımı bir ifadeyle Melih'e bakan Didem hızlıca kolunu Melih'in parmaklarının esaretinden kurtardı ve "Bırak!" diye bağırdı Melih'e. Tuana ise iyice sarpa saran olay yüzünden sadece aradan sıvışmak ve kendini tavus kuşu misali yatağına gömmek istiyordu. Fena çuvallamıştı.
"Senin ne işin var onunla?"
"Sana ne?" diye mantıklı bir cevap sunan Didem tekrar Övünç'e adımlamak için döndüğünde Övünç zaten yanına varmış ani bir hareketle Didem'i arkasına almıştı. Gözü Melih'e nefretle bakarken Melih'te geri kalmayarak baktı Övünç'e. Aralarındaki sessiz kızgınlığa son veren Didem Övünç'ün arkasından çıkarak bağırdı.
"Ay Övünç kolumu morarttın yemin ederim o nasıl çekiş?"
"Didem sen arabaya git ben geliyorum tamam mı? "
Okan, Tuana ve Güney sessizce olanları izlerken Melih tekrar konuştu.
"Hiç bir yere gitmiyor o."
"Sana mı sordum piç?"
Didem "Övünç!" diye tıslarken aynı anda Melih saldırmak için harekete geçti ama Güney ve Okan kollarından tutarak engel oldular Melih'e. Didem korkuyla Melih'e bakarken ne hallere düştüğünü düşünüyordu. Başına psikopat biri musallat olmuştu ve bir an önce kurtulması gerekiyordu.
"Didem arabaya."
Övünç'ün ikinci uyarısıyla sinirlenen Didem kaşlarını çatarak kafasını kaldırdı ve Övünç'e baktı.
"Hayır gitmiyorum. Birbirinize neden böyle davrandığınızı açıklamadan asla."
"Ve siz ikiniz arasında ne olduğunu söylemeden asla gitmiyorsun." diye ekledi Melih. Okan ve Güney'in esaretinde sinir ve kıskançlıkla bakıyordu Övünç'ün kollarına aldığı Didem'e. Henüz kendisi dokunamamışken o yumuşak tene şu an nefret ettiği kişinin dokunduğu gerçeği sinirden kudurtuyordu adeta onu.
Didem'i fena kıskanıyordu ilk gördüğünden beri.
"Sanane oğlum siktir git şuradan." diye tıslayan Övünç arka planda kalmış Tuana'yı yeni farketmenin verdiği heyecanla gözlerini ona kaydırdı ve bir kaç saniye nefes alamadan baktı o yeşil gözlere. Yorgun gözler Övünç'e döndüğünde o bakışlarda ki ölülük bir kez daha hayat bulmuştu. Bir kaç gün boyunca görmemişti ölü Tuana'yı Övünç ama şu an fazlasıyla ortadaydı ölüm. Bedeni nefes alıyordu ama ruhu için aynı şeyi söyleyemezdi Övünç.
"Gitmiyorum lan sen siktir git."
"Didem arabaya dedim."
"Hayır!" diye bağırdı Melih ve Didem aynı anda. İkisi göz göze geldiler ve Didem'in mavi gözleri Melih'in sinirden girilmiş suratını taradı. Neredeydi o lunapark gecesi yarım ağız gülümseyerek 'Sen gerçek misin ya?' diye soran tatlı çocuk? Neredeydi babası kendisini kovalarken gitmeden önce yanağından hızlı bir makas alıp teninin sıcaklığıyla Didem'in kalbini dağlayan çocuk? Sevmemişti sinirli Melih'i Didem. Yanındaki sarışın çocuğa benziyordu bu halde ve Didem sarışın çocuktan da korkuyordu.
"Melih!" lafıyla kavgayı bölen ses Tuana'ya aitti. Arka plandan çıktı ve öne atıldı. Kalbi sıkışıyordu son yarım saattir. Misafirlikte yaramazlık yapıpta annesinden 'Evde görüşeceğiz' bakışı yiyen küçük çocuklar gibi hissediyordu aynı. Sancılı bir bekleyişi vardı.
"Sakin ol ve Övünç'le kavga etmekten vazgeç çünkü ona bir şey demeye hakkın yok."
Melih'in kalkan kaşlarını izleyen Tuana Güney'e bakmayı redderek devam etti açıklamasına.
"Didem Övünç'ün kuzeni tamam mı? O yüzden uzak dur ondan ve lütfen artık gidelim."
"Ne?"
Güney'in sorusu Tuana'nın kalbinde ki sıkışmayı artırdı. Zorla da olsa Güney'e baktığında yutkundu ve tepkisini izledi.
"Sen nerden biliyorsun bunu?"
"Biliyorum işte." diye mırıldanırken parmaklarıyla oynuyordu.
"Ah Kızıl ah!" Güney Melih'i bırakarak Tuana'nın kollarını sinirle kavradığında Okan hemen müdahele etmeye çalıştı. Dolmaya meyilli olan yeşil gözlerden yaşlar düşmeye başladığında Güney'in bağırtısı tüm AVM'yi doldurdu.
"Görüşüyordun değil mi Ucubeyle?!"
Sertçe sarstı Tuana'nın ince bedenini. Okan Güney'in koluna asılmış bırakmasını gerektiğini söylerken aynı anda Melih'te aynı eylemi gerçekleştiriyordu. Ama sinirden gözü dönmüş Güney'in elinden Tuana'yı almak gerçekten zor olacaktı.
"G-Gü-Güney..."
"Ben sana ne demiştim? Kızıl ben seni uyarmamış mıydım?!"
Moraracağına emin olduğu kolları sıkmayı devam eden Güney o anda Tuana'ya bir çok şey yapmak istiyordu. Canı pahasına koruduğu kızın Ucube diye nitelendirdiği kişiyle görüştüğünü öğrenmesi gerçekten onu çileden çıkaran son damla olmuştu. Tuana için bir çok şeyi göze almıştı Güney. Bir çok şey yapmıştı onun için. Ama şimdi onun böyle yaptığını bilmesi içini kor bir ateş misali yakıyordu. İhanete uğramış hissediyordu. Ve bu his oldukça kötüydü.
Güney'in davranışını farkettiği anda Didem'i bırakıp Tuana'ya atılan Övünç Güney'in son lafının üzerinden sinirle bir yumruk geçirdi yüzüne. Kendisini tutan kollar sayesinde düşmeyen Güney Tuana'yı bırakmış elini yanağına götürerek Övünç'e bakmıştı.
"Evet benimle görüşüyor ve hatta benim onu sevdiğim gibi o da beni seviyor Özbey. Şimdi, sorunlarını bana anlatabilirsin."
"Övünç!" diye bağırdı Tuana korkuyla. İki erkeğin arasında kalmış olası bir faciaya engel olmak ister gibi ellerini iki yana açmıştı. Artık bir şey yapmayan Okan ve Melih olmadığı için serbestti Güney ama yine de arkasında bekleyen bir Okan vardı. Melih ise olanları AVM'de ki diğer kişiler gibi şaşkınlıkla izleyen Didem'in yanına gitmişti.
Güney yaptığı en iyi şeyi yaparak aldığı darbeye rağmen sırıttı ve bir yumruktan daha fazla can yakan şeyi yaparak konuştu.
"Kızıl'ın aşık olacak bir kalbi yok, sana bunu söylemedi mi Ucube? Nasıl aşık olsun ki? Erkeklerle hiç iyi tecrübesi olmadı. Özellikle babasıyla."
"Güney!" diye sertçe uyarı aldığında Okan'dan yüzünde mimik değişmemesine rağmen ağlayan Tuana ellerini indirdi ve başını kaldırdı. Gözleri kızarmış evden çıkmadan önce sürdüğü siyah kalem akmaya başlamıştı. Olanlar yüzünden, açık bıraktığı saçları terle alnına, ensesine yapışmıştı.
"Sorun değil Okan." diye fısıldadı Tuana. "Güney haklı, nasıl seveyim ki birini? Kendimden bu kadar nefret ederken hemde?" Gözlerini Güney'e çevirdi ve asıl lafını söyledi. "Güney'i de sevemem ben. Babamdan bir farkı yok sonuçta. "
İki erkeğin arasından çıkan Tuana parmaklarıyla gözlerini sildi ve adımlamaya başladı. Bu sefer kimseyi yanında götürmüyordu giderken. Ne Güney'i ne çok sevdiği Okan'ı ne Melih'i ne de varlığıyla bile huzur bulduğu Övünç'ü. Oysa tek istediği eve gittiğinde karşısında tekrar Övünç'ü bulmak ve ona sımsıkı sarılıp kokusuyla uyumaktı. İhtiyacı vardı Övünç'e işte. Ondan uzak durmaya çalışsa bile benliği Övünç diye haykırıyordu.
"Kızıl!" bağırtısı kulaklarında yankılandığında başını kaldırdı Tuana. Amacı arkasına dönmek ve yarattığın şaheserden memnun musun? dercesine Güney'e bakmaktı ama başını kaldırır kaldırmaz onu gördü.
Koskoca AVM'de yüzlerce insanı düşünmeden Tuana'ya silah doğrultan babası ve yanındaki üç adamını.
Kesilen nefesiyle kendisine gülen babasına bakarken Tuana zihni bir kaç milisaniyeliğine geçmişe gitti. Çok hızlıydı bu gidiş çünkü bir an karşısında annesine silah doğrultan babasını görürken bir anda kendini AVM'de bulmuştu. Güney, Övünç ve Okan'ın bağırtısıydı onu anılara hapsetmeyen. Korkuyla aralanmış dudaklarıyla arkasını dönerken babasının bir kaç metre uzakta olmasına rağmen dediğini duymuştu.
"Yanlış hareket, kızım."
Yaptığı yanlıştı evet. Kendisine doğrultulan silaha arkasını dönmek çok yanlış bir hareketti ama arkasına baktığı o kısacık zaman diliminde üzerine atlayan üç erkeği ve Didem'in elinden tutarak onu buradan uzaklaştıran Melih'i gördü. Güney, Övünç ve Okan aynı anda Tuana'nın üzerine atlarken silahın patlama sesi geldi ve korkuyla çığlık attı Tuana. Korkusu vurulması değildi. Korkusu değer verdiği bir insana daha zarar gelecek olması fikriydi ve eğer bugün birine zarar gelirse kendini affetmeyecekti Tuana.
Sırtı sertçe zeminle buluştu ve üzerine üç cüsse abandı. AVM'deki diğer çığlıklar kendi çığlığına karıştı ve o gürültüde bile babasının gür sesini duyabildi.
"Yakalayın hepsini!"
"Kalkın!" diye bağırdı Tuana. Hem Övünç'ün hem Güney'in gözlerine aynı anda bu kadar yakından bakmak içini korkutmuştu ama bir an önce kalkıp uzaklaşmaları gerekiyordu. Bir kez daha babasının eline düşmeye hiç niyeti yoktu Tuana'nın.
Her zaman en mantıklı davranan taraf olan Okan hızlıca ayağı kalkıp Güney'in de kalkmasına yardım ederken Övünç kısa bir bakış attı Tuana'nın yüzüne. Ardından hızlıca kalkarken Tuana'yı kaldırdı ve kendilerine koşan adamlara bakarken anında hareketlendiler.
Koşarken zorda olsa Okan'ı dinledi Tuana.
"Adamlar üç kişiydi! Biri yok şimdi!"
"Nerede?" cevabını veren Güney olmuştu.
"Bilmiyorum ama umarım Melih'in peşinde değillerdir. Ben sizden ayrılıyorum!"
"Ne? Asla!" diye bağırdı Tuana dehşetle Okan'a bakarken. Tek kalıp adamlardan birini başına mı saracaktı cidden?
"Senin peşine ne kadar az kişi düşerse o kadar iyi!" derken dördü birden sağa sapmış AVM'nin çıkışına yönelmişti. İki adam hâlâ peşlerinde koşuyordu ve Okan'ın da dediği gibi umarım üçüncü adam Melih'in peşine düşmemiştir diye düşündü Tuana.
"Babamın amacı size zarar vermek bana değil anlamadınız mı bunu artık?"
"Sana silah doğrultan kişi baban mı? !" diye şaşkınca bağırdı Övünç koşarken ve aynı anda Güney'den bir bakış yedi.
"Sen hâlâ baba mı diyorsun o piçe?"
"Ya ne diyeyim Güney?"
Tekrar sağa döndüklerinde Tuana virajı alamayıp kaydı ve düşecekken Övünç tuttu belinden. Kendine çekip önüne geçirdi Tuana'yı ve koşmalarına devam ettiler.
"Piç de. Şerefsiz de. Oruspu çocuğu de. En kibarından Barbaros de ama baba deme anasını satayım!"
"Adını bile duymak istemiyorum susar mısın?"
"Ben burdan ayrılıp AVM'ye karışıyorum siz çıkış yolunu bulup saklanın eminim adamlardan biri benim peşime düşecektir." diyerek Tuana ve Güney arasındaki tartışmaya son verdi Okan. Tuana'nın "Hayır Okan saçmalama!" diye bağırmasını umursamadan aksi yöne döndü ve iki adamdan biri anında peşine düştü.
"Allah'ım sen onu koru."
"Okan zekidir izini kaybettirir merak etme."
Derin bir nefes alsa da içi rahat değildi Tuana'nın. Bir yıldır babası ortalıkta yoktu neden şimdi ortaya çıkmıştı ki? Neden babası rahat vermiyordu kendine? Neden hayatını daha da berbat ediyordu her seferinde?
Övünç " Bu taraftan!" dedi ve ikisi AVM çıkışına yakın kalabalıktan fırsat bilerek sola sapıp sadece personellerin girebildiği odalardan birine girdiler. İçeri ilk giren Güney arkasından adımlayan Tuana'yı kendine çekti ve Övünç'te girdiğinde kapıyı kilitleyip sırtını kapıya yasladı. Üçü gözlerini kapatıp derin nefesler alırken Tuana bu kaçışın bedeninde ki o kötü etkisinin geçmesi için beş dakika beklemesi gerektiğini biliyordu.
Öte yandan Okan'da pek iyi durumda değildi. AVM'nin üst katına çıkmış alt kata göre daha sakin ilerleyen kalabalığa karışarak izini kaybettirmeye uğraşıyordu ama durumu vahimdi.
"Beynini siktiğimin mafyası!" diye tısladı koşarken arkasına kısa bir bakış attı ve adamı görür görmez tekrar önüne döndü.
Buna rağmen aklı Tuana'daydı. Yanında Güney ve Övünç'le babasından kaçmaya çalışıyordu ki iki düşmanın yanında bulunması işini daha da zorlaştıracaktı. Güney bir yerde mutlaka kendine hakim olamayıp bir şeyler yapacaktı.
Kalabalık bir kız grubu gördüğünde Okan hiç düşünmeden iki yaşlı teyzenin önünde oyalanarak aralarına daldı. Kendini gizleyerek kızların önüne geçti ve boyunu kısaltıp kızlara gülümsedi.
"Selam şimdi siz şaşırdınız ama lütfen yürümenize devam edin çünkü bu çok önemli."
Tam karşısında durduğu sarışın kız aptal aptal Okan'a bakarken onun yanındaki diğer kız harekete geçti ve onlar yürüdükçe Okan'da adımladı. Beş kız kol kola yürürken Okan kendisiyle muhatap olmamaları konusunda uyardı. Göz ucuyla adama baktığında şaşkınca çevresine bakındığını gördü.
Fırsat bu fırsat diye düşünerek kızların yürüdüğü yol üzerindeki mağazalardan birine hızlıca girdi ve az sonra kapanacağı çok belli olan mağazadan çok hediyelik eşya dükkanına benzeyen yerde ilerledi. Adamdan gözünü ayırmazken dükkanın içindeki kapıyı açıp kendini kapattıktan sonra derin bir nefes aldı.
Ardından bir çığlık duydu.