Sevgili Günlük,
Şimdi sen kimsin diyorsundur bana eminim, aslında bir günlük olmadığını sayfaları açıldıkça bir sürü küfür yiyen basit bir matematik defteri olduğunu haykırmak istediğini de biliyorum.
Ama ben günlük tutamayacak kadar üşengeç, içindeki kapalı kutuları kimseye açamayacak kadar korkak bir kızım. Bu yüzden sana yazıyorum, yazdıklarımı sonrada imha edeceğim bilgine.
Geçen geceyi mutlulukla bitireceğim sırada hayatımın en büyük kabusunu gördüm.
Babamı.
Aslında ona yakıştıracak bir sıfat bulamadığım için baba diyorum hâlâ. Çünkü hiç bir hakaret onun pis ruhuyla özdeşleşemez biliyorum.
Kim 17 yaşındaki bir genç kıza tecavüz edip hamile bırakır ki? Hamile bıraktığı yetmiyormuş gibi o kızın yetimhanede kalmasını fırsat bilip kaçırır ve hamile olmasına rağmen döver ki? Basit dövmelerden bahsetmiyorum burada.
Benim babam bunların hepsini anneme yaptı.
Peki kim öz kızına yapmadığını bırakmazken öz kızının gözü önünde annesini öldürür ki? Annesini öldürdüğü, her gün kızını dövdüğü yetmiyormuş gibi kim fahişe olması için zorlar ki? Ve kız reddedince ona tecavüz etmeye kalkar ki?
Benim babam bunların hepsini bana yaptı.
Ah üzgünüm gözyaşlarım için ama durdurmam gerçekten imkansız sevgili günlük çünkü hayatım boyunca hep ağlayacağım.
Kraliçe Mary'nin yani Protestanları yakarak öldüren meşhur Kanlı Mary'nin ağlayarak öldüğünü biliyor musun?
Sanırım bende ağlayarak öleceğim sonunda.
Bak bir gözyaşı daha düştü gördün mü? O gözyaşı yaşadıklarımı yazmamı istemezcesine tamda yazdığım satıra düştü ama durmayacağım.
O gece bizimkiler olmasaydı orada babamı gördüğümde zihnimi istila eden anılar yüzünden anında ölürdüm sanırım. O anılar öyle istila ettiler ki ruhumu nefes alamaz oldum. Sırtım sızlamaya başladı, yara izlerim sanki tekrardan kabuk tuttu ve arsızca kanadı kanadı.
Babam beni çok döverdi evet ama hiç yüzüme, bacaklarıma veya kollarıma zarar vermemişti. İleride seni satarken yaralarını bahane ederek almamazlık yapmasınlar diyerek hep sırtıma yapardı işkencesini. Kemerde geldi sırtıma, sopada, sigarada...
Şimdi sırtımda sayısız yara izi var. Beyaz tenime tezat olarak ben buradayım diye haykıran, haykırdıkça canımı daha çok yakan. Övünç o yara izlerini gördüğünde hissettiğim tek şey utançtı. Öyle çok utanmıştım ki yerin dibine girmek istedim o an. Acizliğimi görmesini hiç istememiştim, ama bana iyi gelen tek şey o iken ondan uzakta duramıyordum.
Babam 'Sevgili Kızım' dedi ama biz bir şey demedik. Hızlıca yönünümüzü değiştirip motorlarımıza ilerlerken babamın bağırışını duymuştuk malesef.
"Başkalarının sürtüğü olman benden kurtulduğun anlamına gelmiyor!"
Korkuyorum sevgili günlük çok korkuyorum. Beni direk öldürse yine korkmam ama öldürmekten beter etti dedikleri bu olsa gerek.
O adam bir kez daha hayatıma girerse birinin beni öldürmesine gerek kalmayacaktı bu sefer.
Güneyler iki gündür yanımdan ayrılmıyor şimdi. Özellikle Güney. Babam onları aşıp beni alabilir mi bilmiyorum.
Hayatım neden böyle diye hep sordum kendime. Bir tecavüzden meydana gelmiş istenmeyen bebektim. Hayata bir sıfır yenik başladım anlayacağın. Annem kendini bildi bileli yetimhanede yaşayan hayalleri olan biriydi. Güzeldi annem, çok güzeldi. Kim bilir bebekliğide nasıldı ki neden bıraktılar yetimhaneye? Belki babası yoktu? Belki annemde evlilik dışı bir bebekti? Bilmiyorum.
Sonra annemin hayatına babam girdi. Babam annemden on beş yaş büyük birisi. Yani annem on yedi yaşındayken otuz iki yaşında azgın teke hastalığına yakalanmış bir şerefsizdi o zaman. Gerçi hâlâ öyle.
Yine de annem beni kucağına almıştı biliyor musun? Çok sevmişti hemde. Ben onun yerinde olsam bana tecavüz eden adamın çocuğuna asla annelik yapmazdım ama annem beni çok sevdi. Onun kadar da sevebileceğini sanmıyorum başka birinin.
Ağlamam şiddetlendi biliyorum. Annemi ne zaman düşünsem ağlarım ben, elimde olan bir şey değil bu.
"Kızıl?"
Güney'in sesini duydum. Büyük ihtimal yataktaki kaybolan sıcaklıktan anlamıştı yokluğumu. Sanılanın aksine Güney duyarlı biriydi. Onunda lanet olası bir babası vardı. Ama benim babam gibi olmadığı kesindi.
En azından sadece dövüyordu bir zamanlar.
"Efendim?"
"Ne yapıyorsun masanın başında? "
Gözyaşlarımı elimin tersiyle sildim ve Güney'e baktım. Yazı yazmak için gece lambasını açmıştım onun ışığıyla görebiliyordum bedenini. Çıplak göğsünde ki dövmeler parlıyor kollarında ki dövmeler ise arka planda kalmış gibi karanlığa teslim oluyordu.
"Bir dakika," diyerek tekrar defterime döndüm.
Yani bahsetmek istediğim şu sevgili günlük; benim bu boktan geçmişim ve boktan süren hayatımda bir mucize ne zaman gerçekleşecek?
Sadece küçük bir mucize istiyorum, baktıkça mutlu olacağım küçük bir mucize.
Defteri kapatıp masadan kalktım ve yatağıma doğru yürüdüm. Nisan gecesindeydik. Dün okul toplantısı dolayısıyla okula gitmemiştik. Bugünde biz canımız istemediği için gitmemiştik. Gerçi son sınıflardan okula giden pek kişi yoktu. Herkes evine kapanmış sınavına hazırlanıyordu.
Nisan ayının verdiği tatlı havayla yatarken sadece ince bir pike örtüyorduk üzerimize. Güney'de yarı çıplak yatıyordu her zamanki gibi. Altında düz siyah bir eşofman vardı. Tuhaf bir şekilde bu halini Teen Wolf'ta ki Derek'e benzettim. Onunda böyle giyindiği bir sahne vardı.
Tabi ben Derek'in yanında yatan paralı asker gibi iç çamaşırlarımla değildim. Askılı ve şort olan pijama takımım vardı üzerimde. Daha fazlası da olmazdı zaten.
Güney yatakta duvara doğru kaydı ve ben benim için açtığı boşluğa girip ona dönmeden önce gece lambasını kapattım.
"Gözlerinden korkuyu okuyabiliyorum."
Tek kişilik yatakta yatmanın zorluğuda buydu işte. İster istemez çok yakın oluyordunuz. Duygularınızın çözülebileceği kadar yakın.
"Korktuğum içindir."
Güney'in eli öne uzandı ve parmakları yanağımın üzerinde durdu.
"Bizim, benim var olduğumuzu biliyorsun değil mi?"
Derin bir nefes aldığımda gözlerimi yumdum ve hemen ardından geri açtım.
"Sizden başka tutunacak noktam yok zaten."
"O yüzden mi ağladın?"
"Annemi düşündüm."
Güney'de benim gibi derin bir nefes aldı ve hafifçe gülümsedi bana. Bende ona gülümserken kollarını bana uzattı ve bende hemen girdim kollarının arasına. Yüzümü boynuna gömerken Güney sıkıca sardı bedenimi. Bende sarıldım onun çıplak beline ve gözlerimi yumdum.
"Bu sefer sana zarar veremeyecek. Ucunda katilde olacak olsam bir kez daha zarar görmeyeceksin Kızıl."
Okan haklıydı büyük ihtimalle. Güney paylaşmayacaktı beni kimseyle. Ömrüm boyunca onun yanında olacak hatta sonunda onunla birlikte olacaktım. Tenime kazınan bu kalıcı dövme canımı yaktığı kadar da çok sevecekti beni belki.
Bunların hepsini zaman gösterecekti.
♣♧♣♧♣
"Piçlik yapmak için ne güzel bir gece."
"Melih bazen ciddi ciddi genelevde doğduğunu düşünüyorum."
Okan'ın dediğine gülerken Melih'te Okan'a sırıttı.
"Boş zamanlarımı genelevde geçirdiğimi ve hayatımın % 90'ının boş zaman olduğunu düşünürsek."
"Azıcık zorun peşinde koş be Melih hep kolay kadın hep kolay kadın."
"Benim için tek zor sensin Kızılım." diyip öpücük attı Melih arkasını döndüğünde.
"Birde o sarışın afet var."
Güney, Okan ve ben aynı anda "Yuh!" dedik.
"Ne yapayım amına koyayım unutmadım işte kızı."
"O kızı tekrar görme olasılığın zirilyonda bir gerisini sen düşün." dedi Okan.
"Katzirilyonda bir olsa da bir gün o kız karşıma çıkacak bakın da görün. Ve emin olun bir daha ki görüşümde ilk yaptığım şey küçük pembe dudaklarını öpmek olacak."
"Amacı anlaşıldı." diyerek gözlerimi devirdiğimde Güney "Zoruna mı gitti bebişim?" diyip makas aldı yanağımdan.
Canım yandı hayvan.
"Şşh susun anamın evine geldik." dedi Melih. Hepimiz susarken arka cebinden evin anahtarını çıkardı ve yavaşça soktu deliğe.
Gerçi ne yapsa boşa çıktı çünkü kapıyı açtığı anda kafasına son hızda bir terlik uçtu.
"Ahh! Anne kör ettin beni! Zalim ana! Vicdansız ana!"
Üçümüz ona gülerken Okan yere düşen terliği aldı ve kapıda beliren Esma ablaya uzattı.
"Buyur Sultanım."
"Sağol sahip olmam gereken oğlum." dedi Esma abla ve arkada duran ben ve Güney'e döndü.
"Bir günde şu kızı senin kollarında görmeyeyim be Güney, kısmetini kapattın kızın."
"Birde başkasının mı olacaktı Esma abla?"
"Sevmiyorsan kızı onu seven birine bırakman lazım."
Güney'in çenesi kasıldı ve gözbebeklerinin büyüdüğünü gördüm. Sinirlendiğini biliyordum. Zaten bir an sonrada belimdeki elini sıklaştırdı ve parmakları etime gömüldü.
"Anne ben burda kör olmuşum sen hâlâ aşktan bahsediyorsun ayıp ayıp."
"Sus lan hayırsız evlat. Benim oğlum o." Esma abla Okan'a öpücük attığında Melih Okan'ın kalçasına tekme attı. Ah kıskanmıştı.
"Gülme lan pezevenk yavşama anneme."
"Seninde annen bu kadar güzel olmasaydı kardeşim."
"Kesin zevzekliği yürüyün içeriye haydi."
Birlikte içeriye girerken Melih hâlâ gözünden bahsediyordu ama kimse onu umursamadı. Gerçi Esma ablanın attığı terliğe baktığımda haklı olabilirdi. Bu terliğin topukları vardı.
"Tuana gel bakayım yanıma." Güney'in kollarından çıkıp Esma ablanın yanına gittiğimde gülümseyen yüzüne bende gülümsedim.
"Oy maşallah şu güzelliğe bak. Gittikçe güzelleşiyorsun."
"Teşekkür ederim." diye mırıldandım iltifatlara alışık olmayan kulaklarımla.
"Haydi gel birlikte sofrayı kuralım. "
Ben bir şey diyemeden hâlâ tek elini gözüne bastırmış olan Melih atıldı ve "Yok," diye bağırdı. "Ana biz yemek yemeye gelmedik ya gideceğiz hemen."
Aslında gelmişken yeseydik keşke ya.
"Sus be sana soran oldu mu? Kalıyorsunuz vallahi bırakmam." Esma abla ayağa kalkarken benide çekiştiriyordu.
"Anne ya gidecektik biz."
"Melih kes o karı gibi zırıldayan sesini."
Güney'in dediğine sadece Melih gülmedi.
Esma ablayla mutfağa girdik ve o hemen tabak çatal çıkarmaya başlarken ben buzluğu açıp kalıptan buz çıkararak buzdolabı poşetine sardım ve Esma ablaya bir dakika diyerek salona tekrar gittim.
"Melih gel bakayım buraya."
"Ha?"
"Az kibar ol ya."
Yanına gittiğimde koltuktan kalkmış ayakta dikiliyordu. Elini gözünden çektim ve bir iki üflemeden sonra buzu şak diye geçirdim gözüne. Melih bağırırken kafasına vurdum ve "Şişmiş gözün gerizekalı dur biraz." dedim.
"Ya buzla ne alakası var yanıyorum amına koyayım!"
"Buz şişliği alır." diye mırıldandım aynı annem gibi konuşarak. O da sürekli vücudundaki şişlikleri indirmek ve morartıyla baş etmek için buz koyardı. Babam beni dövmesin diye hep kendini öne atardı ki ölmeden önceki bir kaç yılında morluklardan kendisini göremezdim.
"Sen git yardım et Esma ablaya ben buzu tutarım."
"Sağol Okan." diyip tekrar mutfağa döndüm ve kurulan masaya eksikleri koymaya başladım.
"Yavrum dolapta turşu vardı sen seversin onlarıda koy masaya."
Turşu kelimesini duyan kulaklarım etkiye tepki olarak gözlerimi pörtlettiler.
"Ne? Turşu mu?"
"Biber ve karışık hemde."
"Ya sen bir tanesin Esma abla biriciksin!" Borcam'da sosladığı patates kızartmasıyla uğraşırken yanına gitmiş yanaklarını dolu dolu öpmüştüm.
"Of dellenme hemen deli kız altı üstü turşu bastım sana."
"Üç aydır tek bir kere yemedim nasıl da canım çekiyor bir bilsen."
Neredeyse hücum naraları atarak dolabı açtım ve tabakta ki bol karışık turşuyla ayrı tabağa benim için özel konulduğunu bildiğim küçük ince süs biberi turşularımı aldım. Dolabı kapatırken de görevimi yerine getirip dolabı inceledim. Tam takır desek yeriydi. Kahvaltılığa dair bir şey kalmamış anca yemeklerin yanına konulan turşu gibi ekstra şeyler kalmıştı.
Turşuyu masaya koyarken bizimkiler içeri girdi ve masaya kuruldular. Melih ise oturmadan yanıma gelip yanağımı sulu sulu öptü.
"Allah razı olsun sahip olmam gereken annem gözüm daha iyi."
"Sen bana diss mi atıyorsun genelev kezbanı?" diyerek kafasına vurdu Esma abla. Melih bağırırken "Yeter ama ya bir gün olsun geldiğimde sakatlamasan beni kadın!" diye isyan etti.
Kıkırdayarak masada Güney'in yanına oturdum ve Melih'te benim yanıma oturduğunda Esma abla en son oturdu.
♣♧♣♧♣
"Karnım ağrıdı lan annem fena döktürmüş."
"Kesesine bereket." dedi Melih'e cevap olarak Okan. Yolda yürürken Melih'e döndüm.
"AVM'ye gidiyoruz değil mi?"
"Evet. Annemin hâlâ çamaşır makinesi yok elinde yıkaması çok koyuyor bana onu alalım."
"Dolapta tam takırdı Melih erzak alışverişi yapalım."
"Başka bir eksiği gediği var mıdır acaba?" diye sordu Okan.
"Sanmıyorum tuvalet bahanesiyle evi turlamıştım görünmüyordu." cevabını verdi Güney
"İyi o zaman AVM'ye." dediğimde çoktan park ettiğimiz motorlarımıza varmıştık. Kendimi direk Güney'in arkasına atıp kollarımı beline doladım.
♣♧♣
"Bak buda güzelmiş." diyerek parmağını bir başka makineye daldıracak olan Melih'i bu sefer durduran kişi Güney oldu.
"O parmağını alır üzerinde sigara söndürürken aynı zamanda da kolonya dökerim uslu dur."
Okan'la ben alışık olduğumuz için tepki vermesekte mağazadaki satış görevlisi faltaşı gibi olmuş gözlerle bize bakınca adama gülümseyerek Güney'in omzunu sıvazladım.
"Kendisi fazla şakacıdır."
Adam başını salladı sallamasına ama korktuğu her halinden belliydi. Sanki birazdan silahı çıkartıp mağazadaki tüm çamaşır makinelerini çalacakmışız gibi görüyordu bizi sanırım.
"Evet neticeye dönelim." diyerek konuya döndü Güney. "Sen şimdi bu makine mağazanın en pahalı makinesi diyorsun öyle mi?"
"Aynı zamanda en iyisi efendim."
"İndirimde yok?"
"Malesef... indirim yapamıyoruz efendim."
Ben suratımdaki sırıtış belli olmasın diye başımı yere eğip elimi dudağıma koyarken Güney adamla konuşmaya devam ediyordu ama adam doğru düzgün konuşamıyordu ki. Korkudan ne yapacağını şaşırmıştı zavallı.
"Parayı peşin vereceğimiz ayrıntısı?"
Anlamadığım şey daha dün birinden elli bin lira çalmışken ve elli bin lirayı ne yapacağımızı bilmeden anlık ihtiyaçlarımıza harcarken bin sekiz yüz yirmi liralık makine için neyin pazarlığını yapıyordu bu Güney?
Erkek milleti dedi iç sesim. Sakızı bile indirimli almasalar içleri rahat etmez.
"Mağaza müdürümüzü çağırayım efendim bir saniye." diyerek yanımızdan ayrıldı adam.
"Neyine pazarlık yapıyorsun ver parayı gitsin işte." dediğimde Güney bana öyle bir bakış attı ki, dediğime pişman alarak Okan'ın yanına sindim.
"Peşin alacağız neden tüm parayı verelim?" dedi Güney daha sonra
"Hemen alalım da."
Okan'a kimse cevap vermezken bir süre sonra mağaza müdürü ve görevlisi geldi ardından hepimiz oturduk pazarlık masasına.
♣♧♣
'Biraz sosyalleş Didem.'
'Eve tıkılıp kaldın Didem.'
'Hiç mi arkadaşın yok Didem?'
'Ömrün boyunca Övünç'le takılamazsın Didem.'
Didem annesinin dediklerine lanet ederken yanındaki arkadaşı ona döndü ve bir şeyler geveledi. Başından savmak için gülümseyerek başını evet anlamında salladı ve gözlerini AVM'de gezdirdi.
"Neden hiç konuşmuyorsun?"
Gelen soruyla dalmış gözleri aniden titredi ve gerçek hayata döndü Didem. Soruyu soran arkadaşı değil yanında gelen kuzeniydi. Sarışın bir çocuktu Arda. Beyaz ten, sarı saçlar, mavi gözler. Yakışıklıydı yakışıklı olmasına ama Didem sarışın sevmezdi ki! Zaten kendi sarışındı birde takıldığı çocuk sarışın olursa kafayı yerdi sanırım.
Esmer olsaydı belki diye geçirdi içinden. Esmer olsaydı eğer kız arkadaşının çöp çatanlık yapmaya çalışması bir işe yarayabilirdi.
"Konuşmayı pek sevmem."
Yalan. Fazlasıyla gevezeydi Didem ama sadece sevdiklerine. Övünç gün içinde defalarca 'Git artık sesin beynimde zonkluyor!' diyerek kovardı Didem'i. Oysa ne annesinin zoruyla geldiği buluşmada ne sınıfta pek samimiyeti olmadığı Buket'le ne de kendisiyle flört eden Arda'yla konuşmak istemiyordu.
"Buket çok konuşkan olduğunu söylemişti halbuki. Sesinde güzel."
Didem başını kaldırıp kendisinden bir buçuk kafa boyu uzun ve iki yaş büyük Arda'ya baktı. Suratına tükürmemek için zor duruyordu.
"Dersle alakalı konuşmayı severim." dedi okulda çoğunlukla ağzını dersle ilgili konularda açtığından. Çalışkandı çünkü ders çalışmamak için hiç bir bahanesi yoktu. Yine de sınıfında ki arkadaş grubuyla takıldığında dersi unuttuğu oluyordu.
"Hmm," diye bir tepki sundu ortaya Arda. O sırada Buket ikisinin ortasından çekilmiş Arda'nın yanına geçmişti. Bunu fırsat bilen Arda daha çok yaklaştı Didem'e ve gülümsedi. Pahalıyım diye haykıran parfümünün kokusu Didem'in burnunu yaktı.
"Elbise giymeyi neden bu kadar çok seviyorsun peki?"
"Sanane?" demeyi ne kadar çok istesede "Seviyorum işte." diyerek elini mavi elbisesinin üzerinde gezdirdi ve eteğinin iki yanındaki büyük ceplerden birine elini daldırarak hızlıca telefonunu çıkardı. Buket ve Arda konuşurken tek dostuna hızlıca mesaj yazdı.
Gönderilen; Yasaklı Yarim
Neredesin?
"Didem dondurma alalım mı?"
"Hı?" diyerek bir tepki sundu ortaya. Hazırlıksız yakalandığı için içten içe kendini azarladı Didem. Buket kısa bir göz devirmenin ardından kuzeni Arda'ya baktı hemen ardından Didem'e döndü.
"Dondurma diyorum, alalım mı?"
Didem telefonuna gelen titreşim eşliğinde "Olur." derken sebepsizce 'u' harfini uzatmıştı.
Arda dondurma almak için gittiğinde yine çarçabuk telefonunun mesaj paneline baktı Didem.
Gönderen; Yasaklı Yarim
Evden çıktığın zaman beni ders çalışmak eylemini yaparken gördüğün için tabiki bardayım Sarışın! Barda trigonemetri sorusu çözüyorum.
Kuzeninin dediklerinden sonra sonuna koyduğu bıkmış yüz ifadeli emojiye bakıp gülümsemesi eşliğinde gözünü devirdi Didem. Seviyordu Övünç'le konuşmayı. Övünç'le birlikte olan her şeyi seviyordu.
Gönderilen; Yasaklı Yarim
Senin son zamanlarda yaptığın tek eylem Tuana'yı düşünmek bir kere. Eminim trigonometri sorularında Tuana'yı görüyorsundur ki bunu inkar etme! Hem zaten balo gecesinden beri Tuana'yı görmedim bana veda etmeden gitmiş neler oluyor aranızda?
"Arda iyi çocuk değil mi?"
Didem hemencecik telefon ekranını kilitlerken Buket'e döndü. Buket ondan olumlu bir cevap almayı beklerken derin bir nefes doldurdu ciğerlerine.
"Yanii, iyi sayılır."
Yavşağın teki!
"Senden hoşlandı. Ay ne güzel!"
"Hmm,"
Hoşlanacak başka kız mı yoktu?
"Sen ne düşünüyorsun? Takılır mısın onunla? Arda bunu çok istiyor. Hem belki sevgili olursunuz? Hep birlikte takılırız ne güzel olur ya düşünsene? Hem..."
Buket Didem'in tahammül edemediği bir sürü yorumda bulunurken telefon tekrar titredi ve Didem can halatına sarılır gibi yapıştı telefona.
Gönderen; Yasaklı Yarim
Sanane benim gerçekleştirdiğim eylemlerden sanane? Mesaj atma sebebini söyle yoksa Uğultulu Tepeler'i bitirme eylemine döneceğim.
Kahkaha atmamak için alt dudağını ısırdı Didem ve Buket kuzeni Arda'yı överken parmakları hızlıca klavyesini buldu.
Gönderilen; Yasaklı Yarim
İmdat Övünç! Biricik eski aşkını zorla evlendirecekler! Buket kuzenini bana ayarlamaya çalışıyor ve ısrarcı! Kuzenim olduğunu biliyorlar ama yasak aşk yaşıyoruz dersen belki inanırlar? Sadece gel ve kurtar.
"Açıkçası," diyerek tekrar Buket'e döndüğünde Didem Arda çoktan yanlarında bitmişti. Elindeki üç dondurmadan ikisini kızlara uzatırken kakaolu olanı aldı Didem. Dondurmayı verirken kendisine göz kırpan Arda'ya ifadesiz bir suratla bakmaya devam etti.
"Ee kızlar ne yapıyoruz?"
"Didem oyuncak ayıları çok sever Arda onlara bakmaya gidebiliriz!" diye çığırınca Buket şaşkınlıkla başını telefondan kaldırdı.
"Ne? Hayır! Böyle bir şeye gerek yok cidden."
"Tüm akşam burada gezecek değiliz ya bir şeylere bakalım."
"Evet." diyerek kuzenini onayladığında Buket el mahkum kabul etti Didem.
Gönderen; Yasaklı Yarim
Yola çıktım bile. Zaten o Buket denen kızı hiç sevmemiştim.
Didem mutlulukla Övünç'e Seni seviyorum mesajı atarken gelen sesle telefon ekranını kilitledi ve ekranda kocaman sırıtan Övünç'le kendisine bir saniye baktıktan sonra başını kaldırdı ve kaldırmasıyla şok oldu.
"Sen?"
Küçük gözleri bir saniyede kocaman olup göz bebekleri büyürken kalbinin o anda hızlı hızlı atmaya başlamasına sebep olan heyecanla karşısındaki esmer çocuğa bakarken çocuğun arkasında koşmakta olan kişileri bile seçemedi. Aslında kahverengi gözleri ışıl ışıl parlayan, dağınık siyah saçlarıyla aptal aptal bakan çocuktan başka kimseyi göremiyordu şu an. Zihni bir kaç hafta geriye hızlı bir yolculuk yaparken yine aynı tepkiyi verdiğini hatırlayarak silkelendi ve kendine geldi hemen. Küçük dilinin saklandığı yeri bulduğunda aklına gelen ilk şeyi söyledi.
"Sen?"
"Melih!" bağırtısı geldi arkadan. Ses bir kıza aitti ama Didem'in bakmasına fırsat verilmeden Arda atlamıştı lafa.
"Hayırdır kardeşim? Tanıdık geldi galiba ne oluyoruz?"
"Ne mi oluyoruz birader? Haftalardır aklımdan çıkmayan kızı sonunda tekrar bulduğumda yanında gözleriyle onu beceren bir lavuk gördüğüm için sen birazdan ağzı yüzü kırılan pezevenk oluyorsun bende seni benzeten Muhteşem Melih. Kurguyu beğendin mi diye sormuyorum çünkü," diyerek Arda'ya kafa attığında çocuk Buket'le Didem bir çığlık koyverdi. O an acıdan inleyen Arda yüzünden çocuğun dediklerine odaklanamamıştı ama o kalbine dokunan sözler beynimde kovalamaç oynuyordu adeta.
Haftalardır aklımdan çıkmayan kız.
Cidden tanımadığı bir kızı sürekli mi düşünmüştü?
"Ben kavgayı seven bir kişiliğim ve emin ol kum torbasında bu kadar güzel durmuyor sana yaptığım."
Melih gözlerini Didem'e cevirirken çevresinde biriken insanları farkedince sinirle bakındı etrafa ve tekrar göz göze geldiklerinde Didem'in korkmuş mavi gözlerini gördü. Tuana'nın 'O Didem,' diye mırıldandığını duymuştu uçarcasına Didem'e giderken ve Tuana'ya bunun hesabını da soracaktı ayriyeten. Melih haftalardır kim bu kız diye ortalıkta dolanırken Tuana biliyordu ama söylemiyordu demek ki.
"Ulan ne yaptın çocuğa?" diye bağırdığında Okan Melih hızlıca gözlerini Didem'den ayırdı ve gelen arkadaş grubunu gördü.
"Kum torbası." dediğinde Buket cırladı ve Didem yüzünü buruşturdu bu tepkiye. Melih kızın kapanan göz kapaklarının doğallığına, gül kurusu dudaklarının büzülüşüne bakarken bir kaç saniye nefes alamadan baktı ve ciğerlerindeki sıkışmayı hissedince dudaklarını araladı derin bir nefes aldı. Aynı anda Didem gözlerini açtığında Melih'in ona baktığı gerçeğiyle yanakları kızardı ve çevresine göz gezdirmeyi akıl etti.
"Tuana?"
"Didem,"
"Siz birbirinizi nereden tanıyorsunuz?" sesi Güney, Melih ve Okan'dan gelmişti.
Tuana yalvaran gözlerle Okan'a bakarken nadiren sinirlenen ve şu an gerçekten sinirli olan Melih Tuana'ya döndü.
"Ve ben hep 'Kim bu kız?' derken sen neden hiç tanıdığını söylemedin?"
"Çünkü o kızın bu kız olduğunu bilmiyordum tamam mı Melih! Ve belirtmek isterim çok yanlış bir kıza bulaştın! Şimdi hemen gitmemiz gerekiyor anlıyor musunuz beni?"
Tuana erkeklerinin hepsine göz gezdirirken Melih'in sağlam bir kafa geçirdiği çocuk sonunda ayaklanmış kanayan burnuna peçete bastırıyordu. Sarı ve jölelenmiş saçlarının bir kısmı vanilyalı dondurmaya bulanmış kulağına damlıyordu ama çocuk bunu umursuyor gibi görünmüyordu.
"Didem cidden böyle kişilerle takıldığına inanamıyorum, kuzenime yaptığına bak!"
"Kadınlara saygım büyüktür ama cırtlak oruspulara saygı göstermediğimden aynı şeyi sana da yapabilirim ister misin?"
Buket "Seni terbiyesiz!" diye bağırırken Arda kolundan tutmuş kızı çekiştiriyordu. O sırada gözlerini büyütme denemeleri yapıyormuş gibi görünen Didem "Düzgün konuş!" bağırtısı sunmuş onlara en yakın olan Tuana ise Melih'in sinirli olmasını umursamadan ensesine vurmuştu.
"Ne şerefsizsin be Melih karşındaki senden küçük kız."
Yere düşürdükleri dondurmaya bastıklarından arkalarında dondurma izleri bırakan Buket ve Arda'nın arkasından baktı Tuana ardından tekrar Güneylere döndü.
"Haydi gidelim, Didem cidden özür dilerim bu karşılaşma için."
Erimeye yüz tutmuş dondurmasını yiyen Didem Tuana'ya sorun değil dercesine el salladı ve gözleri tekrar Melih'e döndü. Melih'inde ona baktığını farkedince "Saygısız." diye mırıldanıp tekrar Tuana'ya döndü.
"Bir dakika. Kızıl açıklama yapmadan kurtulabileceğini mi sandın?" dedi şimdiye kadar olağanüstü biçimde sessizliğini koruyan Güney. Didem o an farketti mavi gözlü sarışını. Tuana'yla çift gibi uyumlu giyinmişlerdi. Kalın askılı tişört, siyah pantolon ayaklarında siyah konversler. Güney'in bakışları Didem'e kaydığında mavi gözlerindeki çıkaramadığı anlamdan korkarak yutkundu ve dondurma yeme eylemine son verdi. Tanıdığı tek kişiye yani Tuana'ya bakmaya başladığında Tuana'ında korkarak Güney'e bakmasını beklemiyordu tabi.
"Güney, cidden hiç sırası değil gidelim mi?"
Tuana'nın yanındaki Okan kolunu Tuana'nın omzuna atarak eliyle kolunu sıvazlarken Tuana'da elini kaldırıp Okan'ın elini tutmaya çalıştı ve ikisinin parmakları gevşekçe dolandı. Uzaktan gören birisi ikisini sevgili sanabilirdi ama Okan'ın bu hareketinin anlamı oldukça netti.
Ben yanındayım merak etme.
"Hiç sanmıyoruz Kızıl ben size 'Kim bu kız?' derken bildiğin halde söylemiyordun kim olduğunu ve şimdi açıklama yapmak zorundasın anladın mı?"
"Bende sana o kızın bu kız olduğunu bilmediğimi söyledim Melih!"
Tuana'nın bağırtısıyla korkarak yerinde sıçrayan Didem ne yapacağını bilemezcesine bakındı hepsine. Tuana Didem'i korkuttuğunu farkedince sakinleşmek için derin bir nefes aldı ve tekrar konuştu.
"Üzgünüm Didem seni korkutmak istememiştim."
"Yoo sorun değil siz tartışın. Zaten birazdan kuzenim almaya gelecek ve Tuana bir daha bu edepsizi görmek istediğimi sanmıyorum."
"Hah! Ben mi edepsizim? Yanındaki o yavşağın senin hakkında neler düşündüğünü bilmiyorsun ve hâlâ yanında gezdiriyordun ama ben haddini bildirdim diye edepsiz mi oluyorum?"
"16 yaşındaki bir kıza küfrettiğin için edepsiz oluyorsun, anlayabildin mi?" diye bağırtıyla cevap verirken Didem aynı anda Tuana "Sanki sen çok farklı şeyler düşünüyorsun da." demişti. Didem bağırtısından Tuana'yı duyamamıştı ama diğerleri duymuştu.
"O kaltak seni yavşak kuzenine ayarlamaya çalışıyordu!"
"Benim hayatımdaki insanlar ve yaptıkları şeylerin ne derecede beni etkilediği seni ilgilendirmez çünkü seni tanımıyorum ve tanıdığım şu on dakikalık zaman diliminde de hayatımda yerin olacağını sanmıyorum!"
"Ama," diyerek üzerine eğildiği Didem'den geri çekildi Melih. İçindeki öfke, sonunda rüyalarına giren kızı bulmasına dair yeşeren sevinç gitmiş yerini hayal kırıklığı almıştı. Neden böyle üzüldüğünü bilmiyordu Melih ama yaptığı her hareketi tatlı gelen bu kızdan böyle realist düşünceler duymayı hiç beklememişti.
Tamam, onu aptal sarışınlardan sanıyordu. Yani, birazcık.
Melih bakışlarını Didem'den çektiğinde "Gidelim." dedi o anda Güney'e laf anlatmaya çalışan Tuana rahatlayarak oh çekti. Didem'in Övünç'ün kuzeni olduğunu öğrenmeyecek olmaları içini rahatlatmıştı. Aslında ne tepki vereceklerini bilmiyordu ama Güney öğrenirse Didem'e zarar verirdi. Buna neredeyse emindi Tuana.
Derin bir nefes alıp Güney'in koluna girerken Didem'e mahçup bir gülücük yolladı ve erkeklerle birlikte arkasını döndü. Tam adımlayacakları sırada Okan'ın sesi ve arkasından gelen "Didem!" bağırtısıyla gümbürdemeye başlayan kalbiyle tekrar arkasını döndü Tuana. Övünç kuzenine doğru koşarken kaşları çatılmış üç erkekten Güney kafasını Tuana'ya çevirdi.
Güney'in soluk mavi gözlerindeki cümleyi okuyabiliyordu Tuana her şeye rağmen. Övünç onlara doğru koşarken ve soluğu kuzeninin yanında aldığında bile gözlerini Güney'den çekemedi.
Hesabını kötü vereceksin. diyordu o gözler. Ve Tuana bir kez daha ölmek istedi.