"Ev ve vet! Tamamlanmış avanak ekibimizle iş gecemizin bilmem kaçıncı partından selamlar."
"O selfie çubuğunu götüne sokmadan önce indir ve kamerayı kapat Melih." dedi Güney. Ardından yaktığı sigarasını ağzına götürdü ve derin bir nefes çekti. Arkamızda olan Okan Güney'le ortamıza girdi ve sigarayı alıp kendi ağzına götürdü.
"Güney'i umursamadan devam ediyorum. Bu gece..."
Güney Okan'ın elinden sigarayı alıp öne ilerleyince Melih'in konuşması yarım kaldı. Güney havadaki selfie çubuğuna asılmış telefonu tuttu ve sigarasını telefon ekranında söndürdüğünde Melih kız gibi cırladı.
"Lan iphone o göt. Senden değerli pezevenk ne yaptın?"
Güney sırıtarak Melih'e baktığında Okan'la sessizce gülüşüyorduk.
"Seni çok mu sattım Melih? Pezevenk filan?"
Melih selfie çubuğunu normal boyutlara getirip arka cebine atarken telefonun ekranını parmağıyla sildi. Leke geçmeyince telefonun ekranını yalayınca Okan'la atabileceğimiz en iğrenç bakışı attık.
"Dedi, birazdan Tuana'yı mafya babasına satacak olan Güney."
"Doğru konuş yarram." diyerek kendisine yakın yürüyen Melih'in kalçasına sağlam bir tekme geçirdi Okan. Ben helal dercesine omzunu sıvazlarken Güney yanıma geldi.
"Hatırlatmasana Melih." diye sızlandım. Zaten gergindim. Güney beni fahişe gibi giydirmiş İstanbul'un en ücra köşelerinde bir bara götürüyordu. Motorlarımızı biraz uzakta park ettiğimiz için yürüyorduk.
Plan aynıydı. Adamı ayartacaktım. Son dakikada ise bizimkiler gelip adamı soyacaktı. Hah birde Güney'in beni fahişe gibi satarak adamdan aldığı parada ayrıydı.
"Kızıl, zamanında yetişemezsek ne olur bebeğim?"
Sırıtarak konuşan Melih'e pis pis baktım.
"Sikerim."
"Ooo, çok korktum." diyerek kahkaha attı Melih.
Derin bir nefes aldığımda Güney, Melih ve Okan'ın varlığına sığındım bu gece. Bu gece yine bizdik. Aramıza başka kimseyi almadığımız çoğu geceden biriydi bu gece. Birbirimizden başka kimseye güvenmediğimiz.
"Oyun aynı Kızıl. Adamımız yarı yaşındaki her kızı gördüğünde azan piçin teki. Mehmet Topçu."
"Ne kadar da soy adıyla uyumlu bir erkek." dedi Melih Güney'in bana söylediklerine tepki olarak. Onun lafa atlamasıyla çetede ki ciddiyet gitti ve gülmeye başladık. Tabi Güney hemen toparlandı.
"Susun pezevenkler." Güney kolunu çıplak omzuma atıp beni kendine çekti.
"Bak Kızıl, biz her şeyi önceden ayarladık. Senin tek yapman gereken adamı sürekli yattığı odasından çıkarman. Kasa odasında. Herif mal teslimatlarından gizlice üzerine zimmetlediği tüm paraları oraya saklamış."
"Peki kasanın anahtarı nerede?" diye sordum. Benim ele geçirmem gereken şey anahtardı. Güneyler odaya girerdi, adamı etkisiz hale getirirdi, bende anahtarı ellerine verirdim.
Üçü birden birbirlerine bakıp gözlerini kaçırınca gözlerimi kıstım.
"Anahtarı nereden alacağım Güney?"
"Adamın iç çamaşırından."
"Harika!" dedim sinirden kahkaha atarak. "Bir o kalmıştı yapmadığım. Milletin aletine elimide sokarım o da olsun, bizimkilerin canı sağolsun dimi?" diye rahatça konuştuğumda bacaklarımı rahatsız eden jartiyeri parçalamamak için zor duruyordum.
"Lan o anahtarlar adamın götüne nasıl kaçmıyor?"
Hep bir ağızdan "Kes çeneni Melih!" diye bağırınca Melih kedi gibi pıstı.
"Sakinliğini koru Kızıl." dedi Okan. Kolumu güven vermek istercesine sıvazladığında ona gülümsedim.
"Hatta bu sefer anahtarı Kızıl almasın."
Güney Okan'a ne demek istiyorsun der gibisinden bakınca Okan devam etti.
"Bizim için önemli olan kasayı montelenen yerden sökmek değil mi? Kızıl biz kasayı sökene kadar adamı oyalasa yeter."
"Plan bu o zaman?" diye sorunca Melih, Güney hepimizi onayladı.
"Şimdi çenenizi kapatın geldik."
Güney'in uyarısıyla sustuk ve Okan'la Melih beni ortasına alırken Güney ön kapıya yanaştı.
Kapıdaki iki tane siyah takım elbiseli adam bize baktılar, baktılar. Güney'in siyahlar içindeki kendisine, dağınık sarı saçlarına, ben göremesem bile gecenin bu karanlığında burnunda ve sol kulağında parlayan halkaları inceleyip solumdaki beyaz tişört siyah jeansli Melih'e, sağımdaki siyah tişört-jeans ikilisinden vazgeçemeyen Okan'a ve üzerimde ha var ha yok olan siyah elbisemle, çıplak bacaklarımı saran jartiyerimle, yüzümdeki koyu makyajı tamamlayan dümdüz kızıl saçlarım içindeki beni incelediler. Okan'ın tarafındaki daha irice olan adam bana baktıktan sonra sırıttı ve dudaklarını yaladı. Bakışlarındaki art niyeti gecenin karanlığında bile görebiliyordum.
"Hop koçum!" dedi Güney adama bakarak. "Kız bu gece çalışacak."
"Öyle mi?" derken art niyetli adam bize doğru adımlayarak tam önümde durdu.
"Bu gece iki işi götürebilir?" Gözleri straplez elbisenin içindeki göğüslerime kaydı.
"Sanmıyorum." diye mırıldandım. Gergin gözükmemek için adama yapay bir işveli gülümseme gönderdim. "İşim uzun sürecek."
"Şimdi izninle," Okan adamın önüne geçip bana bakmasını engelledi. O sırada Melih kolunu belime hızlıca sarıp Güney'in yanına yönlendirdi. Okan'da yanımıza geldiğinde hızlıca içeriye attık kendimizi.
♣♧♣
"Bu koridorda insan önünü göremez be." diye mırıldandım belime sarılı Melih'in kolundan destek alarak yürürken. Güney'in yanında yürüyen Okan bana döndü ve hafifçe sırıttı.
"Birazdan içeriye girince bu koridorun sessizliğini mumla ararsın ama."
"Mumu arıyorum evet," diye cevap verdim. "Önümü görmek için."
"Çok konuşmayında yürüyün haydi."
Güney'in uyarısıyla sesimi kestim karanlıkla bütünleşmiş kapıya elini uzattı Güney. Dördümüz birbirimize baktık ve nefeslerimiz tutulurken Güney kapıyı itekledi.
Kapının açılmasıyla kulaklarımızı tırmalayan müziğe karşı yüzümü buluşturmamak için zor dururken içeriye girdik ve dans eden kalabalıkta itiş kakış yaşayarak ilerledik. Dj'den uzaktaki bara yaklaştık ve yan yana dört bar taburesine kurulduk.
"Adam nerede?" diye sordu yanımda oturan Melih.
"Bilmiyorum." Güney etrafına bakındı ama görmesi imkansızdı ki.
"Kalkın, adamı bulalım. "
Güney'in emriyle hepimiz kalkınca beni yerime geri oturttu ve kaşlarımı çatarak ona baktım. Bardaki müzikle aynı anda yanıp sönen ışıklardan zar zor görüyordum yüzünü.
"Sen burdan kımılmada biz ayarladıktan sonra seni almaya geliriz."
"Emin misin?" diye sordum Güney'e. Beni yalnız bırakmak seçenekleri arasında hiç olmamıştı.
"Burası karışık Kızıl en iyisi sen kımıldama biz alırız. " diye Güney'in yerine cevap verdi Okan ve gider ayak Melih'in dudakları yanaklarımı buldu.
Onlar uzaklaşırken bende önüme döndüm ve kollarımı bar tezgahına koyarak içten içe sakin kalmam gerektiğini hatırlattım. Hep yaptığımız şeydi bu ama hep ilk kez yapıyormuş gibi hissediyordum.
Önüme bir viski bardağı konulunca başımı kaldırıp barmene baktım.
"Ben içki istememiştim yalnız?"
"Beyefendinin ikramı." diyerek parmağıyla bar taburelerinden birini gösterdi ve bende o yöne baktım ama tabure boştu.
"Dalga mı geçiyorsun?"
"Az önce orada oturan kişi gönderdi." diyerek omuz silkti barmen.
"Orada kimse yok ama."
"Çünkü buradayım."
Ensemdeki nefesle birlikte ben kendi nefesimi tuttum ve o tanıdık kimyamı değiştiren koku burnuma dolunca ne yapacağımı bilemez halde kaskatı kesildim. Övünç yanıma oturdu ve barmene eliyle gitmesini söyledikten sonra bana döndü.
"Yüzüme bakmayacak mısın?"
Yüzüne bakmayı bırak dudaklarımı yüzünün her santiminde gezdirmemek için zor duruyorum dememek için dudaklarımı ısırmak zorunda kaldım. Ama Övünç bunu kabullenmedi ve parmakları dudaklarımı bulurken dişlerimin esaretinden kurtardı.
"Yara olacak ısırma."
"Ne geziyorsun burada?" diye mantıklı bir soru çıktı dudaklarımdan. Bunun için kendime özel olarak hediye almalıydım sanırım bunca şeye rağmen mantıklı konuşabiliyordum.
"Kafa dağıtmak istedim"
Gülümseyerek omuz silkince ona ben bunları yer miyim yarram bakışı attım.
"Ohh, tamam. Fahişe gibi giyinmiş ama aslında bakire olan bir kızın peşine düştüm. Ah unutmadan o kıza aşığım. Ve küçük bir ayrıntı kız tam karşımda bana bakıyor."
"Ayrıntılar yetersiz kaldı." dedim yüksek müziğe tezat olarak fısıldayarak. Yüzümde anlamsız bir tebessüm oluşmuştu.
"Daha fazla ayrıntı vereyim o zaman?" Bana doğru eğildi ve özel alanıma girerken büyümüş göz bebekleriyle benim gözlerime odaklandı.
"Baktığım zaman gözlerimi yakan kızıllıkta saçları var. Yakmasının aksine o saçlar ipek gibi yumuşacık ama." Parmakları buklelendirilmiş saçlarıma uzandı ve yüzüme dökülen bukleleri kulağımın arkasına koyduktan sonra işaret ve orta parmağı kulak mememi nazikçe tuttu.
"Yeşil gözlü ama deniz gibi bakıyor bana. Sonsuz olduğunu belli etmek istercesine, Dünya'nın dörtte üçünün sularla kaplı olması gibi kalbimi kaplıyor gözleri sevilmek istedigini haykıran bakışları."
Yüzüme yakın olan yüzü iyice eğildi ve dudakları sağ gözümü bulunca tepkisiz kaldım. O an tek düşündüğüm gözümdeki makyajın onu rahatsız edip etmediğiydi aslında, düşünmem gereken bir Güney varken hemde.
Dudakları gözümden ayrıldı ama geri çekilmedi yüzü birbirimizin gözlerinin içine bakarken.
"Elma yanakları var kendisi farkında olmasa da sürekli kızaran."
Dudakları sağ yanağıma sürterek aşağıya kadar indi ve tam dudağımın altında durdu. Aynı şekilde sağ eli sağ yanağımı tutarken ben nefesimi tutmuş onun dokunuşlarına odaklıydım.
Aslında dokunuşlarına odaklanmak daha kötü oluyordu çünkü odaklandıkça bacaklarım kasılıyordu. İki bacağımı birbirine bastırmaktan hal kalmamıştı bende.
"Ve birde dudakları var biliyor musun? Dolgun ve elma tadında. İlk öptüğümde kendisi gibi dudakları da titremişti çok iyi hatırlıyorum. Ve burdada küçük bir ayrıntı; kendisinin öpüşmeyi bilmediğinden adım gibi eminim."
Dudağımın kenarını öptüğünde karnıma yumruk yemiş gibi hissettim. Bacaklarımın kasılması arttı ve Övünç'ün dudakları kırmızı ruj sürdüğüm dudaklarıma kapandı. O an düşündüğüm tek şey keşke makyaj yapmasaydım oldu çünkü öpüşüne karşılık verirsem rujum dağılacak Güney'de anlayacaktı.
Ama Övünç'ün dudakları dudaklarımda gezinirken karşılık vermemek imkânsızdı!
"Onunla yiyiş diye nerede olduğumuzu söylememiştim."
Övünç benden ayrılınca daha doğrusu çekilince şaşkınca baktığımda Övünç'e sinirle bakan Okan'ı görmemle gözlerimin faltaşı gibi açılması bir oldu.
"Okan," diye mırıldandım ama beni duyduğundan şüpheliydim.
"Sadece tarif veriyordum."
"Övünç sussana!" diye bağırarak zaten yarım yamalak Oturduğum bar taburesinden kalktım ve açıklama yapmak için Okan'ın kolunu tuttum.
"Okan,"
Gerçi ne diyeceksem?
"Tebrikler Kızıl çok iradeliymişsin sende. "
"O beni öpüyordu farkındaysan?" dedim bağırarak.
"Sende karşı koymuyordun ama?" Benim bağırtımın iki katıyla bağırınca korkarak yerimde sıçradım.
"Tuana'nın bir suçu yok."
Okan'la aynı anda Övünç'e dönüp "Kes sesini!" dediğimizde Okan bana döndü.
"Ben seni her şey için koruyayım ama sen bununla görüştüğünü bana söyleme? Öğrenmeyecegimi mi sandın? "
"Onunla görüşmüyorum!"
Yani, iki gün kadar.
Okan güldü ve benim Övünç'e attığım ben bunları yer miyim yarram bakışı attı.
Aklıma gelen tek soruyu sorarken cevabından emin gibiydim aslında.
"Ölecek miyim?"
"Hayır çünkü Okan'la bir anlaşmamız var. Değil mi Okan?"
"Ne antlaşması?" dedim sinirle. Benden gizli ne dönüyordu?
"Seni ilgilendiren bir şey değil ve sen ucube eğer dudaklarını bir daha Kızıl'ın herhangi bir yerinde görürsem o dudakların başka yere kaçar haberin olsun."
Okan kolumdan tutup kendine çekti ve kolu belime dolanırken Övünç'e sinirle bakmayı ihmal etmedi.
"Uyarımı ciddiye al Vefakâroğlu, yoksa zarar gören bedenin değil kalbin olur."
Beni hızla çevirdiğinde topuklu ayakkabı yüzünden düşecek gibi oldum ama Okan düşmemi engelledi ve neredeyse bana sarıldı.
"Bana kızgın mısın?"
"Özellikle bizim bulunduğumuz ortamda Ucube'yle dudak dudağa olduğun için evet."
"Okan," diyerek bir an olduğum yerde durunca kollarından kurtuldum ve karşısına dikildim.
"Ne var?"
Belki de demek istediklerimi demeden önce sakinleşmesi gerekiyordu?
"Aşk nasıl bir duygu?"
Okan bana ciddi misin bakışını yolladı.
"Bana mı soruyorsun?"
"Benim halimden bir tek sen anlarsın."
Okan anlardı evet çünkü bir zamanlar kalbi biri için delicesine çarpmıştı. Bir zamanlar çok sevmişti ama sevilmemişti ne yazık ki.
"Aşk bu dünyada ki en siktiriboktan bir duygu Kızıl, inan bana birine bağlanmak istemezsin."
"Ya bağlanmak istiyorsam?" lafı çıktı dudaklarımdan. Tezgaha konulan viskiyi içmemiştim ama şişeyi devirmiş gibi hissediyordum.
"İki gece önce eve nasıl döndüğünü hatırla, Güney'e nasıl sarıldığını."
İki gün önceki gecem yaşamak istemediğim gecelerin başında bile gelmiyordu ama sonuçta Övünç'ün sırtımı görmesi ardından ilanı aşkı yaşamak istediğim geceye eş değildi. Düşünmek istemiyordum da. Hatta kendime düşünmeyi yasaklamıştım.
"O gece nasıl hissediyordun?"
"Bok gibi." diye kısa bir cevap verdim.
"Eğer Övünç'e aşık olursan her günü bırak her an öyle hissedeceksin."
"Ondan kurtulamıyorum."
"Kurtulmak zorundasın. Birazdan ne yapacağını unutma. O seni sadece okulda gördüğüyle biliyor, geçmişini, yaşadıklarını şu an ne yapacağını bilmiyor. O seni tek taraflı gördü Kızıl, gözlükleri genişletmeyi denemedi hiç."
"Belkide ona bir kapı açmalıyım?"
"Tabi sonradan Güney o kapıyı tezekle doldurur bokun içinde ölürsün evet."
"Umutlarımı yıkmayı çok seviyorsun dimi!" diyerek arkamı döndüm ve nefret ettiğim işi yapmak üzere moralim bozuk ilerledim ama sonuçta arkamda bıraktığım kişi Okan'dı. Hani ağabeyim olan Okan, hani her türlü sırrımı bilip beni Güney'den defalarca kurtaran Okan.
"Abim," diyerek kolumdan tuttu ve kendine çevirdi Okan. Direkt olarak başım göğsüne düşerken sıkıca sardı kolları bedenimi. Ağlamamam gerekiyordu evet ve bunun için kendimi felaket zorluyordum.
"Sadece ben iki tarafında üzülmesini istemiyorum. Sadece sen değil, onuda düşün. Bir erkeğin de kalbi çok güzel kırılır, bunu unutuyorsunuz."
Başımı kaldırıp gözlerine baktığımda karşımda dolu dolu olmuş kahverengiler beklemiyordum. Ellerim göğüslerinden yukarıya çıktı ve parmaklarım gözlerine kapandı.
"Seni seviyorum ağabey."
♣♧♣♧
"Geç kaldınız."
Goç koldonoz. Allah'ın hipopotam ağızlı su aygırı seni.
"Kız milleti işte bilirsin." diyerek omuz silkti Okan. Ben adama bakmamak için bakışlarımı Okan, Melih ve Güney üzerinde gezdirirken Güney'in şüpheli bakışlarını görünce hızlanan kalp ritmimle başımı önüme eğdim. Güney'den çok fazla korkuyordum.
O kadar korkuya yapmadığın kalmadı ama!
Beni azarlayan iç sesime küfrederek soyacağımız oruspu çocuğunun bana bakışlarından rahatsız olmamaya çalıştım ama imkansızdı. Şeref Fakiri resmen gözüyle becermişti ki ben bu adamla bilmem kaç dakika yalnız kalacaktım.
Okan aceleci davransanız çok mutlu olurum.
"Bir kızı neden üç erkek pazarlıyor?" diyerek mantıklı bir soru sordu adam. Eh beyninin % 1'lik kısmını çükünden kurtarabilmişse ne mutlu ona.
"Bu ikisi benim adamlarım?" Melih ve Okan'ı gösterdi. "Kızı pazarlayan benim."
Şeref Fakiri "İyi," diyerek bana uzanınca % 1'lik düşüncem % 0.01'e düştü ama o nasıl düşüş...
Kimse engel olmadı ve adam kolunu sertçe belime dolayıp elindeki kabarık zarfı Güney'e uzatınca Güney gülümseyerek aldı zarfı. Tam bir pezevenge benziyordu şu an ama rol yaptığını biliyordum.
"O zaman size iyi eğlenceler." dedi Güney. "Yürüyün." Okan ve Melih'i peşinden sürükleyip giderken onlara beni kurtarın diye yalvaran bakışlarımı atmamak için zor durdum.
"N'aber masum sürtük?" dedi adam. Adı neydi gerçekten? Mehmet'ti sanırım odaklanamamıştım.
"İyidir."
Adamın mavi gözleri kızgınlıkla büyüyüp kaşları çatılırken gözlerinin babamın gözlerine ne kadar benzediğini farkedip yutkunamaz dereceye gelmiştim.
Bu adam bana dokunursa ölürdüm.
Sanki düşüncelerimi duymuş gibi eli belime dolandı ve beni döndürdü. Benide yanında sürükleyerek ilerlerken arkasındaki iki adamda peşimizden geliyordu.
Yürüdük ve sonunda Şeref Fakiri'nin odasına geldiğimizde koruması olan iki adamı geride bıraktık. Adam içeriye girip benide soktu ve kapıyı kilitledi.
"Sen soyun ben banyodayım."
Odada kazık gibi ayakta dikilirken adama döndüm ve zoraki gülümsedim.
"Bekleyecek miyim seni?"
Kendimden nefret ediyorum. Net.
"Sabırsızsın da?"
"Eh genciz sonuçta." derken Şeref Fakiri bana doğru adımlayıp özel alanımı işgal etmeye başlamıştı bile.
Boynumu kapatan saçlarımı geriye attı ve parmakları boynumda gezinirken diğer elini belime koyup beni kendine sertçe bastırdı.
Kırk yaşımdayım ama performans tam diyorsun yani?
Of neler düşünüyorum ben!
"Merak etme güzelim," İnce dudakları boynumda sürtünmeye başlayınca iki yanımda salınan avuçlarımı sıktım ve yüzümü buruşturdum.
Neden konuştun ki aptal bıraksaydın da banyoya gitseydi.
"Ateşini defalarca söndüreceğim."
Birincisi benim ateşim falan yoktu olsaydı da Güney'e karşı olurdu sonuçta dört yıldır hayatımın odak noktası ve bana (her ne kadar istemesem de ( dokunan tek erkekti. Ve düşünüyorum da ateşim sadece Övünç'e karşı olabilirdi.
Övünç!
"Sen banyoya gitmeyecek miydin?" diyerek öpüşünü derinleştiren Şeref Fakiri'ni omuzlarından ittirdim.
"Evet ve hemen soyunsan iyi edersin." Büyümüş göz bebekleriyle bana baktığında dudaklarını yaladı ve yüzümü sabit tutmam konusunda kendimi uyardım.
"Tamam." diyerek onayladım ve adam banyoya girip kapıyı kapattığı anda pencereye koşturdum. Pencereleri hızla açtığımda karşımda direk Melih'i görünce çığlığımı ağzımı kapatarak susturdum.
"Bir an gerçekten adam seni becerecek sandım Kızıl boynunu öperken çıkardığı ses buraya kasar geldi."
"Of sus be, zaten boynumu kazımak istiyorum."
Melih'i kollarından tutup içeriye çektim ve aşağıya baktığımda Güney'in tırmandığını gördüm. Melih hemen gardıroba yönelip kapağını açarken banyodan su sesi gelmeye başlamıştı. Allah'tan Şeref Fakiri beni banyoya çağırmamıştı. Gerçi birlikte çalıştığı adamlardan arakladığı paraların kasasının anahtarını baksırında saklayan biri olduğu için normaldi.
Güney pencereye asıldı ve açık mavi gözleri sinirle bana baktı.
"O adamın ağzını sikeceğim."
"Benim suçum değil." dedim ve onunda içeriye girmesine yardım ettikten sonra Okan'da içeriye girdi. Melih çoktan şifre değilde kilitle açılan kasayı bulmuştu ama dediğimiz gibi gardıroba monte edilmişti.
"Şimdi ne yapacağız?" dedim ellerim belimde yere eğilmiş üç adama bakarken.
"Şu lanet kasayı yerinden çıkaracağız."
"Şeref Fakiri birazdan banyodan çıkacak çabuk olun."
Üçü başını çevirmiş çatık kaşlarıyla bana baktığında omuz silktim.
"Birinin isim takması gerekiyordu ne yapayım?"
"Biz oruspu çocuğu demiştik ama."
"Biraz yaratıcı ol Melih."
"Şerefsiz yerine Şeref Fakiri demek gibi mi?"
Okan'a gülümserken "Aynen." dedim.
"Gardıroba vidalanmış anahtar lazım bize."
Güney'in sesiyle hepimiz geyiği bırakıp ona odaklandık.
"Bekle," diyerek her daim hazırlıklı olan Melih arka cebinden mini bir yıldız anahtar çıkarınca dört yıldır yaptığımız gibi şaşırma tepkisi sunduk. Gerçi Melih'in pantolonunun arka cebinde bir ben yoktum orası ayrıydı.
Banyodaki su sesi kesildiğinde hepimiz birbirimize bakarken çözülen Güney "Git oyala git git!" diye sessizce tısladı ve ben topuklu ayakkabılarım yankılanarak banyoya koşturdum. Kapıyı ufaktan kındırıp içeriye girerken dualarımı hızlıca iletiyordum.
Ne olur çıplak olmasın ne olur çıplak görmeyeyim ne olur.
Kapıyı ardımdan hemen kapatıp bizimkilerin görünmediğine emin olunca derin nefes alarak arkamı döndüm ve bu küçük ama hayatım için büyük önem taşıyan isteğimi geri çevirmediği için Allah'a şükrettim.
En azından üzerinde baksırı vardı, bunada şükür.
"Sen soyunmadın mı hâlâ?"
Çatık kaşlarla saçını kuruladığı havluyu arkasına bırakırken.
"Düşündüm de," derken gerçekten düşünüyordum. Ne diyecektim? Şu banyodan çıkmaması için ne diyebilirdim?
"Belki beni sen soymak istersin?"
Ben aslında bakireyim ve seninle yatmak istemiyorum.
Büyük ihtimal çekerim emaneti sikerim adaleti moduna girerdi. Adaletten kastım bendim tabi.
Dediğimi beğendiğini belli eden vir şekilde gülümsedi ve ben ağzını parçalamak istedim o an.
"Fantezi istiyorsun yani?"
"Biraz romantizm fena olmazdı."
"Romantizmin kralı var bende bebeğim yeter ki iste." diyip ban adımladığında ona işveli bir gülümseme gönderip banyoda adımladım ve kapıdan uzaklaştım. Amaç ne kadar oyalarsam o kadar iyi olacaktı benim için.
"Belki birazda kovalamaca?" dediğimde "Daracık banyoda mı? " dedi.
Adam haklı.
"Beni istemiyor musun?" dediğimde Şeref Fakiri'ni kapıyla kendim arasına almıştım bile.
"Seni yatağa götürmeden burada becereceğim swnce istemiyor muyum?"
Ona istekliymişim gibi kıkırtılı bir gülücük attım.
Harbi harbi kendimden nefret ediyorum.
Gülmem yetmiş gibi tek adımda yanıma geldi ve beni itekleyerek duvara yapıştırdı. Ben çarpmanın verdiği sertlikle inlerken Şeref Fakiri üzerime abandı ve büyük elleri sabırsızca vücudumda gezinmeye başladı.
Güneyler şimdi gelmeliydi!
"Tazeciksin kız," dedi yüzü boynuma gömülüyken. Sırtımdaki elleri elbisemi parçalamak için çaba harcarken kaskatı durmuş kurtarılmayı bekliyordum.
"Kaç kişiyle yattın?"
Sıfır.
"Hatırlamıyorum."
Parmakları sonunda elbisemi fermuarına gittiğinde geç kalan Güneylere lanet ederek bacak arasına geçirmek üzere bacağımı kaldırdım ki kapı hızla açıldı ve Şeref Fakiri kendisini kaybetmesine rağmen kapıya döndü.
"Sürpriz oruspu evladı!"
Her ne kadar Güney'in dediğine gülmek istesemde o an tek yaptığım çeşmeyi açmak ve ıslattığım ellerimi boynuma bastırmak olmuştu.
"Ne sikim geziyorsunuz burda? "
Başımı kaldırdım banyoya dalan Okan ve Melih'i de gördüğümde kendimi tamamen güvende hissettim. Okan yanıma gelip elbisemin yarısı açılmış fermuarını çektiğinde ona minnet dolu bir gülücük verdim.
"Kendi sürtüğümü sana yedirir miyim şerefsiz?"
Arka fondan "Şeref Fakiri." diyen ses bana aitti evet.
"Kızı sattın bana ne bok yiyorsun?"
"Bir sır verelim sana Şeref Fakiri, " dedi Melih gülerek adama yaklaşırken. Güney kıpırdamıyordu çünkü tek elinde silahı adama dogrultmuş en ufak hatasında gözünü kırpmadan vuracak gibi duruyordu. O silahın ruhsatsız olduğunu biliyordum çünkü çalmıştı.
"Biz pezevenk değiliz," Melih'in dediğine sessizce güldüm ama o devam etti. "Sana bu kızı satmadık paranı çalmak için uçkurunu kullandık." Melih kollarını iki yana açtı ve hepimize bakıp sırıttıtıktan sonra adama tekrar baktı. "Nasıl plan ama?"
"Beni soyabileceğinizi mi sanıyorsunuz?"
Adamın sırıtmasını solduran Güney olmuştu.
"Yaptığın uyuşturucu satımlarından araklayıp sakladığın paralardan iş arkadaşlarının haberi var mı Mehmet Topçu?"
Adam şaşkınlıkla silkelendi ama inkarını esirgemedi. "Yok öyle bir şey ne saçmalıyorsunuz?"
Harekete geçmesini engelleyen şey yarı çıplak olup kendisine silah doğrultulması mıydı yoksa sırrını bilmemiz mi yorum yapamıyordum.
"Valla var mı yok mu kasayı açınca öğreneceğiz değil mi? Melih." dedi Güney ve o anda yanımda olan Okan öne atılıp bize arkası dönük adamın kollarını geriye çekerek hareketini engelledi. Adam çırpındı çırpınmasına ama 18 yaşında olmasına rağmen Okan çok güçlüydü. Melih'te elini baksırından içeri sokunca Güney'in yerinde olmadığım için mutluydum.
"Bu yaptığınızı yanınıza kâr bırakmam! Duydunuz mu beni bunun intikamını alırım!"
"Ne yapacaksın? Sevgili iş ortaklarım sizden arakladığım paraları dört ergene çaldırdım o paraları geri almama yardım edin mi diyeceksin? "
Melih anahtarı çıkartarak yüzünü buruşturduğunda Güney oyalanmamız gerektiğini söyledi ve hızlıca odaya geçip kasayı alacağımız sırada Melih almak yerine içindekileri alalım diyince üçümüz sinirle ona döndük.
"Ulan amına koyduğum niye en baştan söylemedin burda ecel teri döktük biz?"
"Aklıma yeni geldi ben ne yapayım amına koyayım? " dedi Melih Güney'e ama en çok sinirlenen bendim tabi.
"Melih ağzına sıçayım siz kasayı sökene kadar boynumu becerdi lan adam."
"Kızılım özür dilerim valla."
"Ergen olduğunuz o kadar belli ki."
Hepimiz sırıtan adama dönüp "Kes sesini!" diyince Okan görevi devraldı ve kasayı açtı.
Yemin ederim biz çok maldık. Madem kasayı götürmeyecektik niye sökmekle uğraşmıştık? Boşuna mı atmıştım kendimi ortaya? Iııhh! Boynumu kopartmak istiyordum şu an ve bu boşuna mı olmuştu?
Bol küfürlü düşüncelerimin tamamını bıçak gibi kesen şey kasanın içindeki paralar olmuştu.
Kasa ağzına kadar yüzlük destelerle doluydu.
Belkide boşuna atmamıştım kendimi ortaya?
"Yuh amına koyayım sen ne zamandır çalıyorsun milletten para?" dedi Melih Okan'a destek olmak için adamı tutarken.
"Hepsini mi alacaksınız?"
"Ne oldu bebem korktun mu?"
Güney'e kıkırdayarak yanına gittim ve sütyenimin içine sıkıştırdığım poşeti çıkardım.
"Kıza bak ya soyguna bile getirdiği poşet Mavi poşeti."
Melih'e sırıttım. "Bakkal poşeti mi getirseydim?"
Poşeti Güney'e verdim ve o hızlıca paraları doldururken hepsini mi alacak diye düşünmeden edemedim. Eğer hepsini alırsa bir daha bu işe çıkmak zorunda kalmayacaktık, ama hepsini alırsa şu an sessiz ve öfke dolu bakan adam kesinlikle peşimize düşecekti.
Dediğim gibi olmadı çünkü Güney on deste parayı attığı gibi kasayı kapattı.
"Merak etme bebeşim tüm paranı çalacak kadar piç değiliz sadece ihtiyacımız olduğu kadarını ve şimdi," diyerek Okan'a attı silahı Güney. "Sen uyuyacaksın bizde gideceğiz."
Adam ağzını açtı ama konuşamadan Okan'ın darbesiyle yere yığıldı.
"Topukluyoruz koşun."
Pencereye koştuk ve açtığımızda ilk önce Güney tırmandı. Elinde para poşetiyle kendini yere attığında çok yüksekte olmadığımız için şükrettim.
"Melih atla sende." diyerek sıramı ona verdim ve geri çekildim. Melih'te yanağımdan makas alıp atladığında Güney'in küfreden sesini duyduk.
Ay valla bu Melih'e çok acıyordum bizden yemediği küfür kalmıyordu.
"Okan'ın ben atlamadan atlamayacağını bildiğimden pencereye çıktım ve aşağıya baktıktan saniyeler sonra kendimi aşağıya bıraktım. Çığlık atmamak için dudaklarımı mühürlerken popomu yerde bulmak yerine bedenimi saran kollarla düşüşüm sonlandı.
"Aferim kız."
Güney'in kucağında kıpırdansamda sıkıca tuttuğundan hareket edemedim ve o sırada Okan atladı.
"Haydi Güney." dedi Okan ama Güney'in gözleri hâlâ benim üzerimdeydi.
"Bu rujun silinme zamanı geldi de geçiyor."
Ben bir şey anlayamadan dudakları dudaklarıma örtündü ve hareketlenmeye başladı. En son annemin mezarına gitmeden önce öpüşmüştüm Güney'le galiba bunun etkisinden olacak sert ve ısrarcıydı dudakları. Ağzımın her köşesini emiyor yalıyor ve dudaklarımı aralamam için baskı uyguluyordu.
Dudaklarımı aralamadım. Güney'in kucağında ellerim omuzlarındayken yaptığım tek şey sonunda Güney'in tatmin olup dudaklarımdan ayrılmasıydıki nefessiz kalana kadar da öyle bir şey olmadı.
Ben derin nefesler alırken kucağından indim ve Güney elinin tersiyle ağzını sildiğinde adımlamaya başladı. Arkasından ilerlerken Melih'in eline bir peçete verdiğini gördüm. O sırada da Okan yanıma gelmişti.
"Anlayabiliyor musun şimdi?"
"Beni öpmesinden nefret ediyorum." diye mırıldandım sessizce.
"Kızıl, sence Güney senin Övünç'le birlikte olmana izin verir mi? Sırf onunla kavgalı olduğu için söylemiyorum, Güney seni paylaşmaz."
"Ya ne yapayım Okan? Ömrüm boyunca her sıkıldığında Güney'in yiyiştiği bir sürtük mü olacağım? Eğer öyle bir şey olacak olsaydım babamdan kaçmazdım boşu boşuna."
"Haklısın." dedi Okan. Gerçi başka ne diyecekti ki?
"Bir dakika," dedim. Güney ve Melih bir şeyler konuşarak önden gidiyordu. Duyacaklarından şüpheliydim.
"Övünç bir anlaşma yaptık demişti ne anlaşması?"
Okan'ın çenesi kasıldı ve elini ensesine götürdü.
"Boşver seni ilgilendiren bir şey değil. Ama sana söylüyorum Kızıl ondan uzak dur ki seni aşsın başkasını bulsun. Senden ona yar olmaz."
Bir an Övünç'ü başka bir kızla hayal ettim. Kollarında güzel ve tatlı bir kız. Onunla gülüşüyor, onunla geziyor, onu öpüyor...
Kafamı hızla iki yana sallerken içimdeki kıskançlığa lanet ettim.
"Belki de sadece Övünç'le eğlenmek istiyorum Okan eğlenemem mi?"
"Biraz da olsa sonunu düşün o zaman. Güney'in dostuyken korkmana gerek kalmaz ama sen hiç onun düşmanı olmadın Kızıl, ve inan bana olmak istemezsin."
Yanımdan ayrılıp Güney'in yanına giderken beni geride bırakmıştı. Ben arkada hayatımın merkezi olan üç adama bakarken Güney arkasını dönmüş gülümseyerek beni yanına çağırdı. O kadar tatlı görünüyordu ki dayanamayarak bende gülümsedim ve yanına gittim. Kolunu bana sarıp yürümeye devam ettiğinde tam tüm dertlerimi rafa kaldırıp gülümseyecektim ki karanlık sokakta gördüğümüz siluetle dördümüz olduğumuz yere mıhlandık.
Gözümüz alıştı ve siluet netleşti. Benim her yerim kaskatı kesilirken yıllarımın kabusu olan mavi gözler alaycı bakışlarını yüzüme dikti.
"Sevgili kızım."