BÖLÜM 28

2567 Kelimeler
"Okan!" Haykırışı acıdan çok sinir barındırıyordu Gün'ün ruhunun derinliklerinde. Elinin tersini tekrar dudaklarına sürttü ve Okan'ın dudaklarındaki o tadı alınca yüzünü buruşturdu. "Okan iyice sinirlenmeden gel yanıma kaçma!" Gecenin karanlığına karışmaya yüz tutmuş bedenin koşuşu yavaşladıve en sonunda durunca Gün'e döndü. "Sinirlendin mi gerçekten!?" diye bağırdı Okan sesini Gün'e duyurmak için. Sesinde eğlenen bir ton vardı. Gün karanlıkta seçemesede Okan'ın güldüğüne bahse girebilirdi. Okan'ın durmasını fırsat bilerek adımlarını hızlandırdı Gün. Okan'ın yanına gelipte karşısına dikildiğinde dar ve kimsesiz sokağı sahiplenen ikisinin nefesinden başka hiçbir şey değildi. "Soruyor musun bir de?" dedi. Sokağın ucunda ki yanan lamba o kadar sönüktü ki Okan'ı seçmesi zorlaşıyordu ama yine de büyük olan gözleri kocaman bir şekilde iyice açılmış Okan'a pür dikkat bakıyor, ne yapacağını düşünüyordu. "Sinirden kuduruyorum gerizekalı!" diyerek bir ayağını yere vururken topuklu ayakkabısı tok bir ses çıkarmıştı sokak arasında. "Ben..." diye söze başladı Okan. Ancak sözünü devam ettiremedi ve Gün, Okan'ın ağzına yumruğu geçirdiği gibi koskoca sessizliği başka bir ses yardı. Geri adımlayan Okan büyük elini dudağına götürürken bakışlarını kısa bir an Gün'den çekti. Ardından tekrar Gün'e baktığında diline kanın o metalik tadı geldi. "Sen... Az önce dudağımı mı patlattın?" "Sinirlendin mi gerçekten?" dedi Gün Okan'ı taklit ederek. Okan ağzındaki acıya rağmen sırıttı ama sırıtmasıyla dudağına müthiş bir sızı yayıldı. "Hayır. Haketmiştim." "Lan," dedi Gün Okan'ın sakinliğine tahammül edemeyerek. Yakasına yapıştırdı iki elini ve Okan'ı silkelemeye başladı. "Sen beni öptün gerizekalı, öptün! Kimsin sen lan! Nasıl öpersin beni, nasıl?" Gün'ün Okan'ı silkelemesine karşılık Okan'ın iki eli yanına düştü ve dudağının sol tarafından akan kanla Gün'ün yüzüne baktı. Farkında olmadan yüzünü yüzüne yaklaştıran Gün lafını bitirince Okan'dan daha sert bir darbe geldi. "Böyle," dedi yüzleri arasındaki mesafeyi kapatıp bu gece ikinci kez dudaklarını Gün'ün güzel dudaklarıyla birleştirirken. Okan'ın patlayan dudağındaki kan Gün'ün dudaklarına karıştı ve geriye itilerek dar sokağın pütürlü duvarlarına yapıştırdı Gün'ün bedenini. Gün ise şok ve korkuyla gözlerini faltaşı gibi açtı ve elleri Okan'ın omuzlarına yapıştı tekrar. Var gücüyle Okan'ı ittiğinde aynı anda tekmeyi geçirmişti. Aynı anda Okan acıyla inledi ve iki büklüm eğildi Gün'ün önünde. "Sıfatını siktiğimin şerefsizi!" Gün elinin tersini tekrar sürttü dudaklarına. Okan'dan dudaklarına bulaşan kan bu sefer eline geçince bulanan midesiyle baktı eğilen Okan'a. "Sakın! Sakın bir daha çıkma karşıma! O gece seni adam sanmıştım, ama görüyorum ki uçkurunu düşünen piçlerden bir farkın yok senin!" Okan'a arkasını döndü Gün ve sinirli adımlarını yönlendirdi sokağın çıkışına. Bedeni tir tir titriyordu. Esen gece rüzgârı mıydı Gün'ü böyle titreten yoksa Okan'ın ona yaşattıkları mıydı bilmiyordu ama içinde bir yerlerde bu öpüşmeden etkilenen yanını susturmak için daha sert bastı zemine. Gözlerini yumdu ve dolan gözlerinede biriken damlacıklar iki yanağından süzülmeye başladı. Ağzı aralandığında boğazından kaçan hıçkırık sokağın köşesini dönmüş olmasına rağmen Okan'ın kulaklarına gitmişti. "Gün!" dedi Okan geçmeye başlayan acısını daha fazla umursamadan. Bacak arasına yediği tekme feleğini şaşırtmıştı ama Gün'ün hıçkırığını duymak daha çok yakmıştı Okan'ın canını. Koşmaya başladı ve bacaklarına güç gönderirken tekrar haykırdı "Gün!" diye. Okan'ın sesini duyan Gün yaslandığı duvardan destek alarak doğruldu ve Okan'ı görmemek için uzaklaşmaya devam etti. Ancak çok fazla uzaklaşamadan Okan'ın eli Gün'ün bileğine dolandı ve son hızla kendisine çevirirken aynı anda kendine çekti Gün'ü. Gün'ün başı Okan'ın kalbinin üstüne düşerken çırpındı ama Okan engelleyerek sıkıca sarıldı Gün'e. "Bırak beni! Şerefsiz! Bırak!" "Özür dilerim. Çok çok özür dilerim." dedi Okan Gün'den daha çok acı içinde kıvranarak. Elleri Gün'ün düz, siyah saçlarını buldu ve boylu boyunca okşadı ipek saçlarını. "Dileme! Deme! Bırak!" Gün bırak dedikçe Okan daha da sıkı sarılıyordu Gün'ün naif bedenine. Kollarının altında titreyen beden çırpındıkça daha çok sarıyordu Okan. Göğsünün üstündeki yüz görünmüyordu belki ama ıslanan tişört ağladığını vurguluyordu. "Bırakamam. Seni bu kadar geç bulmuşken erkenden bırakamam. Özür dilerim Gün batımım, özür dilerim." Gün'den gelen tek cevap içli bir hıçkırık oldu. Okan sarılmasına son vermeden çenesini Gün'ün lavanta kokan saçlarına koydu ve gözlerini yummadan oldukları kaldırım taşını izlerken Gün'ün saçlarını elinde kendi kanıyla okşamaya devam etti. Okan'ın sarılışına karşılık vermemekte direnen Gün ise sonunda destek almak istercesine ellerini koymuştu Okan'ın ince beline. Başı Okan'ın istikrarlı bir şekilde atan kalbinin üstünde, kapalı göz kapaklarıyla düşünüyordu. O sırada yanlarından bir araba geçti ve hızıyla sert bir rüzgâr estirirken ikisinin kokusunu yüzlerine vurdu. Arabanın far ışığıyla aydınlanan bedenleri araba gittikten sonra birbirlerini tekrar puslu sokak lambasının ışığına bırakmıştı. Okan daha çok sevmişti olmayan aydınlığı. Belki on dakika belki de yirmi dakika hiç bir şey demedem kaldırım taşının üstünde birbirlerine sarılarak durdular. Sonunda Gün'ün ağlaması kesilipte kendini daha iyi hissettiğinde başını Okan'ın göğsünden çekti ve kaldırıp baktı o kahverengilere. Okan'ın açık kahverengi gözlerinden önce patlattığı dudağındaki kurumuş kan gözüne çarpmıştı. Okan'ın dudağı şişmesine rağmen umursuyormuş gibi durmuyordu. Gerçi Gün'de yaptığı şeyden pişman değildi. Sonuçta Okan yapmaması gereken bir şey yapmıştı. Bir daha öpse bir daha patlatırdı o dudağı. Birbirlerine baktılar. Gün aklında dolaşan onlarca düşünceden Okan'la ilgili olanları bir bir toplayıp birleştirirken Okan'da Gün'ün ne diyeceğini sabırsızlıkla bekliyor, diğer yandan Gün'ün kendisinden uzaklaşacağı korkusuyla belini yavaşça sıkıyordu. "Beni neden öptün?" Gün'ün dudaklarından çıkan bu soru dilini yakmış, dilinin ucunda acı bir tat bırakmıştı. Öpmek. En son ne zaman öpüşmüştü Gün? Her şeyden önce en son ne zaman birinin kendisini öpmesine izin verecek kadar güvenmişti? Tartışılır bir soruydu bu. Okan'ın dudakları aralandı ama cevap çıkmadı. Onun yerine derin bir nefes alırken diyeceklerini düşündü. "Çünkü en azından bu geceliğine başını yastığa koyduğunda beni düşünmeni istedim. Sadece bu geceliğine de olsa aklında olmak, gözlerinin önünde canlanmak istedim. Çünkü sen o geceden beri benim aklımdan çıkmıyorsun." Biçimli ve gür kaşları çatıldı Gün'ün. Okan'ın dediklerini saniyesinde kavrarken diyecekleri bir bir birikmişti dilinin ucunda. "Benim her gece düşünecek onca şeyim varken senin beni izinsiz öpmeni ve bunun beni ne kadar yıktığını mı düşünecektim?" "Belki de ruhunu çürüten şeyler hep o düşündüğün şeylerdir?" "Sonuç olarak ben o şeyleri düşünüyorum!" diye hırladı Gün çatılmış kaşlarını tekrar çatarak. Geçmişin acı verici kanlı parmakları ruhunun uzuvlarını kavrarken asıl istedikleri şeyin kalbi olduğunu biliyordu Gün. Bembeyaz elleri kıpkırmızı kana bulayan geçmiş, onları aç bir kurda dönüştürüp kafeslerinden salıverirken Gün'ü güvenli bir yere saklamayı unutmuştu. Gün ise tek başına kurtulmaya çalışıyordu çevrelendiği esaretten. Kalbindeki son his kırıntılarını da kaptırmamak için aç kurtlara, yükselere çıkmaya çalışıyordu ama her akşam adım attığı o ev Gün'ü aşağıya çekiyordu. Her sabah yeniden doğmak ve her gecenin sonunda kaybedip durmaktan yorulmuştu Gün. "Beni düşün Gün Batımı. Sen benim hiç aklımdan çıkmıyorsun lütfen seninde aklından ben çıkmayayım. Bencilce bir istek bu biliyorum ama istiyorum işte." Gün'ün dudakları titredi ve Okan tekrar ağlamasından korkarak baktı Gün'e. Ancak Gün ağlamadı. Onun yerine tekrar konuştu. "Hani bir yabancıya hislerini anlatmak daha kolaydı? Biz yabancı olmayacak mıydık? Ben yabancısın diye anlatmıştım sana ruhumu. Nasıl düşüneyim seni?" "Bazen bir yabancı hayatının merkezi olabilir." "Benim hayatımın merkezi yok." diyerek kafasını salladı Gün. "Ben pusulasını kaybetmiş bir denizciyim bulamıyorum ki yönümü merkezimi bulayım." "O zaman," diyerek kollarını Gün'ün belinden çekti Okan. Gecenin rüzgârı iki beden arasında esip sıcaklıklarını yok etmeye çalışsa da Okan buna izin vermedi ve ilk gördüğü andan beri aklından çıkmayan, belki de ömründe başka hiçbir zaman böylesine düşünmeyeceği kızın kendisine göre çok güzel olan yüzünü avuçları arasına aldı. Pürüzsüz tenin kendi teninde bıraktığı etkiye teslim olmak istese de dizginledi kendini Okan. Güney, Melih, Tuana ve kendisinin olduğu arkadaş grubunda belki de en iradeli olan kişi Okan'dı. Gün'ün karşısında olduğu zaman yetiştirmeye çalıştığı olgun adamı nasıl kaybediyordu bilmiyordu ama bu Okan'a göre çok boktan bir durumdu. Yeni yetme, on dokuz yaşında bir erkekti ve olgun adam olmaya çalışırken karşısına Gün çıkmıştı. Herkesin bir zaafı olurdu. Ancak Okan olmak istediği adam olmaya çalışırken Gün'e karşı böyle şeyler hissetmesi her şeyi onun için daha da zorlaştırıyordu. "İzin ver senin pusulan olayım. Kaybettiğin kalbini bulmana yardım edeyim." Büyük, eladan çok yeşile çalan gözleriyle Okan'ın kahverengi harelerine bakan Gün, o harelerde bulduğu ruh parçalarını kendi ruhunun kırılan yerlerine uyuyor mu diye kontrol etmeye başladı. Okan'ın ruhundaki her bir kırık parça Gün'ün ruhundaki kopartılan parçalara yapboz parçası gibi otururken nefes alamadı Gün. Şüphesiz Okan'da kırılmıştı Gün gibi. İkisinin kırılmaktan çok kopartılmıştı ruhlarındaki en hassas noktalar. Ve o kopan parçalar hiçliğe karışıp kaybolsa da kalan parçalar Gün aralarına mesafe koysada birbirlerine koşuyor, kanayan yerlerinden birbirlerini sarıp sarmalayarak her şeyin iyi olacağını fısıldaşıyorlardı. O fısıltılar çığlığa dönüşecekti şüphesiz. Asıl sorun birleşen parçalar çığlık atmaya başladığında Gün onları duymak isteyecek miydi? "Ben kalbimi kaybetmedim Okan. Benim kalbim annem ve kız kardeşimin mezarının ortasında atıyor hâlâ. Kaybolan şey ruhumun parçaları. İnsafsızca beş yıldır sürekli kopan ruhumun parçaları. Kopan yerlerin acısıyla inleyen benliğim beni bu hale getiren. Kalbim olmak istediği yerde Okan. Ruhum kalbimin yanına gitmek isterken yaralandı sadece. Benim çektiğim acı bu. Tek istediğim kalbimin oturduğu o mezar taşına ruhumunda sığmasıydı. Oysa ne sığmak için ne kadar çok parçamdan vazgeçtiysem o kadar çok nefret etti kalbim benden." Gün'ün konuşurken gözlerinden damlayan iri damlalar Okan'ın parmaklarına damlıyor, sıcaklığı rüzgârın soğuttuğu parmaklarını ısıtsa da kalbini yakıyordu. Büyük parmaklar hareket etti ve Gün'ün göz çukurlarına sürterek gözyaşlarını sildi. Silinen bir gözyaşının yerini yeni bir damla alırken Okan sabırla tekrar sildi o gözyaşlarını. Gün'ün ruhunun çığlıkları bir yabancının kollarında teselli bulurken histerik bir nefesle havayı ciğerlerine doldurdu. "Ruhunun parçalarını aramaktan vazgeç." dedi Okan fısıltıyla. "Zira kopan parçalar yapışmaz tekrardan. Dikemezsinde onları, ruh dikiş tutmaz çünkü. Tutsaydı acır mıydı bu kadar kalp? Sürer miydi her acı yıllarca hatta ömür boyu?" "Ben bu acıyı daha fazla yaşamak istemiyorum Okan. Beyimde dönüp dolaşan hayaletlerin attığı çığlıklar damarlarımda yankılanırken kaçmak için bir yerlere koşturup sürekli tökezlemek istemiyorum. Hoyratça kopartılan parçalarımı bulmak gerekirse koptuğu zamankinden daha çok acı çekerek tekrar dikmek istiyorum. Yamalıda olsam bir bütün olmak istiyorum ben, çok uzun zamandır eksiğim." Okan hafifçe gülümsedi Gün'e. Patlak dudağındaki yarık canını acıtsada umursamadı fiziksel acıyı. "Kaybettiğin parçalar seni isteseydi eğer emin ol seni bulurdu. Onlardan vazgeçmelisin ki seni iyileştirecek asıl şeyi gör. Beni gör Gün. Battım ben. Karanlığa kavuşmak için batan bir Güneş'im uzun zamandır. Doğ benim yüzüme. Estir rüzgârını ve vur kendini bana. İhtiyacım var buna. Kış mevsimime bir son ver artık. Ben yaz çocuğuyum kış beni öldürür. Güneş' siz bir kış ise soldurur. İzin ver senin gibi bir çiçeği göklere çıkaran o kök olayım. Toprağa tutunmayı sağlayayım." Bir araba daha geçti yanlarından. Arabanın kör edici far ışıkları Gün'ün yüzüne vururken Okan'ın sırtına vurmuştu. Işığın yarattığı rahatsızlıkla gözlerini kıstı Gün ve son hızla geçip giderken araba estirdiği rüzgâr Gün'ün çıplak kollarını titretti. Ellerini kaldırdı Gün ve yüzünü kavrayan büyük ellerin üzerine koyarken hafifçe tebessüm etti. Okan'ın ellerini yüzünden çekip aşağıya indirdiği sırada bir şey yapmasına fırsat vermeden Okan Gün'ün küçük ellerini avuçları arasına hapsetmişti. "Benim istediğim tek şey küçük bir esinti Okan ama sen güçlü bir rüzgârsın. Yüzüme çarpmak yerine bedenimi savurmak ve kendine karıştırmak istiyorsun. Görebiliyorum bunu gözlerinden. Ben çok uzun zamandır hissetmiyorum rüzgârı tenimde. Ve ilk hissettiğim rüzgârda yüzüme seni vurdu." "Güçlü bir rüzgâr olabilirim ama yakıp yok etmeyeceğimden eminim Gün Batımı." dedi Okan Gün'ün ilk duraksadığı anda. Korkuyordu nedense. Deli gibi korkuyordu kaybetmekten. "Ben hep seni hissetmek istiyorum yüzümde." İlk başta anlayamadı Okan Gün'ün ne demek istediğini. Ardından anladığı dakikada yüzüne bir gülümseme doldu ve mutlulukla kısıldı kahverengi harelerini çevreleyen gözkapakları. Gün'ü kendine çekerken alnına kondurdu o sahiplenici buseyi. "Teşekkür ederim Gün. Bana bir şans verdiğin için teşekkür ederim." Kendisine sıkıca sarılan Okan'a karşılık olarak Gün'de kollarını doladı ve başını göğsüne gömdü. Gün aralarındaki boy farkından hoşlanmasa da Okan çok sevmişti. Kendi kadını olarak koruyup kollayabileceği birine sarılıyordu şu anda. Kendisine ait olmak isteyen kadını kucaklıyordu kollarında. Ondan mutlusu var mıydı? Sarılmalarına son vermek zorunda bırakılan şey Gün'ün pantolonunun arka cebinde titremeye başlayan telefon oldu. Yavaşça Okan'dan ayrılıp telefonu eline alsa da arayan kişiye baktığında eli ayağına dolandı Gün'ün. Tüm mutlulukları birer birer zihninin en ücra köşesindeki uçurumdan atlayarak intihar ederken nefesini tutarak telefona baktı Gün. "Efendim hala?" diyerek açtı telefonu. Halası sonunda şehir dışından dönmüştü. Sırf bu yüzden Bar'da geceleri çalışmaya başlamıştı ama sanırım patronu Uzay bugün onu işten atmıştı. "Nerede sürtüyorsun kaç saattir sen?" sesi geldi karşı hattan ama ses Gün'ün halasına değil, onun oğluna aitti. Gür erkek sesini duyan Okan bir an Gün'ün elinden telefonu alacak olsa da dizginledi kendini. "Murat dedim ya ek işe başladım diye. Yeni çıktım geliyorum eve." "Çabuk gel." Telefon kapanacağı sırada "Babam ne yapıyor?" diye sordu Gün. Bu soru ağzında ekşi bir tat bırakmıştı. "Uyuyor ne yapsın? Gel haydi." Telefonu "Tamam." diyerek kapattı Gün ve Samsung marka siyah telefonunu tekrar eski yerine koyarken Okan'la göz göze geldi. "Şu Murat, kaç yaşında?" Okan'a bakan Gün iki elini arka cebine yerleştirdi ve ayak parmaklarının üstünde yükselip tekrar zeminle buluştuktan sonra "Yirmi üç." dedi. Aldığı cevaptan memnun olmayan Okan kaşlarını çatarken elini Gün'e uzattı ve genç kızın pantolon cebine sakladığı ellerinden birini alıp kendi avucunun esaretiyle merhabalaştırırken "Seni eve bırakayım." dedi. Adımları ileriye donuk şekilde ilerledi ve ne olduğunu anlamayan Gün çok kısa bir sürede adapte olarak Okan'a uyum sağlamaya başladı. Ancak Gün'ün üç adımı Okan'ın bir adımına eşti. Her şeyiyle olduğundan büyük gösteriyordu Okan. Boyu, cüssesi, hareketleri, -bu gece yaptığı düşüncesizlikleri saymazsa eğer- söyledikleri ve en çok bakışlarıyla. Okan'a bakan biri karşısında on dokuz yaşında bir genç varmış gibi hissetmezdi ki Gün'de ilk gördüğünde kuzeni Murat yaşlarında sanmıştı. "O benim kuzenim, biliyorsun değil mi?" dedi Gün büyük adımlar atmaya gayret edip Okan'a yetişmeyi amaçlarken. "Kuzenin ve halanla yaşadığını söylemiştin zaten ve şehir dışında olduklarını da. Sadece bu kadar genç olduğunu tahmin etmemiştim." diyerek oldukça sakin bir sesle mırıldansa da Okan rahatsız olduğu her halinden belliydi. Kaldırım boyunca yürüdüler. Işıklara geldiklerinde durup kendileri için yeşilin yanmasını beklediler. O sırada Okan'ın yanında yerini alan Gün onun yan profilini inceledi ve yutkunurken Okan'ın bakışları Gün'e kaydı. Aceleyle gözlerini kaçırdı Gün. Trafik ışıklarına bakmaya başladığında hızını artıran kalbine söz geçirmeye çalıştı ama nafileydi. Bulmuştu bir kere yanan kalbi acısını dindirecek rüzgârı. Sonunda yeşil ışık yandı ve ikisi karşıdan karşıya geçmeye başladı. "Taksiye mi binmek istersin yoksa yürümek mi?" diye sorduğunda Okan, Gün hiç düşünmeden "Yürümek." cevabını verdi. Evi az biraz uzakta kalıyordu ama yürünmeyecek kadar da değildi. Okan aldığı cevaptan hoşnut Gün'ün yönlendirmesiyle ilerlemeye başladığında aklında dönüp duran tek bir düşünce vardı. Bundan sonra ne olacaktı? Gün gerçekten kabul etmiş miydi Okan'ı hayatına? Derin bir nefes aldı Okan ve Gün tekrar bir yöne dönerken adımlar yavaşladı. Hemen karşısındaki binaya bakarken Gün'ün gözleri Okan boştaki eliyle genç kızın çenesini kavrayıp kendine döndürdü. "İyi geceler Gün Batımı'm." diye fısıldadı sessiz sokağa uyum sağlayarak. "İyi geceler." "Biz şimdi," desede hemen susturdu Gün onu. "Sevgili falan değiliz. Sadece deniyoruz tamam mı? Ben emin olana kadar bir şeylerden deniyoruz." "Tamam." dedi Okan sabırla. Bu gece çok kabahat etmişti ve kısa süreliğine de olsa Gün'ün içindeki askerlere nöbeti bıraktırmıştı. Oysa şimdi o askerler tekrar Gün'ün duygularını kilitlediği kapının önünde durmuş, dışarı çıkmasınlar diye gözlerini bile kırpmadan hazır olda bekliyorlardı. "Ama en azından numaranı ver bana." Gün tamam anlamında başını salladığında Okan cebinden kendi telefonunu çıkardı ve kilidini açarak Gün'e uzattı. Gün büyük telefonu kavrayıp numarasını tuşladıktan sonra telefonu Okan'a verdi ve aynı dakikada Gün'ün pantolonu titredi. "Bana bak, cırt pırt ararsan yemin ederim engellerim seni." diyerek boştaki elini havaya kaldırdı ve tehdit edercesine uzun tırnaklı işaret parmağını Okan'a salladı Gün. Okan hafif bir kahkaha attı ve "Tamam asi kızım benim tamam." dedi. Gün kaşlarını çatarak elini Okan'dan kurtardığında "Lakap takma bana yakıştırmıyorum." diye homurdandı. Ardından Okan'ın bir şey daha demesine fırsat vermeden rüzgârına arkasını döndü ve neredeyse koşarak evine adımlamaya başladı. Lakap takma desede Okan'ın ağzından kendi için duyduğu sözler hoşuna gitmişti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE