"Trigonometrik fonksiyonlarla ilgili bilmeniz gereken bir başka hususta şu."
"İntihar etmek istiyorum." diyerek başını sıraya küt diye attı Beste. Didem onun ani hareketine gözlerini ayırarak bakarken sırtını dürten diğer arkadaşına döndü.
"Söyle Yalçın." diye mırıldandı hocanın gözüne batmamak için. Son derse matematik koyan okuluna dair hislerini en içten dilekleriyle gönderiyordu.
"Benden tavsiye, bugün servise binme."
Didem kaşlarını çatarken "Neden?" diye sordu.
"Ya bu Buket yok mu? Aranızda bir mevzu geçmiş sanırım kuzeni Arda Buket serviste hesabını soracak ona diyerek geveliyordu. Bizimle aynı serviste değilsin bir şey yapmasınlar?"
Arkadaşının endişeli haline bakarak gülümsemek istesede başına bela olan Arda yüzünden ofladı Didem. Neden kurtulamıyordu şu çocuktan?
"Ya benimle çıkmak istiyor Arda ama ben istemiyorum. Peşimi bırakmıyor bir türlü bıktım Yalçın."
"Pişt kız, hesabını görelim mi?" diyerek kaş göz yaptı Yalçın. Didem hafifçe kıkırdayarak "Arda on ikinci sınıf biz ise on gücümüz yetmez." dedi.
"Mevzu ne?"
"Sen ne ara uyandın lan?" diyip Beste'nin kahverengi saçlarına fıske attı Yalçın. Beste oflayarak geri çekilirken gürültü çıkardığından matematik öğretmeniyle göz göze geldi.
"Beste Parlak. Parlak öğrencim benim." diyerek dalga geçti öğretmen. Beste dişlerini sıkarak gülümserken Didem, Yalçın ve yanındaki Bora bıyık altı gülüyordu.
"Buyrun hocacığım."
"Madem arkadaşlarınla sohbete daldın, o halde konuyu anladın?"
"Iııı şey, anladım da şu son yaptığınız örnekteki işlemi anlamadım Yalçın'a onu soruyordum hocam."
"Henüz konuyla ilgili örnek çözmedik Beste." dediğinde öğretmen tüm Sınıf kahkahalara boğuldu ve kızarmaya başladı.
"Sonuç olarak tahtaya en son yazdığınız şeyi anlamadım hocam."
"Dinle o zaman." diyerek tekrar derse döndü öğretmen ve Beste hemen arkasını dönüp Yalçın'la konuştu.
"Mevzu ne?"
"Buket kanka yolak diyoruz ne diyorsun?"
"Ayyy ne güzel olur! Çıkışta mı? Diyim mi çıkışa gel diye? Parkta mı döveceğiz."
Yalçın ve Didem gülerken Beste Buket hakkında ki planlarını tek nefeste söylemeye çalışıyordu. En sonunda Yalçın Beste'nin ağzını kapattı ve onu susturdu.
"Sakin ol şampuan. Olay yok henüz. "
"Şampuan ne be? İlk okul kaçsın oğlum sen?"
"Ben üç sen ise bir."
"Ya girmeyin laf dalaşına." diyerek sessizce uyardı Didem ikisini. Bora'la göz göze geldiğinde gülümsedi ve Bora ona göz kırptı.
"Bir şey yapmanıza gerek yok. Ne yapabilirler Allah aşkına Beste gibi planlar yapmıyorlardır."
Beste ona 'Yapmazlar mı sence?' bakışı atarken Yalçın gözlerini devirdi ve konuşmaya başladı ama Didem onu susturdu.
"Yalçın bir şey olmayacağından adımın Didem olduğu kadar eminim ve zaten sabahta servisle gelmedim çıkışta da binmeye niyetim yok."
"Neyle geldin?"
"Yürüyerek."
"Gerçi senin servisle gelmen aptallık evin yakın işte her gün mis gibi yürüsene." dedi Yalçın. Didem ona hak verircesine kafasını sallarken "Babamı biliyorsun." diye ekledi cümlesine. Ama ne kadar cümle eklerse eklesin içindekileri tam olarak dökemiyordu. Babasının baskısından sıkılmaya başlamıştı ama yine de evdeki huzuru kaçırmamak için susuyordu. Evdeki herkes Didem'in ağzına bakarken 'Beni rahat bırakın!" diye çemkirmesi hiç doğru olmazdı.
"Tahtada ki soruları defterinize zil çalmadan geçirin çocuklar," diye sesi yükseldi matematik öğretmeninin. Didem aniden önüne döndüğünde öğretmeniyle göz göze geldi ve gevezelik ederken yakalandığı için yanakları utançla ısınmaya başladı. Hemen eline mavi kalemini alıp kareli defterinin bembeyaz sayfasına tahtadaki on soruyu yazarken öğretmen konuşmaya devam etti ama Didem'in aklı bambaşka yerlere gezintiye çıkmıştı. Beyninin kıvrımlarına saklanan taze anılar eski anılarına savaş açarak onları en diplere gömerken kendisini atıyordu Didem'in önüne. Adeta 'Beni hatırla! Beni hatırla!' die bağırarak Didem'in önünde saygıyla eğilen anılar, Didem'in gözlerinde canlanırken başlarını kaldırdılar ve arsızca sırıtmaya başladılar.
Şüphesiz dün gecenin anılarıydı bunlar.
Melih'le kaçışları, depoya saklanmaları ve o depoda olanlar...
Didem kendisine bakan anılarına kızarak kışkışlamaya çalışırken bir yandan da beyin kıvrımları arasında yok etmeye çalışıyordu. Daha hatırlarken bile eli ayağına dolanmış yanakları kızararak taze domatese dönmüştü. Melih'i tekrar gördüğünde ne olacaktı kim bilir?
Tekrar görmek mi? Uçtun mu sen kızım? Onu tekrar görebileceğine inanıyor musun cidden?
İçindeki Didem dün gecenin tüm anılarını ansiklopedi gibi üst üste koyarak kendisine tümsek yaptı ve anıların üstüne oturup bacak bacak üstüne atarken elindeki törpüyle bakımlı tırnaklarını törpülemeye başladı. Didem ona kaşlarını çatarken o tırnaklarından başını kaldırdı ve alayla baktı Didem'e. İçerde saklanan Didem dışardaki Didem'in aksine oldukça olgun ve tecrübeliydi.
Sussana sen! diye tısladı Didem kendine. Neden görmeyecek mişim onu tekrar?
İçerideki Didem mavi gözlerini alayla kıstı. Makyajsız ve çocuksu Didem'e göre içteki Didem en ateşli kostümünü bedenine geçirmiş, koyu siyah makyajıyla kendisini seksi göstermeyi başarmıştı. Didem ise eyeliner bile çekmeyi bilmez, siyaha dair bir şeyi olmazdı dolabında.
Sence? Çocuğu tersledin, karşısında küçük bir kız çocuğu gibi şımarık şımarık hareketler sergiledin, tam bir kutsal bakire olduğunu o sana dokunduğu anda belli ederek tir tir titredin. Ah bide attığın tokatı unutmamak lazım. Güzellik boş şeyler kızım. Sen bu güzelliğine bir şeyler eklemedikçe anca bir kere görürsün her erkeği.
Didem içinde yaşattığı aksi Didem'i daha doğrusu içindeki fahişeyi susturmak adına gözlerini kıstı ve ona ölümcül bakışlarını savurdu. İçindeki Didem bu harekete sadece kahkaha atmakla yetindi.
Bu bakışları Melih'e de atmayı dene Kutsal Bakire. Belki o zaman seksi görünürsün gözüne.
Ardından arkasını döndü ve üzerindeki siyah elbiseyi savurup kalçalarını kıvırarak Didem'in zihninde kayboldu.
Her kadının içinde bir fahişe vardı. Bazıları onu göstermekten çekinmez, her şeyi yaşatırdı fahişesine. Doyururdu fahişesini. Ama bazı kadınlar vardı ki içindeki o fahişeyi beyninin derinliklerine gömer, kilitli kutulara koyarak kapalı kapılar ardına saklardı. Yıllarca aç bırakırdı fahişesini. Ve bir gün geldiğinde o fahişe içindeki ateşle ortaya çıkar, kendisine sahip olan bedeni ele geçirerek açlığını doyurmaya çalışırdı.
Didem'in fahişesinin doyma zamanı gelmişti.