BÖLÜM 24

2386 Kelimeler
"Ayrılıyor muyuz şimdi?" Tek omzuna astığı çantasını diğer omzuna geçirirken Beste'ye baktı Didem. Yalçın kolunu Beste'nin boynuna dolayıp başını eğmesine sebep olurken cırladı Beste. "Vallahi biz bunla niye arkadaşız anlamıyorum. Atalım bir yere kaçalım Didem." Tatlılıkla kıkırdadı Didem. Beste Yalçın'dan kaçarak ona kötü bakışlar atarken Didem konuştu. "Ana sınıfında yere düşen pudingi için ağladığında dayanamayıp kendi pudingimi onunla paylaştığımdan beri yanımda valla Yalçın bırakacağını sanmıyorum. Köpek yavrusu gibi hemen bulur beni." "Hobileriniz arasında beni gömmek var değil mi? Geberin ikinizde gidiyorum ben." diyerek Yalçın ve Didem'e arkasını dönen Beste ayaklarını yere vura vura servise doğru yürümeye başlayınca Yalçın arkasından bağırarak Didem'i yalnız bıraktı. "Kız Beste ben sana o etekle o şekilde yürüme demedim mi millet bacaklarına bakıyor senin kıracağım o bacakları gör sen!" Didem gülümseyerek arkadaşlarına arkasını döndüğünde okul çıkışına ilerlemeye başladı. Çantasından telefonunu ve kulaklığını çıkarıp attığı narin adımlar eşliğinde bir yandan da düğümlenen kulaklığını çözerken hangi şarkıyı dinlemek istediğini düşündü. Sonunda kulaklığı ısrarlı direnişten vazgeçerek çözüldü ve Didem kulaklarını hasretle buluşturdu mor kulaklığıyla. Kulaklığın diğer ucunu telefonuyla kavuşturduğunda parça listelerinden birine girdi. Kelebek şarkısı kulaklarına dolup beynine ilerlediğinde yolda yürürken şarkıya uyumlu hareketler yapmaya başladı. "Maskeler ardına saklanmış maymunlar onlar." diye mırıldandı sokakta olmasını umursamadan şarkının sözlerinin kendisine 'beni tekrarla!' diye haykırışlarına kulak vererek. Çoğu zaman çoğu davranışına dikkat ederdi. Ama söz konusu mor kulaklığını küçük kulaklarına takmaksa Didem içinde barınan Seksi Didem'e uyarak kendinden geçiyordu. Babasıyla en çok kavga ettikleri ikinci konu buydu. Birincisi ise tabiki Didem'in meşhur elbiseleriydi. Şarkının son demlerinde kendi kendine mırıldanmaya devam ederken kaldırım kenarında oturan yaşlı boyacıyla göz göze gelmemeye gayret etti. Çünkü biliyordu birine bakarsa şarkı söylemeyi bırakacaktı ve normal Didem olup eve kös kös yürüyecekti. Oysa böyle daha mutluydu. "Kelebeğin ömrü gibi kısa sürer bütün güzel şeyler." Küçük ve uyumlu adımları evine giderken şarkı bitti ve yeni bir şarkı başladı. Tatatam! nidası patlattı beyninin kıvrımlarına yatağını kurmuş uyuyan gizli Didem aniden belirerek. Üstünde kırmızı geceliği ve dudağındaki kırmızı rujuyla oldukça harika görünüyordu. Ne var yine? diye tersledi Didem içindeki kişiliği. Beyninin içinde düşünceler vücut bulup seslere dönüştüğünde kendinden korkmaya başlıyordu Didem. Ah bu şarkı... Ne kadar da Melih'lik değil mi? Sussana sen! diye tersleyerek susturmaya çalıştı kırmızı geceliğini soyup en muhteşem elbisesini bedenine geçiren Didem'e ters ters bakarak. Elbisenin en sevdiği renk olduğunu görünce sinirle gözlerini kıstı ama içindeki Didem ona göz kırparak gülümsedi. İtiraf et Didem Vefakaroğlu. Melih'i düşünmeden yapamıyorsun. Gayette yapabiliyorum! O zaman şimdide yap. Ne? dedi kendini anlamayan Didem. İçindeki hesaplaşma yarım kalırken birden mor kulaklığının teki kulaklarından çıktı ve sıcak yumuşak parmaklar kulağına çarparken mor kulaklığının çıktığı kulağına soğuk hava doldu. Bir an irkilsede Didem, attığı çığlık bundan değildi. İçindeki Didem gözlerini büyük büyük devirirken hemen arkasını döndü ve makyaj aynasının karşısına oturdu. "Ciddi misin? Kızıl'da hep dinliyor bu adamları ne buluyorsunuz bunlarda? " "Sen," diye söze başladığında Didem Melih anlamsızca güldü ve Didem daha çok kaşlarını çattı. Şu an mor kulaklığının teki sağ kulağında diğeri ise Melih'in sağ kulağına takılmıştı ve Melih kulaklık kulağından düşmesin diye Didem'e oldukça yakın yürüyordu. "Sen bana 'sen' dedikçe Teen Wolf'ta Lydia ve Peter'ın birbirlerine sürekli 'sen' dedikleri an aklıma geliyor be aptal sarışın." "Birincisi şahıs, ben aptal bir sarışın değilim. İkincisi ise birden karşıma çıkıyor ve beni korkutuyorsun diyecek bir şey bulamıyorum." "Oysa ki bana denilecek ne kadar çok laf var değil mi?" Evet! diye atladı seksi Didem lafa. Mesela ne kadar yakışıklı olduğunu söylemek istiyorum. Ne kadar çekici ve seksi. Seni gördüğüm zaman bir mum gibi eriyip en sonunda yok olduğumu bil bence. Didem koyu göz makyajını tamamlayan seksi Didem'e kötü bakışlar atarak kendisine çok yakın yürüyen Melih'e odaklandı. Köşeli olmaya çok yakın çenesi, yaygın ve düzgün burnu, alnına yayılan siyah saçları ve uzun kahverengi kirpikleriyle ne kadar güzel olduğunu düşündü. Yanakları yumuşak görünüyordu ama buna rağmen Melih'in tıraş olduğuna kalıbını basabilirdi. O bebek yüzlü olamayacak kadar erkeksi görünüyordu çünkü. "Sarhoş eder tenin meyhane, Duruşun yeter koskoca aleme." Didem'in o kadar dikkatli süren incelemesine rağmen Melih farketmeden -ya da Didem'i kâle almadan- şarkıyı söylerken kimseyi umursamıyordu. Öyle ki şarkıyı herkesin dinlemesini istiyor gibi bağırarak söylüyordu. Ve evet sesi çok güzeldi. "Yağmasın yağmur yüzüme, Değmesin rüzgar tenime, El! Değmesin elime, Senden başka" Bunu söylerken Didem'e dönmüştü başı. Zaten kendisini izleyen Didem'le göz göze gelince utançla başını çevirdi Didem. Melih'in dudağının kıvrıldığını ise göz ucuyla görmüştü. 'Pislik,' diye düşündü Didem. 'Pislik işte ne olacak.' "Senin tadın yok hiç bir şeyde, Ne cigaramda ne içkimde. Sensiz gecemin son nefesinde, Kabus olsan gel, güzel bi' düş seninle." Didem ısrarla Melih'e bakmayı redderek uygun adımlarla yürümeye devam ederken başı önüne eğikti. Açık ve pırasa gibi dümdüz olan sarı saçları omzunun iki tarafından önüne dökülmüş yürürken sadece baktığı yeri görmesine izin veriyordu. Oysa büyük bir özgüvenle başını kaldırmak ve Melih'e bakmak isterdi Didem. Mavi gözlerini sütlü çikolata gözlere dikip utançtan kızarmamış yanaklarla konuşmak isterdi. Dün geceyi abartmak istemezdi zihninde. Evirip çevirip hep aynı noktaya dönmeyi hiç ama hiç istemiyordu mesela. Melih'in ona dokunduğunu sürekli düşünmeyi cidden hiç istemiyordu. İçinde bir yerlerde yükselen kahkaha sesini duydu Didem. Yürürken ince kaşları çatılsa da sesini çıkaramadı ama kendisinden başka kimsenin varlığından haberi olmayan fahişesi ikinci hir kahkaha patlatarak konuştu. Sen onu benim külahıma anlat. Düşünmek istemiyormuşmuş. Daha fazlasını istiyorum demiyorda. Düşüncelerine duyduğu öfkeyle küçük ellerini yumruk yaparken kendisiyle bugün sayısını unuttuğu başka bir kavgaya tutuşmak için hazırlandı ama başka bir şey fahişesine cevap vermesini engelledi. "Yıldızlar yağıyor üzerime," dedi şarkıya devam eden Melih. Didem bakmıyordu ama dün gece bacaklarında ve yüzünde hissettiği o sarhoş edici tatlı nefesi şu an saçlarında hissediyordu. Zaten bir an sonra Melih'in görüş açısında olan sol profilindeki saçlarının kavradığını hissetti. Sol tarafında ki saç tutamları usulca Melih'in büyük avuçlarının içinde yerini alırken Melih'in burnunun saçlarına gömüldüğünü gördü. Kokladığı şey Didem'in saçları olabilirdi ama yüzü Didem'in boynuna çok yakın duruyor, verdiği sıcak nefes boynunu yalayıp geçerken Didem'in bacakları titremeye başlıyordu. "Deniz kokusu var saçının her telinde." Bir an bayılacak gibi oldu Didem. Kalbinin atış hızı iki kat hızlanıp göğüs kafesine sığmaz olmaya başladığında hemen şu taş yolun üzerine bedeninin yığılacağını sandı. Ölmeyecek olsa bile utançtan alev alıp yok olacağını düşündü. Aslında düşünmedi bir an içinde olsa tüm bunların gerçekleşeceğinden neredeyse emindi. Melih yüzünü Didem'in boynuna gizlemiş şarkıya kendinde yorum getirirken Didem bir an yürümeyi bıraktı. Olduğu yerde sabit dururken kendisine bakan yabancıları umursamamaya çalıştı. Elini kalbine götürmekle avuç içini Melih'in yanağında patlatmak konusunda çelişkideydi. Bence o elini kaldır ve Melih'in ensesiyle buluştur. Sonrası malum zaten. İçindeki Didem'in kıkırtılarına aldırış etmeden birden geri çekildi ve mor kulaklık Melih'in kulağından çıkıp Didem'in göğsünde sekerken kaşlarını çatarak baktı yüzü boşluğa düşen Melih'e Didem. "Ne yapıyorsun sen be?" diyerek sesini yükseltti Melih'e Didem. Zaten Melih'le olduğu pozisyon yüzünden dikkat çektiğinden sesi duyan herkes kendisine bakmaya başlamıştı. "Ne ne yapıyorum?" dedi Melih oldukça masum bir şekilde. Dolgun dudakları bükülmüş gözlerinde ışıltıyla Didem'e bakıyordu. Yüzünü inceleyerek Melih'i anlamanın zor olduğunu düşündü Didem. Gerçi sadece Melih'te değil, genel olarak hiç bir insan hakkında izlenime sahip olamazdı ve bu çok kötü bir şeydi ona göre. Kimden zarar geleceğini anlayamıyordu. "Yolda yürüyoruz farkında mısın? Fazla yaklaşıyorsun ve bu rahatsız edici." Melih kaşlarını yeteri kadar havaya kaldırıp sırıttığında Didem mümkünmüş gibi daha çok çattı kaşlarını. Bu bakışların altında Didem'i utandıracak hangi sözcük grupları gizliydi? "Rahatsız olduğuna emin misin?" Ağzına gelen tüm küfürleri geri yuttu Didem. Boğazından sert bir yutkunma sesi geldiğinde Melih'in sırıtması daha tehlikeli bir hal almaya başladı. "Gerçekten çok piçsin." dedi bir çırpıda. Daha çok ettiği hakaretin kendisinde bıraktığı o etkiyi saklamak için hemencecik çıkarmıştı iki dudağının arasından. Kötü söz söyleyen birisi değildi, insanların kalbini kırmak istemez kendisi daha çok üzülürdü ama Melih cidden hakareti hak ediyordu. Melih'i geride bırakarak hızlı hızlı yürümeye başladığında içindeki Didem'in kafasına kalın bir kitapla vurduğunu hissediyordu. Aptal! diyordu saklı Didem ona. Aptalsın aptal! Birde Melih'i tekrar görme hayalleri kuruyorsun. Biraz şu kitabı örnek al be! Saklı Didem kitabı var gücüyle Didem'e fırlattığında alnına çarpıp yere düştü hızlıca kitap. Didem kafasını eğip kalın kitaba baktığında birde kendisine kaşlarını çattı Didem. Ben Anastasia gibi iradesiz ve kendisine saygısı olmayan bir kadın değilim! diye sinirle bağırdı kendine Didem. Kendisine duyduğu sinirden yürüme hızını artırdı ve arkasında bıraktığı Melih'i zihninin en kuytu köşelerindeki kara kutuya gömmeye çalıştı. Ama Didem ne kadar çabalarsa çabalasın kutu kapanmıyor ve oluşan boşluktan Melih sızmaya çalışıyordu. Didem kutunun üstüne oturup sonsuza kadar kapatmaya çalışsa bile bu sefer saklı Didem eteklerini sürüye sürüye koşuyor ve Didem'i savuruyordu kutunun üzerinden. Nitekim Saklı Didem başarılı oldu ve Didem'in mor kulaklığıyla buluşmayan kulağı Melih'in o boğazdan gelen boğuk ama ilahi "Hey!" sesini duydu. Yönlendirdiği adamlarına hükmedemezken yavaşladı ve arkasını dönüp o mükemmel esmer suratla karşılaşmak ile karşılaşmamak arasındaki çelişkide asılı kalan bir sarkaç olabildi. "Tamam, abarttım. Durur musun?" Ah, ne de güzel rica ediyor değil mi? Altı üstü rica etti, diyerek Saklı Didem'in her şeye verdiği aşırı tepkilere gözlerini devirdi Didem. Ardından bedenini Melih'e çevirdi ve kısa sürede kendisinin çok yakınına gelmiş o yüzdeki kahverengilere birden yakından bakınca yanaklarına toplanan kanı tüm hücrelerinde hissetmeye başladı. "Neden rahat bırakmıyorsun beni?" dedi güçlü çıktığını düşündüğü bir sesle. Elini havaya kaldırıp yüzüne rüzgâr çarpmamak için zor duruyordu. Bulutlar nereye kaybolmuştu böyle? Güneş neden şu an çok fazla yakıyordu Didem'in beyaz tenini? Melih yüzündeki o çarpık gülüşünü genişlettiği esnada derin bir nefes doldurdu ciğerlerine Didem. Melih başını hafifçe sağa yatırdı ve bakmakta olduğu mavi gözlerden açık kahverengi harelerini çekip uzun uzun süzmeye başladı Didem'in düz, pembemsi dudaklarını. İki dudağının arasından dilini çıkarıp kendi dudağının etrafında gezdirdiğinde yuvarlak gözleri tekrar çıkmıştı Didem'in maviliklerine. Didem ise içine doldurduğu andan beri özgürlüğünü vermediği nefesini sonunda dudaklarını aralayıp verirken sertçe yutkundu. "Çünkü seni öpmek istiyorum." Cevap vermedi Didem. Yani bir şey diyemedi ilk başta. Beynindeki çarklar dönmeden öncede Melih'in böyle bir cümle kuracağı belliydi zaten. O bakışların başka bir açıklaması olabilir miydi ki? Yine de cümlenin kurulacağını düşünmek ve iki kulağın o cümleyi işitip saniyesinde beyne iletmesi çok farklı bir şeydi. Melih'e diyecek kelime ararken lügatında bulduğu kelimelerin hepsini önüne saçtı ama çıkan sonuç Didem'i mutsuz etti. Bu muydu yani? İki kelimecik mi? En klişe laflardan biri miydi okuduğu yüzlerce kitaptan lügatına yerleşen karşı çıkış? "Rüyanda görürsün." Melih ise bu cümleyi bekliyor gibi bir kahkaha patlatarak geri çekti yüzünü Didem'den. Didem Melih'in gülüşündeki seste kaybolurken hemen şu yaşadığı anın fotoğrafını çekip zihninin baş köşesinde ki duvara astı. "Rüyamda daha fazlasını gördüğüme kalıbımı basabilirim aptal sarışın." Didem sinirle bir oksijen solurken burnundan terlemeye başladığını hissetti. Elini kaldırıp boynundaki saçını geriye çekerken kendisini sürekli sinirlendiren Melih'i hâlâ nasıl mükemmel bulduğuna şaşırıyordu. "Basacak bir kalıbın olduğuna emin değilim, karaktersizin tekisin çünkü." "Ah! Bu acıttı. Bak kalbim nasılda kırıldı." diyerek hızlı bir şekilde Didem'in sağ elini kavradı Melih. Genç kızın narin elini göğsüne yerleştirirken Didem elinin altında istikrarlı bir şekilde atışını sürdüren kalbe ve kendi eline kapanan o sıcak ve büyük ele hayranlıkla baktı. Dudakları aralanıp söyleyecek cümleler kurmak istedi ama Türkçe'deki tüm kelimeler uzaklara kaçışmıştı şimdi. O yüzden sadece aralık dudaklarla Melih'e bakmaya devam etti. "Hissediyor musun?" Melih'in fısıltısı Didem'in kulaklarında çınlarken histerik bir nefes aldı Didem konuşmak için araladığı dudaklarından. Hissediyordu evet. Avucunun içinde yaşadığını belli eden kalbin her bir atışını, damarlarına gönderdiği her bir kanı hissediyordu Didem. Tek sorun onun kalbi şu an uçmak için çırpınan bir kuş gibi atarken Melih'in kalbinin oldukça sakin atışını sürdürmesiydi. "Kes şunu," diye güçsüzce fısıldayarak elini çekmeye çalıştı Didem. Hâlâ mor kulaklığının takılı olduğu kulağında şarkı çalmaya devam ediyordu ama artık duymuyordu şarkıyı Didem, sadece uğultusu geliyordu kulağına. Melih ise Didem'in kurtarmak istediği eline daha sıkı yapışarak küçük eli hapsetti kendi erkeksi ellerinin arasına. Nisan ayının verdiği sıcaklıkla avucu terlemeye başlamıştı ama umursamadı Melih. Bu sarışına dokundukça alevler içinde kalıyordu bedeni, bir terlemeyle ne olacaktı ki? "Tamam asıl konumuza dönelim o hâlde?" "Konu?" diyerek kaşlarını havaya kaldırdı Didem. Hangi konu hakkında konuşuyorlardı sabahtan beri? Melih'in Didem'i utandıracak laflar etmesi ve Didem'in sinirden delirmesinden başka ne yapıyorlardı Allah aşkına? Melih başını ağır ağır başını salladı ve "Konu." diye tamamladı Didem'i. "Bir şey konuşuyor muyduk ki? Sen sadece beni sinir ediyorsun." "Şu an konuşuyoruz ya işte." Saklı Didem tatlı bir kahkaha patlatırken aynı anda Didem'de dudaklarını birbirine bastırdı gülmemek için. Ama yine de kıvrılan dudaklarında bir tebessüm belirmişti. "Bu gece dışarı çıkabilir misin?" Saklı Didem elindeki dergiyi bir kenara fırlatarak sıkıldığı konuşmaya tekrar kulak kesilirken aynı anda Didem'de kaşlarını çattı Melih'e. Sakın aptalca bir şey söyleme, sakın diye kendisini azarlayan Saklı Didem'i umursamadan "Neden?" diye bir soru yöneltti. Gayette mantıklı bir soruydu Didem'e göre. "Çünkü bende dışarıda olacağım." "Geçerli bir neden olduğunu sanmıyorum." "Sadece bu gece seni görmek istiyorum desem? Hem Allah aşkına sıkılmıyor musun her gece evde babanın dizinin dibinde oturmaktan." İçinde yatışmaya başlayan sinirini tekrar baş kaldırırken ani bir hareketle elini çekti kendine Didem. Melih boşluğa düşen eline bakarken avucunun içine dolan serin havayı sevmediğini farketti. Eli alışmıştı bu tatlı sıcaklığa çekmek zorunda mıydı sanki? "Herkesin hayatına kimse karışamaz ve bu arada hayır, çıkmıyorum." Arkasını Melih'e dönerken saçını savurdu Didem ve hızla yürümeye başladığında kulaklığı takmak için elini kaldırdı. Dakikalardır boşa çalan şarkıyı sonunda duymaya başladığında alt dudağını üst dudağının esaretine aldı ve arkasına bakmamak için içten içe savaş açtı kendine. Zaten iç mahkemesi âdeta bir Güllerin Savaşı dizi setiydi. Ama kaç adım attığını sayabileceği kadar az arşınlarken şu bitmeyen yolu kolundan hızlıca arkasına çevrildi ve henüz takmış olduğu kulaklık kulağından usulca düştü. "Kızım ne alıngansın sen ya? Her dediğime trip atıp dönüyorsun." diye hafif bir yakınmayla konuştu Melih. Didem ise yükselen sesiyle Melih'e çatmaktan geri kalmamıştı. "Alıngan falan değilim ben sen çok patavatsızsın!" Son sözüyle çevredeki esnaf Didem ve Melih'e pür dikkat bakmaya başladığında ne yapacağını bilemedi Didem. O sırada iki genç kız Melih'e bakıp fısıldaşarak gülüşürken yanlarından geçip gittiler. Mümkünmüş gibi daha çok sinirlendi Didem. "Bu gece bizimkilerle Ayna Bar'a gideceğiz. Gözlerim seni arayacak gel." "Gelmek istemiyorum dedim kıt mısın?" "Gelmek istediğini biliyorum. Hem biricik kuzenine de Kızıl'ın orada olacağını söylersen sorunsuz gelebilirsin." Didem'in kolunu usulca bıraktı Melih ve uzaklaştı kendisinden. Didem araya giren boşluğa bakarak derin bir nefes aldı ve kendisine bakan Melih'in gözlerine baktı. Güneş şu an tamda Melih'in gözlerine vuruyordu ve açık kahverengi harelerin arasına serpiştirilmiş gibi duran siyah benekleri seçebiliyordu Didem. Bir kahverengi nasıl bu kadar mükemmel görünebilirdi? "Tekrar söylüyorum; Rüyanda görürsün." "Sen bilirsin Aptal Sarışın. Eğer sen bana gelmezsen gece ben sana gelirim, ve emin ol dediğim şeyi yaparım. Haydi şimdi git evine çok geç kaldın." Melih'in ne demeye çalıştığını anlamayan Didem hiç bir şey söylenmeden arkasını dönerken sırtını izleyen bakışları hissediyordu. Yavaş yavaş adımlamaya başladığında küt küt atan kalbine söz geçirmek için bir elini kalbine götürdü Didem. Ancak Didem'in o küçük kalbi elinin altından bile son hızla atmaya devam etti.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE