BÖLÜM 11

2063 Kelimeler
Rüyam korkunçtu. Kaçırılıyordum ve kurtulmak için çaba sarf ediyordum. Kaçmayı da başarıyordum oysaki ama eşyalarımı aldığımda ne kadar kaçmayı başarsamda nerden çıktığını bilmediğim edebiyat öğretmenim beni tekrar kaçıran kişinin eline veriyordu. Aksi gibi kaçırıldığımda yanımda olan minik kedim kurtulmak için arabadan atladığımda elimden kurtuluyor ve caddenin ortasında olduğumuz için başka bir arabanın altında can veriyordu. Kedim için üzülemiyordum bile. Içim parçalanıyordu ama kaçmak kendimi bu insanların elinden kurtarmak zorunda olduğumu biliyordum. Yine de okulun başından beri sevmediğim edebiyat öğretmeni beni ele veriyordu. Rüyamda ona tokatta atmıştım. O kadar çaresizdim ki rüyamda kime söylesem, kime bağırsam, kimden yardım istesem bana yardım etmiyorlardı. Neden beni kaçırdığını bilmediğim rüyamdaki adam sürüklerken hisettiğim tek şey büyük bir korkuydu. Nefes nefes gözlerimi araladım. Hayatımda sadece bir kere, dokuz yaşındayken yataktan fırlayarak nefes nefese kalkmıştım. Onda da küçük bir kızın annemi öldürdüğünü görmüştüm. O an attığım çığlığı dün gibi hatırlıyordum. Hele anneme sarılışım çok daha kötüydü. Zaten bir yıl sonra da en korkunç rüyam gerçeğe dönüşmüş annem ölmüştü. Şimdi ise o tepkiden daha az abartılı ama yine de kötü bir şekilde uyandım. "Tuana? Iyi misin?" sesi duydum ama ses telaşlıydı. Beyaz tavana bakan gözlerimi nefes nefese yana çevirdim ve Övünç'ün korkmuş gözleriyle karşılaştım. Onun bakışlarına bol soru ve merak bakış içeren gözlerimle cevap verdim ve kısık nefeslerimi düzene bindirmeye çalıştım. Övünç halimi anlamış olacak ki oturduğu sandalyeden kalkıp yanıma geldi ve yattığım yatağın ucuna emaneten oturdu. "En son ne olduğunu hatırlıyor musun?" Başımı hayır anlamında salladım ve devam etmesini bekledim. Ama bu işareti verirken bile neler olduğunu hatırlamaya başlıyordum. "Okul bahçesinde bayıldın." O anı hatırlıyordum. O ana sebep olan olayıda. "Ve kriz geçirdin." Bu dediğine kaşlarımı çattım. Övünç bu halimi görünce tebessüm etti ve sol elimi iki avucunun içine alarak beni şok etti. Sıcak eli benim elimi sımsıkı tutup okşarken "Tabi hemen ambulansı çağırdık." diye devam etti. "O an bahçede olan sosyoloji hocası sorumluluğunu üstlendi ve seninle ilgilendi. Ambulans geldiğinde beni kapı dışarı ettiler ama seni bırakmadım. Bırakmak istemedim." Sonunda dudaklarımı aralayabildiğimde çatallaşan sesim ve dolmaya başlayan gözlerimle "Neden?" diye sorabildim. "Ercan hoca benimle ilgilenirdi." Övünç umursamaz davranarak omuz silkti. Elimi hala bırakmamıştı ve sıcaklığı içimi dağlıyordu. Elimi bırakmasını hiç istemediğimi farkettim. "Şu sürekli takıldığın çeten yanında yoktu. Ve her ne kadar Ercan hocaya güvensemde..." Duraksadı ve bir süre gözlerimin içine baktı. Daha sonra tekrar konuştuğunda sesi heyecanlı çıkıyordu. "Bırakmak istemedim işte. Meraktan delireceğimi biliyordum." "Ben zaten delirdim." diye mırıldandım sessizce. "Efendim?" "Yok bir şey. Eee, neden hala hastenedeyim o zaman saat kaç?" Aklıma gelen şeyle gözlerim faltaşı gibi açıldı. "Bugün yazılı haftasının ilk günüydü Övünç! Iki yazılıyı kaçırmış olamam!" "Üzgünüm ama kaçırdın." Övünç sırıttı. "Şey öğretmenler anlayışla karşılayacaktır emin ol. Sonuçta kalp spazmı geçirmiş birini ve onun tek refakatçisini dersten bırakacak değiller." "Kalp spazmı mı?" dedim şaşkınlıkla kocaman bağırarak. Resmen kalp krizinin bir alt seviyesini yaşamıştım bugün. Hem de on yedi yaşımda! "Evet." Övünç'ün gülümsemesi silindi ve yüzü ciddileşti. "Kötüydü. O an çok kötüydü." Yine aynı bakıyordu bana. Sevecekmiş gibi bakarken elimi okşaması da bana hiç yardımcı olmuyordu. Umut vermesinden nefret ediyordum ama hep umut veriyordu Övünç bana. Hiç usanmadan. "Seninle konuşmam gerek." dedim hangi konuyu konuşacağımı bilmeden. Ona sormak istediğim, anlatmak istediğim çok şey vardı ama önce hangisinden başlayacağımı bilmiyordum. Annem beynimi çok kurcalıyordu. Gerçekten beni görmeye gelmiş miydi? Mezarlıkta gördüğüm o kadın annem miydi? Deliriyor muydum yoksa şizofrene mi bağlıyordum? Içimde kala kala patlayacaktım. Dinleyecek kimim vardı. Kimse bu konuda beni dinlemezdi. Yani dinleseler bile delirmişsin sen diye dalga geçerlerdi benimle. Ama içimde de tutamıyordum ki. Patlayacak gibi oluyordum. "Benimde seninle konuşmam gerek ama şimdi olmaz tamam mı? Daha sonra ikimizde sakin bir kafayla konuşalım bunun için ayrı bir zaman dilimi bile yaratırım ama öncelikli sebep kalp spazmı geçirmene, okula öyle koşarak gelmeni sağlayacak olayı söyle." O zaman diliminin Güney yüzünden asla olmayacağını söylemek istesemde söylemedim. "Delirdiğimi düşünürsün." "Hayır. Eminim mantıklı bir açıklaması vardır başına gelenin. Ne oldu anlat?" "Annemi gördüm." diye sonunda fısıldadığımda Övünç'ün kaşları çatıldı. "Ne var bunda?" Gelen gözyaşlarını geri itmeye çalıştım ve az birazda olsa başarılı oldum. Annemi ne zaman düşünsem ağlardım. Annemden ne zaman bahsetsem ağlardım. Beni bu hayatta en çok ağlatan şey annem olmuştu ama ondan yine de vazgeçmiyordum. Onu her şeyden daha çok seviyordum. "Sorun şu ki benim annem yedi yıl önce öldü." Övünç'e bir an kal geldi ve konuşamadı. Yüzümü inceleyen gözleri garipçe baktı bana. Onun konuşmasına fırsat vermeden mezarlıkta olan her şeyi Övünç'e anlatmaya başladım. "Inan ne diyeceğimi bilmiyorum." dedi Övünç sonunda. Elinin birini yüzüme getirdiğinde nefesimi tuttum ve sıcak tenini yüzümde hissetmeye odaklandım. "Ağlama da. Sil gözyaşlarını bakayım." Parmakları usulca gözyaşlarımı silerken titrek bir nefes alarak Övünç'ün mavi-kahverengi gözlerine baktım. Olayı anlatırken ağlamaya başlamıştım yine. Sanırım bugün biri içime damacana koymuş neden su gelmiyor diye üst üste tepesine basmış en sonunda su sürekli gelmeye başlayınca çaresizce akışını izlemeye başlamıştı. Sorun şu ki damacana da su bitmiyordu. "Deliriyorum değil mi?" dedim hıçkırarak. Övünç hala tek elle elimi tuttuğundan boştaki elimi ağzıma kapattım ve hıçkırığımı boğuk çıkardım. "Saçmalama." Gözlerim kapalı olsa da Övünç'ün ses tonundan kaşlarını çattığı belli oluyordu. Bir an sonra ağzıma kapattığım elimi de çekti ve ellerimden tutarak beni yatakta yavaşça doğrulttu. Ellerimi bıraktığında düşeceğim sandım ama bu sefer de Övünç'ün, kasları göze batmayan kolları sarmaladı son zamanlarda doğru düzgün yemediğimden iyice cılızlaşan bedenimi. Güney yüzünden doğru düzgün beslenemiyordum. Son günlerde moralimi sürekli yerin dibine sokuyordu ve yemek yiyecek hal kalmıyordu bende. Gözaltı morluklarımda artmaya başlamıştı yine. Iyice çirkinleşiyordum. "Bak bu konuda yorum yapamayız tamam mı?" Kolları gövdeme sıkıca dolanmışken açık saçlarımı okşuyordu usulca. Ona durması gerektiğini söylemeliydim çünkü saçımla oynanınca uyuyakalıyordum. Saçımı en son okşayan kişi de annemdi. Sakinleştiri kolları, kendine has o kokusu ve en önemlisi varlığıyla huzur bulurken gözlerimi yumdum ve burnumu okul tişörtüne sildim. Güney'lerin yokluğunun verdiği rahatlıkla her şeyin canı cehenneme! dedim kendi kendime ve daha çok sokuldum Övünç'e. Aradığım huzuru bulmuşken hemen bırakmak istemiyordum ben. Bakışları umut veriyordu bana. Varlığı huzur. Kolları güven. Gülümsemesi ise mutluluk. Hayatımda sadece sayılı anlarda bu duygulara bürünmüştü ruhum. Hepsini annemde hissetmiştim üstüne üstlük. Şimdi bunların hepsini yıllar sonra tek bir bedende bulmuşken sırf Güney nefret ediyor diye nasıl bırakacaktım? Üstelik Övünç'le ne olursa olsun Güney öğrenmemeliydi. Güney'in öğrenmemesi içinde Okan'dan destek almalıydım. Ama Okan bile karşıydı bu duruma. Güney'in düşmanı bizimde düşmanımızdı. Herhangi birimizin düşmanı otomatikman bizimde düşmanımızdı. Ama neden kavga etmişlerdi Güney'le? Güney tüm okulun önünde neden meydan dayağı atmıştı Övünç'e? Asıl soru; geçen cuma Güney'i o hale getiren Övünç, okulun önünde neden dayak yemişti? Kollarının altında olduğum bu beden beni sıkıca saran bu güçlü kollar kesinlikle dayak yiyebilecek birinin bedenine benzemiyordu. Övünç'ün dayak yemesi doğaya aykırıydı benim için. "Annem gerçekten beni görmeye mi geldi yoksa halisinasyon mu gördüm bilmiyorum ama o kadar gerçekçiydi ki Övünç. Her şeyi geçtim tesadüf diyeyim buna. Tesafüf olamayacak kadar garip. Bir şeyler var bu işte." Ağlamam azalsa bile boğazımda biriken duygu karmaşası yüzünden kelimeleri beş yaşında bir çocuk gibi söylüyordum. Övünç anlamsız çıkan cümlelerimi dinledikten sonra bir an duraksadı. Sanırım dediklerimi anlamaya çalışıyordu. "Bak ne diyeceğim. Benim annem anlar böyle şeylerden. Dedem imamdı ve anneme de çok öğretisi olmuştu zamanında. Istersen anneme gidelim ona anlat. Mutlaka yardımcı olur sana." "Bilmiyorum." diye mırıldandım ve burnumu çektim gürültülüce. Övünç'ün kısık sesle güldüğünü duyduğumda sarılmamızı sonlandırıp ona baktım. O ise tebessüm ederek iki eliyle yanaklarımı kavradı ve baş parmaklarıyla gözyaşalarımın tamamını yavaş yavaş keyfini çıkarmak istercesine sildi. Bu eylemi gerçekleştirirken de gözlerini açık yeşil gözlerimden bir an olsun ayırmadı. "Sarılmak iyi geldi." diye mırıldandım, sonunda ellerini yüzümden çektiğinde. "Sarılmak neden iyi gelir biliyor musun?" Başımı hayır anlamında sallayınca Övünç devam etti. "Çünkü kalbin sağ tarafı boştur ve ona sarıldığında o boşluğun dolduğunu hissedersin. Sarılmak bu yüzden iyi gelir." "O sol taraf değil miydi ya?" "Ne bileyim ben? Sonuçta ortada bir boşluk var ve doluyor işte orası." Dayanamayıp bu haline kıkırdadığımda Övünç'ün gözlerindeki parıltıyı görmemek çin kör olmak gerekirdi. Oda benimle gülümsediğinde odanın kapısı açışdı ve içeriye sosyoloji hocamız girdi. "Ooo, on yedisinde kalp spazmı geçirmeyi başarabilen öğrencim uyanmış." Yanıma geldiğinde gülümsemesine tebessümle karşılık verdim. "Teşekkür ederim hocam." Ercan hoca elini umursamazca salladı ve yatağımın yanındaki düğmeye bastı. "Birazdan doktor gelir. Nasılsın?" "Iyiyim. Yorgun bile değilim. Sadece gözlerim acıyor." "Tabi acır salak." dedi Ercan hoca şakasına kafama vururken. "Gözlerinin haline bak. Biri çeşmeyi açık unutnuş gibi akmışta akmış. Balon gibi gözlerin. Kırmızı balon." Övünç bıyık altından gülerken bende korkuyla "Çok mu kötüyüm?" diye sorunca ikiside kahkaha attı. "Bu arada söyleyeyim, Övünç sen baygınken erkek hemşireyi yumrukladı." Ercan hocanın okulumuzdaki dedikodu kızlar gibi bir havayla Övünç'ü bana ispiyonlamasından sonra şaşkınlıkla Övünç'e döndüm. Ben daha bir şey demeden omuz silkerek cevap verdi. "Kıyafetlerini çıkartıyordu. Ne yapsaydım?" "Ama yine de üzerimde hastane kıyafeti var?" dedim soruyla. "Kadın hemşireye soydurttum." dedi Övünç bedava yemek kazanmış aç Melih gibi mutluluk ve gururla. Onun bu haline gülüp Ercan hocaya döndüğüm sırada kapı tekrar açıldı ve içeri esmer bir doktorla kaşı ve dudağı patlamış bir gözü morarmış biri daha girdi. Övünç'e iğrenti dolu bir bakış atıp, kendiyle Övünç arasına orta yaşı daha yeni bitirmiş gibi görünen esmer doktoru koydu. Aslında stajyer doktor olduğunu öğrendiğimiz genç çocuk elinde benim dosyamla doktorun dediği her şeye cevap veriyor, üçümüzünde anlamadığı bir şeyler söyledikten sonra işin kanaatine varıp taburcu olabileceğimi söylediler ve daha dikkatli olmam konusunda beni uyarıp çıktılar her ne kadar kendim giynebileceğim konusunda ısrar etsemde Övünç yanıma yeni hemşire olmuş genç bir kadın gönderdi. Genç hemşire çok konuşken ve arkadaş canlısıydı. Beni giydirirken işine odaklanmak yerine konuşuyordu ama bir kaç dakika içinde ondan kurtulacağımı düşünerek kendimi teselli ettim ve kalbini kırmadım. "Sevgilinde bayağı haşin erkekmiş ha." dediğinde irkilerek, "Hı?" dedim. "Sevgilin diyorum kız. Bizim yeni doktora nasıl çaktı yumruğu bir görsen." Sesindeki beğeniyi herkes anlayabilirdi. "Böyle ona dokunamazsın! falan diye bağırdı tüm hastanenin önünde. Baya baya kıskandı. Deli gibi hemde. Ay ne şanslısın seni böyle sahiplenen çok yakışıklı bir sevgilin var!" Ona Övünç'ün sevgilim olmadığını söylemek istiyordum ama bir türlü susmuyordu ki! Nokta diye bir şey kullanmıyordu sanırım. Hayatından noktayı silmişti. "Ay bu yakında sana evlenme teklifide eder," dediğinde gözlerim kocaman büyüdü ama o devam etti. "Ama yaşınızda küçük hani. Benim yaşlarımda olsaydın neyse de. Ya boşver be kızım. Olmadı şimdi nişanı takarsınız, biraz beklersiniz. Yok ama çok bekleyemeyiz diyorsanız lise bitince evlenirsiniz. On sekizinde evlenince ne olsun eskiden on dördünde evleniyordu kızlar canım." Sonunda giyinebildiğimde konuşarak ve saçma salak söyleyerek başımı şişiren hemşireden tam anlamıyla kaçtım. Arkamdan garip bakışlar atsa da daha sonra gülümseyerek "Aşkını çok özledi ondan." diyince sinirle nefes alıp kendimi taburcu işlerini halletmiş Övünç'ün yanında buldum. "Ercan hoca nerede?" diye sordum hemen. Sinirli halimden sıyrılamamıştım. "Gitti. Senin sinirin neye?" dedi Övünç kaşlarını ne oldu anlamında çatarak. "Boş boğaz hemşireye." Övünç gülümsemeye başlayınca "Gülme!" diye tıslayıp onu arkamda bırakarak ilerlemeye başladım ve hastane çıkışına yürüdüm. Övünç hafif koşar adımlarla bana yetişti. Hastanenin çıkışında yüzüme direk akşamüstünün sayesinde oluşan hafif meltemin rüzgarı çarptı ve ufukta ağır ağır kaybolmaya başlayan güneşin ışıkları tenimi okşadı. Merdivenlerden inip sola döndüğümde Övünç kolumu tutup aksi yöne çevirdi ve "Bu taraftan." dedi. Tek koluna hem kendi okul çantasını hemde benimkini asmıştı. "Çantamı verir misin? Eve gitmek istiyorum." dediğimde bana baktı. "Annemle konuşmayacak mıydın?" Ben onu nasılda unutmuştum!? Hep salak çenebaz hemşire yüzünden dedi iç sesim. Aklımızı karman çorman etti. Işi kıvırma edasıyla "Rahatsızlık vermek istemiyorum." dedim Övünç'ün tepkisini merak ettiğimden gözlerimi ondan ayırmadan. Bir an gözleri sinirle parladı. "Saçmalama. Aksine annem mutlu bile olur." "Haberi var mı peki geleceğimizden?" "Hayır." "O zaman rahatsız etmeyeyim." Övünç inada bindirmiş gibi dibine geldiğimiz arabanın kapısını açtı ve beni bindirirken itiraz etmedim. Arabanın içine girince tüm bedenimi sarmalayan o kokuyu alınca arabanın Övünç'e ait olduğunu anladım. Huzuru kokluyordum sanki onun kokusuyla. Övünç'te arabaya bindi ve çantaları arka koltuğa attı. Emniyet kemerini takarken benimde takmam gerektiğini söyledi ama ben nedense(!) tam bir moron gibi emniyet kemerini takamadım. Övünç bu halime gülüp eğildi ve benim emniyet kemerimi taktı. Neredeyse kahverengiye çalan koyu sarı saçları çeneme sürterken derin bir nefes doldurdum ciğerlerime. Onun kokusunu doya doya çektim içime ve bedenime olan yakınlığıyla ateşler sardı bedenimi, terlemeye başladım. Sanki içimde binlerce küçük ateş böceği vardı ve sadece Övünç yaklaştığında devreye giriyorlardı. Midemde ortaya çıkıyor ama daha sonra tüm vücuduma yayılıyor her yerimi yaktıkları yetmiyormuş gibi tenimi kızartıyorlardı usul usul. Övünç kemeri bağladıktan sonra başını kaldırıp bana baktı. Ikimizde bir şey demedik. Daha sonra birbirimize bağlıymışız gibi aynı anda yutkunduk ve Övünç pes ederek geri çekildi. Yüzü yüzüme, dudakları dudaklarıma o kadar yakındı ki... "Artık yola çıksak iyi olacak." dediğinde kalp çarpıntım yüzünden bir şey diyemediğimden sadece başımı salladım ve araba hareket edince camı açıp içimde bir o yana bir bu yana koşuşturan ateş böceklerinin yok olması için bayağı bir bekledim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE