BÖLÜM 12

2663 Kelimeler
Övünç arabayı sürerken çantamdan telefonumu çıkardım ve Okan'ı aradım. Tüm gün haberleşememiştik. Ve ben hiç bir önlem almadan Övünç'e gidiyordum. Ne ara bu kadar aptal oldum? Zaten gün içinde bana mesaj atmış olan Okan çağrımı anında cevapladı. "Kızıl?" "Canım," diye cevapladım Okan'ı. Övünç'ün soru işaretleriyle dolu gözleriyle göz göze gelince işaret parmağımı dudağıma koydum ve sessiz olması için mesaj yolladım. "Tüm gün niye cevap vermedin bana?" dedi Okan rahatlamış ama sert çıkan sesiyle. Derin bir nefes alırken aklıma söyleyeceğim yalanlar dizilmişti bile. "Ya hiç sorma. Yazılı haftasına girdik ya bugün? Hocalar yazılı esnasında telefonları topluyorlar hep. Bende telefonumu verdikten sonra almayı unutmuşum. Tüm gün aradım. Daha yeni geçti elime." Övünç'ün sessiz kahkahasını izlerken bende gülerek dudaklarımı ısırdım. "Sana hep salak diyorduk alınıyordun. Salaksın işte." "Salağım ama..." Duraksadım. Diyecek bir şey bulamayınca Okan kahkaha attı. "Neyse yazılıların nasıl geçti?" "Her zaman ki gibi." diye geveledim. Daha sonra "Siz okula gelmemiştiniz şimdi neredesiniz?" diye sordum. "Kızıl yazılı haftasına denk gelmesi acı verici biliyorum ama bizsiz bir hafta tatil yapacaksın." "Ne tatili?" "Şehir dışındayız. Haftasonu işe çıkamadığımız için Güney bu hafta işe çıkalım dedi. Sen olmadığın içinde işimiz uzun sürecek. Bir hafta teksin yani dilediğin gibi takıl. Özgürsün." "Bensiz işe mi çıktınız?" diye cırladım şaşkınlıkla. "Güney para kazanmak için yeni strateji geliştiriyor. O yüzden sensiz çıktık." "Güney yüzünden ben bu hafta kazanamadım. Ve siz şu an para kazanıyorsunuz. Paranın yüzde yirmi beşi benim söyleyeyim." "Tamam tamam." dedi Okan sıkkınca. Arka fondan Güney'in sesini duyunca nefesimi tuttum. "Neyse Kızıl, ben kapatıyorum. Bir hafta yokuz kendine iyi bak. Sakın kötü bir şey yapma." "Tamam görüşürüz." dedim ama sinirlenmiştim. Bensiz işe çıkıyorlardı. Güney ben olmadan para kazanmanın yollarını arıyordu. Bu hiç olmamıştı. Telefonu kapattım ve üzerimde etek olduğu için yine çantama attım. Övünç "Ne oldu?" diye sorduğunda omuz silkerek "Güneyler bir hafta yokmuş." dedim. Sinirlenmiştim ve moralim bozulmuştu. Bensiz gitmişlerdi. Güney beni geride bırakmıştı. Neden böyle olmuştu ki? Duruma o kadar bozulmuştum ki bir hafta boyunca tek ve özgür olacağım fikrine bile odaklanamamıştım. Güney'siz bir hafta... Rüya gibi... "Geldik." Övünç arabasını durdurup bana gülümsedikten sonra emniyet kemerini açtı ve kapıyı da açtıktan sonra arabadan indi. Ben onun gülümsemesiyle tekrar ve tekrar büyülenirken arabadan inmeyi akıl edememiştim. Bir an sonra benim kapım açıldı ve Övünç gülümseyerek bana eğildi. "Emniyet kemeri konusunda yeteneksiz ötesisin." dedi alayla. Kalça kemiğimin hizasındaki emniyet kemerini çıkarırken nefesimi tuttum. Kesinlikle bu emniyet kemerleri insanların en olmayacak yerlerinde oluyordu ve benim gibi takmayı beceremeyenler için ekstra kötü oluyordu. Sakin olun ateş böceklerim. Her boka yanmayın. "Hadi gel," Övünç elini uzattığında bende elimi avucunun içine koydum ve arabadan çıktık. Onun evine doğru yürürken elimi bırakır sanmıştım ama aksine parmaklarını parmaklarımdan geçirerek kenetlemişti ellerimizi. Ne yapmaya çalışıyordu bu çocuk anlamıyordum ama ikimizide üzecekti. Çok üzülecektik. Gözlerimi ayırmadan Aşk-ı Memnu'daki Ziyagil Köşkünü andıran eve bakıyordum. Kocamandı. Övünç böyle bir evde mi yaşıyordu? Bu kadar zenginse bizim okulda ne işi vardı? Krem rengi güzeller güzeli evin kapısını çalarken Övünç'e döndüm ve "Evimiz çok güzel görünüyor." diye mırıldandım. Yüzünden silinmeyen gülümsemesiyle bana baktı. "Senden daha güzel olamaz." Cevap veremeden kapı açıldı ve saçlarına aklar düşmüş, bronz tenli, mavi gözlü bir teyze çıktı karşımıza. Daha açarken "Oğlum gelmiş!" diye sevinçli bir nida patlattı ama beni ve Övünç'le kenetlenmiş ellerimizi görünce şaşkınlıkla dudakları aralandı. Utançla elimi çekmeye çalıştım. Övünç buna izin vermeyerek sımsıkı tutsa da elimi ısrarla çekince bırakmak zorunda kaldı. "Ben geldim Safiye annem," diyerek öne eğildi ve kadının yanağını öptü. Kadının yüzündeki mutluluk ifadesi beni de sebepsizce mutlu etti. "Misarimiz var bu akşam." Övünç elini hafifçe belime koydu ve beni yanına çekti. "Bu Tuana, benim arkadaşım. Bu da evimizin eli ayağı Safiye anne." "Memnun oldum güzel kızım," diyerek elini uzattı Safiye hanım ve bende gülümsyerek cevap verdim. "Bizimkiler nerede Safiye Sultan." Övünç elini belimden çekmeden beni içeri ilerletti ve Safiye Hanım'ı geride bıraktık. "Annen ve yengen içeride oturuyor. Sarışınlar okulda. Ikiside birazdan damlar eve. Baban ve amcan ise işte." Ben Safiye Hanım'ın dediklerini anlamazcasına Övünç'e bakarken o bana açıklama yaptı. "Bu evde iki aile yaşıyor. Babam, annem, ben ve amcamın ailesi." "Haa," dedim birden. Sonra tepkimin ne kadar kaba olduğunu farkedip utançla elimi ağzıma kapatınca Övünç kahkaha attı. "Hanım kızımız akşam yemeğine kalacak mı oğlum?" Övünç Safiye Hanım'a döndü ve "Evet." dedi. Bakışları bana döndü. "Haydi, seni annemlerle tanıştırayım." Girişten sonra bir iki basamağı indik ve kendimizi geniş salonda bulduk. Daha önce hiç böyle güzel bir ev görmemiş gibi davranarak etrafa hayran hayran tam bir moron gibi bakmadığım için kendimi içimden tebrik ettim. Ve evet. Daha önce hiç böyle bir ev görmemiştim. Salonda iki kadın oturuyordu. Bizi farketmeden önce ikiside birbirleriyle gülüşerek bir şeyler konuşuyordu. Kadınlardan biri sarışın ve beyaz tenliydi. Diğeri ise Övünç gibi koyu sarı saçlı hafif koyu tenliydi. Ikiside rahat birer elbise giymiş saçlarını doğal bırakmışlardı. Acaba anneminde böyle arkadaşı var mıydı? diye düşünmeden edemedim. Annem çok erken yaşta almıştı kucağına beni. Tam arkadaşlarıyla gezip tozma zamanında ben olmuştum. Arkadaşı var mı hiç bilmiyordum. Bahsi hiç geçmemişti. Koyu sarı saçlı kadın varlığımızı hissedince gülen yüzünü bize çevirdi. Aynı hareketi sarışın kadında yapınca ikisinin gülen yüzünü şaşkın bakışlar bürüdü. Neden beni gören herkes şaşırıyordu? "Ya siz şaşırınca ne tatlı oluyormuşsunuz öyle." Övünç'ün sevgi dolu sesiyle kısa bir an ona baktım. O sırada şaşkınlığını ilk atlatan kadın ayaklanmış bize doğru geliyordu. "Oğlum," diyerek Övünç'e yöneldi. Ona sarılınca Övünç elini benim belimden çekip kadına sarıldı. "Hoşgeldin." "Hoşbulduk annem." Ona annem deme diye bağırmak istiyordum. Sadece ben kullanırım o kelimeyi başka kimse kullanamaz demek istiyordum ama ellerimi sıkarak kendime hakim oldum. "Tanıştırayım; Anne bu Tuana. Okuldan arkadaşım. Tuana bu da annem Hülya. Birazdan yanımıza damlayacak kişide yengem Melek." "Saygısızlaşmışsın Övünç oğlum." diye şakacı bir ses duydum. Hemen ardından sesin sahibi görüş açıma girdi ve bana elini uzattı. "Ben bu eşek sıpasının yengesi Melek güzelim." dedi gülümseyerek. Bu evde gülmeyen mi vardı Allah aşkına? Sanki Mutluluk Evi'ne gelmiştim. Herkeste bir pozitif enerji. Bende kısa sürede etkilenmiştim ortamdan ve yüzümden silinmeyen bir tebessüm vardı. "Bende Tuana. Tanıştığımıza memnun oldum." Bana uzattığı eline karşılık verdiğimde beni şok ederek kendine çekti ve sarıldı. Ne yapacağımı bilemezcesine Övünç'e bakarken bu içten sarılmaya karşılık verdim ve gülümsedim. Bu bir ilkti. Annem öldüğünden beri ilk kez benim cinsimden biri bana sarılıyordu. O kadar garip, o kadar duygusal ve bir o kadar da kötü hissettirmişti ki gözlerim doldu gülümserken. Kadın geri çekilirken bir saniyede gözlerimi kırpıştırarak gözyaşlarını geri ittim. Hayır bugün daha fazla ağlamak istemiyordum. Ağlayamazdım. "Bu kadar şaşırdığımıza bozulma lütfen." dedi Melek Hanım'la ayrıldıktan sonra Övünç'ün annesi kahverengi gözleri ışıldayarak bana gülümsediğinde. "Sadece bu bir ilk." Gülümseyen yüzü oğluna döndü ve elini Övünç'ün geniş omzuna koydu. "Övünç ilk kez eve bir arkadaşını getiriyor. Daha önce hiç olmamıştı." Başımı yavaşça onaylar anlamında salladıktan sonra "Anlıyorum." diye mırıldandım tebesümle. "Anne aslında Tuana'nın seninle konuşmak istediği bir konu var. Gelmişken onu da konuşmanızı istiyorum." dedi Övünç. "Konuşuruz oğlum. Gelin içeriye ayakta kaldık." Önce Hülya Hanım eski yerine yöneldi. Ardından Melek Hanım ikimize göz kırparak yerine gitti. Övünç'le ilerledik ve beni iki kadının ortasına oturttuktan sonra "Benim banyoya gitmem gerek." diyerek yanımızdan ayrıldı. "Safiye Hanım," dedi Övünç'ün annesi. Safiye Hanım sanki hep oradaymış gibi birden salonda belirince irkildim. "Buyrun Hanımım." "Zahmet olmazsa bize üç Türk kahvesi yapabilir misin?" "Tabi yaparım." Safiye Hanım gülümseyerek bana döndü. "Sizinki nasıl olsun güzel kızım?" Hayatım boyunca bana hiç hizmet edilmediğinden bu durumu oldukça garipseyerek cevap verdim. "Şekerli olursa sevinirim." Kadın bizi onaylayarak geri döndüğünde Hülya Hanım'ın ilgisi direk bana yöneldi. "Konuşmak istediğin konu özel mi küçük hanım?" Ne cevap vereceğimi bilemeyerek "Hayır efendim." dediğimde Melek Hanım'ın rahat bir nefes aldığını duydum. "Oh be. Gizli gizli dinlemek zorunda kalmayacağım." Ben onun bu haline kıkırdarken Hülya Hanım "Melek," diye uyarıda bulundu son 'e' harfini uzatarak. "Haydi, sen anlat kahvelerimizde birazdan gelir." Ona olayı anlattığımda Melek Hanım şok oldu. Hülya Hanım ise düşünceli şekilde kaşlarını çatmıştı. Övünç ise hiç görünmemişti. "Delirmiyorum değil mi?" dedim sonunda. Hülya Hanım gülümseyerek kahve fincanını önündeki sehpaya koyduktan sonra bana döndü ve güven vermek ister gibi elini omzuma koydu. "Merak etme delirmiyorsun. Yaşadığın şey garip kabul. Yani senin yaşında birine olağanüstü bile gelebilir. Korktuğunda belli ama mutlu olmalısın." "Ne hissedeceğimi bilemiyorum." diye mırıldandım. "Gördüğün kadın hiç konuşmadı demiştin değil mi?" "Evet." "Iyiler konuşmaz. Eğer sana zararı dokunacak bir şey olsaydı konuşurdu." "O gerçekten annem miydi peki?" dedim dolu dolu ama bu sefer olayı anlatırken ağlamamıştım. Gözüm dolmuş, boğazım tıkanmıştı ama ağlamamıştım. "Seni görmeye gelmiş." Hülya Hanım dediklerini sindirmem için bir süre bekledi. "Mutlu olmalısın. Üzüntülü olduğunu ve neden yanıma gelmiyorsun diye sitem ettiğini belirtmiştin. Üzüntünü hafifletmek istemiş." "Annem," diye mırıldandım. Yaramaz damlalardan biri gözümden kaçarken gülümseyerek gözyaşını sildim ve bana burukça bakan Hülya Hanım'a döndüm. Melek Hanım arkamda kaldığından ne yaptığını göremiyordum. "Annesiz büyümek zordur bilirim." Omzumu sıvazladı. "Hele yanında destek olacak biri yoksa çok daha zordur." "Benim tek destekçim annemdi." dedim zar zor. "Gel buraya." Hülya Hanım öne eğildi ve beni kollarına alarak sıkıca sarıldı. Sarılışına karşılık verirken sanki anneme sarılıyormuş gibi hissetmek için dolu gözlerimi yumdum ve beni kollarının altına alan kişinin Övünç'ün annesi değilde benim annem gibi hayal ettim. "Haydi şimdi de fal bakalım!" diye sevinçli bir ses duyduk. Sarılmamızı sonlandırdığımızda sesin sahibi Melek Hanım'a döndüm. Neşeli görünüyordu ama gözleri kızarmıştı. "Kahveyi ilk sen bitirdiğin için ve misafirimiz olduğun için öncelik sana güzel Tuana." dediğinde teşekkür ederek gülümsedim. Ama kahve falıma bakmak nasip olmadı çünkü Övünç merdivenlerin başında belirirken evin giriş kapısından itiş kakış sesleri geldi. Ardından Safiye Hanım'ın uyaran sesi ama kavga edenler onu dinlemeden tartışarak salona yol aldılar. Iki sarışın kız bizi görmeden tartışırken büyük sarışın "Yeter artık Dilan!" diye bağırdı ve sinirle döndüğünde artık merdiven başında değilde merdiven sonunda olan Övünç'ü görmesiyle yüzü güller açtı. "Kuzen!" diye sevinç nidası patlattığında resmen uçarak Övünç'e koştu ve boynuna atladı. Kaşlarımın çatıldığını farketmeden onları izlerken içimi daha önce bir kere Övünç dövdüğüm Hande'yi kucağına alırken hissettiğim o duygu kapladı. Kıskançlık. Ben neden bu çocuğu kıskanıyordum ki? Övünç "Hoşgeldin Didem." dediğinde bana kal geldi. Kızın adı Didem olmak zorunda mıydı? Dünyada milyonlarca isim varken ola ola annemin adı mı olmuştu yani? Sakin ol Tuana. Mutluluk evinde gerginlik yaratma Tuana. Sakin ol. "Iıı, abla, şey," Küşük sarışın dudaklarını ısırarak ablasına sesleniyordu. Ablası bıkkınlıkla kardeşine döndüğünde "Ne var?" dedi. "Övünç'ten ayrılsan iyi olur çünkü katliam çıkarmak isteyen bir kızıl var." Herkesin yüzü bana döndüğünde ne yapacağımı bilemedim. Büyük sarışın bana döndüğünde şaşırarak kaşlarını çattı ve bana bakarak gülümseyen Övünç'ü bıraktı. Melek Hanım güzel bir kahkaha patlattı. "Didem tanıştırayım." dedi Övünç yanında kızla bize yaklaşırken. "Tuana okuldan arkadaşım. Didem de kuzenim. Arkada olan küçük huysuzda kuzenim Dilan." "Huysuz değilim ben, siz anlayışsızsınız!" diye bağıran Dilan ayaklarını yere vura vua merdivenlerden çıkarken Övünç, büyük kuzenine döndü. "Yine sorunu ne?" "Işıklı kalemini kaybetmiş ışığımı kaybettim diyerek duvara kafa atıyor salak." Herkes gülerken bende dayanamayıp kahkahamı patlattım ve Övünç'le göz göze geldik. Dördümüzün aksine Övünç gülmüyor, sanki nefes almayı unutmuş gibi bana bakıyordu. Büyük sarışın bana elini uzatıp gülümsedi. "Tanıştığımıza memnun oldum. Seni bir yerden gözüm ısırıyor ama," Ben kızı hatırlıyordum. Okan'la yemeğe çıktığımızda Övünç'le karşılaşmıştım ve Övünç'ün gittiği masada bu kız oturuyordu. O zaman sevgilisi sanmıştım ama kuzeni çıkmıştı. Yine de kızın beni tanıması garipti. Beni görmemişti ki. "Bilmiyorum." diye mırıldandığımda Övünç bana elini uzattı. "Akşam yemeğine kadar Tuana'ya evi gezdirmek istiyorum." Övünç'ün elini nazikçe tutup ayağa kalktım. "Anne, yenge, lütfen babamlara misafirimiz olduğunu söyleyin. Daha fazla şaşkın bakış görmek istemiyorum." "Ay bende üzerimi değiştireyim sonra size katılırım!" diyerek merdivenlere koşturdu Didem. Övünç'le birlikte bahçeye çıktık. Geniş bahçede yürürken ben ellerimi arkamda birleştirmiştim Övünç ise yeni giydiği kahverengi pantolonunun ceplerine koymuştu. Böyle yapınca omuzları iri görünüyordu. "Ailen çok sevecen ve çok tatlı." diye mırıldandım yavaşça. Övünç gülümseyerek bana baktığında bende onun gözlerine baktım. Hava kararmaya yüz tutmuştu. Batan güneş benim sağ yanağıma Övünç'ün ise sol yanağına vuruyordu. Yeni yeni çıkmaya başlayan sakallarını görebilmiştim güneş sayesinde. "Ailem benim her şeyim." Bana ne kaldı o zaman? diye düşünmeden edemedim. Onlar senin her şeyin ise ben neyinim? Tabiki bunları dile getirecek kadar cesaretli değildim. "Seni sevdiler. Hepsinin gözlerinden okunuyordu." Gülümsemem gözlerime ulaştı ve Övünç'e cevap verdim. "Ailenin tek erkek çocuğu olduğun o kadar belli ki." "Bir, megafon alıp Vefakaroğlu ailesinin tek erkeği! diye bağırmadıkları kaldı zaten." Bu dediğine kıkırdayarak başımı eğdiğimde Övünç hoşnutsuz bir sesle konuştu. "Yapma şöyle." Başımu kaldırıp ona meraklı bir ifadeyle baktım. "Ne yapmayayım?" "En güzel şeyini, gülüşünü saklamandan nefret ediyorum. Yapma." "Ben geldiiiim!" Övünç'e cevap vermemi engelleyen sesin sahibi Didem, üzerine geçirdiği siyah minik minik panda desenli sıfır kol olan bisiklet yaka elbisesiyle seke seke yanımıza gelirken ben bile hayranca baktım ona. Sarı saçlarını açık ve doğal bırakmıştı. Aynı benim yüzümde olduğu gibi onunda yüzünde hiç makyaj yoktu. Yanımıza geldi ve gülümsedi. "Yeni elbisem nasıl?" diyerek kendi ekseninde döndüğünde ben "Harika." dedim Övünç ise benimle aynı anda "Berbat." dedi. Didem Övünç'e yüzünü buruşturup bana döndüğünde tekrar gülümsedi. "Elbise giymemden nefret ettiği için hep kötü şeyler söylüyor. Alıştım artık." "Senin elbiseden başka giydiğin bir şey var mı Büyük sarışın?" Didem basitçe "Okul forması." diyince Övünç sinirle bir nefes aldı. Onun bu haline bıyık altından gülmeden edemedim. "Okul formanda etek Didem." "Pantolon mu giyseydim ya? Kız dediğin etek giymeli değil mi Tuana?" "Ama pantolonda rahat." dediğimde Övünç zaferle gülümsemiş Didem ise yüzünü buruşturmuştu. Yaklaşık bir saat evin bahçesinde Övünç ve Didem'le yürüdükten sonra altı buçukta yemek saati diyerek eve tekrar döndük. Yürürken arada Övünç'ten beni eve bırakmasını istemiştim ama akşam yemeği yemeden asla demişti. Bende el mecbur kalmıştım. Salon büyük olunca on kişilik yemek masasına rahatlıkla yer veriyordu tabi. Yemek masasına ilerlediğimizde masanın başında bir erkek, diğer başında başka bir erkek oturuyordu. Hülya ve Melek Hanım'ın oturma düzenine bakılırsa kocalarının yanına oturmuşlardı. Melek ablanın yanında küçük kızı Dilan oturuyordu. Didem koşarak gitti ve "Hoşgeldin babacığım." diyerek beyaz tenli mavi gözlü bir adamın yanağını sulu sulu öptü. Ardından aksi istikamette ilerleyip "Hoşgeldin amcacığım." dedi ve iki adamdanda mutluluk dolu karşılık bulmanın verdiği sarhoşlukla ağzı kulaklarında masaya kardeşinin yanına oturdu. Içim burkuldu. Babamla böyle olmak için nelerimi vermezdim. Böyle mutlu bir aileye sahip olmak için neler yapmazdım oysa ki. Allah bana neden böyle bir aile vermemişti ki? Neden hep kötü olaylar yaşamıştım ben? Övünç ittirince öne doğru bozuk moralimle masaya yaklaştım. "Baba arkadaşım Tuana'yla tanış." Başında dikildiğimiz adam gülümseyerek bize baktı ve "Hoşgeldin kızım." dedi. "Tanıştığımıza memnun oldum." Ona gülümseyerek "Bende," dedikten sonra başımı yan tarafa çevirip Didem'in babasına da gülümsedim. "Sizinlede tanıştığımıza memnun oldum efendim." Adam içtenlikle gülümsedi. Hülya Hanım ve Melek Hanım'da gülümsediğinde Övünç masaya oturdu ve bende yanına oturdum. ••••• "Övünç," Tam arabayı durdururken söylemiştim bunu. Akşam yemeğide dahil olmak üzere Övünç'lerin babası geldikten sonra iki saat daha durmuştum evlerinde ve şimdi evimin önünde arabasının içindeydik. O Mutluluk Evi'nden çıkmayı hiç istememiştim. Ben bir anne babaya sahip olamazken Övünç ve kuzenleri iki babaya üç anneye sahiptiler. Öz olması önemli değildi evin büyükleri için, hepsine oğlum kızım diye sesleniyorlardı. "Efendim?" Arabayı durdurdu ve emniyet kemerini çıkarıp arabadan indi. Benim kapımı açtıktan sonra emniyet kemerimi çıkarmadan önce üzerimden eğilerek arka koltuktaki çantamı aldı. Bilerek yapıyor dedi iç sesim. Sırf sana yakın olmak için bilerek yapıyor. Emniyet kemerimi çözdü ve ben bu sefer elini tutmayarak arabadan indim. Elinden okul çantamı aldığımda kısaca telefonuma baktım. Çağrı filan yoktu. Rahattım. Sessizce apartman kapısının önüne kaar geldik. Ona döndüğümde apartmanın kapısıyla onun arasında kalmıştım ama apartman kapısı yakınımda değildi. "Her şey için teşekkürler." "Önemsizdi." "Önemliydi." diyerek karşı çıktım. "Inan bugün yaptığın her şey önemliydi." Övünç samimice gülümsedi. Akşam rüzgarı esti ve açık olan saçlarımı dağıttı. Övünç'ün elleri hemen bana uzanıp dağılan saçlarımı düzelttiğinde kıkırdayarak "Saçlarım çok yaramaz." dedim. "Ama çok güzeller." Ellerini benden çektiğinde yüzüme yakın olan yüzüyle afalladım. Bir süre öyle durarak sadece nefes alış verişlerimizi dinledik. Benim nefesim onun dudağına, onun nefesi benim yüzüme çarparken öylece gözlerimize baktık. "Iyi geceler Tuana." "Iyi geceler Övünç." diye karşılık verdim. Övünç geriye çekildi ve son bir kez dudağımızın kenarıyla birbirimize gülümsedikten sonra bana arkasını dönüp apartmanın giriş merdivenlerini inmeye başladı. Arkasından öylece baktım. Arabaya binip gitmesini bekledim ama o basamakların yarısında durdu. Yavaşça arkasını döndü. Beni görünce vücudunun tamamını bana çevirdi ve beni şaşırtan bir hareketle indiği üç beş basamağı koşarak aramuzdaki mesafeyi tekrar kapattı. Ben ne olduğunu anlayamadan bana koştuğu saniyelerin içerisinde dudakları dudaklarıma kapandı. Övünç Vefakaroğlu apartmanımın önünde henüz dükkanlar açık iken ve insanlar ortalıkta geziniyorken beni öptü.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE