BÖLÜM 13

2624 Kelimeler
Övünç'ün beni öpmesinden daha şok edecek bir şey varsa o da benim bu öpüşe karşılık vermemdi. Öpüşmekten nefret eden ben Övünç'ün öpüşüne karşılık vermiştim! Neyse başa alalım. Övünç'ün dudakları dudaklarıma kapandı ve aynı saniyede sol eli belime dolanıp beni kendine iyice yaklaştırdı. Zaten yakındık ama böylece aramızda boşluk kalmamış oldu. Sağ elide sol yanağıma giderken sanırsam ilk on saniye tepkisiz kaldım. Ama daha sonra bu dudakları ne kadar çok öpmek istediğimi anlayarak sol elimi Övünç'ün güçlü göğsüne koydum. Sağ elimlede ensesini kavrayarak öpüşüne karşılık verdim. O an sokakta olmamızı bile umursamıyordum. Öpüşmemiz beni sarhoş edebilen bir şeydi. Onun dudaklarından başka bir şey hissedemiyordum. Ne esen rüzgarı, ne Güney sorununu, ne de onun düşmanımız oduğu gerçeğini. Tek hissim, tek düşüncem, tek isteğim Övünç olmuştu o an. Övünç yavaşça geri çekildiğinde dudağımın kenarını da öptü ve alnını alnıma yaslayarak yanağıma koyduğu eliyle yavaş yavaş okşamaya başladı. "Seni çözmeyi o kadar çok istiyorum ki." diye mırıldandı parıldayan gözleriyle gözlerime bakarken. "Şu hayatta gülmene engel olanların kim olduğunu o kadar merak ediyorum ki." "Övünç," diye başladım ama yanağımı okşayan baş parmağı dudağımın üstüne gelerek beni susturdu. "Hayat hikayeni o kadar merak ediyorum ki." "Geçmişimi öğrenirsen eğer keşke onların sürtüğü olsaymışsın derdin. Inan bana herkesin bana onların sürtüğü demesi geçmişteki yaşadıklarımdan daha iyi." "Seni tanımam için geçmişini öğrenmem gerek." Cevap vermeden öylece ona baktım. Yanağımı son bir kez okşadı ve beni alıştırmak istercesine yavaşça bıraktı kolları arasındaki bedenimi. "Şimdi, iyi geceler Tuana." Gülümseyerek eğildi. Ben tekrar beni öpecek sandım ama o beni yine şaşırttı ve dudakları usulca alnıma dokundu. "Iyi geceler Övünç." "Yarın görüşürüz." Ona gülümseyerek "Tamam." onayı verdim. Bu sefer cidden merdivenlerden inip arabasına atladığında kocaman sırıtarak ona bakıyordum. Arabanın motoru çalıştırdı ve gaza basıp sokakta kaybolmaya başladı. Bende aptal aptal sırıtırken bana bakan bir kaç mahalleliye cins bakışlar atıp hemen evime girdim. Kapıyı açıp içeriye girdiğimde arkamdan kapattım ve kapıya yasladım sırtımı. Elim benden bağımsız dudağıma gitti. Hayatımda hiç bir erkeğin dokunuşu bu kadar iyi hissettirmemişti bana. Ağır adımlarla evin içinde turladım ve en kısa zamanda temizlik yapılması gerektiğini anladım. Okul formamı çıkarıp her ne kadar bedenime sinmiş Övünç kokusunun gitmesini istemesemde banyoya girdim. Banyoda kötü anılarım olsa da düşünerek moralimi bozmamaya çalıştım. Mutluydum. Uzun zamandır hiç olmadığım kadar mutluydum. Kendime yeni aldığım mavi banyo lifini kullanarak uzun ve rahatlatıcı br banyo yaptım. Banyodan çıktıktan sonra Nisan ayında olmamıza rağmen soğuk olan hava yüzünden uzun kollu pijamalarımdan birini giydim. Saçlarım yarın kabarık olsun diye ortadan ikiye ayırdım ve tepeden başlayarak sıkı sıkı ördüm. Böyle örünce on iki yaşındaymış gibi oluyordum ama seviyordum bu halimi. Annem saçlarımı hep örerdi. Ördükten sonra açığa çıkan boynuma baktığımda tekrar gülümsedim. Morluk artık geçmişti. Evi biraz toparladım. Ama gazımı alamayıp haftasonu Güney yüzünden dağılan evi temizledim. Zaten küçük ve oda sayısı az olduğundan temizlemesi kolaydı. En sonunda odama geçtiğimde günün yorgunluğuyla kendimi yatağa atmadan önce ders programı hazırladım. Bugünki iki yazılıyı olamadığımız için yarın Övünç'le dört yazılı olacaktık. Harika. Yatağa yattığımda bile Övünç'ü düşünüyordum. Bu gece ki rüyama bile o girmişti. ♧♣♧ Dediğim gibi olmuştu. Ingilizce hocası önce geçmiş olsun dileklerinde bulundu. Sonra Övünç'ün de raporu olduğu gerçeğine -sosyoloji hocası sayesinde rapor almıştı- kanaat getirdikten sonra ikinci saat ikimizde yazılı olduk öğretmenler odasında. Üçüncü saat ise dil ve anlatım yazılısını sınıfça olduktan sonra beşinci saat tekrar Övünç'le matematik yazılısını olmuştuk. Şimdiyse ikimiz öğle molasıyla birlikte yangın merdivenine kaçmıştık. Buraya geliyorduk çünkü kimse bu tozlu ve pis yere gelmeyi istemiyordu. Güvenlik kamerası filanda yoktu. Rahattık. "Sırada ne var?" dedim yüzümü ellerimin arasına alıp başımı dizlerime koymadan hemen önce. "Felsefe." Iki sözel dersin yazılısını aynı güne koymakta sadece bizim okula yakışırdı zaten! "Bu okuldan nefret ediyorum." diye inledim başımı kaldırıp ellerimi yüzümden çekerek Övünç'e baktığımda. Övünç sessizce güldü. "Inan bana herkes nefret ediyor." "Sen?" "Evet." "O zaman niye buradasın? Yani kolejde olman filan gerekmiyor mu?" dedim yaşadığı evi düşünerek. Övünç suratını buruşturdu. "Şatafatlı hayattan hep nefret etmişimdir. Kolejde şatafatlı." "Zenginliği sevmeyen ama zengin bir hayat süren hikaye karekterisin yani." "Aynen öyle." diyerek güldü Övünç. "Sende zengin olmak isteyen karektersin o zaman bu hikayede." Dediğine hafifçe güldüm. "Ben yaşantımdan memnunum." Bazı noktalar hariç. "Meslek sahibi olmak istiyorum hepsi bu." "Hangi mesleği olmak istiyorsun?" Üst dudağımı alt dudağımın arasına alarak omuz silktim. "Bilmem. Henüz bana gel beni yap diye bağıran bir meslek olmadı." "Senden avukat olmaz sakın hukuk isteme." Kaşlarımı çattım. "Nedenmiş o?" "Susuyorsun. Kendi hakkını savunmayı bilmiyorsun. Haklı olduğun halde susuyorsun ki en büyük hatan kendini küçük görmen. Bazı kişilerin karşısında o kadar çok eziliyorsun ki onlar olmadan nefes bile alamayacak gibi hissediyorsun." "Yok öyle bir şey." diye karşı çıksam da ne kadar haklı olduğunu biliyordum. Anlattığı gibiydim. Ne bir eksik ne bir fazla. "Var öyle bir şey." Cevap vermedim, onun yerine bakışlarımı karşıya odakladım ve kirli pencereden dışarıyı izledim. "Neden sustun?" "Neden konuşayım?" "Tuana," Övünç çalan telefonuna bakmak için susarken bende onu izledim. Vaktim varken doya doya izlemek istiyordum Övünç'ü. Hatta üşenmeden her anımı Övünç'ü izleyerek geçirebilirdim. "Efendim Sarışın?" Övünç telefonla konuşurken sessiz kaldım ve o en kısa sürede konuşmayı sonlandırıp telefonu cebine tekrar koyduğunda bana döndü. "Okuldan sonra işin var mı?" "Yazılılara çalışacağım, neden sordun ki?" "Şey bizim sarışın dün tanıştın hani, o birlikte sinemaya gidelim diyorda sende gelir misin diyecektim." "Benim sinemayla filan işim olmaz Övünç ya siz gidin." "Ama Didem seni istiyor." Anlık olarak gözlerimi yumdum ve içimden 'Neden?' diye sordum. Dünyada o kadar isim varken neden bu kızın adı Didem? Annemin adını her duyduğumda içim acıyordu. "Tuana?" Övünç'ün parmakları çenemi buldu ve öylece kaldı. Dokunuşundaki yumuşaklıkla bir kez daha afallarken aklıma dün gecenin anıları doldu dudaklarım karıncalandı. Sanki Övünç beni yine öpüyordu. Yumuşak dudakları tekrar nazikçe dudaklarımda geziniyordu. Beni tekrar öpmesini deli gibi istiyordum ama bunu ona asla söylemezdim. Bakışıyla bile kimyamı değiştiren bu adamdan hiç bir şey istemezdim. "Efendim?" "Gelir misin bizimle? Hem akşam alacağız seni biz alana kadar çalışırsın." "Didem sen ve ben mi?" Övünç'ün yüzünde bir gülümseme belirdi ve sebepsizce mutlu oldum. "Evet." "Tamam gelirim." dedim Güneylerin yokluğundan cesaret alarak. Pazartesiye kadar gelmeyeceklerdi ve ne yapacaklarını çok merak ediyordum. Güney'in babası, Melih'in annesi ve Okan'ın ailesi pürüz çıkaracaklardı ki Güney'in babası rahat durmayacaktı. Zil çaldı ve bende ayaklandım. Övünç'te kalkmışken tam çıkacaktım ki kolumdan tuttu ve ona döndüm. "Son bir şey daha," "Ne?" "Bugün hiç gülmedin, bir kez gülümser misin?" Istediği şeyin masumiyetinden afallayarak ona baktım. O ise umut dolu bir şekilde bana bakıyordu. Hafifçe tebessüm ettim ama Övünç parmaklarıyla tebessümümü yakaladı ve yukarıya doğru çekti. "Şimdi oldu." dedi gülümseyerek. ♣♧♣♧♣♧♣ "Ben kendimi böyle hiç sevmedim, yalnızlıktan çırılçıplak." Yolda karşıma çıkan taşa vururken Seksendört bu aralar sürekli dinlediğim şarkısını kulağıma fısıldıyordu, bende dayanamayarak yolda şarkıyı mırıldanarak eve yürüyordum. "Ben seni hiç böyle sevmemiştim, gideceksin diye korkarak. Hangimiz bir parçasını bırakıp gidecek, diğeri uyurken. Peki ya hangimizin son sözü olacak diğerinin adı yapayalnız ölürken. Sanırım önce ben gidemem, sanırım önce ben gidemem." Evin önüne geldim ve Güney'in bana kıyak geçtiğini sandığım ama aslında üstün yeteneğini kullanıp babamdan arakladığı paralarla bana aldığı evimin kapısını açtım. Tapusu benim değil Melih'in annesinin üzerineydi. On sekiz yaşıma basınca benim üzerime yapılacaktı. Aslında on sekiz yaşıma gelince yapılacak çok şey vardı. İlk olarak şu soyadımdan kurtulup annemin soyadını taşımaya başlayacaktım mesela. Şurada on ikinci sınıfımın bitmesine iki ay bile yoktu ve LYS'ye girecektim. Grubumda büyük kavgalar çıkacaktı çünkü ben üniversite için şehir değiştirecektim ama Güney istemeyecekti. Hoş nasıl yapacağımıda bilmiyordum da. Şarkı tekrara sararken gelecekte olacağını sandığım şeyleri istemsizce düşünmeyi bırakıp Övünç'ü düşünmeye başladım. Şarkının her sözünde aklım daha çok kayıyordu Övünç'e. Onu neden bu kadar çok düşünüyordum ki? Neden benden uzak durması gerektiğini söylediğim halde hep ona çekilen taraf ben oluyordum. Bu kişi neden Övünç'tü. Melih'e karşı bile böyle hissetmeye razıydım ama bu kişinin Övünç olması dünyamı ters yüz ediyordu. Düzeltiyorum, asıl ters yüz olmuş dünyama bir parça düzgünlük katan Övünç'le ne yapacağımı bilemiyordum. Bizim bir sonumuz yoktu Övünç'le. Sevgili desen değildik, arkadaş desen değildik. Rastlantıydık en basitinden ama çok yalnız bir zamanda karşılaşmıştık. "Kendine gel Tuana!" diye bağırdım kendime. Şarkıyı kapattım ve dün gece uyumadan önce temizlediğim evimde yalnız olmanın verdiği mutluluğu yaşadım. Okul çantamı odaya bırakıp üstümü değiştirdikten sonra banyoda işimi hallettim ve mutfağa girdim. "Bugün ki menümüz?" Dolabı açıp karşısında dikildim. "Harika! Melih'ten az kullanılmış sucuklu yumurta ve kiraz reçeli." Yüzümü buruşturarak dolabı kapattım. Isıtıcıyı çalıştırdım ve iki paket kahveyi tek fincana döktüm. Açtım ama evde bir şey yoktu. Paramda artık suyunu çekmişti. Tüm hafta otuz lirayla idare edecektim. Hep Güney'in yüzündendi. Pislik davranışlarını bir kenara bırakmayı başarabilseydi eğer şimdi param olurdu. Kahvemi alıp salondaki masama kuruldum ve tüm ders araç gereçlerini çıkardım. Yazılı haftasında olmama rağmen Övünç'le buluşana kadar LYS denemeleri çözdüm. ♣♧♣♧♣♧♣ "Kuzen? Söylesene ne kadar seviyorsun Tuana'yı." "Didem defol." dedi Övünç ama Didem'in yüzünün halinden gitmeyeceği açıktı. "Ya ne var be? Aşkını itiraf etmek bu kadar mı zor?" "Sarışın cidden bak," Övünç cümlenin devamını getiremeyince sustu ve Mini Cooper'ına atladı. Kuzenide hemen ardından arabaya atladı ve Övünç'e şirince sırıttı. "Sakın diyeyim Tuana'nın yanında böyle şeyler söyleme yoksa o okulda sana deli gibi aşık olan ama senin nefret ettiğin çocukla yemek ayarlarım sana haberin olsun." "Yapmazsın ki sen." dedi Didem ama korkuyla geri çekildi. "Yaparım bilirsin." Övünç piçimsi bir gülüş bahşetti kuzenine ve kuzenide yanaklarını şişirerek arkasına yaslandı. "Ya kırk yılın başı kuzenim bir kıza meftun olmuş doya doya alayda edemiyoruz of ya." Övünç arabayı çalıştırırken Didem'in yanağından makas almayı ihmal etmedi. "Amcam elbisene ne dedi?" derken Sarışının zümrüt yeşili, beyaz puantiyeli ve kabarık eteği olan elbiseye göz ucuyla baktı. "Köpürdüü!" Didem dünyanın en güzel anını anlatırmış gibi mutluydu. "Ama dursun o daha, eğer elbiselerime biraz daha karışırsa etek boyunuda kısaltıcağım." "O etek boyu kısalırsa bacaklarını kopartırım Didem." dedi Övünç ve sinirle kuzenine baktı. "Hep aynı boyda kalacak, dizinin iki parmak üstü. Üç parmak bile olursa çarşaflarla gezersin bundan sonra." "Aman tamam be!" derken Didem bozulmuştu. Kollarını göğsünde kavuşturdu ve yola bakmaya başladı. Çok geçmeden Övünç arabayı durdurdu ve kuzenini arabada bırakarak indi. Hevesle Tuana'nın evine giderken yüzündeki gülümseme silinmiyordu. Kapıyı çaldı ve bir an sonra beyazlar içerisindeki Tuana kapıyı açtı. Övünç'ün nutku tutuldu. Daha once hiç Tuana'yı elbiseyle görmemişti. Onu hep okul formasıyla ya da kot tişört ikilisiyle görmüştü ama elbise? Özellikle beyaz? Tuana'yı bunlarla yan yana bile düşünmemişti ama oldukça sade günlük beyaz elbiseyle karşısında dikiliyordu. O kadar güzeldi ki... "Hoşgeldin ve bir dakika." diyerek içeriye tekrar fırladı Tuana. "Sende gel!" diye bağırdı ardından Tuana. Övünç açık kapıdan içeriye girerken sağa dönmüş Tuana'nın yanına gitti. Dizlerinin üzerine çömelip yerden bir şey alan Tuana'yı görünce olduğu gibi kaldı. "Gelmiyor lanet olası of!" "Ne almaya çalışıyorsun?" dedi Övünç hafif eğilerek ama tek gördüğü Tuana'nın sırtına dökülen kızıl saçlarıydı. Övünç içindeki beliren dokunma isteğini zaptetmek için yumruklarını sıktı. "Akıllı telefonumun gerizekalı bataryasını." diye cevap verdi Tuana. Kolunu tezgâhın altından çekti ve nefes nefese Övünç'e baktı. Övünç gözlerini kırpıştırarak hafif pembeleşmiş yanaklarına ve eyeliner'la ortaya çıkan gözlerine baktı. Neden bu kadar güzel? diye geçirdi içinden. Neden hep güzel? "İstersen ben alayım?" Tuana ellerini çırptı ve omuz silkti. "Yerle normalde komik bir şey gördüğümde sevişiyorum ama batarya için ilk oldu sende dene istersen küfür serbest." Övünç'ün dudakları kıvrılırken öne ilerledi ve eğildi ama aklında tek bir anın görüntüsü asılı kalmıştı. Kim bilir ne kadar mükemmel bir görüntüydü Tuana'nın gülmekten kendini kaybettiği an. Uzun kolunu uzatıp göz ucuyla bataryayı ararken Tuana başında dikilmiş düzleştirdiği saçlarını düzeltiyordu. Övünç'ün eli bataryayı kavradı ve gülerek hızlıca ayağa kalktığında zaten dibinde dikilen Tuana'yla çarpıştılar. Tuana dengesini sağlayamayıp yere düşecekken Övünç telaş yaparak bir eliyle Tuana'nın çıplak kolunu diğer eliyle belini kavrayıp hızlıca kendine çekti. Yüzlerinin arasında santimler varken aralanmış dudakları ve büyümüş gözbebekleriyle Övünç'ün gözlerine bakarken titrek bir nefes saldı Övünç'ün yüzüne. "Düşecektin." diye fısıldadı Övünç ama o yüzünde dağılıp giden nefesin etkisindeydi. "E-evet," Konuşmadan birbirlerine bakarlarken Övünç gözlerini yumdu ve derin bir nefes aldı Tuana'nın verdiği nefesten. Tuana hareket etmeden Övünç'ün yeni tıraş olmuş yüzüne bakarken sesini bulup konuştu. "Sakın öpeceğini söyleme." Eğer bir kez daha o dudaklar birleşirse, bir kez daha Tuana'nın kimyası Övünç'ün kimyasına karışırsa Tuana geri dönülemez bir yola sapacaktı. Kendini Övünç'te kaybedecek hatta kalbini Övünç'e verecekti. Aşka kapılarak kendini öldürecekti. Övünç ise Tuana'da kaybolmayı o kadar çok istiyordu ki... "Övünç iki saat oldu haydi." diye ses geldiğinde Tuana hızlıca geri çekildi ve Övünç'te elindeki bataryayı verdi. Tuana telefonunu hallederken Övünç mutfak kapısından kuzenine baktı. "Patlama sarışın geldim." Övünç'ün arkasından Tuana çıktı ve Didem'le göz göze geldiğinde Didem mutlulukla kısılan mavi gözleriyle Tuana'ya ilerledi ve sarıldı. "Ay merhaba, seni tekrar görmek harika!" "Senide." dedi Tuana Didem'in içten sarılışına şaşırarak. "Haydi gidelim flim kaçacak." ♧♣♧ Övünç isteklerimize karşı çıkarak komedi flimi seçerken Didem koluma girmiş benimle konuşuyordu. "Hiç böyle yapmazdı. Bugün komedi flimi izleyesi tuttu gıcığın." "Belki de gülmeye ihtiyacı vardır." diye mırıldandım daha çok kendi kendime ama Didem duymuştu. "Bilmem, bari güzel seçsin." "Kaynatmayın kendi aranızda." dedi Övünç biletlerle dönerken. İkimizede güldü ama gözleri bendeydi. "Hangi flimi izliyoruz?" sorusu Didem'den çıktı. "Sevimli Hırsız." "Ciddi misin?" dedim Övünç'e "Sevmez misin yoksa?" "O flimde Taylor Lautner oynuyor onun için bile milyon kez izlerim ne sevmemesi?" dedim gülerek. "En sevdiğim oyunculardan biri." diyince Didem Övünç gözlerini devirdi. "İki kızı yakışıklı birinin olduğu filme götürürsem böyle olur." "Kıskanma kuzenciğim," dedi Didem gülerek. Ardından beni çekiştirerek yürümeye başladı. "Güzel olacak." "Ya çok güzel." dedi Övünç arkamızdan gelirken. Cidden güzel olacaktı. ♧♣♧ "Film güzeldi." "Filmi izlediğini bilmiyordum Didem, sen daha çok Taylor'ı izliyordunda." Övünç'ün lafına karşılık Didem gözlerini devirdi ve bana çevirdi küçük mavi gözlerini. "Tuana'ya niye bir şey demiyorsun o benden de çok asıldı Taylor'a." Övünç bana döndü ve bir şey diyecek gibi oldu ama ben atladım lafa. "Varlığımızdan haberi bile olmayan biri yüzünden kavga etmeyeceğiz umarım?" "Mantıklı." dedi Övünç ve önündeki yemeğe döndü. Ağzına patates kızartması atarken bende kolamı yudumluyordum. Didem ise bir bana bir Övünç'e bakıyor büyük ihtimal ne yumurtlasam diye düşünüyordu. "Tuana," Düşünmesi bu kadar kısa sürmeseydi iyiydi. "Efendim?" "Biliyor musun bizim bu cuma Vefakâroğlu şirketinin 78. kuruluş yıldönümü var." Altından ne çıkacağını merak ederek "Hayırlı olsun." dediğimde Övünç kuzenine uyarıcı bakışlar atıyordu. Ama Didem Övünç'ü umursamayarak gülümsemeye ve konuşmaya devam etti. "Kuruluş kutlaması için balo yapılacak, sende gelsene?" Didem'in umutla bakan mavi gözlerine umutsuzca baktım ve kalbi kırılmasın diye kibarca konuşmaya başladım. "Canım, adı üstünde ailenizin şirketinin kuruluş yıldönümü balosu benim ne işim var orada? Hem alışıkta değilim." "E Övünç'ün partneri olursun işte. Hem sadece aile olmayacak ki cemiyetten de gelen çok kişi olacak." Didem'in gülen suratından bakışla rımı çektim ve yardım istercesine Övünç'e baktım ama o ifadesizce beni izliyordu. "Gerçekten gelemem. Hem kıyafet seç filan üşenirim sevmem öyle şeyleri." "Annemin mağazası var! Oradan buluruz kıyafeti ya yeter ki gelirim de." "Didem Tuana'yı zorlama." diye sonunda(!) konuştu Övünç. Bende ona hak verircesine başımı salladım. "Ama kuzen bıktım her yıl benim partnerim olmandan Tuana partnerin olsunda rahat edeyim." "Kendi çıkarını düşünüyorsun yani?" dedim gülerek. Didem utanmışçasına kıvrandı ve konuştu. "Yani, sonuçta bende kârlı çıkacağım bu işten." Kocaman gülümsedi. "Tuana eğer gelmek istersen?" Övünç'e baktım. Gözlerinden okunanı anlamaya çalışmadan yüzünü izlerken Didem "Lütfen." diye eğildi masaya 'e' harfini uzatarak. "Ama," "Topu topu iki saat bir şey Tuana lütfen kırma şu tatlı sarışın arkadaşını, yani beni." Didem'e gülerek arkama yaslandım ve kısa bir an düşünmeye başladım. Gitsem ne olacaktı ki? Hem Güneyler olmayacaktı, cuma akşamını evde tek geçireceğime Övünç'ün davetine gitsem sorun olmazdı değil mi? "Haydi Tuana." Tamam uzun düşünüyor muşum. "Topuklu ayakkabı giymek zorunlu mu?" ♣♧♣ "Keşke kendim gelseydim, kuzenini eve bıraktıktan sonra onca yolu tekrar gitmek olmadı." "Didem yoruldu bugün eve gider gitmez uyuyacak diye önce onu bıraktım." dedi Övünç ve direksiyonu sağa kırdı. "Ben kendim gitseydim diyorum zaten." "Bu saatte mi? Asla." Korumacılığına karşı bıkkınca nefesimi üfledim ve dışarıyı izlemeye başladım. Çarpraz astığım krem rengi çantamdan telefonumu çıkardım ki kapandığını görünce sinirle bir küfür geveledim ağzımda. "Ne oldu?" "Kapanmış yine lanet şey." derken telefonu açtım ve sıfırlanan saatle tarihe umutsuzca baktım. "Övünç telefonunu bir verir misin?" Övünç sağ cebinden büyük beyaz telefonunu çıkardı ve bana uzattı. Ekranı kaydırdığımda karşıma direk müzik çalar çıkınca geri tuşuna tıklıyordum ama gözüm son çalınan şarkıya takıldı. Seksendört♣Hangimiz? İki insanın kalbi bu kadar mı karşı karşıya olurdu?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE