BÖLÜM 4

1611 Kelimeler
Bizimkilerden kurtulup sınıfa çıktığımda daha sonra özel olarak benimle uğraşacaklarını biliyordum. Büyük ihtimal kavga çıkacaktı. Melih piç gibi davranabilirdi ama herhangi bir ortama girdiğimizde Güney'den önce davranıp beni kollarının arasına alırdı. O benim sapık arkadaşımdı. Herkesin sahip olması gereken türdendi bana göre. Herkesin hakkımda söyledikleri yalandı işte. Böyle gidiyordu çünkü bu yalanı ortaya atan Güney'di. Beni korumak için yapmıştı. Melih ve Okan'ı dahil etmesi ise zorunlu olmuştu. Beladan kurtulmak için bu damgayı kabul etmiştim. En azından artık sadece arkamdan konuşuyorlardı. Herhangi bir fiziksel şiddet ve benzeri şeylere maruz kalmıyordum. Dedikodulara gelince, zamanla alışılmadık bir şey değildi. Sınıf kapısından içeri girer girmez boynumu eğdim. Morluğu saklamak için uğraşlarımı başarıya ulaştırırken her zamanki kısa süreli bakışları umursamadım ve yerime yol aldım. Övünç'ü yerinde otururken buldum. Ona kalk yerime oturacağım bile demedim ve arkadan dolanıp sıraya tırmandıktan sonra çantamı aramıza koydum. Ona yakın olmak istemiyordum. Güney'in gazabına uğramak istemiyordum. Ben onun cennetinde gayet mutluydum, cehennemine ihtiyacım yoktu. Övünç bana şaşkınca baktı ama onu umursamadım ve uzun boyu yüzünden başımı dikleştirerek çevreme bakındım. Hande'yi göremeyince sinirlenerek önüme döndüm. Övünç'ten "Sen," diye bir ses duyduğumda bana mı değil mi emin olamadığımdan sesi takmadım ama daha sonra adımı söyledi. Bu o kadar yumuşak bir telaffuzdu ki onunla konuşmak istemesem bile ses tonundaki çekicilik ona dönmeme sebep oldu. Kendime lanet ettim. Onun istediklerine itaat edecek kadar güçsüz olduğum için milyonuncu kez kendimi lanetledim. Ona döndüm ve ne var yine dercesine baktım. Şaşkınlıkla aralanmş pembemsi dudakları, büyümüş göz bebekleriyle gözlerimin içine bakarken bakışlarında ki hayal kırıklığını zihnimin bana oynadığı oyun olarak algıladım ama hayal olamayacak kadar gerçekçiydi bakışları. Daha sonra yavaşça boynuma kaydı. "Bana öyle bakmayı kes," dedim sertçe. Daha sonra aklıma dün ki konuşmamız gelince iğneleyici bir ses tonuyla "ucube" kelimesini ekledim ama o bunu umursamadı. "Kim yaptı bunu sana?" "Sanane? Unuttun mu? Ben piçlerin sürtüğüyüm." Ona laf sokmuştum ama ondan çok benim canım yanmıştı. Alışıktım oysaki böyle hakaretlere ama dört yıldır aramızda bir dialog geçmemesine rağmen okulda çokça göz göze gelmiştik. Herkesin aksine onun bakışları hep farklıydı bana karşı. İğrenen, alaycı bakışlardan farkı olarak yumuşak bakardı bana. Hayatımda ilk kez bana karşı yumuşak bir davranışı Övünç'ten görmüştüm ve bunu sadece bakışlarıyla başarmıştı. O mavi-kahverengi gözleriyle. "Canını yakıyorlar," diye soludu. Dizlerinin üzerindeki ellerini yumruk yaptığını görebiliyordum. Çok sıkı sıkıyordu. "Hangisi yaptı?" "Seni ilgilendirmez." diyerek başımı eğdim ve çantamın fermuarını açtım ama çenemde hissettiğim parmaklarla kaskatı kesildim. Övünç'ün parmakları çenemi kibarca tutup, kırılmamdan korkar gibi yüzümü kendisine döndürdüğünde tek yaptığım şaşkınca ona bakmak oldu.Dudaklarımı beni bırakmasını söylemek için araladım ama hiç bir ses çıkmadı. "Tuana," dedi gözleri benim bir mavi bir yeşil olan gözlerimde gezinirken. Göz bebekleri artık normal haline dönmüş, o muhteşem kusuruna yakından bakma şansı veriyordu bana. Yakından görünce bunun kusur değilde farklılık olduğunu anladım. Mükemmel bir farklılık. "Hangisi yaptı?" Trans halinde ona bakarken yüzünü hafızama kazımak istedim. Bu yüzü unutmak istemiyordum. Bu bakışları hafızamın en derinlerine saklamak, ihtiyacım olan zamanlarda bu bakışa sığınmak istiyordum. Sığınacak bir şeylere ihtiyacım vardı. Ona olan tabularımı indirip bir anda tüm korkum yerini daha önce hissetmediğim çok farklı bir yere bırakırken cevap vermek için ağzımı dudaklarımı hareket ettirecektim ki, engelle karşılaştım. Sınıf. Herkes çıt çıkmadan bizi izliyordu. Neler olduğunu, ne hata yaptığımı o anda farkettim. Bile bile ateşe atıyordum kendimi. Hem kendimi yakıyor, hemde Övünç'ü öldürüyordum böyle. Benden uzak durmalıydı neden hala benimle muhatap oluyordu? Hemen o an yüzümün ifadesini değiştirdim. Övünç bu değişimi izledi ve neler olduğunu anlamaya çalıştı ama ben sertçe parmaklarından kurtuldum. Sıramdan ayağa kalkarken sınıfa göz atınca hepsinin bizi izlediğini gördüm. Pislikler dedim içimden. Canımı yakmak için hiç bir şeyi kaçırmıyorsunuz. Elimi kaldırıp kendimden beklediğim bir davranış sergiledim. Erkeklere daima yaptığım şeyi Övünç 'e yaparken içim acısada durmadım ve sağ yanağına okkalı bir tokat geçirdim. Bu sefer benim parmaklarım Övünç'ün çenesini kavradı ve Övünç'ünkine oranla daha sert kendime çevirdim. "Bir daha." dedim yüzümü yüzüne yaklaştırarak "Sakın bana dokunma." Bir kaç saniye yüzüne bakarken dolan gözlerimi kırpıştırdım. Övünç bunu farketmiş olacak ki şaşkın yüzünde sebepsiz bir tebessüm belirdi. Yüzünü parmaklarımın esaretinden kurtardıktan sonra sessizce bizi izleyen sınıfa döndüm. Gözlerim İrem'e kaydı. Yerine oturmamış ayakta bana şok içinde bakıyordu. "Hande nerede?" diye sordum ona. Ağzını araladı ama cevabı kekeleyerek çıktı. "A-aşağıda g-gördüm. Kantinde." Övünç hareketlendi ve sırayı kuvvetle ittirerek yerinden kalktı. Ona attığım bir saniyelik bakışla yüzünün kaskatı olduğunu gördüm. Sinirlenmişti. Hemde çok. Sınıfı terkederken arkasından baktım. Sınıfta anlık bir sesizlik olduktan sonra millet gülmeye başladı. "Çenenizi kapatın!" diye bağırdım. Cebimden telefonu çıkartıp saate baktım. On beş dakika. Bir adam dövmek için yeterli bir süreydi. Övünç'ün arkasından bende sınıftan çıktım ama hedefim Övünç'ün peşinden gitmek değildi. Okulun üçüncü ve son katından aşağı koşar adım inmeye başladım. İrem aşağıda, dediğine göre Hande kantindeydi. Güney neredeyse orada sürtüyordu çünkü. Derken merdivende Hande'yle karşılaştım. Sınıfta sürekli takıldığı iki kızda yanındaydı. Adlarını hatırlamıyordum, açıkçası hatırlamak için çabamda yoktu. Arkadaşlarına gülerek bir şeyler anlatıyordu ve onun yaltakçısı iki kızda yapay şaşkınlıkla "Aa! Ciddi misin?" tarzına tepkiler veriyordu. Hande'nin güldüğünü görünce öfkem tüm vücuduma yayıldı. Ben dün gece bu aptal kız yüzünden neler yaşamıştım. Bana olan nefreti yüzünden Güney'e beni gambazlamıştı ve cezamı fazlasıyla ödemiştim. Güney beni ittirip durduğu için etim acıyordu. Boynumdaki morluk sadece görüntü olarak rahatsız etmiyordu beni. Güney'in dişlerini etime batırdığı her yerim yanıyordu. Boynumla uğraşırken rahat durmayan ellerinden bahsetmiyorum bile. Hande beni görünce gülüşü önce söndü ama sonra toparlanarak tekrar gülmeye başladı. Yüzündeki sırıtışa sinir olsam da birazdan dağıtacak olmanın verdiği mutlulukla derin bir nefes aldım. "Gel benimle," diye emir verdim Hande'ye. Üç kız şaşkın şaşkın bana bakınca yanlarına ilerledim ve Hande'nin kolunu tuttum. "Bırak Hande'yi sürtük!" diye cırladı sağındaki koyu kahve saçlı kız. Solundaki kız da benim tuttuğum kolu tutmuş her an Hande'yi kapıp gidecek gibi duruyordu. "Ya kendi isteğinle tıpış tıpış gelirsin ya da saçından sürükleyerek götürürüm seni." Hande yutkundu ve omzundaki çantayı az önce bana cırlayan arkadaşına verdi. "Siz gidin," dedi kızlara. "Ben gelirim. " Kızlardan tepki beklemeden Hande'yi çekiştirerek okulun yangın merdivenine sürükledim. Kapıyı açıp içeri resmen onu fırlatınca demir korkulukları destekçisi yaparak tutundu. "Bana dön Hande." Yüzünü bana çevirip pişkince sırıttı . "Biraz uzağa gider misin canım? Sizde sürtüklük kan yoluyla geçiyordu en son bana da bulaşmasını istemiyorum." "Bunu," dedikten sonra yüzümde duygusuz bir gülümseme belirdi. "Dün gece Güney'in altına yatan kız mı söylüyor bana?" Hande'nin gülen yüzü kaskatı kesildi. Tüm yaşam enerjisi bir anda çekilmiş gibi bana baktı. "Sen nasıl öğrendin?" Demek iş sadece yakın temasta bitmemişti. Gerçekten yatmışlardı. Zaten Güney'den de bu beklenirdi. O oynaşacak tiplerden değildi. Sevişmek onun tarzı değildi. Bu olaylarda sonuca odaklanırdı. Sarhoş olduğu bir gün bana sadece seninle yiyiştim kızıl demişti. Inan bana seksten daha zevkliydi. "Unuttun mu? dedim ona yaklaşırken. "Ben onun sürtüğüyüm. Her şeyi bilirim." Hande gülümsemeye çalıştı ama bu zoraki bir gülümsemeydi. "Bunun için beni döveceksin şimdi öyle mi?" "Seni döveceğim kısmı doğru evet ama ben Güney'in kullanıp attığı kızları dövecek kadar küçük değilim bunu biliyorsun." "Güney beni kullanmadı!" diye cırladı Hande. "Asıl kullandığı kişi sensin!" "Konu senin Güney'le yatman değil gerizekalı! Git ne bok yersen ye umrumda değil. Konu senin o sikik çenen!" Hande ellerini beline koydu ve kibirlice bakmaya başladı. "Ne diyorsun ya sen?" "Sen diyorum. Beni Güney'e ispiyonlamakla eline ne geçeceğini düşündün bilmiyorum ama benim elime seni dövmek için çok güzel bir bahane verdin." Hande ağzını açmıştı ki bugün attığım ikinci tokatla konuşamadı. Elim düzleştirdiği saçlarını buldu. Saçlarını çekiştirerek yüzünü bana döndürdüm ve ikinci tokatı atmak için hamlede bulundum ama o engelledi ve diğer eliyle gözüme yumruk attı. Ama ben son anda geri çekilerek sert yumruğunu savurdum. "Nefret ediyorum senden! Nefret ediyorum Kızıl!" "Bende sana acıyorum!" diye karşılık verdim. Onu savuştururken bu sefer ben gözüne sağlam bir yumruk geçirdim. Geriye doğru bedenini attığımda Hande vahşice bir çığlık attı. Onu umursamadım ve darbelerimi tekrar indirmek için üzerine yürüdüm ama bir çift güçlü kol belime dolanıp beni resmen havaya kaldırarak kendine yapıştırdığında bu sefer ben çığlık attım. "Dur!" diye kükredi erkek sesi. O anda kim olduğunu anlarken kurtulmak için daha çok çırpındım. Hande yerde toparlanarak ayağa kalkarken kendimi var gücümle Övünç'ün kucağından ittirdim ve yere düşerek ondan kurtuldum. Bir saniye bile kaybetmeden Hande'nin üzerine çullandım ve yüzünü yüzüme sabitledim. "Şu morluğu görüyor musun Hande?" dedim ona mosmor olmuş boynumu gösterirken. "Dün gece bu morluk tenime kazınırken ben hıçkıra hıçkıra ağlıyordum." Yutkundum ve gelen göz yaşlarını hemen geri ittim. "Ve bunun sebebi senin lanet çenendi!" "Tuana," dedi Övünç ama onu umursamadım ve vahşice bir hareketle dişlerimi Hande'nin yanağına geçirdim. Kanatmıyordum ama yanağının mosmor olacağını biliyordum. Hande acıyla çığlık attı. O elimin artında çırpınırken Övünç tekrar beni havaya kaldırdı. Onun bedeninin benim bedenime temas etmesini istemediğimden kurtulmak için var gücümle çırpındım ama işe yaramadı ve aksine Övünç dengesini sağlamayarak düşerken bende üzerine düştüm. Hande'nin can çekişircesine çıkardığı inlemeleri duyabiliyordum ama odaklandığım tek şey sırtımın yaslı olduğu Övünç'tü. Övünç bedenimi üzerinden döndürdüğünde sürtünen tenlerimiz yüzünden alev aldım. Yüzümü kendi yüzüne döndürdü ve bana bakmaya başladı. Temas eden vücudunu unutmaya çalışıyordum. Belimi sımsıkı kavramış olan kolunu unutmaya çalışıyordum. Neden? diye düşündüm. Övünç bizimkilerin düşmanlığını kazanacak ne yapmış olabilir? Aklıma bizimkiler gelince içimi bir korku sardı ve hemen Övünç'ten kurtularak ayağa kalktım. Hande yerde yüzünü tutarak inlerken dışarıdan gelen ve her saniye daha çok yaklaşan seslerle Övünç'le yüz yüze geldim. "Sen aşağıdan bir çıkış bul." dedi Övünç aceleyle. "Bağırtıyı duydular kesin geliyorlar." Ben tereddüt edince Övünç kolumadan aşağıya ittirdi beni. "Haydi! Ben Hande'yle ilgilenirim." Zaten okulda Güney sayesinde barınabildiğimden Güney'in ondan habersiz bir kavga çıkarmama çok sinirleneceğinden ve beni cezalandıracağından emin olduğumdan daha fazla orada duramadım. Hocaların beni yakalamasına izin veremezdim. Disipline gidersem gelecekle ilgili çoğu planımdan vazgeçmek zorunda kalırdım. Bende orada daha fazla durmadım ve tabanları yağladım. Övünç görüş açımdan çıkmadan önce ona son kez baktığımda Hande'yi kucağına aldığını gördüm. Her şeye rağmen Hande'yi onun kollarında gördüğümde içimdeki kıskanç duygularıma söz geçiremedim. Oysa ki Hande'nin Güney'le yattığını öğrendiğimde bile içimde olan tek şey Hande 'ye karşı hissettiğim acıma duygusuydu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE