Eve döndüğümde gerçekten kendimi tokatladım. Yanaklarıma sertçe vurarak "Kendine gel Tuana!" diye bağırdım ve gözyaşlarımı zorla durdurdum. Ağlamamalıydım. Ağlamak çaresizlik demekti. Bıkmamış mıydım çaresiz olmaktan?
Saçlarımı tekrar dün geceki gibi ördüm ve vakit kaybetmeden çantamdan defterlerimi çıkartıp evin içinde Güney'den sakladığım test kitaplarımı da buldum. Masaya oturdum ve Güney'ler gelene kadar LYS matematik çalıştım.
Okan istediğimi yapmış ve Güney'i eve bir hayli geç getirmişti. Ama Güney eve geldiğinde plan değişikliği olduğunu ve giyinmemi emretti. Yorgunluktan ölüyordum. Yinede Güney'e karşı gelmedim ve siyah kotşortla beyaz badi tişört geçirdim üzerime. Saçlarımın örgüsünü açtım ve salonda beni bekleyen çocukların yanına vardım.
"Hazırım."
Hepsi bana bakarken Güney kaşlarını çatarak ayağa kalktı. Her zamanki kılığındaydı ama bu sefer üzerinde deri ceket yoktu. Onun yerine yarım kollu siyah tişört vardı. Tişört desensiz, düzdü. Her zamanki gibi. Tişörtünün el verdiğince vücuduna yaptırdığı dövmeleri görebiliyordum.
Karşımda durduğunda salondaki ampul yüzünden burnuna taktığı demir halka parladı ve gözümü aldı. Güney halkasını taktıysa iyi ruh halinde diyebilirdik.
"Saçını topla."
"Ama Güney..."
"Ya keserim o saçları Kızıl, ya da toplarsın. Boynunu görmek istiyorum."
Karşısında tepki veremediğimden yavaşça arkamı döndüm ve içimden sabırlar dileyerek odama tekrar girdim. Kabaran saçlarımı tepeden at kuyruğu yaptım ve ördüm. Morluk ayna gibi ortadaydı. Moralim o kadar çok bozuluyordu ki, ne yapacağımı bilmiyordum. Kapatıcı süremiyordum, saçımla kamufle edemiyordum. Güney yasaklamıştı. Kendiliğinden geçmesini beklemekten başka çaremde yoktu ki kolay kolay geçmeyeceği kesindi.
Tekrar odadan çıktığımda bizimkilerin kapıda beni beklediğini gördüm. Hızlıca siyah ayakkabılarımı çıplak ayağıma geçirdikten sonra Melih kolunu omzuma attı ve kapıdan çıktık.
"Gel bakalım Kızıl." dedi Melih gülerek yürürken. "Bugün sarhoş olmaya hazır mısın?"
Cevap verecektim ki birine doğru çekildim. Çekenin Okan olduğunu gördüm ve Okan Melih'e cevap verdi.
"Kızı da kendine uydurma lan."
Melih sırıtarak yanağımdan makas aldı ve benimle kol kola yürüyen Okan'a döndü. "Ne uydurması? Bu Kızılın bizzat kendi tercihi."
"Ya Melih geçen sarhoş olduğunda itfaiyeyi arayıp ateşim var söndür beni dedin sarhoş olma lütfen." dedim ve üçümüz gülmeye başladık.
"Hem bugün Kızılım benimle dertleşecek, değil mi Kızılım?"
Yüzümü Okan'ın gülümseyen yüzüne döndürüp sırıttım. "Tabikide! Bu gece vur kadehi ustam gecesi."
"Evet vur kadehi ustam vur şunların kafasına teker teker vur gecesi." dedi Güney arkamızdan konuya dahil olurken. Okan'ın Melih'e yaptığı gibi yaparak beni Okan'ın kolundan çekti ve belime kolunu dolayıp yanına yürütmeye başladı.
"Siz ne bok yiyorsanız yiyin. Kızıl bu gece benimle."
"Yoo," diyerek yanıma geçti Melih ve böylece iki erkeğin ortasında kalmış oldum.
"Kızıl benimle dans edecek." Melih koluma girdi ve yürürken çaktırmadan kendine çekmeye çalıştı. Tabi Güney ve Okan Melih'in yaptığını hemen çakınca Okan Melih'in kafasına geçirdi.
"Kızın kolunu çıkaracaksın pezevenk."
"Bıktım ama her gece Güney'in el koymasından."
"Mal mıyım lan ben?" diye seslendim üçüne. Anlık bir hareketle bedenimi Melih ve Güney'den kurtardım. "Tek yürürüm." diyerek Okan'ın yanına yürümeye başladım.
"Aynı şeyi barda da demen dileğiyle." Başımı çevirdiğimde Güney'in bana bakarak sırıttığını gördüm.
"O ayrı iş ya." dediğimde Güney omuz silkerek "Bilmem artık." dedi.
Gülümseyerek önüme döndüm. Okan bana bakıp güldüğünde mutluluğumu gizleyemedim. Güney'in iyi ruh halinde olması hoşuma gitmişti. Son iki gündür o kadar sinirliydi ki ağzımı bile açamıyordum. Oysa şimdi o böyle olunca Melih ve Okan'da iyi oluyordu.
♧♣♧
Oturduğum bar taburesi artık popomu rahatsız etmeye başlamıştı. Rahatsızca kıpırdandım ve biramdan büyük bir yudum aldım. Henüz geleli yarım saat olmuştu. Birlikte shot atmaya karar vermiştik ama ne Melih ne de Güney sömürdükleri kızları rahat bırakamıyordu.
Bende yarım saatte Okan'a söz verdiğim gibi yaptıklarımı anlatmıştım ama bildiği tek şey Hande'yi dövdüğüm kısmıydı. Övünç'ü hikayeye eklememiştim.
İyide olmuştu aslında.
Okan elini omzuma koydu ve "Aferin kızıma!" dedi gülerek. Gülüşüne karşılık verirken o da içkisini kafasına dikti. Hande'yi dövdüğüm için benimle gurur duyuyordu.
"Hep böyle ol tamam mı Tuana? Sana yapılanlarının bedelini ödet herkese. Karşındaki kim olursa olsun. Bizden öğrendiğin en önemli şey bu olsun; intikamdan vazgeçme."
Derince bir iç çektim ve elimdeki bira bardağını bar tezgahına koydum. Barda çalınan hareketli müzik kulağımın uğuldamasına sebep oluyordu ama alışık olduğum için o kadar da rahatsız etmiyordu.
"Peki ya babam?" diye mırıldandım oldukça alçak bir sesle. İçkisini tazeleyen Okan'ın farketmeyeceğini biliyordum.
"Ondan nasıl intikam alacağım?"
♧♣♧♣
Melih ve Güney ortalarda görünmezken Okan'la sohbet etmeye devam ettim ama sıkılarak etrafı izlemeye başladım. Gözüm dans pistinde takılı kalırkan birinin beni dürtmesiyle kendime geldim.
"Selam!"
"Selam!" diye yanıtladım ne diyeceğimi bilemeyerek. Okan'a baktım ama o da öylece bakıyordu.
Karşımda bana gülümseyen yapay sarı saçlı kadın sesini duyurabilmek için üzerime doğru eğildi ve "Dans edelim mi güzellik?!" diye bağırdı. Yüzüme baktığında bana olan bakışlarındaki farklılığı hissettim. Konu kadının sarhoş olması değildi. Lezbiyendi.
Okan'la tekrar göz göze geldim ve kadını gülümseyerek onayladım. Hemen ellerimden tutup beni ayağa kaldırırken bir şeyler söyledi ama müzik yüzünden duyamadım. Bar resmen havaya kalkıp kalkıp iniyordu ve bende dahil kimse bundan rahatsız olmuyordu.
Kadın beni dans pistinin hafifçe ortalarına sürükledi ve kalabalıkla birlikte dans etmeye başladık. Melodisine alışık olduğum ama sözlerini veya adını bilmediğim yabancı şarkıyla birlikte zıplarken kadın elimi bir an olsun bırakmadı.
Sadece onunla değil, sanki pistteki herkesle dans ediyordum. Olduğum yerde öylece bile kalsam saniyede üç beden bedenime sürtünüyordu. Kadınla aynı anda kalçalarımızı salladıktan sonra kahkaha attık ve gülerek kulağıma eğilip "Adın ne!?" diye bağırdı.
"Tuana! Ya senin!?"
"Döndü!"
Verdiği cevapla kahkaha atarken adının ve kişiliğinin bu kadar uyumlu olmasının tesadüften fazlası olduğuna inanıyordum.
"Çok seksisin!" dedi Döndü bir an sonra. Ona gülümseyip "Teşekkürler sende!" diye cevapladım ve zeminde zıpladıktan sonra Döndü beni çevresinde döndürüp tekrar yakınına çekti.
"Kızlardan hoşlanır mısın!?"
Kalbini kırmamak için kibarca cevap verirken şarkıda değişiklik yaşandı ve öncekine oranla daha yavaş bir parça çalmaya başladı.
"Erkeklerle takılmak daha zevkli!"
"Şurada seni izleyen iki çocuk gibi mi?"
Gösterdiği yere başımı çevirdim ve spot ışıklarının altında belli olan sarışın Güney'le göz göze geldim. Hemen ardından Melih'le bakıştık ve bana göz kırptı. İkiside gülüyordu.
"Sanırım seni istiyorlar!"
Başımı tekrar Döndü'ye çevirdim.
"Onlar arkadaşım!"
Döndü kıvırarak kalçasını benim kalçama vurduktan sonra "Sarışının bakışları boynundaki şaheser bana ait bakışlarıydı!"
Cevap verecektim ki koluma dolanan parmaklar hissettim. Başımı çevirdiğimde Melih'i gördüm.
"Müsadenizle," dedi Döndü'ye gülümserken. Döndü ellerini benden çekti ve "Müsaade sizin!" diye bağırdı ve gülümseyen yüzüyle oradan ayrıldı.
Melih kollarını belime dolayıp beni kendi çekti ve çalan müziğe tezat olarak yavaşça sallanmaya başladık.
Kollarımı onun geniş omzuna koyduğumda gülerek "Güney'in gelmesini bekliyordum." dedim.
Melih sırıttı ve beni kendine biraz daha çekti. Dışarıdan bakıldığında iki sevgili gibiydik. Gülümsememize bakıldığında ise birbirine aşık iki sevgili gibi.
İkiside değildi.
"O ayakta bile zor duruyor şimdi."
Sağ kolumu omzunun tamamına neredeyse dolayıp sol elimi sadece omzunun üstünde tutarken kaşlarımı çattım.
"Şimdiden mi çok içti?"
"Yoo," Melih yüzüme baktı ve sırıtması genişledi. "Bu seferki kız onu zorladı."
"Hıı," diye kaba bir tepki verdim ortaya. "Anladım."
Açıkçası Güney bana dokunmadığı sürece isteği kızla istediği şeyi yapabilirdi. Bana dokunmasını sevmiyordum, hatta nefret ediyordum ama dokunduğu zamanda karşı koyacak gücüm yoktu. Tam anlamında yatmak dışında çoğu şeyi yapmıştık bana göre. Güney'e göre ise yaptıklarımız sadece Grinin Elli Tonu'nun fragmanıydı.
"Çok acıyor mu?"
Melih'in neyi kastettiğini anladığımda "Hayır." dedim direk ve yüzüme gülümseme yerleştirip omuz silktim. "Güney ve tarzı, bilirsin."
"Bu tarz değil psikopatlık."
"Konuyu biliyorsun Melih." dedim ve başımı omzuna koydum. Yavaş yavaş salınırken onda güven bulmak istedim. Ama bulduğum güven istediğim türden bir güven değildi.
Hislerimde bir şeyler hep eksikti.
Melih dudaklarını boynumda ki morluğa bastırdı ama o kadar hafifti ki yarım yamalak hissettim. Zaten hemen dudaklarını çekerek çenesini yasladı. Yeni yeni çıkmaya başlayan sakalları huysuzlandırsada sesimi çıkarmadım.
"Biliyorum ve evet suçlusun. Ama her şeye rağmen ben böyle bir ceza vermezdim."
Kimse Güney kadar psikopat olamaz diye cevap verdim içimden ama ağzımı açmadım.
Sonunda Melih dansı sonlandırıp birlikte Güney ve Okan'ın yanına gittiğimizde Güney bana bakarak sırıtıyordu.
"Lezbiyenle dans ha?" diye sordu tek kaşını kaldırdığında. Burnundaki halkayı düzelttikten sonra "Beğendim." lafını ekledi.
"Farklılıkları severim bilirsin."
Üçü kahkaha attıktan sonra bar taburesinde Okan'ın yanına oturdum ve Güney'de yanıma oturdu. Melih Okan'ın yanında yerini alırken Güney sipariş verdi.
"Shotlar hızlı atılacak, durmak yok."
Üçümüz Melih'i onayladık. Barmen benim yüzüme bir kere bile bakmadan ama çocuklara bakarak dört tane shot bardağı koydu. Sırayı ilk önce Güney aldı ve bir dakika içerisinde hepsini kafasına dikti. Hepimiz onu izlerken yüzünü buruşturdu ve "Sikeyim!" diye bağırdı. Ardından gülerek bize baktı.
"Bunu her yaptığımda beynim uçuyor."
Sarhoş olacağını biliyorduk. Hepimiz sarhoş olacaktık.
"Benim beynim koşarak uzaklaşıyor kanka." dedi Melih ve sırayı o aldı.
Hepimiz dört taneden sonra sersemlemiş akıllarımızla bir dört tane daha shot attık. Hala ayaktaydık ama yinede kafamız uçuyordu.
"Bar üzerime üzerime geliyor." dedim bizimkilere bakarken. Güney son shotını attı ve bana döndü.
"Gidelim."
Hep böyle olurdu. Bara gelirdik. Erkekler gözlerine kestirdiği kızlara giderdi. Ben genellikle tek kalırdım -ama bugün Okan yanımdan ayrılmamıştı- dans ederdim ve çocuklar işleri bittikten sonra yanıma gelir birlikte sarhoş olurduk. Son durağımız hep benim evimdi.
Güney gidelim dedikten sonra ayağa kalktık ve barın dışına çıktık. Temiz havayı ciğerlerime depolayarak hafifçe yere eğildim ama hemen kalktım.
"Nereye gidiyoruz?"
Sorduğu soruyla Melih'e baktım. "Eve gitmiyor muyuz?"
"Bu saatte mi?" Çocuklarla bakışırken Okan "Asla." dedi.
"Bence," Melih kolunu Okan'la benim omzuma atıp ağırlığını verirken güldü. "Lunaparka gidip milletin huzurunu kaçıralım."
"Piçlikten asla vazgeçmem diyorsun yani?" dedim bende gülerken. Güney karşımıza geçip Melih'e vurunca Melih kollarını bizden çekti.
"Huzur kaçıracaksak ben varım. " dedi Güney.
"Para kazanacaksak bende varım." diye ekledi Okan.
Melih "Güzel kız bulacaksak havada karada varım." dedikten sonra bende "Rezil olacaksak her türlü varım." diye ekledim ve uyuşmuş ama çevreyi algılayan halimizle ilerlemeye başladık. Kırk beş dakika boyunca birbirimize sataşarak çoğunlukla dedikleri yüzünden Melih'i döverek lunaparka gittik. İbnelik bu ya, oyuncaklara binmek yerine binenleri sinirlendirdik.
Güney ve Melih adının dönme dolap olduğunu sandığım, havaya kadar yavaşça giden ve yine yavaşça inen belki de lunaparkın en favori oyuncağına ilerledi ve Melih görevliyi oyalarken Güney 'de aleti durdurdu. Binenler şaşkınca etrafına bakınırken güvenlik bizimkilerin ne yaptığını anladı ve dönme dolaptaki insanları unutarak Güney ve Melih'i kovalamaya başladı. On dakikalık koşuşturmada Okan'la birlikte bolca gülüp, sonunda görevliden kurtulunca tekrar bir araya geldik. Okan para kazanalım diyerek bizi atış standına yönlendirdi. Sorumlu olan adam bize ne yapacağımızı gösterdi ve balonlara ateş etmeye başladık. İlk ben yaptım. Ama sorun vardı ki adamla birlikte atarken kolaydı, tek atarken balonu ıskalayamıyordum bile. Hepimiz tek tek denedik. Tabi arada vurduğumuzda oldu ama kazandığımızdan çok para kaybedince hepimiz çok sinirlendik. Adam silahın içine hedefi ortadan vurmayalım diye yağ kattığını söyleyince Güney araya küfürde sıkıştırarak sen hile yapıyorsun dedi. Sonra Melih öne atıldı ve ortadaki tüm parayı alarak birden koşmaya başladı. Biz yaptığı şeyi görünce hemen tabanları yağladık ve Melih'in arkasında Güney, onun arkasında ben, benim arkamda Okan koştuk. Tabiki parası çalınan adam arkamızdan baya bir koşturdu. İşin asıl komik yanı ortada biriken üç yüz lira için tüm standını bırakıp bizi kovalamasıydı. Adamdan kaçmak için dördümüz fotoğraf kabininde fotoğraf çekinen iki sevgilinin yanına daldık ve sevgililere sarılarak bizde onlarla poz verdik. Sonra sevgililer kırk yıllık arkadaşımız gibi teker teker öptük ve temkinli adımlarla fotoğraf kabininden çıktık.
Ama bu olaydan sonra tam uslanmaya karar vermiştik ki Melih bombayı patlattı.
"Of!" dedi birden "Kıza bak!" Öne atıldı ve bahsettiği kıza yürüdü. Sarışın kız arkası dönük olduğu için Melih'i farketmemişti. Melih kızın omzunu dürttü ve kız şaşkınlıkla kafasını çevirdi. O anda Güney ve Okan'da inlemeye benzer bir ses çıkararak çiçekli beyaz elbise giymiş kızı süzdüler. Kız gerçekten çok güzeldi.
Garip bir şekilde bana tanıdık gelmişti.
Melih sırıtarak kızla konuşmaya başladığında dediklerini duyuyorduk.
"Tek misin burada?"
"Çok güzelsin ya sevgilim olsana."
"Benimle çıkar mısın?"
"Teksen birlikte takılalım mı?"
"Çok yalnızım ilgi versene."
"Sen gerçek misin?"
Sarışın kızın mavi gözleri küçük olmasına rağmen Melih'in dediklerini duyunca kocaman açılmıştı ve ağzından tek kelime çıkmıyordu. Üçümüz en sonunda yanına ilerlemeye karar verdiğimizde arkadan gelen bir adam Melih'i sertçe ittirdi ve koşarak yanına vardık.
Adam hakaretler yağdırarak -özellikle Melih'e- bize sizin ailemiz yok mu? Ne pislik çocuklarsınız? gibisinden şeyler söyledi ama Melih'in sırıttığını görünce cebinden telefon çıkarıp "Kızıma bulaşmak neymiş göstereceğim size. Polisi arıyorum." dedi
Polis lafını duyunca hepimiz tekrar koşmaya başladık. Koşmaya başlamadan önce Melih orada öylece dikilen kızdan makas alınca adam iyice sinirlendi ve bizi kovalamaya başladı. Kaçarken Güney bir yandan adama küfrediyor, diğer yandan Melih 'e küfürler savuruyor sonra dönüp Lunapark fikrini ortaya atanın amına koyayım! diyor en sonunda da evrene küfrediyordu. Okan onu susturmak için küfrediyor, Melih'te konuşarak koştuğumuzda daha yavaş olduğumuzu belirterek küfür savuruyordu çünkü adam peşimizi bırakmıyordu.
Baba diye düşündüm bizimkilerle son hız koşarken. Sırf kızına sulandı diye Melih'i kovalıyor oysa benim babam beni satmıştı. Güney olmasaydı tam anlamıyla satmıştı.
Adama izimizi kaybettirdiğimizde lunaparktan bir hayli uzaklaşmıştık.