"Begonvil!"
Belki de çoğu acıyı aynı anda milyonlarca insan bir anda yaşamıştır ya da yaşamak zorunda bırakılmıştır. Ama hiç bir acı şu an şu saniye Ümit Asım'ın kalbinde hissettiği kör bir bıçağın en kör yeriyle oyulması gibi bir his bırakmamıştır kimsede. Eminim.
Kaybetme korkusu tüm vücudunu kanserli hücrelerin sağlıklı hücreleri ele geçirdiği gibi ele geçiriyorken, ne yapacağını şaşırmış gibi olduğu yerde bir iki adım atmak istedi. Fakat her an her şey tüm kalbini takla attırıp, çoktan uçurumun kenarına sürükleyebilirdi.
"Begonvil." diye mırıldandı tekrar. Şu an bıraksa ömrünün sonuna kadar bu ismi sayıklayabilirdi. Sonunda hareket etmeye karar verip, ağır ağır adımlarla acı dolu çığlığı ortaya saçan arabaya yaklaştı. Kendini şu son saniyelerde ne kadar hazırlayabildiyse, öyle hazırladı.
Biraz daha yaklaşmıştı arabanın önüne doğru. Tüm kalbi iflas edip atmaktan vazgeçecekti şimdi. Sonra..
Karşılaştığı manzarayı henüz sindiremeden Begonvil'i yerde dizlerinin üzerinde gördüğünde hayatında çektiği tüm çilelerin üzerine tek tek çeltik atmayı düğümlemişti beynine.
Olmamıştı.
Hiçbir şey olmamıştı.
Nefes alıyordu. Göğsünün hızlı hızlı inip kalkması buna delaletti değil mi? Yanlış hatırlamıyordu Ümit Asım?
Bir anda ayaklarına verdiği komutla soluğu Begonvil'in yanında aldığında oda genç kadın gibi yere dizlerinin üzerine çöktü. Şimdi tüm dünya kararsındı.
Dizleri üzerine çökmüş, öylece anlamsızca kaldırımı izleyen kadına hayretler içinde bakarken iki elini genç kadının suratına yerleştirip, başını kendisine çevirmek istedi. Buna izin veren Begonvil önce afalladı, daha sonra deminden beri ifadesizce duran suratı bir yeri acıyormuş gibi ekşidi. Yaraları acıyordu.
"Ümit Asım," dedi sakince.
"Abi valla bir anda çıktı karşıma, yemin ederim görmedim." diyen sürücünün sesi tüm dünyaya kapalıydı o saniyeler.
"Güzelim." diye fısıldadı Ümit Asım. Şaşkındı. Onu bu denli korkutan korku, Begonvil'i daha fazla ele geçirmiş gibi görünüyordu.
"Acıyor." dedi ardından genç kadın. Neresinin acıdığını kendisi çok iyi biliyordu, bunu bile bile yaşamak daha kötüydü. Bunu da biliyordu.
"Çarpmadı," dedi Ümit Asım sesindeki çaresizlikle. O da seziyordu bir şeyler. Basit bir durum gibi değildi. Yavaş yavaş farkına varıyordu. Daha fazla orada o şekilde durmanın her ikisini de cehennem ateşi gibi yaktığını bildiğinden bir anda "Ayağa kalkabilir misin?" diye sorduğunda genç kız bunu bekliyormuş gibi çıplak diz kapaklarının üzerine atıldığı bedenini kaldırmak için hareketlendi.
Ümit Asım genç kadının yüzünde duran ellerini kollarına indirip ona destek olmak için hafifçe çekiştirdi.
"Abla özür dilerim." sürücü genç çocuk olanlara bir anlam veremese de o da kendini aklamaya çalışıyordu kendince. Fakat ne Ümit Asım ne de Begonvil cevap vermek için dudaklarını aralamışlardı.
Begonvil ayağa kalktığı an genç adamın ellerini savuşturdu kollarından. Ardından Ümit Asım'ın tam gözlerinin içine bakarak "Kanıyor mu?" diye sordu. Yüzü acıyla kasıldı tekrar. Fiziksel hiçbir yara almamıştı, ama onun derinleri acıyordu, derinlerine inildikçe daha fazla kanayan derinleri. Bir merdiven koysa şimdi acı eşiğine, gökyüzüne ulaşırdı ancak.
Ümit Asım telaşla hasar tesbiti yapmak in genç kızı baştan aşağı inceledi. "Hayır kanamıyor bir yerin. Neren acıyor bitanem, söyle neren acıyor?"
"Karnım," dedi Begonvil bir anda "Karnım kanıyor mu?" ahh ne çok inmişiz şimdi o derinlere. Her yara üzerinde tepinildikçe daha fazla kanamaz mıydı? Dışa doğru elbet kanardı. Önemli olan da bu değildi zaten. Bir yara içe doğru kanarsa, asıl o iyileşmezdi.
Ümit Asım genç kızın bitkin sesiyle karnına baktı. Üzerindeki elbise elbette aşikar edebilirdi her şeyi. Ama yoktu, kana dair hiç bir emare yoktu.
"Yok güzelim," dedi sesindeki endişeyi tüm dünya tesbit edebilirdi, Ümit Asım her aksini söylemeye çalışsa da. "Kanamıyor karnın. Hadi gel."
Yerde duran çantasını almak için eğildiğinde, genç kızın diz kapaklarında henüz şimdi oluşan pembemsi kana bulanan yaraları gördüğünde dişlerini sıkarak eğildiği yerden kalktı genç adam.
Ardından ona bunu hissettirmemek için genç kızın koluna girerek demin dünyanın en berbat insanı olarak çıktığı o eve doğru ilerlemeye başladılar.
Ümit Asım sanki kollarında kırılacak porselen bir bebek taşıyormuş gibi muamele yapıyordu. Her an elleri arasından kayıp düşecek, kırılıp parçaları kendisini kesecekmiş gibi hissediyordu. En derin yerlerinden üstelik.
Bahçeden geçip, evin kapısına geldiğinde kapının son halini unuttuğunu ve kapının sonuna kadar açık olduğunu gördü. İkisi de tek kelime etmeyerek içeriye girdiklerinde Begonvil hiç düşünmeden, çekinmeden "Uyumak istiyorum." dediğinde Ümit Asım başta afallasa da genç kadının şu anın üstesinden ancak böyle gelebileceğini de hissettiğinden "Tabi güzelim." deyip onu bırakmadan merdivenlere yöneldi.
Burası Ümit Asım'ın odasıydı. İçeriye kol kola girdiklerinde Begonvil sanki oraya defalarca gelmiş, o yatakta uyumuş gibi, sanki ezbere biliyormuşcasına genç adamın kolundan çıkarak, ayakkabılarını çıkarttı eğilmeden. Ümit Asım'ın şaşkın yüzüne aldırış etmeden yatağın üzerindeki örtüyü sıyırarak yavaşca içine girdi. Sırtını Ümit Asım'a döndü. Hemen akabinde sıyırdığı örtüyü üzerine örttüğünde gözlerini sımsıkı yumdu. Derdi uyumak değildi, derdi gözlerini kapatıp tüm geçmişine sırtını dönmekte değildi. Onlar oradaydı, asla unutmazdı. Unutturmazlardı da zaten. Derdi birazcık nefes alabilmekti. Yalnızca ciğerlerini huzurun kırıntısıyla doldurabileceği birazcık nefes..
Ümit Asım elinde tuttuğu genç kızın çantasını pencerenin önündeki berjere sessizce bırakıp, yatağa doğru ilerledi. Begonvil'in yanına uzanmak istedi. Saçlarını sevmek için hatta, her bir kırığını tek tek onarmaya talibim demek için. Yaptı da. Gözlerini sımsıkı yuman genç kızın başının kenarına uzanıp, ellerini çekinerekte olsa genç kadının saçlarına uzattı. Başta dokunmayacağını hissetti. Yapamayacağını, olmayacağını. Ama karşısındaki kadın sanki onun rüzgarından bile ne yapmak istediğini anlamış gibi "Dokun," dedi titrek bir sesle. Ardından ekledi: "Saçlarım şu an belki de en çok senin ellerine muhtaç." istediğinde nasıl da çıkıyordu o dudaklarından hissettikleri. Harfi harfine.
Ümit Asım irkildi. Böyle bir itiraf beklemediği çok açıktı ama hoşuna da gitmişti. Böyle bir durumda olsalar bile, Begonvil'in istemediği hissetmediği hiç bir şeyi zorla söylemeyeceğini de bilecek kadar tanımıştı genç kadını.
Elleri usulca Begonvil'in saçlarına tırmandığında, genç kızın gözleri mümkünmüş gibi daha da sıkı kapandı. Ümit Asım'ın bu dokunuşuyla elleriyle üzerindeki örtünün bir kısmını çenesinin altında sımsıkı kavradı. Neden sıkıyordu kendini bu kadar? Peki ya neyden korkuyordu ölesiye?
Begonvil'in saçları Ümit Asım'ın ellerinin arasında bağımsızlıklarını ilan ederken, aynı dakikalar hayranlıkla da bakıyordu genç adam. "Saçların avuçlarımın içinde hayat bulmuş gibi." diye fısıldadı. "Saçların avuçlarımın içindeki damarlara tutunmak ister gibi." şu an dudakları arasından firar eden cümleler karşısında hayrete düşüyordu Ümit Asım. Daha önce belki de kendisinden izinsiz hiç bir sözcük dökülmemişti dudaklarından. Ama şimdi...
Kendisi susuyordu sanki, beynine de, diline de hükmünü geçirmeyi başarmış kalbi avaz avazdı.
"Çok kırıldılar," diye kısıkca fısıldadı Begonvil. Ama bunu Ümit Asım elbette duymuştu. Peki burda bahsi geçen yalnızca saçları mıydı?
"Kırılsınlar," dedi bu kez Ümit Asım yatıştırmaya çalışır gibi "Onlara tek tek bakarım."
"Ya bir gün bakmaktan sıkılırsan?" gözlerini açamayan Begonvil beklediği cevabın kölesi olabilirdi her an.
Ümit Asım genç kızın saçlarına ellerini daha sıkı bastırdı şefkatle. "O zaman keseriz." dedi. Söylediği cümlenin ağırlığı tüm kalbini kaplamıştı. "Tüm bedeninden sıyırırım onları. Ama eğer konuyu gitmeye bağlayacaksan, hayır Begonvil. Seni ve onları asla bırakmam." verdiği sözler çok ağır sözlerdi. Hele ki Begonvil gibi bir kadın için.
Begonvil gözlerini açtı bir anda. Duyduğu yenilir yutulur şeyler değildi. Ömür boyu saklanacak şeylerdi. O bunun farkına çoktan varmıştı.
Bedenini döndürmeden, sırtını arkasında duran bedene yaklaştırıp, ellerini serbest bırakarak yanağının altında topladı. Ümit Asım genç kızdan sanki bu hareketi bekliyormuş gibi oda genç kıza yaklaşıp, kızın sırtını göğsüne hapsetti. Ardından boşta kalan elini genç kadının belinin üzerine nazikçe atarak, onu kendisine daha fazla bastırdı. Şimdi genç kadının kokusu tüm zihninin sınırlarında geziniyordu. Saçlarını okşadığı elini Begonvil'in başının üzerine bıraktı. Ve şu an tüm nefesini genç kadının açıkta kalan boynuna üfürüyor, orada farkında olmadan kendi cennetini inşa ediyordu.
Dakikalarca öyle durdular. Ardından "Bırakma," diye mırıldandı uykuya yenik düşen sesiyle Begonvil "Kırıklarımı da, yaralarımı asla bırakma."