19. BÖLÜM

1403 Kelimeler
"Saçmalama Buket! Gitsem bile ne diyeceğim?" "Valla sen benden daha iyi biliyorsun abla." "Ne demeye çalışıyorsun sen?" sesi gittikçe sinirli çıkmaya başlamıştı Begonvil'in. "Bir şey demeye çalışmıyorum." dedi Buket arkasına rahatça yaslandı. "Gözlerini açmaya çalışıyorum sadece. O gün o koridorda gördüğüm adamın gözlerinde hayal kırıklığı vardı abla ve o bunu bile kabullenmişe benziyordu." Begonvil sıkıntılı nefesini dışarıya verip, alnını ovdu. "Anlamıyorum neden böyle oluyor?" diye mırılndandı kendi kendine. Ama bunu Buket tabiki de duymuştu. "Sana o gün yaralarından bahsetmiştim hatırlıyor musun?" diye sordu Buket bu kez. Fakat sesinde deminkinden daha gözle görülür bir ciddiyet vardı. "O yaralarının kabuğunun soyulmaya başladığını söylemiştim." cevap beklemeden şimdi pür dikkat kendisine odaklanan ablasına bakarak devam etti. "Bunu onun başardığını göremiyor muyum sanıyorsun?" gerçekler bir tokat gibi çarpılmıştı yüzüne Begonvil'in ama asla kabullenmeyecekti orası kesin gibiydi. Alayla sırıttı Begonvil, daha çok Buket'in son söylediği şeyin gerçekliğini tartarmış gibi bir hava veriyordu bu gülüş. "Dün bir bugün iki," dedi elini alnından çekip "Ne yarası, ne kabuğu Buket?" diye öfkeyle soludu. Ama bu öfke kendisineydi, belki de en çok kendisine. Buket böyle bir şeyi duyacağından eminmiş gibi "Öyle mi dersin?" diye sordu. "Neden adamı üzdüğünü düşünüyorsun o zaman? Neden o gün adamı kırdığını düşünüp karşımda göz yaşı döktün abla?" Buket yine sağduyu düğmesini açık bırakmıştı. "Ne alakası var?" "Çok alakası var, sen sana verilen değeri ne zaman görmeyi öğreneceksin? Ne zaman bir şeylerin altına elini koyup, canının yandığını o zaman net hissedeceksin?" çok acımasızca konuşuyordu kız kardeşi ama artık gözünün de açılması gerekiyordu. "Bu söylediklerin-" "Bu söylediklerim harfi harfine doğru. Sen istesen de istemesende." dedi Buket. Ardından kapıya yaklaşıp arkasını dönmeden ekledi. "İçindeki o kız çocuğunu güneşe çıkart artık, yeter, o da sıkıldı." Ve Begonvil kapının sertçe çarpılışından sonra, beynine saniyesinde hücum eden düşüncelerle baş başa kalmıştı. "Saçmalıyor!" dedi hiddetle. "Şuna bak. Ben vereceğim sana, o lanet tavsiyeleri, sen bana değil!" kendi kendine de konuşup, yine kendine cevap veriyordu üstelik. Git gide şiddeti artan baş ağrısına çözüm bulmak için masanın etrafını dolanıp, çekmeceye ulaştı. Ardından çekmeceyi açıp, içinden ağrı kesiciden bir tane alarak geri kapattı. Su bile aklına gelmeden, direk ağzına atarak hapı yuttu genç kız. Boğazından hap değil bir yumru geçmişti sanki. "Bok vardı da çıktın karşıma!" dedi öfkeyle "Sen önce bu aptal düşünceler zihnime uğramıyordu bile." kime söyleniyordu? Engelleyemediği duygularına mı? Yoksa hala bir kalbinin varlığını haberdar eden o adama mı? "İkisine de!" diye cevapladı Begonvil. Kendi zihni kendisine savaş açmış durumdaydı ve bu savaşın galibi daha şimdiden belliydi. Bir anda elini masanın üzerinde duran ahizeli telefona götürerek, bir kaç tuşuna basıp kulağına götürdü genç kadın. Saniyeler sonra karşı taraftan ses geldi. "Alo Şebnem," dedi tek solukla. Ardından gelecek cümle belki de yenilginin ilk dakikasıydı. "Bana Ümit Asım Serez'in adresini bulup gönderebilir misin?" *** "Geldik abla." taksicinin uyarısını bile dikkate alamayacak kadar dalgın olan Begonvil ancak arabanın durmasıyla kendine gelebildi. Ardından etrafına bakıp "Burası mı?" diye sordu. "Bana verdiğin adres burası abla." dedi taksici. Begonvil çantasının içinden cüzdanını çıkartıp taksimetreye bakarak ücretten biraz daha fazlasını çıkartıp taksiciye uzatarak "Üstü kalsın." dedikten sonra arabadan indi. Begonvil'e verilen adreste iki katlı, küçük bir bahçesi olan villa tipi bir ev vardı. Derin bir nefes aldı genç kız. Yapabilirdi. Derdini anlatacaktı ne olursa olsun. Biraz da o düşünsündü. Kaç gündür kendi kendini yemekten helak olmuştu. Bunun için gelmişti buraya. "Hadi kızım Begonvil." diyerek kendisine gaz verdi. Ardından topuklu ayakkabılarının çıkardığı sesle karşısındaki eve doğru ilermeye başladı. Acaba neyle karşılaşacaktı? Çok kızar mıydı?  "Ya kovarsa" diye geçirdi içinden. "Saçmalama" dedi sonra. Şu an yalnızca beynindeki sesle sohbet ediyordu Begonvil. Dışardan gören kesinlikle deli damgasını yapıştırıverirdi. Peki bu genç kızın umrunda mıydı?  Hiç. Evin bahçesinden geçip kapının önünde durduğunda kalbinin gümbürtüsünü görmezden gelerek çat diye bastı zile. Çünkü eğer bekleyip, düşünseydi vazgeçecekti. Biliyordu kendisini. Saniyeler sonra kapı açıldı. Kapıyı açan Ümit Asımdan başkası değildi. Üzerinde siyah kısa kollu bir tişört altında ise gri eşofmanla ve dağınık saçlarıyla ne kadar çekici durduğundan haberi var mıysı acaba genç adamın? "Hayırdır Begonvil hanım?" diye sordu acımasız bir ses tonuyla. Begonvil Ümit Asım'ın sesiyle beynindeki düşünceleri hızla etrafa savuşturdu. Gözlerini kapatıp açtı. "Önemli bir şey konuşmak için geldim." dedi. İfadesizdi. Ama aslında bu onun takındığı en büyük maskesiydi. En çaresiz, en acımasız, en vurdumduymaz olanı. Ümit Asım duyduğuyla ne yapacağını kestiremedi. Aslında içeriye girip, kapıyı karşısındaki kızın yüzüne çarpamaması için hiç  bir sebebi yoktu. Ama bir şey vardı. Tek bir şey. Kıyamamıştı. Zaten bir haftadır instagramdaki fotoğraflarına bakmaktan başka elinden bir şey de gelmemişti. Ne çok özlemişti yüzünü, kokusunu, o vazgeçemediği boynunu. Daha sonra dayanamayıp kapıyı biraz daha aralayıp, arkasına dönerek içeriye doğru ilerledi. Bu ona gel demekti. Begonvil Ümit Asım'ın bu hareketiyle ilk etabı geçmenin verdiği mutlulukla -ne kadar kaba olursa olsun- gülümseyerek içeriye girip kapıyı ardından kapattı. Sonrasında o da Ümit Asım'ın arkasından ilerledi. Begonvil salon olarak düşündüğü yeri incelemeye koyuldu. Duvarlar bembeyaz boyanmıştı ve çeşit çeşit tablolar vardı. Her biri rengarekti. Salonun tam ortasında kahverengi bir köşe takımı vardı ve karşısında da dev bir televizyon. Genç kadın ortamı incelerken Ümit Asım çoktan koltukların birine geçip yayvanca oturmuştu. Begonvil çekinse de adamın yanındaki tekli berjere oturup rahatsızca kıpırdandı. Nereden başlayacağını bilemiyordu. Zaten buraya ne anlatmaya geldiyse, onu da kestiremiyordu ya. Ümit Asım genç kadının bu tutumunun farkına varıp ilk söze giren oldu. "İyiyim ben Begonvil, buraya vicdanını rahatlatmaya-" "Hayır buraya vicdanımı rahatlatmaya gelmedim." diyerek sözünü kesti adamın. "Beni anlamanı istediğim için geldim." Nasıl yani?  Şimdiye kadar hiç anlamamış mıydı genç kadını? Bencil miydi, düşüncesiz miydi de böyle bir cümleyle geliyordu karşısına? "Ne demek bu?" diye çıkıştı Ümit Asım bir anda. Yanlış anlaşılmanın verdiği cesaretle gözlerini deviren Begonvil elindeki çantayı hızla önünde duran masaya sertçe attı. "Niye anlamak istediğin gibi anlıyorsun her şeyi? Sana bir şeyler açıklamaya çalışıyorum burda." Sinirleri git gide geriliyordu her ikisinin de. "Ben mi yanlış anlıyorum her şeyi? Ama haklısın beni istediğin için öptüğünü düşündüm hep. Meğer-" "Asım yapma!" dedi öfkeyle genç kadın. "Pişman olacağın şeyler söyleme!" Ayağa kalktı sinirle Ümit Asım. "Yeterince pişman olan da beni pişman eden de sensin Begonvil." "Niye bir kez oturup anlamayı-" "Neyini anlayacağım lan!" diye kükredi Ümit Asım ağzından çıkan argo kelimeye aldırmadan. "Beni bir başkasının yerine koyarak öpmüşsün sen. Söylesene," bir kaç adımla genç kızın önüne geldi. Ona tepeden bakarak "Onun dudaklarını öpüyormuş gibi hissettin mi bari?" dediğinde artık her şey için çok geçti. "Sen neler diyorsun ya!" "Sen beni neyle itham ediyorsun!" şimdi ateş saçarak bakan iki çift göz, tüm dünyayı yakabilirdi. Acımadan, saniyesinde. "Yalan mı?" "Sen aptalsın!" "Aptalım evet. Sana inanan koca bir gerizekalıyım hatta." "Bu mu inanmış halin?" diye sordu Begonvil. Bu kez sesi daha gür çıkmıştı. "Ne var biliyor musun?  Buraya gelerek en büyük aptallığı yapan benim." diyerek çantasını almak için masaya yöneldi. Ardından bir kaç adım atarak adamın yanından geçip gitmek istedi ama Ümit Asım buna izin vermeyerek kızın kolundan tuttu. "Nereye?" diye sordu "Madem eteğindeki taşları dökmek için geldin, niye devam etmiyorsun?" Kolunda geçirili sımsıkı ellere ardından, gözlerinde inancın kırıntısı dahi olmayan adamın yüzüne baktı. "Bırak," dedi dişlerinin arasından "Değmezsin." dediğinde Ümit Asım sinirle genç kadının kolunu savutturdu. Şimdi yalnızca gözleri konuşuyordu. Saniyelerce birbirlerine bir şeyler söylemek için milyonlarca kelimenin içinde tek bir sözcük aradılar. Ümit Asım belki gitme diyebilirdi genç kıza durması için. Begonvil ise bırakma. Ama ne o ona gitme diyebildi, ne de diğeri... Çantasını sımsıkı elinde tutan genç kadın bir anlık gafletle "Bir daha yüzümü bile görmeyeceksin." deyip öfkeyle kapıya ilerledi. Ardında bıraktığı çaresiz, bitkin, yorgun bedenden habersiz. Kapıyı sertçe çarpıp, çıktı. Ümit Asım çaresizliğin verdiği mutsuzlukla olduğu yere çöküp az önce yaşadığı şeyi tarttı beyninde. Böyle mi olmalıydı yani? Yine mi kararacaktı dünyası?  Üstelik beş para etmez gururu yüzünden. Peki değer miydi?  Değmezdi. Begonvil belki de onu iyi edebilecek tek ilaçken, onsuz olmaya daha fazla dayanamazdı. Dayanmamalıydı. Bir anda çöktüğü yerden kalkıp, ardından gitme demek için kapıya yöneldi. Sımsıkı sarılıp, bırakmam demek için. Kapıyı açtı, hâlâ kokusu vardı havada. O yasemin kokusu doldurmuştu sanki tüm evreni. Çıplak ayaklarla koşarak bahçeden çıktığında, dış kapıdan da çıkacağı sıra bir ses duyuldu caddede. Ses, o saniye yeryüzündeki tüm acıyı avuçlarına bırakmıştı genç adamın sanki. Bir fren sesiydi bu. Hızla gelen arabanın attığı o acı dolu fren sesi. Ümit Asım'ın tüm dünyası belki de şu an kararacaktı, tüm ebediyet kapkara karlara gömülecekti belkide. Kalbi neden bu denli atıyordu acıyla? Neden tüm kötümser düşünceler acımasızca bedenini istila etmeye başlamıştı? 'Olmasın' diye mırıldandı. Sesin geldiği yöne koşturdu, görmesindi. Hiç bir şeyi görmemeliydi. Görmek istemesende o arabanın fren sesi tam karşısındaydı şimdi. Sonra gördü. Hayatı boyunca belki de daha fazlasını yaşayamam dediği zihninin ihtilallerini. Ardından dudaklarından kendinden bağımsız bir nida yükseldi havaya. "Begonvil!"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE