ÖZEL BÖLÜM

2647 Kelimeler
yıllar sonra.. Ahsen ailesi o gün akşam yenecek yemeğin tüm hazırlıklarını tamamlamakla meşgüldü. Anneleri Filiz hanım yaptığı sekiz çeşit yemeğin her birinin tadına bakarken, bir yandan da kalabalıklaşan ailesini aklına getirdi. Aileye sonradan katılan fertlerin her birinin ayrı ayrı sevdiği yemekleri yapmış, şimdi tek tek tatlarına bakıyordu. Bu çok güzel bir duyguydu onun için. Kızlarının her biri ayrı ayrı mutlu ve huzurluydu. Derin bir nefes alıp bıraktı rahatça. "Hanım aldım söylediklerini." arkadan gelen Ekrem beyin sesi Filiz hanımı daldığı yerden çekip çıkardı. Ekrem bey karısının uzaklara dalmış, huzurlu gülümsemesini gördüğünde o da aynı şekilde gülümsedi. "Hah, geldin mi Ekrem bey." deyip kocasının elindeki poşetlere bakındı. "Lale'yi unutmadın inşallah. Birazdan gelir." dediğinde ikisinin gülümsemesi daha da genişledi. "Unutmadım." dedi Ekrem bey elindeki poşetleri masaya koyarken. Ardından içerlerden bir ses duyuldu. Çığlık çığlığaydı bu ses. Ve sahibi elbette Demetti. "Bırak kızım şunu." Demet Buket'in sırtına sarılmış vaziyetteydi ve Buket'in elindekini almaya çalışıyordu. Kaç yaşına gelseler de hâlâ akıl, semtlerine çok uzak kalıyordu. Ekrem bey ve Filiz hanım salona geldiklerinde gördükleri manzara karşısında sadece gülümsemekle yetindiler çünkü biliyorlardı ki kızları kaç yaşına gelmiş  olurlarsa olsunlar yine çocuk gibi böyle kavga edeceklerdi. "Demet ne yapıyorsun kızım sen?" diye sordu Filiz hanım. "Parmağındakinden de mi utanmıyorsun?" Demet annesinin söyledikleriyle kardeşini serbest bırakıp gözlerini devirdi. Kollarını göğüslerinin üzerinde toplayıp, dikkatle annesine bakıyordu. "Ne yani bu parmağımdakinin beni değiştirebileceğini mi sanıyordunuz siz?  Ahh canım ailem," dedi kafasını yukarı kaldırıp sahte bir hüzünle "Yanıldınız. Sizi bozguna uğratmak istemezdim ama böyle düşünüp beni evermeye çalışıyorsanız büyük hata yapıyorsunuz. Çünkü ben değişmem." Babaları Ekrem beyin yüzündeki gülümseme silindi bir anda. Kızının yanına gelerek saçlarını okşadı babacan bir tavırla. "Demet," dedi "Eğer evlenmek istemiyorsan, hemen şimdi vazgeçelim kızım." Demet babasının sözleriyle gözlerini kocaman açtı. "Ya baba, ne zaman şu caydırma faaliyetlerinden vazgeçeceksin acaba?" dedi bir iki adım geriye gidip "Uçtu uçtu kuş uçtu şarkısını mı söyleyeyim bağıra bağıra illaki." Ekrem bey duyduğuyla salondan çıkmak için hareket edip, elini ağzına götürüp gizli bir fermuar çekti. Babaları salonu terk ettiğinde anneleri Filiz hanım Demet'e dönüp "Ne zaman gelecek kızım, Andriesler?" diye sordu. Demet Andries'in ismini duymasıyla genişçe gülümsedi. Annesine dönüp "Bilmiyorum anne. Birazdan gelirler. Begonvil ablamlarda gelemedi daha." dediğinde Filiz hanım yeni aklına gelmiş gibi telaşa kapıldı. Elindeki mutfak havlusunu sandalyeye bırakıp "Haklısın, dur arayayım şunu bir," diyerek telefonunu almak için mutfağa yöneldi. O sıra kapı çaldığında dakikalardır ikizine öfkeyle bakan Buket hareketlenerek kapıya doğru ilerledi. Kardeşinin yanından geçerken de ona düşmanca bakmayı ihmal etmedi. Demet bu hareketine karşı gözlerini devirdi. Çünkü sebebini çok iyi biliyordu. Demet bir hafta önce -sonunda- Andriesle nişanlanmışlardı ve bu Buket için tam bir yıkım sebebiydi. Çünkü evde bekar kalacak tek kişi oydu an itibariyle. İkizi de ablaları gibi onu bırakıp gidecekti. Üstelik bu sefer ki başka bir ülkeye. Andries'in memleketi Yunanistan'a. Buket iş ciddiye bindiğinden beri sızlanmaktan başka bir şey yapmıyordu. Babaları Ekrem bey bile onay verdiyse de Buket için bu hiç kolay olmayacaktı. Kapıyı açmak için kolu aşağıya indiren Buket, kapıyı açtığında karşısında bir buket çiçek ve çikolatayla bekleyen Andries'i gördüğünde sinsice sırıttı. Andries kapıyı açanın Buket olduğunu gördüğünde içtenlikle gülümsedi. Biraz daha kapıyı aralayıp, Andries'i içeriye alan genç kızın arkasında duran ikizinden habersizdi. Andries elindekilerle eğilip, ayakkabılarını çıkarttı. Buket'in koyduğu terlikleri ayağına geçirdiğinde arkadan Demet bu olanları hayretle izliyordu. "Onlar ne Andries?" diye sordu Demet. Asıl heyecan şimdi başlıyordu. "Sevgilim," dedi Andries Demet'i görmenin verdiği sevinçle. Hızla genç kızın yanına gidecekken Buket durdurdu. "Önce şunları alalım." diyerek genç adamın elindekilere uzandı. Andrieste ses etmeden verdiğinde olanları izleyen Demet'in şaşkınlığı daha da arttı. Buket rahatça çiçekleri koklayıp, özensizce yere bıraktı. Ardından çikolata buketinin jelatinini açıp, içinden bir tane alıp ağzına attı. Sonunda hendekten atlayan Andries nişanlısına yaklaşarak Demet'in sol yanağına öpücük kondurdu. Hâlâ olayın şokunu atlatamayan Demet Andries'e dönüp "Çiçek çikolata ne aşkım?" diye sordu. Andries kızın saçlarını koklamayı bırakıp, Buket'e döndü. Saf bir ifadeyle "Her gelişimde onlardan getirmeliymişim. Sizde adetmiş. Buket öyle söyledi." dediğinde Buket gür bir kahkaha attı. Demet ise ağzını beş karış açıp sinirle "Buket!" dedi dişlerinin arasından. Buket olanlara karşı onları kapının ağzında bırakarak, rahat bir tavırla yanlarından geçip gitti. Giderken de ikisine de sinsice göz kırpmayı ihmal etmedi. Akşam üzeri olduğunda tüm aile fertleri -sonradan eklenenlerle birlikte- bir bir toplanmaya başlamışlardı. Andriesten sonra Sarmaşıkta gelmişti ve şu an mutfakta  annesine yardım ediyordu. Annesi Filiz hanım makinadan tabakları alıp kızına veriyor, Sarmaşıkta kaç yıllık evin düzenini unutmadığını göstererek hepsini yerli yerince yerleştiriyordu. Bunun farkına varan Filiz hanım içtenlikle gülümsedi. Bir kız evlenip, gitse de annesinin düzenini asla unutmazdı. Sarmaşıkta unutmamıştı. Annesinin duraksadığını gören Samraşık başını kaldırıp, annesine baktığında gözleri yaşla dolmuş gülümseyen annesini bulmayı beklemiyordu. "Anne?" dedi sorarcasına. "Noldu?" Filiz hanım burnunu çekti. Gülümsemesini yüzünden silmeden kızının başına uzanıp, uzun saçlarını okşadı. Nereden çıkmıştı şimdi durduk yere bu duygusallık?  Sarmaşık'ın tedirgin gözlerine bakıp "Daha dün küçücüktünüz Sarmaşık. Her şey ne çabuk oldu böyle?" diye sorduğunda genç kız annesinin derdinin yalnızca bu olduğunu anlayarak içini rahatlattı. Başının üzerinde duran elini alıp sımsıkı tuttu Sarmaşık. Dudaklarına götürüp saniyelerce koklayıp, öptü. "Annem," dedi içtenlikle. Filiz hanımın göz yaşları artık akıyordu ama bu mutsuzluktan değil bilakis kendisini dünyanın en mutlu annesi gibi hissettiği içindi. Ağzını aralayıp, bir şeyler söylecekken, kapının zili tekrar doldurdu tüm evi. Sarmaşık annesine gülümseyerek gözlerini kapatıp açtı. Ardından annesinin ellerini bırakıp kapıyı açmak için mutfaktan ayrıldı. Kapıyı açtığında karşısında ona bakan kızı ve kocasını gördüğünde Sarmaşık genişçe sırıttı. Yıllar geçse de genç kız Sinan'ı her bu kapının önünde gördüğünde, o ilk birbirlerine sahip çıkmak için verdikleri söz geliyordu aklına. Hani o sahilde olanlar. Ondan sonra da zaten o sözleri yeminleri olmuştu birbirlerine. Bir de aşklarının en güzel çiçekleri Lale. "Çekiy anne, teyzoşlayıım neyde benim." ahhh Lale.. Sinan'ın ve Sarmaşık'ın evlendikten hemen sonra yaptıkları görüntüsünün ise aynı ikizlere benzediği Lale. Sarmaşık duyduğuyla küskünce baktı kızına. "Bende iyiyim anneciğim. Hoşgeldiniz, geç içerdeler." deyip onları içeriye buyur ettikten sonra bakışlarını kocasına çevirdi. Sinan karısının ve kızının bu hallerine alışkın olduğu için, keyiflice sırıttı. Asıl şimdi keyfi yerine gelmişti. Lale annesinin söylediği şeyi görmezden gelip, dolaptan kendisine ait terlikleri alıp ayağına geçirdi. Ardından ceketini çıkartıp, annesine uzattı. Arkasına bakmadan salona yürürken "Teyzoşlayıım bakın kim geldiiiiğğ?" diye salona doğru bağırmayı da ihmal etmedi. Genç kadın kızının bu hâl ve hareketlerinin kimden aldığını bildiğinden, başını onaylamazca salladı. Eline tutuşturulan ceketi askılığa asmak için uzandığında belinden tutulmasıyla sendeledi. "Kocana bir hoşgeldin yok mu Sarmaşık hanım?" Sinan karısının beline sımsıkı sarılıp, genç kızın boynuna suratını gömdüğünde aynen böyle mırıldanıyordu. "Sinan," dedi Sarmaşık ellerini, belinde duran ellerin üzerine koyup "Ne yapıyorsun? Biri görecek şimdi?" Sinan genç kızın sözlerine aldırmadan, karısının açıkta kalan boynunu öptü. Belindeki ellerini daha da sıklaştırdı. "Görsün," dedi gözlerini yumup, derin derin nefesler aldı. "Karım değil misin?" Sarmaşık olduğu yerde rahatsızca kıpırdansa da kocasının bu arsız davranışları hoşuna da gidiyordu. Ama bu burada bu şekilde olmazdı. Çünkü her an insan silsilesinden birileri ortamın içine fırtabilirdi. "Sinan allah aşkına sevgilim." dedi uyarıcı bir tonda bu kez. Ellerini kocasının yüzüne çıkarttı. Şefkatle baktı Sarmaşık. "Biri görürse ayıp olur." dediği an Sinan saniyesinde kızın kolundan tutup sağında kalan odanın kapısını açıp, kendisiyle birlikte karısını da içeriye soktu. Ardından kapıyı kapattığında Sarmaşık'ı kapı ile kendisi arasında sıkıştırıp "Bak şimdi bizi kimse göremez." diye mırıldandı nefes nefese. Sarmaşık başta ne olduğunu anlamasada daha sonra burun buruna olduğu kocasının gözlerinin içine bakıp ellerini saçlarına çıkarttı. "Hıım.." dedi kısık sesle "Ne yapacaksın bana?" Sinan'ın duyduğu şeyle gözlerindeki yoğunluk arttı. Sarmaşık'a daha çok sokularak, kendisine hapsetti. Genç kızın sıcaklığını tüm uzuvlarıyla hissediyordu şimdi. Yaramazca sırıtıp dudaklarına baktı genç kızın. "Nereden başlasam acaba?" diye sordu şehvet kokan bir sesle. Biraz daha yaklaştı genç kıza. Tabi o sıra elleri de rahat durmuyordu. Bir eli Sarmaşık'ın belini okşarken, diğer eli çoktan kalçalarını sarmıştı. "Düşündün mü?" diye sordu bakışlarını çekmeden. Belki de şu an tam zamanıydı genç kızın dudaklarından onay cümlesi almak için. Sarmaşık'ın kaşları çatıldı. Sorgu dolu gözlerle "Neyi?" diye sordu. Sinan biraz daha yaklaştı genç kıza. Şimdi iki vücut tek beden olmuşlardı ve bakışlarını Sarmaşık'ın dudaklarından bir saniye çekmiyordu. Sertçe yutkundu Sinan. Bu sefer olabilirdi. "İkinci-" "Sinan!" diyerek lafın gelişini anlayan Sarmaşık kocasının sözünü kesti. "Bunu daha önce konuştuk. Şu an ikinci çocuk filan istemiyorum. Neden anlamıyorsun?" Sinan haftalardır duyduğu cümleleri tekrar duymanın verdiği gerginlikle genç kızın belinde duran ellerini gevşetti. Ardından bakışlarını karısının dudaklarından çekip, an itibariyle ateş saçmaya başlayan kehribarlara çevirdi. "Hayır, biz konuşmadık ben konuştum. Çünkü her defasında ben istediğimi söylemeye başladığım an sen kestirip attın." "Ya niye anlamak istemiyorsun?  Hastalarım var. Devam eden tedavi süreçleri var. Lale de de zaten çoğu şeyi yarım bırakmak zorunda kaldım." deyip derin bir nefes aldı. "Üstelik daha kızımız çok küçük." Sinan daha da gevşeterek genç kızı serbest bıraktı. Çünkü sinirlenmeye başlamıştı. Biraz daha geriye çekildi. Zira bu yakınlıkla karısına asla sözünü geçirmezdi. "Sevgilim bak, Laleyi zaten annenler büyüttü. Bunu da yapalım. Annenlere-" "Ne demek annenler büyüttü ya?" diye sordu sinirle Sarmaşık. Sinan yanlış anlaşılmıştı yine ve yeniden. Sesli bir nefes alıp verdi. "Öyle demek istemedim. Sadece annenler çok yardımcı oldular sana da bana da. Hem bunda da yardımcı olur Filiz anne." "İstemiyorum Sinan." diye diretti Sarmaşık "Yine o kiloları alamam." asıl sebebi bu muydu yani?  Bir kaç kilo mu?  Bir kaç mı? Sinan karısının ağzından kaçırdığı şeye kahkaha attı. Gözlerini deviren Sarmaşık "Gülme," dedi ellerini göğsünde birleştirip "Gülmesene Sinan." Sinan laf dinlemedi elbette. Gözünden yaş gelene kadar güldü. Sonunda nefesini düzene sokup genç kıza tekrar sokuldu. Ellerini Sarmaşık'ın beline dolayıp "Ya ben senin aldığın kiloları yerim be." dediğinde Sarmaşık omuzlarını silkip gözlerini devirdi. Asla taviz vermeyecekti bu konuda. "Hiç sevimli sevimli yaklaşma bana." "Ya ama çok güzeldi. Evin içinde bir tane sevimli bir panda." dediği an aslında dünyanın sonuna da geldiğini çok geç anlamıştı. Yazık etti kendine. "Panda mı?" "Şey.. " "Sen bana panda mı dedin az önce ?" deyip kocasını omzundan itti. Sinan ağzında bir şeyler geveledi. Çok yanlış yerden girmişti, çok. Bundan sonra şansı varsa da yoktu artık. Çünkü ilk evlendiklerinde Lale'yi bile yürürlüğe sokmak için çok uğraşmıştı. "Sen niye bir pandayla evlisin? Hatta o panda seni yatakta da yer Sinan. Bundan böyle salonda yatarsın." deyip kapalı olan kapıyı açarak arkasına bakmadan çıkıp gitti. Lale bağıra çağıra salona girdiğinde salonun aslında boş olduğunu gördü. Merdivenlere yönelip, teyzelerinin odalarına bakmak için küçük adımlarla merdivenleri bir bir çıktı. Buket'in ve Demet'in odalarının önüne geldiğinde ilk kimin odasına gireceğine önce karar veremedi. Daha sonra baş parmağını iki oda arasında sallayıp o piti piti diyerek saymaya başladı. Daha sonra parmağı en son Demet'in odasında durduğunda adımlarını o yöne çevirdi. Düşünmeden ufacık boyunun elverdiği kadarıyla kapı koluna uzanıp bir anda aşağı indirerek içeriye daldı. Gördüğü manzara karşısında şok geçiren minik kız yutkundu. Çünkü Andries masanın önünde duran sandalyeye oturmuştu ve bacağının üzerinde de Demet oturuyordu. Üstüne üstelik bir de dudak dudağaydılar. "İnanmıyoyum," diye hayretledi minik kız iki suçlunun üzerinde bakışlarını getirip götürürken "Siz öpüşüyo muydunuz?" Demet zaten kapının ani açılımıyla Andries'in kucağından kalkarak kendine çeki düzen vermeye çalıştı. Ya babaları girseydi odaya?  "Teyzeciğim, sen mi geldin?" diye sordu Lalenin sorusunu görmezden gelerek. Ama bunu minik kız yutar mıydı?  "Ben geldim," dedi onlara daha da yaklaşarak "Ama sen şu an laf değiştiymeye çalışıyosun. Yemem teyzoş." Andries karşısında böyle cümleler kuran zeka küpüne baktı hayretle. Ardından o da kalktı dakikalardır oturduğu yerden. Bir şey söylemeden utana sıkıla Lale'nin geldiği yere yönelip, dışarıya attı kendini. Yalnız kalan ikili birbirlerinin gözlerinin içine bakıyordu şimdi. Demet mahcupça bakışlarını ilk çeviren oldu. Bunu farkeden Lale "Ya neden utanıyosun Demoşum, benim hatam, kapıyı çalmam geyekiydi." dediğinde Demet bir yerlerde yanlış mı yaptım acaba diye düşünmeden edemedi. Çünkü Lale'yi o yetiştiriyordu ve kendi küçüklüğü resmen karşısında duruyordu. Saç renkleri dışındaki benzerlikleri de çabasıydı. "Gel buraya," dedi Demet en sonunda kollarını yiğenine doğru açıp "Çok özledim seni minik kuşum." Lale duyduğuyla koşup teyzesinin yanına gelerek kolları arasına girdi. Lale'nin saçlarına öpücük bırakan Demet mırıldandı "İyiki doğurmuş kız anan seni." "Ya neden anlamyorsun Asım?  Adam evlendi evlendi." Begonvil burnundan solurken, bir yandan da aynanın karşısında rahat bir ifadeyle traş olan kocasının yüzüne bakıyordu sinirle. Ümit Asım sağ eliyle traş bıçağını yüzünün çeşitli bölgelerinde gezdirirken saatlerdir konuşan karısıyla ilgilenmiyor gibiydi. Bir yandan yüzünü kesmemeye dikkat ederken, diğer yandan aynadan dikkatle kendisine bakıyordu. "Bebeğim, o adam manyak." dedi dakikalar sonra sessizliğini bozarak "Evlenip, sekiz tane çocuk yapsa hatta üstüne kendine harem de kursa o senin bulunduğun bir yere asla adımını atamaz. Daha kaç kere söyleyeceğim bunu?" Bahsettikleri adam zamanında Begonvil'e aşkından her şeyi yapan Yılmaz beyden başkası değildi.  Ümit Asım ta o zamanlar takmıştı bu adama. Begonvil'e hissettiği o saçma duygulardan dolayı çok sıkıştırmıştı adamı ama çare olmamıştı. Şimdi ise birlikte çalıştıkları şirketlerine küçük bir payla ortak olmayı teklif etmişti. Ellerinin dar vakitte olduğu bu zamanda Yılmaz bey çok iyi teklif vermiş, fakat Ümit Asım daha konuşmaları bitmeden ortaklığı akıllarından bile geçirmemelerini kesin bir dille söylemişti. Ama Begonvil hiçte öyle düşünmüyordu. Çünkü eğer bu ortaklık olursa, şirketleri hem daha iyi yerlere gelecekti hem de daha profesyonel kişilerle çalışacaklardı. Sıkıntıyla inadından zerre taviz vermeyen Ümit Asım'a çevirdi bakışlarını. Ellerini göğsünde toplandığında küçük bir çocuktan farksız oluyordu genç adamın gözünde. "Bakma şöyle," dedi karısına hitaben "Yemeğe geç kalabiliriz." şimdi beklentiyle parlıyordu gözleri. "Avcunu yalarsın." diye çıkıştı Begonvil. Hızla yatak odalarına geçip, elbise dolabına yöneldi. Dolabın kapağını açıp, kendisine akşamki yemek için elbise bakınmaya başladı. Tabi ardından dolanan eller ve boynuna değen ılık bir nefes bu isteğine engel oldu. Olduğu yere çakıldı. Hangi ara gelmişti bu adam?  "Sence avcumu mu yalarım?" diye sordu şehvet ve tutku dolu bir sesle. Fakat kendisi inatsa karşısındaki kadın daha inattı. Bunu kaç yıllık evliliklerinde henüz öğreniyordu. "Çek ellerini Ümit Asım!" diye soludu sinirle. Fakat Ümit Asım ellerini çekmeyi bırak tüm ağırlığını karısının sırtına verip, iyice yapışmıştı bedenine. "Sinirlenince iki ismimle hitap ediyorsun. Bu beni tahrik ediyor." "Ya," dedi Begonvil alaylı bir tınıyla "Sen biraz daha böyle dur. Tahrik mi ediyor tehdit mi hep birlikte öğrenelim." Ümit Asım karısının bu çemkirişlerine hasta oluyordu. Zaten onu da ta en başında böyle tanıyıp, bu huyuna aşık olmamış mıydı?  "Çıldırtıyorsun beni sevgilim," dedi kafasını Begonvil'in boyun girintisine gömüp. Sakince dudaklarını genç kadının boynuna bastırıp, derin derin kokladı. Bu sıra genç kadın iradesinin son kırıntılarını kullanıyordu fakat o konu burada kapanamazdı. Şimdi teslim olursa da sittin sene kocasının dilinden düşmezdi. Biliyordu. "Asım yapma. Yemeğe geç kalacağız." "Kalalım." dedi Ümit Asım boğuk çıkan sesiyle. "Ümit As-" genç kadının cümlesi tamamlanamadan kocası tarafından çoktan kendisine döndürülüp, susuz kalan dudaklar saniyeler içinde birleşmişti. "Nasıl olmuşum Buket?" diye sordu hevesli ve heyecanlı görünen Demet, kardeşine. "Sence hanım hanımcık gelin kriterine uyuyor muyum?" Buket kardeşinin onuncu kez sorduğu soruya gözlerini devirip bu sefer cevap verecekti. Elindeki dergiyi masaya bırakıp, aynanın karşısında bir cevap bekleyen Demet'e döndü. Baştan aşağı süzüp "Hıığ," dedi alaylı bir tınıyla "Onlar da zaten hep altına muşamba giyen bir gelin almak istemişlerdir oğullarına, haklısın." (Demetin kıyafetini merak edenler için bölüm sonuna foto koydum) Demet kardeşinin dediği şeyle afalladı. Kaşlarını çatıp, arkasını şertçe dönüp Buketle göz göze geldiler. "Ne diyorsun kız sen?" Buket dirseklerini kırmadan oturduğu koltuğa ellerini koyarak bacaklarının yanından sabitledi. Ayaklarını da sallamaya başladığında sinsice sırıttı. "Yalan mı kızım?  Altına muşamba giyen bir gelin bende isterim elbette ama-" "Buket!" "Teyzoşlayıııııım," Ahh Lale, gel. Saatler akşamı gösterdiğinde, herkes yani tüm aile masadaki yerlerini çoktan almışlardı. Hepsinin yüzleri ayrı ayrı gülüyordu ve hiç olmadıkları kadar huzurlulardı. Herkes muhabbetin eşiğindeyken masaya halen intikal etmeyenler de vardı. Andries Buket'e takılmak için ellerini bağlayıp ona yöneldi. "Ee Buket," dedi "İşler güçler nasıl gidiyor?" Genç kız için zaten Andries'in gözünün üzerinde kaşı olması bile yetiyordu. Alayla sırıttı. "İyi gidiyor işler güçler küçük enişte." dedi son kelimelerin üzerine bastıra bastıra. Küçük mü?  Enişte mi? Andries duyduğu hitapla kaşlarını çattı. Olduğu yerde rahatsızca kıpırdandı. Bu kızın ağzının ayarının olmaması sinirlendiriyordu. Bu kız Demet gibide değildi. Asla gözünü kırpmıyordu. Özellikle kendisine karşı. Gerçi hoş en başta Ümit Asımla Sinan'a da böyle davranmıştı. Hatta burunlarından getirmişti. Fakat Andries'e karşı daha asabiydi, katıydı. Bunun sebebi aralarındaki bağlılıktandı, bunun için elbette ona kızamazdı. Andries ağzını açıp bir şeyler söylemek için dudaklarını aralamıştı fakat ortama düşen Lale'nin sesi söyleyeceği şeyi geri yutturdu. "Hoşgeydiniz." Lale elleri ceplerinde masaya doğru yaklaştığında herkesin dikkatini çekmeyi de başarmıştı. Karşılarında büyümüş de küçülmüş, dünyanın tüm tozunu yutmuş gibi tavırlar sergileyen kız çocuğuna hep bir ağızdan hoşbulduk dediklerinde tüm aile tamamlanmışta oldu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE