Buket dün aldığı son mesajın üzerine bir daha bırakın cevap vermeyi, telefonu kökten kapatıp, iletişimi kopartmıştı. Neden korkmuştu bu kadar? Neden yıllardır içinde tuttuğu o boşluğun tek bir mesajla dolduğunu hissediyordu. Çok tuhaftı.
Şirkete geldiğinde, koridorda ilerlerken ablasının odasının kapısı hızla açılıp, kapandığında bakışlarını o tarafa çevirdi. Ümit Asım burnundan soluyarak, koridordan fişek gibi geçtiğinde Buket bir şeylerin ters gittiğini anlamıştı. Hızla elindeki çanta ve ceketini önündeki masaya bırakıp, koşar adımlarla ablasının odasına yürüdü. Kapıyı çalmadan hızla içeriye girdiğinde, ablasını tekli koltuğa çökmüş, ağlarken bulmayı beklemiyordu.
"Abla!" dedi hızla kapıyı kapatıp, ablasına yöneldi. Önüne geldiğinde, eğilerek ne olduğunu soracakken Begonvil kardeşine bir anda sarıldı. İyiki Buket vardı. İyiki.
"Ablacığım," dedi boğuk çıkan sesle. Ablasını daha önce de böyle görmüştü ama yıllar olmuştu. Yıllar. Nasıl yadırgamasındı şimdi?
Begonvil'in hıçkırıkları arttıkça, kardeşine daha sıkı sarılıyordu. Canı nasıl yanıyordu şimdi? En önemlisi neden bu kadar çok yanıyordu?
Dakikalar sonra sessizce birbirlerinden ayrılan iki kardeş, sakinleşebildiklerinde Buket ablasının yüzüne dökülen saçlarını kulağının arkasına doğru tıkıştırıp, yüzünü açığa çıkarttı.
"Güzelim," dedi tereddütlüydü sesi. "Ne olduğunu anlatmak ister misin?"
Begonvil kardeşinin bu sorusunu görmezden gelmek istiyordu ama artık birilerine bir şeyler de anlatmak istiyordu. Çünkü daha fazla içinde tutmaya devam ederse, patlayacaktı. Hissediyordu.
"Ben çok kötü bir insanım değil mi?" diye sordu. Her ikisi de böyle bir soruyu beklemiyordu. Dışardan Begonvil'i gören herkes onun görünmez duvarlarının olduğunu ve her yaklaşmaya çalışanın oraya çarpacağını kestirebilirdi. Çünkü Begonvil'in duyguları yoktu, ölüydü. Güya.
Buket afallasada ablasının geçirdiği bu buhranlı dakikaların nasıl üstesinden geleceğini biliyordu. "Kime göre, neye göre?" diye sordu bir anda deminki ruh halinden çıkıp. Yüzüne muzip bir ifade kondurdu. "Bana soruyorsan.. Evet kötü bir insansın. Sabah mavi ayakkabılarını istedim, vermedin. Bende Demet'in külüstürleriyle geldim. Ve şu an ayak parmaklarım sana küfrediyor." dediğinde dikkatle ablasının yüzüne baktı. Orada ne görmek istediğini çok iyi biliyordu. Birazdan ablası bu söylediklerine sırıtarak cevap verecekti. Emindi.
Dediği gibi de oldu. Begonvil kardeşinin ne yapmaya çalıştığını anlayabiliyordu. Ve ona ayak uyduracağını da kardeşi çok iyi biliyordu. "Evet," dedi gülümsemesini genişletip, burnunu çekti. "İyi olmuş."
Genç kız ablasının bu cevabına gözlerini devirdi. Buket çok iyi bir oyuncuydu. Özellikle kardeşleri söz konusuysa, ödül alacak bir oyunculuk sergileyebilirdi.
Buket sırıtmasını yüzünden sildi. Ablasının ellerini avcunun içine alarak, yaşla bezenmiş gözlerinin içine baktı. "Sen bu dünyadaki en iyi insansın. Sen benim tam da hayal ettiğim gibi bir ablasın. Sen, ben küçükken, saçlarımı ören tek kişisin. Hem sen söyle küçük kardeşinin saçlarını ören insan, ne kadar kötü olabilir?" dedi gülümseyip. Ardından derin bir nefes aldı. "Sana şimdi neden ağladığını sormuyorsam, yaralarının kabukları soyulmaya başladığını hissettiğim için."
Begonvil bakışlarını ellerine indirdi. Ne kadar küçülmüştü kardeşinin önünde. Canerden sonra onu öyle hiç görmüşler miydi acaba? Hayır. Çünkü ondan sonra Begonvil ayağa sertçe kalkıp, tüm duygularının kepenklerini indirmişti. O kaya görüntüsü neden oldu sanıyorsunuz?
Buket eğilip ablasının ellerini koklayıp sakince öptü. Başını kaldırıp tekrar ablasının gözlerinin içine baktığında, deminki kara bulutların dağıldığını gördü. İçi biraz olsun rahatladı. "Bu kadar yıpratma kendini." yüzünde yüne az önceki muzip ifade yerleşti. "Değilse Demetle bir olup, tüm dünyayı yakarız. Bilirsin." deyip sırıttığında, Begonvilde gülmeye başlamıştı. Biliyordu. Bu ikizler yapardı. Yaptıktan sonra da oturup, kahvelerini höpürdede höpürdede içerlerdi.
Ablasıyla o konuşmaların ardından, yanından ayrılıp ona verilen geçici masaya dirseklerini yaslayarak elleri başında ve pür dikkat baktığı telefonuna gömülerek oturuyordu. Ne yapacaktı? Açacak mıydı telefonu? Ya da açmasın mıydı? Nereye kadar?
İç sesinin bir anda gazına gelen genç kız dünden beri açmadığı telefona uzanıp, hışımla alarak fikrinden vazgeçmeden açma tuşuna uzunca bastı. Saniyeler içinde açılan telefonunun kendisine gelmesini beklemeye başlayan Buket, sıkıntıyla bir nefes verdi.
Ardından defalarca bildirim sesi ortamın sessizliğini bozmaya başladı. Masasının bitişiğinde olan arkadaşları kafalarını kaldırıp, üst üste gelen bildirim sesinin sahibine baktıklarında Buket rahatsızca kıpırdanıp sağ elini havaya kaldırarak "Pardon," deyip telefonu sessize aldı.
"Bir gün ulan," diye kısıkça mırıldandı. "Bir gün kapattım şunu."
Ardından telefonun ekranına dikkatle baktığında bildirimler kısmını aşağı indirdi. Zaten çoğu i********:'da oluşturduğu minik kitledendi. Takipçileri asla rahat bırakmıyor, her fotoğrafına çılgınlar gibi beğeni ve yorum atıyorlardı. Mesaj da vardı elbette. 4 yeni mesaj. Vakit kaybetmeden direk mesajlara girdi.
Dördüde gizli numaradandı.
Gizli Numara: Noldu sesin gitti?
Gizli Numara: Buket?
Gizli Numara: İnanmıyorum telefonunu mu kapattın?
Gizli Numara: Neyse elbet geleceksin. Sakın beni engellemeye kalkma. Artık seni buldum, bırakmam.
Buket okuduğu mesajlarla ağzı beş karış açıldı. Bu samimiyet nerden geliyordu? Peki kimdi bu? Neden böyle şeyler söylüyordu? Ayrıca mavi kapaklı hatıra defterimi nerden biliyordu. Sınıfında onu sevdiğini iddia eden hatta lisede de peşini bırakmayan bir kaç kişi vardı. Acaba onlardan biri miydi bu? Ya da.....
O gizemli kişi mi?
Bana o büyülü satırları yazan hani..?
İçinden adeta onun olması için dualar ederken, bir yandan da cevap vermeye karar vermişti.
Buket: Burdayım.
Buket: Kimsin sen?
Buket: Ne istiyorsun benden?
Saniyeler sonra cevap geldi.
Gizli Numara: Bir yere kaybolmayacağını biliyordum.
Gizli Numara: Senden yalnızca beni dinleyip, anlamanı istiyorum.
Gizli Numara: Şimdi böyle söyleyince de çok tuhaf oldu. İsmini bile bilmediğin bir insanı neden dinleyip anlamak isteyesin ki değil mi?
Buket okuduğuyla gerildi.
Buket: Ne bu gizemler?
Buket: hiç hoşlanmam gizemden
Buket: Ve emin ol senden de hoşlanmadım!
Gizli Numara: Öyle bir amacım yok zaten.
Gizli Numara: Yani benden hoşlanman konusunda
Gizli Numara: Çünkü seni direk kendime aşık edeceğim.
Buket son okuduğu mesajla eli ayağı birbirine girdiğinde gizli numarayı direk engelledi. Neden şimdiye kadar yapmamıştı ki zaten? Her kimse piskopat mı, sapık mı bilmiyordu bile! Üstelik adını da söylememişti. Sormadın! Diyen iç sesine gözlerini devirdi. Kimsin dedim, ötme boşa! Diye çıkıştı iç sesine. Manyak mıydı bu kız? İç sesiyle kavga mı ediyordu?
Gün sonunda eşyalarını toplayıp, gerekli evrakları patronunun sekreterine teslim ederek, şirketten çıkmak için hareketlendiğinde şirketin kapısının önünde arkadan gelen bir sesle duraksadı.
"Buket?" genç kız ismini duymasıyla, sesin sahibine bakmak için arkasına döndü. Gördüğü suretle yüzü düşer gibi oldu.
"Fatih?" dedi imayla aynı tonda.
Fatih Buketin depertmanında çalışan asistanlardandı. Yaklaşık Buket'in yaşlarında, uzun ince esmer bir oğlandı. Hatta Buket şirkete ilk geldiğinde, onunla gelip tanışan da ilk insandı. Aman ne büyük meziyetti.
Aynı zamanda geçen Buket'in fotoğrafının altına yorum atan o gereksizdi. Gerçi hoş, ağzının payını almış gibi duruyordu fakat yine de nasiplenecekti demekki bugün de.
"Sana kahve ısmarlamak istiyorum, vaktin varsa?" diye sordu Fatih tüm iyi niyetiyle. Ama bizim kız durur mu?
"Hayırdır anneannenin hayrına mı?"
"Hı?"
"Diyorum ki bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü?" yok karşısında boş boş bakan adam yine anlamamıştı.
"Fatih," dedi bıkkınlıkla. Elini omzundaki çantasının sapına koydu. "Kahve bahanesiyle asılmaya filan kalkacaksan, senin o iş yaş."
Fatih duyduğu şeyle afalladı. Kaşlarını çatarak henüz hoşlanmaya başladığı kıza bakıyordu dikkatle. İç çekip "Haddimi bildirdin mutlu musun?" diye sordu bir anda. Buket ne olduğunu şaşırdı. Minnoş kalbini mi kırmıştı şimdi hiç tanımadığı adamın? Zaten başına ne geliyorsa, bundan gelmiyor muydu?
Sıkıntıyla nefes verip "Bak Fatih, ben sana göre değilim. Sen git," dedi düşünür gibi yapıp duraksadı "Alt katta çalışan Şule var. Fotokopi işlerine filan bakıyor. Uysal, saf, temiz bir kız." hep bunları o mahalledeki Necla çöpçatanından öğreniyordu!
Fatih artık ne diyeceğini şaşırmıştı. Şimdiye kadar hiç böyle şeyler olmamıştı hayatında. Daha doğrusu hoşlandığı hiç bir kız, gelipte çöpçatanlık yapmamıştı ona. Hemde saniyesinde. Omuzlarını düşürdü. Tüm öz güveni yerle bir olmuştu şimdi. Aslında dışardan hiç te böyle görünmüyordu Buket.
Yaa aslanım, içi beni dışı seni yakar!
Buket dudaklarını umursamazca birbirine bastırdı. Karşısında sanırım konuşmayı bundan sonra unutacak kişiyi süzdü şöyle bir. Aslında.. Aslında o mesajları atan? Hayır!! Olabilir miydi? Engelleyince de gelip..
Bu senin mavi kapaklı defterini nerden biliyor o zaman yelloz?
Bana o dönem aşık olanlar?
Hayır ya? İsimler... Du bakiyim.. Neydi?
Feyzullahla Hasan!
Evet evet. İsmi Fatih olan hiç bir arkadaşı olmamıştı onun ilkokulda.
Girdiği iç hesaplamadan bir anda çıkıp "Neyse Fatihciğim, allaha emanet ol. Sen dediğimi bir düşün. Bak Ferhatla Şirin olabilirsiniz." diyerek adama son bir kez alaylı bir kıkırdama gönderip şirketten ayrıldı.
Mahalleye geldiğinde önce bakkala uğrayıp bugün canının deli gibi çektiği makarnadan alacaktı. Adımlarını bakkala çevirdiğinde mahalleden gelen cıvıl cıvıl çocuk sesleri doldurdu kulaklarını genç kızın. Tebessüm ederek bakkalın içine girdi. "Selamün aleyk-"
"Ooo asi kız. Aleyküm selam." hayır ya! Bu dejavu sayıları neden gün geçtikçe artıyordu? Neden Ali Rıza beyin ağzının tadı kaçıyordu şimdi?
Buket karşısında gördüğü suretle yüzünü ekşitti. Bu Ayşegüllerin sahibi adamdı. O ne kız pazarlamacı gibi? Allahsen sus bir! Ayşegüllerin sahibi adam oturmuş, Kaan'a harfleri mi öğretiyordu o?
Kaan kafasını kaldırıp "Aa hoşgeldin Buket." deyip ayağa kalktı. "Ben alfabedeki yirmi dokuz harfin yirmisini öğrendim biliyor musun?"
Buket hâlâ şaşkındı. "Yaa öyle mi?" diye sordu. "Çok sevindim Kaancım."
Karşısındaki yabancı adam Buket'in gerilişinden zevk alıp sırıttı. "Çok sevinmiştir tabi Kaan. Bu abla da zaten senin okumanın olmadığından yakınıyordu." deyince Buket daha fazla gerildi. Küçücük çocuğun önünde bir de dalga mı geçiyordu yani onunla? Tam ağzını açmış, bir şeyler söyleyecekti ki eteğindeki Kaan buna engel oldu. "Artık sana mektuplar yazabileceğim Buket. Özgür abi eskiden kokulu kağıtların varlığından bahsetti. Eskiden o kağıtlara mektup yazılıp, sevdiklerine gönderirmişsin. Bende sana yazacağım." dediğinde Buket dişlerini gösterip sırıttı.
Şimdi sıra ondaydı. "Evet Kaan," dedi sinsice sırıtıp, Kaan'ın saçlarını okşadı. "Varmış öyle şeyler... Milattan önce." vurdu ve gol!
Karşısında sırıtan adamın duyduğu şeyle yüzündeki gülümseme dondu. Ne yani çok mu yaşlıydı şimdi o adam?
Çarpılacaksın Buket! Adam en fazla 25 yaşında gibi. Abartma..!
"Neyse Kaan, baban nerde? " diye sordu Buket. "Makarna alacağım da ben."
Kaan masanın üzerindeki hesap makinesine uzanıp Buket'e baktı. "Sen al Buket. Ben hesaplarım." dedi ufacık boyuyla. Hele şöyle sevimli sevimli Buket demesi yok muydu? Genç kız gülümseyerek makarnaların olduğu yere giderek, hayalini kurduğu makarnalardan bir kaç tane alıp, dolaba yöneldi. Oradan da bir kase yoğurt alarak kasaya ilerledi. Kasanın önünde durduğunda adının Özgür olduğunu öğrendiği adam ayağa kalkmış, elleri cebinde baştan aşağı yüzünde pis bir sırıtışla kendisini süzerken bulduğunda öfkeyle mırıldandı. "O gözlerini oydurtma." ardından Kaan'a dönerek karşısında beklentiyle bakan çocuğa "Evet bakkal Kaan, borcum ne kadar?" diye sordu elindekileri işaret edip.
Kaan ciddiyetle Buket'in aldıklarına baktı. Ardından hesap makinesindeki tuşlara basarak dışından sesszice mırıldandı. "Borcun on para Buket." dedi zafer kazanmış bir ifadeyle. Buket sırıttı. Çantasından çıkarttığı cüzdanı açarak on lira çıkarttı. "Al bakalım. Üstü senin olsun bu on paranın." deyip, Özgür'e bir daha bakmadan Kaan'ı ışıldayan gözlerle ardında bırakıp bakkaldan çıktı.
Adımlarını yavaş yavaş atarken evlerine doğru ilerlediği vakit ardından bir ses duydu. Bu Özgür'ün sesiydi.
"Yalnız onlar basen yapar."
Buket arkasını dönerek, kendisiyle böyle laubali şekilde konuşan sesin sahibine dikti keskin bakışlarını. Başını eğip "Pardon?" diye sordu sert bir üslupla.
Şimdi karşısına denk gelen adam pis pis sırıtıp ellerini cebine yerleştirmişti. "Diyorum ki," dedi ağırlığını topuklarına verip ileri geri sallanıyordu. "Makarna basen yapar. Ama eğer erkek arkadaşın öyle sev-"
"Bu cürreti nerden buluyorsun acaba sen?" diye sordu Buket.
Niye bağırıp çağırmıyorsun? Daha demin Fatih bir kahve içelim mi dediğinde anasını belledin. Çocuk küçük dilini yuttu senin yüzünden. Bu adama niye sesin çıkmıyor? Diye sorarlar adama. Ben söyliyim de.
"Bilmem, gözlerinden sanırım." ahandaaa! Haydi buyrun cenaze namazına.!