15. BÖLÜM

839 Kelimeler
"İnsanlar güvendikleri dağlara karın yağdığını iddia ediyorlar. Aslında unuttukları bir şey var. O dağ aslında en başında bir buz kütlesiydi." Begonvil'in Ağzından İnsan ne zaman güvenir? Bu sorunun cevabını kesin bir dille kaç insan verebilir bana? Kaç dil, bağrına taş basıp şu yaşta güvendim ardından şu yaşta pişman edildim diyebilir? Size her şeyi kesin bir dille söyleyeceğim. Bir kere söyleyeceğim ve belki de bir daha açmaktan yıllarca korktuğum bu ağzımı mühürleyeceğim. Çünkü hiç bir gözyaşı, sayfalarca yazılan ağıtları haketmez. Bunu öğrettiler. 7 yıl önce.... 'Hiç bir gökyüzü gökkuşağısız kalmaz' derdi babam. Meğer insanları gökyüzüne, hayatlarındaki güvendiği insanları da gökkuşağına benzettiğini ben çok geç öğrendim. "Ben gidiyorum Begonvil," bu ses benim gökkuşağımdı. İçinde yalnızca siyahın barındığı zifiri karanlık olan bir 'gökkuşağı.' "Nasıl gidiyorum?" o zamanlar anlamakta güçlük çektiğim belki de tek konuydu. Caner.. Benim çocukluğum, gençliğim, hayallerim olan tek adam. hani hayatınızın bir noktası vardır. O noktanın da merkezinde tek bir insan. Benim tüm gözyaşlarımın odağı bu adammış, ben o zamanlar bunu anlayamadığım için affedemiyorum belki de kendimi. "Gidiyorum Begonvil, sana bahsettiğim Amerika'da başvurduğum okuldan geri dönüş geldi. Orada devam edeceğim." Bu cümleler benim kaderimmiş meğer. Zihnim bu cümleleri idrak etmeye çalışırken, beni mezuniyetine davet edeceğini sanarken ben, meğer bizim için yazılan kara kaplı defter kapanmak üzereymiş. Duyduklarım beynimde şimşekler çaktırırken, benim çoktan elim ayağım titremeye başlamıştı. Gitme diyebilirdim. Ya da git, ama beni bırakma. Bakın ben ikisini de o an diyemedim. Çünkü karşımdaki insan, bunları söylediğim insanın yapmayacağını o an anlattı bana çok acı bir dille. "Artık olmaz Begonvil bizden. Sen burada ben orada olmaz. Anlıyor musun?" bir de salaklıkla itham edilmediğim kalmıştı o gün. "Ben-" "Senin çok mutlu olacağını biliyorum ben. Bensiz de yaparsın." "Sen bensiz yapabileceğini düşünüyorsun yani?" hangi ara çıktı bu cümleler ağzımdan, inanın hatırlamıyorum. Ağlamamak için sıktığım şu dişlerimin arasından hangi ara firar etti bu lanet olası cümleler inanın bilmiyorum. "Zaten bitecekti Begonvil? Ne var sanki yıllardır birlikteysek, kaç yıllık evliler gün geliyor boşanıyor." Bakın bu cümleler buram buram vefasızlık kokuyor ve benim şimdiden burnumun direği sızlamaya başladı. "Öyle mi?" daha neyi teyit ediyorsam. Daha ne kadar gururum can çekişecek, ayaklarının altında? "Kendine çok iyi bak olur mu?" olur, bakarım. Son cümlesi buydu. Çocukluğumdan beri hep yanımda olan adam yedi kat ellere taş çıkartırcasına kuru bir kendine iyi bakla her şeyi halledebileceğini sandı. Çiğneyip geçtiği o kalbimin kendisininki gibi tek cümleyle kuruyabileceğini sandı. Yanıldı, beni de yanılttı. Gitti. Adam gitti, kadın gidemedi. Ne kadar beni o terk edip gittiği spor salonunda yere çöküp bekledim, inanın hatırlamıyorum. Kafama dank eden sese, şimdi kulaklarımı tıkayabilirdim. Acımasız olurdum belki ama şimdi deliler gibi pişman olmazdım. Ayağa kalktım, neden biliyor musunuz? Peşinden gitmek için. Gidip gitme demek için. O zamanlar bu fikrin hayatıma mal olabileceğini nerden bilebilirdim? Caddeye çıktığımda, boşluğa düşmüş gibi sağa sola bakınarak koşturdum. işte hayatımda ilk defa o gün kaybettim kendimi. Hoş bir daha da bulamadım zaten. Değermiş gibi. Değecekmiş gibi. Ben onu deli gibi akşama kadar aradım. Gidebileceği her yere baktım. Sorabileceğim herkese sordum biliyor musunuz? Gitme demek için? Gidersen beni de götür diyebilmek için. Üzerimde ince bir hırka, ayağımda mavi sandaletler, belki bana yardımcı olur diye de ilk çekildiğimiz fotoğraf.. Beni düştüğüm yerden ayağa kaldırabileceğini düşündüğüm insanı ararken buldum ben kendimi. Sonra ne oldu biliyor musunuz? O gece yarısı izbe bir yerde başımda insan sesleri, beyaz önlüklü bir kaç kişinin boynuma geçirmeye çalıştıkları boyunluk ve sandaletimin teki ayağımdan ne zaman fırladığını anlamadığım o kasvetli anlar... Kendimi kaybettiğimi zannettiğim o zamanlar meğer sarhoş bir sürücü çarpmış bana. Ben çaresizce sevdiğim adama gitme diyebilmek için, kaldırımlara çığlıklarımı inşa ederken, aynı zamanda ölüyormuşum. Şimdi bu durumda bir hiç uğruna mı demeliyim? O yattığım hastane koridorları kaç serum vermiş anneme biliyor musunuz? İkizleri mesela, kaç gece uykusuz bırakmış benim gözlerimi bir türlü açmak istemediğim solgun yüzüm? En acısı da ne biliyor musunuz? Gözlerimi açtığım anda onları hiçe sayıp, kuruyan dudaklarımdan 'Gitti mi?' Cümlesi çıkması. Şimdi söyleyin bana.. ben kendimi nasıl affedeyim? Ben bunları yaşarken, sonra öğrendim ki gitmiş. Ne kolay değil mi gitmiş diyebilmek? İnsanoğlu kaç kolay diye itham ettiği şeyleri yüreklerine en zorunu, hatta daha beterini yudumluyor damarlarına? Buraya kadar dediğiniz ne varsa hayatınızda, aslında pekte oraya kadar olmuyormuş. Öğrendim. Zaman sizin içinizi kor kor yakarken, siz zaten çoktan yanmışta, kül olmuşsunuzdur belki de. Hiç düşündünüz mü bunu? Ne demek istiyorum değil mi? Her şeyin en kötüsünü yaşamadan sınanmazmış insan. Benim kalbim tarumar olurken, meğer ben bir daha çocuk sahibi olamayacamışım da aynı zamanda. O lanet sarhoş sürücünün bir anlık dalgınlığı benim geleceğime nasıl yön verdiğini görebiliyor musunuz? Yedi kat el bu işte. Hiç tanımadığım o adam benim yüreğime ektiğim çiçekleri soldururken, sevgilim dediğim gitme demek için peşinden gittiğim adam ise benim ruhumu söktü aldı bedenimden. Ne farkı kaldı şimdi? Söyleyin bana.... O arkasından deliler gibi koşupta yakalayamadığım insanın kalbi çoktan soğumaya yön tutmuşken, hani onu oradan çekip çıkarabileceğime olan inancım var ya.. beni tepetaklak eden o inanç.. 'bana bu kadar inanmasaydın, şimdi bir daha asla çocuğun olmayacak' deyip göz kırpıyor. Bu karamış, katı görüntümün altı işte tamamen bir harabeden ibaret. Benim içimin karanlığı yedi cihanı karartabilecek kadar parlakken, şimdi söyleyin bana kimin gökyüzüne gökkuşağı olabilirim ben?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE