Tüm masa Buket'in bu ani çıkışıyla şaşırıp, bakakaldılar.
"Kızım iyi misin?" diye ilk soru soran anneleri Filiz hanımdı.
Buket ne yaptığının farkına vardı annesinin sesiyle. Ardından kendine çeki düzen verip, pür dikkat kesildiği telefonundan bakışlarını çekti. Annesine dönerek "İyiyim anne." dedi. Tabi kızların hiç biri buna inanmadı. Saniyelerin ardından Buket telefonu eline alarak mesaja girdi tekrar. Evet halüsinasyon görmemişti. Bir mesaj almıştı ve o meaajda sonunda seni buldum yazıyordu. Hızla cevapla tuşuna basıp kimsin yazıp gönderdi.
İki dakika sonra cevap geldi.
Gizli numara: Yıllardır seni arayan biri diyelim.
Buket: Kes laga lugayı. Kimsin?
Gizli numara: Buket değil mi senin ismin? Buket Ahsen?
Buket: Evet?
Gizli numara: tamam işte. Hâlâ saçların çok güzel değil mi Buket? Sayısız yıldızlar orada toplanmış gibi mi hâlâ?
Buket: Canımı sıkmaya başladın!
Gizli numara : Oysa bir tek ben onarabilirmişim gibi.. Canını...
Buket okuduğu mesajla afalladı. Umarım aklına gelen kişi değildi.
Buket: umarım aklımdaki kişi değilsindir, değilse seni mahvederim!
Gizli numara: söyle aklındaki kişiyi, ona göre soğuk ya da sıcak diyeyim.
Buket: haha. Ne komiksin ya sen.
Buket: hemen şimdi seni engellememem için geçerli bir sebebin yoksa, toz ol!
Gizli numara: Peki, mavi kapaklı hatıra defterini hala saklıyor musun Buket?
Begonvil sabah her ne kadar yataktan çıkmak istemese de, kendini adeta yataktan kazımak zorunda kalmıştı çünkü buraya kadardı onun için. Artık daha fazla kaçamazdı. Zaten nereye kaçacaktı ki? Eninde sonunda yüz yüze geleceklerdi ve genç kadın yalnızca bu durumu biraz ertelemek, kafasını toplamak istedi. Fakat işte buraya kadardı.
Şirkete geldiğinde tedirgin adımlar atarak odasına yönlendi kimseye gözükmeden. Hızlıca odasına girip, rahatlamışcasına derin bir nefes alıp elindeki çantayı masaya bıraktı. Günün ilk etabını tamamlamıştı en azından.
Yaklaşık yirmi dakika sonra bilgisayarın başında, işine iyice odaklanmış, kafasındakileri kısa bir süre de olsa silip atabilmişti ta ki odasının kapısı hızla açılıp, hışımla kilitlenene dek. Ümit Asım burnundan soluyarak girdiği odanın kapısını kilitlemiş, iki günün fena halde acısını çıkartacak gibi duruyordu.
Hızla masanın önünde ellerini masaya sabitleyip genç kadına doğru eğildiğinde tam da Begonvil'in gözlerinin içine bakıyordu. Genç kadın karşısında bir boğayı andıran gözlerle bakan adamın gözlerinin içine baktığında orada kendisini gördü. İrkilerek arkasına doğru yaslandı.
"Asım bey," diyerek ne olduğunu bilse de soracaktı. İnat buydu ya. Fakat bu üslupla konuştuğunda, karşısındaki adam daha da deliye dönünce bunun iyi bir fikir olmayacağını anladı.
"Evet!" dedi öfkeyle Ümit Asım "Seni dinliyorum!"
Yerinde rahatsızca kıpırdandı Begonvil asıl kıyamet şimdi başlayacaktı anlaşılan.
"Ne anlatacağım," diye sordu yerinde daha da sinerek. Hayatında hiç bu kadar küçük hissetmemişti kendini.
Ümit Asım karşısında onca yaptıklarından, kendisini çileden çıkarttıktan sonra bir de ne anlatacağım diye soran kadınla sinirle ellerini masadan çekip, doğrularak sırıttı. Ama bu sırıtma keyiften değildi, daha çok birazdan kopacak kıyametin habercisi gibiydi.
Bir iki adım geriye gitti genç adam. "Ne anlatacaksın öyle mi? Dur ben sana yardımcı olayım Begonvil hanım." Deyip masanın etrafını dolanarak genç kadını daha da sıkıştırmak istercesine sandalyesini kendisine çevirdi. Begonvil'e tepeden bakıyordu şimdi.
"Beni öyle öptükten sonra neden bırakıp gittin bu bir!" deyip biraz daha eğildi. "İki gündür o lanet telefonu neden açmıyorsun bu da iki!"
Begonvil asıl şimdi sıkışmıştı köşeye. Genç kadın bu kadar yakınlığa tahammül edemiyordu çünkü karşısındaki adamın bu hareketleri yerini unuttuğu kalbini gün yüzüne çıkartıyordu ve bundan hiç hoşlanmıyordu.
Biraz daha sanki mümkünmüş gibi arkasına yaslandı. "Uzaklaşın," dedi titreyen sesiyle.
Ümit Asım karşısındaki kadını etkisi altına almayı sevmeye başlamıştı. Dişlerini göstererek gülümsediğinde aynı zamanda Begonvil'in dudaklarına bakıyordu. Derin bir iç çekti daha sonra.
"Neden Begonvil? Dayanamayıp öpmekten mi korkuyorsun?" diye sordu alayla. Fakat bu bardağı taşıran son damlaydı. Çünkü Begonvil bu davranışlara asla alışkın değildi.
Genç kadın ellerini Ümit Asımın omuzlarına bastırıp "Ehh!" deyip son gücüyle ittirdi. Boşluğa denk gelen genç adam böylelikle bir iki adım geriye giderek, Begonvil'e nefes alabilmesi için alan yarattı.
"İş yerindeyiz Asım bey!" diye sertçe çıkıştı Begonvil "Ne yaptığınızı sanıyorsunuz?"
Genç adam hala olayın ciddiyetini kavrayamamış kadının dudaklarına yapışıp bunu yapıyorum dememek için derin derin nefesler almaya başladı. Sabrı had safhadaydı ve bundan hoşlanmıyordu.
"Beni çıldırtmak mı niyetin senin? Eğer öyleyse bravo başardın!"
"Ne yaptım ben be?" deyip ayağa kalktı Begonvil.
Bir iki adım daha geri adım atan Ümit Asım için böylelikle sabırlı vakitler adlı programın daha sonuna geldik.
"Kafayı yedirdin bana sen kafayı! Neden öptün beni Begonvil? Bak her şeyi geçtim bunun cevabını ver defolup gideceğim."
Begonvil bakışlarını kaçırdı."Sana bir hata-"
"Kimse kimseyi o şiddetle hata olsun diye öpmez Begonvil!" haklıydı Allah kahretsin ki!
"Özür mü dilemeliyim bu durumda?"
"Begonvil bak," dedi Ümit Asım sakinliğini korumaya çalışıyormuş gibi. "Bak sen pişman olmuş olabilirsin ki buna asla inanmıyorum. Ben değilim anlıyor musun? Ben seni öptüğüm için asla pişman değilim." Cümlesi biter bitmez, Begonvil nefes almadan araya girdi.
"Ol Asım, pişman ol. Olmaması gereken bir şeydi o. Unutalım dedim sana. Unutalım, değilse ikimizde çok acı çekeceğiz." Dediği an aynı zamanda içindeki kara bulutlar da yağmurlarını kapkara yağdırmaya başlamıştı.
"Ben kimseyi önce sevip, sonra unutamamayı bir kez daha kaldıramam anlıyor musun? Ben yap-"
"Unutamadığın biri var!" diyerek lafını böldü genç kadının Ümit Asım ve aynı dakikalar içinde de hayal kırıklığı tüm bedenini ele geçirmeye başlamıştı.
"Hayır!" dedi öfkeyle "Unuttum adını bile-"
"Unutamadın!" dedi hayal kırıklığıla. "Sen unutamadın Begonvil! Peki beni neden öptün? Onu mu özledin? Onu benim yerime mi-"
"Hayır hayır hayır! Asım hayır! Asla yapmam böyle bir şey asla!
Begonvil her an ağlayabilirdi. Yanlış anlaşılmak, hatta anlaşılamamak ne kadar kötüydü şimdi. Ne kadar çaresizdi.
"Yüzüme bak," dedi hipnoz olmuş gibi yeri seyreden adamın başını elleri arasına alıp kendisine bakması için zorladı "Asım yüzüme bak. Öyle bir şey yok. Duyuyor musun beni?" neden böyle oluyordu? Neden kalpleri bin parçaya dağılmış gibi hissediyordu şimdi ikisi de?
Kafasını zar zor kaldırıp genç kadının gözlerinin içine bakan Ümit Asım orada gördükleriyle afalladı. Kimi görüyordu? Peki kimi görmek istiyordu da böyle hissediyordu?
"Ben uzun zamandır böyle hissetmiyordum Begonvil." Deyip derin bir nefes aldı. " Sen beni parçaladın. Seni kendime inandırmak için her şeyi yapacaktım ben, tüm gücümü çektin sen benim." Ellerini yüzünün iki yanında duran ellerin üzerine koyarak aşağı indirdi. Bir iki adım geriye gidip "Kusuruma bakmayın Begonvil hanım, hadsizlik ettim." Diyerek kapıya yönelip, kilidi açtıktan sonra kapıyı çarpıp çıktı.