Buket o gün yine her zamanki gibi erken kalkmıştı, fakat işe gitmeyecekti. Mutfağa indiğinde kahvaltıyı hazır bulmuştu ve annesinin tüm uğraş ve dil dökmelerini bu sefer görmezden gelmeyerek ekmek almak için aşağıdaki bakkala gitmesi için ikna edilmişti.
Alt sokağa inip, bakkala girdiğinde masanın arkasında Rıfat amcayı yanında oturan 6 yaşındaki fırlama oğlu Kaan'a hararetli hararetli bir şeyler anlatırken buldu.
"Günaydın beyler," diyerek gülümsedi Buket.
Rıfat bey kafasını kaldırıp gelenin kim olduğuna baktığında Buket'i görüp "Hoşgeldin Buket." dediğinde Kaan'ın sebepsizce yüzü asıldı. Genç kız bunu fark etti. Yavaş yavaş taburenin üzerinde oturup, elindeki kitaba gömülen çocuğun yanına geldiğinde ona tepeden baktı. Önce bakışlarını babasına çevirip 'neyi var' derecesini başını salladığında Rıfat beyde anlam veremediği için dudaklarını büzerek 'umursama' deyip elini salladı.
Buket tekrar Kaan'a yöneldi. "Birileri beni gördüğüne pek sevinmedi sanki," dedi sevecen bir sesle. Kaan umursamadı. Elindeki kitaba dikkatini vermiş, kitaptaki resimleri inceliyordu.
Buket yılmadı. "Kaancım nasılsın?" diye sordu bu kez. Fakat genç kız yine cevap alamadı. Kaan elindeki kitabı sanki dünyanın en ilgi çekici şeyiymiş gibi incelemeye devam ederken, burnunu kıvırdı önce, daha sonra göz ucuyla Buket'e bakıp "İyiyim Buket," diyerek cevap verdiğinde genç kız gülümsedi.
"Oğlum!" dedi Rıfat bey, oğlunun genç kıza ismiyle hitap etmesine karşı.
"Olsun Rıfat amca," diye fısıldadı Buket. Sırıtarak "Sanırım küssün bana Kaan. Noldu neyin var?"
Elindeki kitabı gösterdi Kaan daha fazla dayanamayarak "Sende bu kitaptaki kız gibisin. Çok güzelsin ama sürekli bir yerlerdesin. Söylesene Buket, tüm güzel kızlar böyle mi yapar?" diye sorduğunda Buket sesli bir kahkaha attı. Kaan'ın elindeki kitabı eline alıp sahte bir üzüntü takındı. "Seni de mi üzdü bu Ayşegül?"
"Nefret ediyorum Ayşegülden!" diye çıkıştı Kaan. "Aptal, her halt geliyor kızın başına sonunda bir prens çıkıyor karşısına. Neredeydi şimdiye kadar! Asıl onu ben mutlu edebilirdim." Buket bu sefer daha gür bir kahkaha attı.
Nefeslerini zar zor kontrol ettiğinde konuştu. "Peki konunun benimle ilgisi ne Kaan?"
Kaan tabiki durmadı. "Oda sarışın sende. Hem Ayşegül'den önce sen vardın benim için. Seninle evlenecektim ben. Sonra Ayşegül daha güzel gözüktü gözüme. Sonra ondanda vazgeçtim. Onu prens almış ama sen evde kaldın. Çünkü ben istemiyorum seni artık."
Buket şuncacık çocuktan işittiği laflara mı yansın, yoksa yine şuncacık çocuğun ettiği lafların doğruluk payına mı?
Bu kez Kaan'ın önüne eğildi Buket. Saf bir tavır takındı yüzüne. Şimdi birbirlerinin hizasındaydılar. "Kaancım," dedi "Hayallerini yıkmak istemezdim ama Ayşegül diye biri yok. Kitap karakteri o hem kim verdi sana bunu?" diye sordu. Kaan duyduklarıyla şaşırsa da renk vermedi. "Mahallede bir abi var. Tüm çocuklara verdi bunlardan."
Genç kız duyduklarıyla afallayarak ayağa kalktı. "Hım birde ben sorayım bakalım bana göre kitap varmıymış bu abinin elinde." ardından kasanın yanındaki ekmek dolabına yönelerek iki ekmek aldı genç kız. Daha sonra ücretini ödeyip, Kaan'a göz kırparak oradan ayrıldı.
Eve yaklaştığı sırada "6 yaşındaki çocuğun ettiği laflara bak. Biz mi çok saf salaktık yoksa şimdikiler mi çok zeki?" diye mırıldandığı anda aynı zamanda da sert bir şeye çarptı. Ardından bir gürültü duyuldu. Bir şeylerin yere düşme sesiydi bu. Ama Buketten gelmemişti bu ses. Kafasını kaldırıp çarptığı şeye baktığında mırıldanan bir beden olduğunu anladığında kaşlarını çattı. Elini omzuna götürüp, ovuştururken "Yuh duvar mısın be adam?" diye söylendi.
"Bana çarpan sensin. Üstelik kitaplarımı düşürdün." karşısındaki adam bunları söylerken, Buket ciddi anlamda sinirleri bozulmuşcasına kahkaha attı. "Yalnız bunun tam tersi olması gerekmiyor muydu?"
Genç adam afalladı. Karşısında masmavi iri gözleriyle bakan kıza bir şeyler söylemek için aralamıştı ki kız tekrar söze girdi. Buket eğilerek düşürdüğü kitaplara uzandı. Birini eline alıp kitabın ismini görmesiyle şaşkınca mırıldandı. "Oo hayır, o sen misin?"
Genç adam şaşırdı. Karşısında beklentiyle ve alaylı ifadeyle bakan kıza baktı dikkatle. "Neden bahsediyorsun?"
"Benim küçük romeoyada vermişsin bunlardan. Sabahtan beri Ayşegül'e belalar yağdırıyor." deyip güldü Buket.
"Nasıl?"
Buket gözlerini devirip "Bakkalın oğluna da vermişsin bunlardan." dedi. Karşısıdaki adam bu kez anlamıştı. "Haa Kaan?"
"Evet."
"Evet hatırladım. Çok hevesli görünüyordu." deyince Buket sinirlendi. "İyi de Kaan daha 6 yaşında. Okuması bile yok."
"Ne olmuş yani?" diye sordu genç adam "Kötü bir şey mi var bunda?"
Buket sinirlerine hakim olmakta artık çok zorlanıyordu. İyi de ne oluyordu şimdi? Karşısında kendisine kafa tutan yabancı sıradan bir insan vardı? Neye sinirleniyordu bu kadar?
"Arkadaşım," dedi tıslarcasına "Küçücük çocuk ne yapsın Ayşegül'ün çılgınlıklarını?"
Rahat bir ifadeyle "Neye bu kadar sinirlendin anlamadım." dedi karşısındaki adam. Buket daha fazla gerildi. "Al şunları, verme çocuklara bunlardan." dedi kesin bir dille.
"İyi de seni ne bağlıyor anlamıyorum. Ayrıca okumak kadar güzel bir şey yok. Sen pek bir uzaksın anlaşılan böyle konulara ama dene, geliştirir." nasıl ya alnında mı yazıyordu?
"Ukala," dedi Buket. Arkasını dönüp hızla evlerine doğru yürüdü. Çünkü biliyordu ki kalırsa hiç iyi şeyler olmayacaktı, peki buna gerek var mıydı? Yoktu. En azından şimdilik..
***
Akşam üzeri tüm aile bir araya gelmiş, keyifli bir yemek için seraya kurdukları sofranın başında toplanmışlardı. Sarmaşık o gün yine çok yorgun olsa da aralarında psikolojisi belki de en parlak olandı. Çünkü ne kadar yorulsa da günün sonunda onu iyi edebilecek Sinan gibi bir faktör vardı. Henüz sevgili olmasalar da.
Demet günlerdir Andries'le görüşemiyor, işten eve, evden işe gitmekten ona vakit ayıramıyordu. Ne yazık ki Andries'te bu durumdan şikayetçiydi fakat aralarında henüz bir şey olmadığı için sık dile getiremiyordu.
Begonvil dün gece eve geç geldiği için bugün biraz zor toparlanmıştı. Çünkü eve gelse de genç kadın sabaha kadar uyuyamamıştı. Ümit Asım ne yapıyordu acaba şimdi? Büyük ihtimal sabah uyanıp notu bulduğunda deliye dönmüştü. Çünkü sabahtan beri Begonvil'in telefonu aralıksız çalıyordu. Bir ara aramalar kesildiğinde bu sefer mesajların ardı sonu kesilmemişti. Ümit Asım mesajlarda nereye kadar kaçacaksın gibi ya da sonu bu mesaja çıkacak bir sürü mesajlar göndermişti. Begonvil en sonunda çareyi telefonunu kapatmakta buldu fakat haklıydı adam. Nereye kadar kaçacaktı? Üstelik yarın yine aynı ortamda bulunacaklardı.
Buket için ise bu aralar sancılı geçiyordu. Çünkü içinde tarif edilemez bir acı kök salmıştı, bu sıralar özellikle bugün daha fazla gösteriyordu kendini bu tarifsiz acı. Kalbi hiç bilmediği, görmediği duygulara hasretlik çekiyordu. Elinden gelse genç kız, kalbini söküp kendinden en uzağa fırlatacaktı. Çok garipti, tarif edilemez bir şeydi bu.
"Eee güzellerim, akşam sizi dondurma yemeye götüreyim mi?" diye sordu oturduklarından beri yüzleri sirke satan kızlarına hitaben Ekrem bey.
"Keyfim yok. Ben gelemem." diyerek , ilk söze atlayan Demet oldu. Keyfi cidden yoktu ve canı hiçbir şey yapmak istemiyordu.
"Hayırdır?" diye sordu Filiz hanım, kızını her zamanki halinden tezat bularak.
Demet elindeki çatalı tabağa koyarak "Bir şeyim yok anne. İyiyim, keyfim yok sadece."
"Bende istemiyorum," dedi Buket.
"Aaa," dedi Ekrem bey sahte bir kızgınlıkla "Gideceğiz diyorsam gideceğiz." Ayağa kalktı bu kez. "Buraları toplayın. Serada bekliyorum." Deyip seranın içine doğru yürümeye başladı.
***
Sahil kenarına geldiklerinde küçük bir çardağa oturan Ahsen ailesi keyifle ikizlerin dondurma almaya gittikleri yerden dönmelerini bekliyorlardı.
Buket ve Demet sahil kenarında bulunan büfeye doğru ilerlediler. İkisi de sevdikleri dondurmaları büfedeki görevliye söyleyip beklemeye başladılar.
"Hâlâ mı cevap vermiyor?" diye sordu yanında somurtan ikizine Buket.
"Evet."
"Ne yaptın çocuğa?"
"Ya bir şey yapmadım," dedi Demet hırsla.
"Demet yaklaşık bir aydır görüşüyorsunuz. Sence de her şey pat diye mi olsun?"
"Hayır," dedi Demet "Sadece artık ufaktan bir şeyler olsun istiyorum."
"Peki bu çocuk dönmeyecek mi memleketine? Hep burda kalmayacağını başından beri biliyordun."
"Buket destek misin köstek misin?" diye sordu bu kez Demet.
Buket elini kardeşinin koluna koydu. "Aşkım ben sen üzülme istiyorum. Bazı şeyleri göze almalısın eğer istiyorsan."
"Ne demek o?"
"Mesafe ilişkisi mi," deyip sesini yükseltti Buket bir türlü anlamayan kerdeşine, ardından farkına varıp etrafına bakındı. Sesini ayarladı. "İstiyorsun canım kardeşim?"
Demet başını aşağı eğdi umutsuzca. "Bilmiyorum."
Ardından uzatılan dondurma poşetini alıp hızla arkasına bakmadan ailesinin oturduğu çardağa doğru yürümeye başladı. Buket kardeşinin bu çıkışına afallasa da sıkıntıyla bir nefes verip çekip giden genç kızın arkasından bakakaldı. Ardından büfeye dönerek ücret bekleyen adama parayı uzatıp üstü kalsın diyerek yürümeye başladı.
Hızla yürürken ardından gelen bir sesle adımları kesildi. "Ooo asi kızımız da buradaymış."
Buket bu sesin sahibini tanıyordu. Toplasalar belki de 10 cümle bile kurmamıştı bu ses fakat sinir kat sayısı anında tanımasına yardımcı olmuştu. Ağır ağır arkasına döndü. Ve yine o karşısındaydı. Sabah ki ayşegüllerin sahibi.
"Sen nerden çıktın acaba? Beni mi takip ediyorsun sen?" diye sertçe çıkıştı Buket.
Karşısındaki genç adam ellerini cebine soktu. Yüzüne keyifli bir gülümseme yerleştirip dikkatle genç kızı inceledi baştan aşağı. "Bütün dünya senin etrafında dönüyor sanıyorsun değil mi küçük hanım?"
Buket duyduğuyla sinirle gözlerini kapatıp açtı. Ellerini çoktan yumruk yapmıştı bile. "Sen ne ukala bir adamsın ya!" dedi hırsla.
"Yoo aslında kişiye göre muamele." deyip karşısında keyifle gülen adamın yüzüne yumruğu geçirmemek için zor duruyordu Buket. Haklı mıydı? Sonuna kadar.
"Allah'ın gıcığı!" deyip arkasını hızla dönüp gitmeye hazırlanmıştı ki ardından aynı sesin sahibinden şu cümleleri duydu. "Yalnız bu iki etti asi kız. Söylemek istediklerin hep içinde kalıyor." Buket nasıl sinirlenmesindi şimdi buna? Niye herkesin haddini anında bildirirken bu salağın karşısında aklına hiçbir şey gelmiyordu?
"Allah'ım," dedi bir yandan hızla yürürken bir yandan da ellerini havaya açıp başını gökyüzüne çevirerek "Bütün insanları altedebilme özelliğimi mi güncelliyorsun? Neden hata veriyor?"
Saniyeler sonra çardağa geldiğinde sinirini savmak için derin derin nefesler aldı. En sonunda sakinleşebildiğinde cebindeki telefonu titredi. Sağ elindeki dondurmayı sol eline alarak boşta kalan elini cebine attı. Gelen mesajı okumak için ekranı kaydırdığında gizli numara yazısını gördü. Mesajı okuduğunda önce anlamadı, daha sonra daldığı alemden çıkarak yediği dondurmayı masaya doğru püskürttü.
Gizli Numara
"Sonunda buldum seni."