12. BÖLÜM

2159 Kelimeler
Toplantı salonu o gün de her zamanki gibi sakindi. Tüm çalışanlar henüz gelmemiş, Begonvil için ise gün çoktan aymıştı. Hoş gerçi o teras konuşmalarının üzerinden yalnızca iki gün geçmesine rağmen Buket'in söyledikleri kulaklarından bir saniye silinmemişti ve geceleri düşünmekten gözüne gram uyku girmiyordu ya. Bunun için bir de sabahları morlaşmış göz altlarını kapatmak için uzun uğraşlar veriyordu. Tam bir kabustu genç kadın için. Masanın başında gözünde gözlüklerle, laptobu karşısında açık en son gelen maillerini kontrol ederken bir yandan da kahvesini yudumluyordu. "Günaydın Begonvil hanım," arkadan gelen tanıdık sesle dikkati dağılan genç kız elindeki bardağı sertçe masaya koyarak, göz ucuyla yanına geçip oturan adama kısa bir an bakıp geri bilgisayarına döndü. Umursamaz bir tavırla "Size de günaydın." dedi. Bu adam her zaman mı yakışıklıydı yoksa Buket'in o sözlerinden sonra daha mı başka geliyordu gözüne? Sanki bilerek yapıyordu evren bunu ve Begonvil'in sinirleri daha sabahın ilk ışıkları zıplamaya başlamıştı. Ümit Asım elindeki çantayı ve koluna astığı ceketi döner sandalyeye asıp rahatca oturdu. Şimdi pür dikkat yanında kendisiyle gram ilgilenmeyen kadına bakıyordu. Fakat birazdan öyle bir konu açacaktı ki kendisi dahil olmak zorunda kalacaktı her şeye. "Dün akşam Yılmaz beyle görüştük," diyerek söze başladı fakat hâlâ genç kadının dikkatini çekememişti. "Benim şirketim adına Bodrum'a gitmem gerekecek yarın ve sizde benimle geleceksiniz." deyip cümleyi bitirdiğinde Begonvil'in dikkatini çekmeyi bu sefer başarmıştı. Genç kadın duyduğuyla gözündeki gözlüğü hızla çıkartıp "Ne?" diye sordu. Ümit Asım karşısında bu denli tepkiler veren kadının yüzüne kahkaha atmamak için kendiyle bir savaş veriyordu adeta. Her ne kadar çaktırmamaya çalışsa da onun o şaşırınca kısılan gözleri, sinirlendiğinde burnundan aldığı kesik kesik nefesi ve öfkelediğinde dudaklarını yalaması... Hepsine günlerce bıkmadan usanmadan bakabilir, dakika başıda kızı sinirlendirmek için her yola başvurabilirdi. Bu sefer Ümit Asım umursamaz bir hâl takındı yüzüne. Arkasına yaslanarak sağ bacağını sol bacağının üzerine attı. "Evet doğru duydunuz. Şirketimle yürüttüğüm başka projelerim var. Sizin şirketinize ayırdığım zaman dün bitti biliyorsunuz ki. Fakat ben proje sırf yetişmediği için bir kaç hafta daha uzattım. Bunu bir nevi şirketinizin size yüklediği bir sorumluluk gibi düşünün. " deyip iç çekti. "Ayrıca benimle gelmeniz size fazla mesai ücreti yazacak. Üstelik yalnızca iki gün." "Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz?" deyip öfkeyle soludu Begonvil. Böyle bir şeyi asla kabul etmezdi. "Aksine," dedi Ümit Asım "Sizinle şu an çok ciddi konuşuyorum Begonvil hanım. Sizin profesyonel görüşlerinize benim ve ekibimin ihtiyacı var." şimdi daha yumuşak yaklaşmıştı. Karşısındaki kadını nasıl ikna edeceğini, inadını nasıl kıracağını az çok öğrenmeye başlamıştı. Begonvil şaşkınlığını elbette gizlemedi. Çünkü böyle bir şeyi asla beklemiyordu. İş için bile olsa daha önce yabancı biriyle asla iki günlüğüne bir yere gitmemişti. Şimdi de gitmeyecekti. Gidemezdi. Gitmezdi değil mi? *** "Şirketiniz sizin gibi bir çalışana sahip olduğu için çok şanslı. Bakın sizin yaptığınızı-" "Lütfen Asım bey," deyip yanında yaklaşık on dakikadır methiyeler düzen adamın sözünü kesti Begonvil. "Zaten her an geri dönme aşamasındayım. Lütfen konuşarak beni daha fazla germeyin." fazla mı sinirliydi acaba? Nasıl olmasındı ki? Gözünün içine bakarak Asla sizinle bir yere gelmem dediği adamla şu an aynı adama ait özel uçağıyla İstanbul semalarında, Bodrum'a ulaşmak için süzülüyordu. Bu kaderin cilvesi değil de neydi? Ümit Asım damarına daha fazla basılmayacağının kendisi için daha sağlıklı olacağını bildiğinden ağzına gizli bir fermuar çekip "Sustum," dedi. Yaklaşık 45 dakika hiç bir şey konuşmadan, birbirlerine bile bakmadan yolculukları tamamlandığında otellerine gitmek için arabaya bindiler. Yanyana oturan ikili ölüm sessizliği için ant içmişlerdi sanki. Fakat bir yerden başlamak gerekirdi. Ölme ihtimaline karşılık ilk sözü alan Ümit Asım iç çekerek "Akşam buradaki ortaklarımla yemek yiyeceğiz otelde. Sizde katılın lütfen." dedi nazikçe. Begonvil daha şimdiden sıkılmaya başlamıştı ve iki günün nasıl geçeceğini kara kara düşünüyordu. Ama buraya iş için geldiğini ve kendisine ve işine layık davranması gerektiğini de çok iyi biliyordu. "Olur," dedi düz bir sesle. *** Otele geldiklerinde otel görevlisi yan yana olan odalarına bavullarını taşıdıklarında, Begonvil derin bir oh çekip yatağa yüz üstü kendini bıraktı. Neden böyle hissediyordu? Ne vardı bunda bu kadar büyütecek? İş için, patronuyla yalnızca iki gün aynı havayı soluyacaklardı üstelik herkesin başına gelebilirdi bu? Sıyrılmaya çalıştı da aslında. Ümit Asım'ın o gün dediklerinden sonra Dilan gelsin yerime. Hem o daha iyi yardımcı olur size diyerek kendini sıyırmak için topu arkadaşına atmak istemişti fakat bu girişimi anında nakavt oldu. Dilan'ın çocuğu bir haftadır hastanede yatıyordu ve hâlâ ne zaman çıkacağı belli değildi. Bunun üzerine arkadaşına korkudan gidemiyorum sen git diyemezdi. "Ahh Buket!" diyerek tısladı genç kadın "Senin yüzünden adamın yüzüne bakamıyorum. Ne vardı beynime aşılamasaydın şu lanet düşünceleri." Bir dakika! Kendi kendine mi konuşuyordu o? Hemde sesli bir şekilde. Yok daha neler! Bir kaç saat sonra duşunu almış, biraz dinlenmiş ve bir şeyler atıştırmıştı. Yemek saati geldiğinde odasının kapısı iki kez tıkladığında genç kadın son kez aynada kendisine bakarak, küpelerini düzeltip, çantasını da eline aldığında kapıyı açmak için kapının önünde durdu. Derin bir nefes alıp, kapıyı açtığında karşısında onu her gün jilet gibi takım elbiseyle gördüğünün aksine, üzerine siyah bir tişört, siyah spor bir çeket ve siyah dar bir pantolonla gördüğünde hayrete düştü. Bu adam bu kadar mıydı ya? Yüzünü ekşitti. Bu kadar mıydı ne demekti? Ümit Asım içinde durum Begonvilden pekte farksız değildi. Çünkü oda her gün resmi ve despot giyinen kadının aksine, aynı kadını masmavi farklı bir takımla bulduğunda küçük dilini yutacaktı. Bu kadında ne vardı böyle? Kendisine çeken, çekiple de kalmayıp içine hapseden nasıl bir büyüydü bu? Begonvil girdiği transtan saniyeler sonra boğazını temizleyerek çıktığında bakışlarını adamdan kaçırdı. Üzerindeki bu takımı iyiki koymuştu son anda Buket ablasının çantasına. Değilse her gün işe giderken giydiği bir etek bir bluzla geceyi savmak zorunda kalacaktı Begonvil. Bunu neden istememişti peki? Bu adamın karşısına her gün çıktığı gibi neden çıkmak istememişti şimdi? Çok saçmaydı bu düsünceler onun için. Bir kaç parça kıyafetle mi çekecekti karşısındaki insanın dikkatini? Önemli olan tüm güzelliğin içte olduğu halde. Dikkat çekmek mi demişti o? "Saçmalama!" dedi sesli bir şekilde. "Ben mi?" ahh hayır. Dışından mı demişti onu? Begonvil kendine gel! "Yok size değildi." deyip kestirip atmak istedi. Dilini ıstırıp arkasını dönerek kapıyı kapatıp asansöre doğru koridorda ilerlemeye başladılar. *** Yaklaşık yarım saat sonra Begonvil ortaklarla tanışmış, hep birlikte yemeklerini yemişler ve şimdi de hafif alkollü içeceklerle sohbet faslına geçmişlerdi. "Demek şirkette tanıştınız?" diye sordu ismini Burak olduğunu öğrendiği ortağı. "Evet," "Hayret," dedi Burak'a göre daha enerjik ve komik olan diğer ortağı Kerim. Kaşları havada içkisinden bir yudum alıp yine o yüzüne maske olarak taktığı umursamaz tavrı takınarak "Hayret olan ne?" diye sordu Begonvil avının tam gözlerinin içine bakıp. Kerim aldığı tepki karşısında afallasada bozuntuya varmedi. Çünkü haftalardır arkadaşının dilinden düşürmediği kadını bir de onlar tanımak istiyordu. Arkasına yaslanıp elini masanın üzerine koydu. "Bize başka türlü anlatıldı." dediğinde karşısındaki kadının yüzünde bir gram mimiğin bile oynamadığını gördüğünde şaşkınlığı daha da arttı. Begonvil afallasada duygularını gizlemede üstün bir başarıya sahip olduğu için umursamamazlıktan gelerek arkasına rahatça yaslandı. Alayla üst dudağını kıvırıp "Size nasıl anlatıldı bilmiyorum," deyip çok kısa bir an bakışlarını yanında oturan adama değdirip geri çekti. "Fakat ben eminim. Biz o gün şirkette tanıştık." Ümit Asım karşısında yine duvardan farksız kadının o durakta yaşananları görmezden geldiğini gördüğünde sinirle elindeki yarım kadehi kafasına dikerek hepsini içti. Bardağı masaya sertçe koyarak sakinleşmeye çalıştı ama yok bu böyle olmayacaktı. Soracaktı, bunu ona soracaktı? Neden böyle davranmıştı bunu ona SORACAKTI! Sinirli sesini tek düzeyde tutarak Begonvil'in kulağına doğru eğildi. "Dans edelim!" dedi. Cümlenin ardına önüne soru eki koymadan. Genç kadın duyduğuyla söylediği şeyi yarıda keserek, yanındaki adamın suratına çevirdi bakışlarını. Şimdi dip dibelerdi. Peki buna ne gerek vardı? Kendisine engel olamayarak dudaklarından istemsizce "Olur," kelimesi çıktığında aslında çoktan pişman olmuştu. Karşısında durup böyle bakmaya devam ederse bu adam, kendisini tek lokmada yiyiverecekti çünkü. Ümit Asım aldığı onay cümlesiyle kafasını çevirip ayağa kalktı. Ardından Begonvil'e elini uzatarak onunda kalkmasını sağladı. Hafif çalan müziğe karşı şimdi elelelerdi. Masadan bir kaç metre uzaktalaştıklarında Ümit Asım genç kadına dönerek önce sağ eliyle sol elini kavradı, daha sonra sol eli sanki ezberindeymiş gibi kadının ince ve narin belini buldu. Arkada Sezen çalıyordu, tüm yaşanmışlıklara inat. Begonvil tenine değen sıcak elleri hissettiğinde içinin titrediğini de hissetti aynı zamanda. Birazdan, saklayıp içinin en derin yerine gömdüğü duyguları gün yüzüne çıkacaktı. Aslında önemli olan bu değildi? Duygular insana ihanet ederdi, her an her yerde. İnsanları alaşağı etmek için fırsat kollardı da aynı zamanda. Fakat... Önemli olan... Önemli olan, genç kadın bunu neden istiyordu? Neden şimdi şu an kısacık bir ana kendisini bırakıp, kapılmak istiyordu? Ümit Asım kızdan aldığı elektiriği daha da hissettiğinde belinde duran elini daha da sıklaştırıp, kızı kendine çekerek hapsetti. Şimdi sıcak nefesi Begonvil'in kulaklarına çarpıyordu. İyi de daha on saniye önce sinirden kudurmuyor muydu bu adam? Neden şimdi kollarındaki kadının kokusu başını döndürüyordu? Üstelik kokusu da basit bir yasemin kokusuyken... İçine çektiği kokuyla gözlerini kapatan adam, genç kadına daha da sokuldu. Bunun sonu yoktu, biliyordu. "Neden?" diye sordu kokusuyla sarhoş olmuş bir sesle "Neden beni tanımadığını söyledin?" Begonvil önce bir şaşırsa da, anlamsızca kollarında kısa bir vakit huzur bulduğu adamın elini sıkarak "Tanımadığımı söylemedim, çarpıtma." dedi. Ümit Asım duyduğuyla genç kızın belindeki elini sanki mümkünmüş gibi daha da sıktı. Aklı çok başka yerlerdeydi, çok. "Kokun," dedi bu kez konudan bağımsız bir şekilde "Baş döndürücü." Genç kadın gözlerini sımsıkı yumup, adamın söylediklerini düşünmeye başladı. An'a kendini kaptırıyordu. Yıllar sonra ilk defa.. İlk defa böyle hissediyordu. İç çekerek "Yapma," dedi cılız bir sesle. Ama bunu zerre istemiyordu. Kadının sesindeki çaresizliği ve arada kalmış o tonu hissettiğinde dudakları çok kısa bir an boynuna değdi. Her ikisininde o an hissettikleri çok başka şeylerdi. İkisi de aşktan çok büyük yaralar almıştı ama neden şimdi birbirlerine en iyi gelecek şeyinde aşk olduğunu düşünüyorlardı. "Şimdi," dedi yine o kısık sesiyle "Senin kokunu içime çekip, o aklımı başımdan alan incecik boynundan öpsem, bana tokadı basar mısın?" Neler oluyordu böyle? Zamanı, mekanı unutup nasıl şeyler söyleyebiliyorlardı? Üstelik bunlardan biri işçi diğeri ise iş verendi. Hem de aynı şirkette. Begonvil duyduğu şeyle dudaklarının kuruduğunu hissederek, hızla yaladı. Neler söylüyordu bu adam? Peki üstüne Begonvil nasıl izin veriyordu buna? "Asım bey!" dedi girdiği büyülü dünyadan istemeyerekte olsa bir anda çıkarak, adamın elini bırakmak istedi ama yapamadı. Çünkü karşısındaki adam buna izin vermedi. "Bırakın!" Yerinde debelenen kadının belindeki ellerini çekmeden konuştu Ümit Asım "Beni bu hale getiren sensin." dedi dik bir tonda. "Suçlu olan sensin." Begonvil'in yıllardır başkalarının yanında mimik oynamayan yüzü şimdi şaşırmak ifadesinin hakkını veriyordu. "Ben ne yaptım?" diye sordu kaşları havada. "Sen çok şey yaptın," dedi Ümit Asım çaresiz bir sesle "Lütfen soru sorma. Açıklayamam." diye de ekledi. Dışardan şu konuşmaları duyan biri aylarca düşünebilirdi ne konuştuklarını anlayabilmek için. Bunların arasındaki iletişim türü oldukça farklıydı ve dillerini yalnızca kendileri anlayabiliyordu. Şu birbirlerini tanıdıkları kısacık vakitte öğrendikleri bir şey varsa, o da şüphesiz buydu. *** Danstan sonra yaklaşık yarım saat daha sanki hiç bir şey olmamış gibi oturan ikili, masadakilere iyi geceler dileyerek odalarına çıkmak için izin istediler. İkiside bu geceden nasiplerini almışlardı. Ve biliyorlardı ki bundan sonra aralarındaki ilişki işci- patron ilişkisi olmayacaktı. Asansörden inip odalarının önüne geldiklerinde ikisi de birbirine bakmadan kendi kapılarının önünde, ellerinde oda kartları ve asla açmak istemedikleri kapıya yaslı öylece kapının desenlerini izleyerek duruyorlardı. Bu çok garipti. O kadar içki içmelerine rağmen, kafaları da henüz ayıktı. Neden yapıyorlardı böyle bir şeyi? Ama daha sonra tüm bu olanlardan daha garip bir şey oldu. Dakikalar sonra ikiside kafalarını kaldırıp, birbirlerinin gözlerinin içine baktıklarında orada yine kendilerini görmeleriyle, gram tereddüt etmeden aralarındaki mesafeyi koşarak kapatıp birbirlerinin dudaklarına yapıştılar. Bekletmeden, oyalanmadan, umursamadan... Birinin elleri diğerinin omuzlarında, diğerinin elleri ise genç kadının belindeydi. Otel holünün ortasında öylece sanki susuz kalmış ve ancak birbirlerini öperlerse susuzlukları giderilebilirmiş gibi öpüşüyorlardı. Ardını sonunu düşünmeden. Yanmadan, yakmaktan çekinmeden. Saniyeler içinde öpüşmenin boyutu daha da hızlandığında, büyünün bozulmaması ya da ne bileyim ikisi de birbirinden ayrılmak istemedikleri için Ümit Asım belindeki ellerle karşısında deli gibi öptüğü kadına yön verip, onuda kendisiyle birlikte Begonvil'in odasına doğru sürüklemeye başladı. Hırs, öfke, tutku her şey şu an bu ikilideydi. Neyin öfkesini çıkarıyorlardı birbirlerinden anlamıyorlardı? Tek bildikleri bu an bozulmasındı. En sonunda Begonvil anlayıp dudaklarını karşısındaki adamdan çekmeden oda kartını usta bir şekilde kapıya okutup, kapıyı açtığında hızla içeriye girdiler. Ardından şiddetle kapıyı da kapattıklarında, genç kadın elindeki çanta ve oda kartını bir fazlalıkmış gibi hızla savurdu. Dudakları bir saniye ayrılmıyordu ve artık nefeslerininde son sınırındaydılar. Ümit Asım'ın elleri arsızca genç kadının kalçalarına indiğinde inleyerek dudaklarını zar zor ayırıp "Çok güzeller." dedi. Ardından koyulaşan gözlerle karşısında kensine de aynı ihtirasla bakan kadının dudaklarına tekrar kapanacakken odanın içini bir telefon sesi doldurdu. Ve böylelikle onlara ayrılan tutkulu dakikalarında sonuna gelmişlerdi. Çünkü ikisi de o telefon sesiyle ne yaptıklarının farkına varıp, birbirlerinden ayrıldıklarında, dakikalardır yeryüzü görmeyen ayakları sertçe yere çakılmıştı. Ateşe değer gibi ayrışan ikili, önce bakışlarını kaçırdılar birbirlerinden, ardından derin derin nefes almaya başladılar. Kendi elleriyle açtıkları bu ateş kül olan kalplerini yeniden yakacaktı, asıl bundan habersizlerdi dakikalardır. *** Ümit Asım dün gece olanlardan sonra ancak sabaha karşı bir kaç saat uyuyabilmişti zar zor. Onda da zaten eğer o telefon çalmasaydı devamında ne olacağıyla ilgili varsayımları uykusunu da tarumar etmişti. Genç adam gözlerini açıp, saate bakmak için elini komodinin üzerine attığında telefonunundan önce başka bir şey geldi eline. Bu bir kağıttı. Güçlükle açmaya çalıştığı gözlerini biraz daha araladığında, beyninden vurulmuşa dönen o sözlerle karşılaştı. 'Ben İstanbul'a dönüyorum. Dün yaşananlar saçmalıktan ibaretti. Lütfen unutalım.' -Begonvil
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE