Pranga
Sevda Tekin...
Çocukluğum annemin acı çığlıklarını duyarak geçti. Bu, bir çocuk için çok acı bir şey. Hayatının merkezinde olan iki insanın, annesi ve babasının savaşını izlemek. 9 yaşıma kadar, annemle babamın savaşının ortasındaydım. Düşman babamdı. Savaşan ise annemdi. Savaştığı, koruduğu ise bendim. Bana zarar vermesin diyeydi tüm çabası. İçkisi, kumarı, belki uyuşturucusu. Tüm bunlar 9 yaşıma kadar devam etti. 9 yaşından sonra, her şey değişti. Annem, babamın dayaklarından kurtulamadı. Elinin altında can verdi. Yediği dayaktan dolayı iç kanama geçirdi. Babam, işin içinden çıkmak için çok güzel yalan uydurdu. Herkes de buna inandı. Annemin, "banyo yaparken düşüp karın bölgesini küvete çarptığını” söyledi. Karnına vurulan tekmelerden dolayı olduğunu kimse bilmedi. Ben görmüştüm. Amcama söyledim. “Babam annemi dövdü, kalkamadı.” dedim. Aldığım cevap ise:
“Yalan söyleme. Baban öğle biri değil”
Oldu. İnanmadılar babamın annemin katili olduğuna.Şimdi 21 yaşındayım. Artık babamdan uzaktayım demeyi çok isterdim. Ama maalesef hâlâ babamla yaşıyorum. Nedeni ise, benim yüzümden birinin daha canından olmaması. Semra abla… Babamın, annemin ölümünün 20. gününde evlendiği kadın. Daha doğrusu, babasının babama zorla verdiği kadın. Asla bana üvey anne olmadı. Annemin acısını benimle beraber yaşadı. Annem gitti, yerine Semra abla geldi. Annemin beni koruduğu gibi korudu beni babamdan. Yeri geldi çığlıklarını, yeri geldi sessiz sessiz ağlamalarını duydum. Babamın onu eve getirdiği ilk gün yalvarışları asla kulağımdan gitmeyecek. İstemiyordu babamı. O da benim gibi babasının kurbanıydı. Babamla evlendiğinde daha 22 yaşındaydı. 36 yaşında adama eş diye vermişti babası. Bazı insanların babası kahramanı, ilk aşkı, şansıdır. Bazılarının ise kabusu, belki sınavı.
Şimdi, bir hayat daha benim yüzümden kararmasın diye, son kez babama boyun eğiyorum. 21 yaşımda, kendimden 2p1 yaş büyük biri ile nişanlanıyorum. Sebebi babamın kumar borcu. Borcuna karşılık, benim istenmem. Babamın beni, Semra ablanın hayatı ile tehdit etmesi. Hem de yıllardır söylediği yalanın aksine, gerçeği itiraf etmesiyle.
“Annen nasıl ellerimde can verdi. Çok sevgili Semra ablanın da annen gibi olmasını istemiyorsan, evleneceksin. Kimseye de bir şey demeyeceksin.”
Korktum. Ben bazı kızların aksine cesur değilim. Fazlasıyla korkak bir kızım. Semra abla hayattaki tek varlığım. Ona bir şey olmasını göze alamazdım. Babamın dediği gibi, herkesi ikna ettim. “Mantık evliliği yapıyorum. İyi bir insan, zengin, yokluk çekmeyeceğim.” dedim. Çoğu ikna oldu.
Semra abla:
“İnanmıyorum Sevda. Ne dersen de inanmayacağım. Sen benim ellerimde büyüdün. Doğruyu söyle. Baban zorluyor, değil mi?” diye sormuştu.
Tekrar tekrar aynı şeyi söyledim. En sonunda pes etti. Ya da ben öyle sandım. Bilmiyorum. Bildiğim tek şey, üzerimde gümüş payetli bir elbise ile nişanlanacak olmam. Bu elbise ile disko topuna dönmüştüm. Nişanlım olacak Yavuz Seymen’in seçtiği elbiseyle. Zevkinin ne kadar berbat olduğunu bu elbiseden anlayabilirim.
Yavuz Seymen, 44 yaşında, uzun sayılmayacak, kısa da olmayacak bir boya sahip. Fitlikten eser elamet yok. Hafif göbekli biri. Kendisi bir restoran sahibi. Ama gerçek başka. Restoran bir paravan. Aslında kumarhane işletiyor. Babamı da bu sayede tanımış.Beni nerede görmüş, nerede beğenmiş bilmiyorum. Kumarhanesinin, pardon restoranın olduğu sokaktan bile geçmedim.Giyimime her zaman dikkat eden biriyim. Fakir bir aile değildik. Zengin de sayılmazdık. Babam bize eziyet etmeyi severdi.Daha doğrusu, Semra ablayı dövmeyi, beni ise onun hayatı ile korkutmayı. Gözyaşlarımızdan çok büyük zevk alırdı. Ama etrafın düşüncelerini de bir o kadar önemserdi. O yüzden her zaman bize:
"Doğru düzgün giyinin. Etrafa rezil etmeyin beni." derdi.
Benim en büyük tutkum topuklu ayakkabıydı. Topuklularla koşada bilirim. Asla zorlanmam. Bazen söylüyorlar ya, "Bakkala bile topukluyla gidiyor." Ben tam da onlardanım. Evde topuklu terliğim bile var. Her zaman giyinmesem de bazen giyiniyorum. Topuklu giydiğim zaman kendimi güvende, her şeyin üstesinden gelecek gibi hissediyorum. Bu yüzden vazgeçilmezim.
Kapı açılınca gözlerimi aynadaki görüntümden ayırdım. Yavuz Seymen, gri bir takım elbisenin içinde bana doğru yaklaştı. Yanıma gelip durdu. Elini belime atıp omzumdan öptü. Bu öpücük benim için utanç verici, hatta tiksindirici bir şeydi. Aynadan ikimizin yan yana duruşuna bakıp gülümsedi.
"Çok güzelsin. Beraber çok güzeliz." dedi.
Yüzümü buruşturarak karşılık vermemek için kendimi zor tuttum. Onun yerine sahte bir gülümseme ile karşılık verdim. Elimden tutarak beni kendisi ile yürütmeye başladı.
"Konuklar bizi bekliyor, aşkım." dedi.
"Tamam, gidelim." dedim.
Beraber konukların olduğu salona geldik. Tüm gözler bizim üzerimizdeydi. Bu beni fazlasıyla rahatsız etmişti. Yavuz’la beraber bizim için ayrılan bölüme geçmiştik. Çok geçmeden nişan yüzüklerimiz takılmıştı. İster istemez parmağımdaki yüzükten gözlerimi alamıyordum. Kenardan bakan biri, yüzüğü beğendiğim için baktığımı sanırdı. Ama ben prangama bakıyordum. Bu yüzük beni Yavuz’a mahkûm eden bir prangaydı. Bu pranganın baş mimarı ise babamdı.
Nişan bittiğinde derin bir nefes aldım. Semra ablayla göz göze geldik. Semra ablanın gözleri üzerimdeydi. Nişan boyunca bir saniye bile olsun gözlerini üzerimden ayırmamıştı. Yavuz, otelin görevlileri ile konuşmak için yanımdan ayrılmıştı. Ben de babam ve Semra ablanın olduğu masaya doğru ilerledim. Masaya gelince Semra abla:
“İyi misin canım?” diye sordu hemen.
Babam:
“Kötü olacak ne var ki? İyi olacak tabii.” dedi. Bu bir nevi tehditti.
“İyiyim abla. Merak etme. Sadece yoruldum. Bir an önce eve gidip uyumak istiyorum.” dedim.
Bu sırada Yavuz’un sesini duydum.
“Hayatım yorulduğunu biliyorum. Şimdi odamıza çıkacağız.” dedi. Duyduğum “odamız” kelimesiyle kanım dondu desem yeridir. Hemen babama baktım. Babam ona bakınca konuşmaya başladı.
“Yavuz benimle konuştu. Bu gece burada kalacaksınız. Arkadaşları ile geceyi devam ettirecekmişsiniz. Geç saatte biter diye izin verdim. Şimdi çıkıp biraz dinlenirsin, sonra onlara katılırsın.” dedi.
Ben ve Semra abla şok olmuş şekilde babama baktık. Semra abla babamdan bakışlarını çekip bana baktığında yüzümdeki ifadeyi düzelttim. Sahte gülümsememi yüzüme kondurdum.
“Tamam.” dedim.
Semra abla:
“Nasıl saçmalık bu? Sen ne dediğinin farkında mısın?” diye sordu.
Bu sırada babam bana baktı. Bu bakış “sen hallet” demekti.
“Abla babam haklı. Gece devam edecekmiş. Geç olur. Burada kalmak en iyisi. Ben biraz dinlendikten sonra katılırım Yavuz’lara.” dedim.
Ama çok iyi biliyordum. Gece devam etmeyecekti. Bu bir yalandı. O oda benim sonum olacaktı. Semra abla ne kadar itiraz etse de bir şekilde ikna ettim onu. Şimdi Yavuz’la beraber odaya çıkıyorduk. Asansör 12. katta durduğunda elimden tutarak asansörden çıkardı. Koridorun sonundaki odanın önünde durduk. Kapıyı açıp içeri girdik. Odanın ışığı dereceliydi. Loş bir ayarda ışığı durdurdu. Bana yaklaşarak yine omzumdan öptü. Odaya baktığımda her şey normal gözüküyordu. Kırmızı yatak örtüsü haricinde. Kulağıma:
“Banyoya geç. Oraya senin için bıraktıklarımı giyin. Üzerinde onlar haricinde bir şey olmasın. Saçlarını da aç.” dedi.
Yavuz’un böyle konuşması tüylerimi diken diken ediyordu.
Sessizce başımı salladım. Belimde olan eli canımı acıtacak kadar sıklaştı.
“Sana bir şey söylediğimde cevap ver hayatım. Canını yakmak istemem.” dedi.
Bu sefer:
“Tamam.” diye cevap verdim. Yavuz ellerini çekerek gitmem için izin verdi.
Banyoya girdiğimde korkudan kalbim çıkacak gibi atıyordu. Ben ne yaşıyordum? Ne yaşayacaktım? Babam beni bu adama satmıştı. Bu gece bunun kanıtıydı. Babam annemin katili olduğu gibi benim de katilimdi. Bu gecenin sonu nasıl olacak bilmiyorum. Ama ne derlerse yapmaktan başka çarem de yoktu. Yapmazsam Semra abla tehlikeye girerdi. Bu sefer sırf babam değil, Yavuz da onun canını yakmak isteyecekti. Bu gece babamın konuşmalarından Semra ablaya değer verdiğimi çok iyi anlamıştı. Lavaboya yaklaşıp musluğu açtım. Ellerimi yıkayıp boynuma su vurdum. Banyoya baktığımda kapıda asılı bir gecelik vardı. Gecelik siyah tülden oluşuyordu. Elim titreyerek geceliğe uzandım. Dikkatle baktım. Bu geceliği giydiğim zaman her yanım gözükecekti. Başımı iki yana salladım. Ben bunu giyemezdim.
Bu sırada kapı tıklatıldı. Ardından Yavuz’un sesi duyuldu.
“Hayatım biraz çabuk olur musun? Seni görmek için sabırsızlanıyorum. Hem bak yarın seni çok sevdiğin Semra ablana götüreceğim.” dedi. Bilerek Semra ablanın ismini söyledi. “Çok sevdiğin” dedi. Nefesim kesile kesile istediğini yaptım. Saçlarımı açmak için aynanın karşısına geçtim. Üzerimdeki geceliğe bakmadım. Her yanı tül olan gecelik sadece göğüs uçlarında yoğunlaşıp kapatıyordu. Bu görüntüye bakmak istemedim. Koyu kahve saçlarımı açıp taradım. Derin nefes alarak banyodan çıktım. Korkudan kalbim ağzımda atıyordu. Ama bunu belli edemezdim. İçeri girdiğimde elinde viski bardağı ile durmuş Yavuz’la göz göze geldik. Bardak elinde yanıma geldi. Baştan aşağı süzmeye başladı. Bir iki yudum viskisinden içti.
“Çok güzelsin.” dedi. Sonra benden uzaklaşıp yatağın önünde olan koltuğa oturdu.
“Geç uzan.” dedi.
Ben ne yaptığını anlamaya çalışarak bir ona bir yatağa baktım.
Yavuz yarım ağız güldü.
“Sevda… Merak etme hayatım. Sana dokunmayacağım. Sadece bu güzelliği seyretmek istiyorum.” dedi.
Bunu duymamla korkum azalmadı. Aksine daha da arttı. Dediğini yapıp yatağa uzandım. Üzerimi örtmem için örtüyü alacaktım ki, Yavuz’un sesi buna mani oldu.
“Üzerin açık kalacak. Bu güzelliği tüm gece izleyeceğim.” dedi viskisinden içerek.
Dediğini yapmaktan başka seçeneğim yoktu. Karşımdakinin yalnızca kötü bir adam değil, bir psikopat olduğunu anladım andı bu an...