Dosta Acı Olmak

1232 Kelimeler
Fatih, son şarkısını da söyleyip sahneden indi. Doğruca bizim masamıza geldi. Alnında boncuk boncuk ter vardı, ama yüzü mutluydu. Çantamdan mendil çıkarıp ona uzattım. “Harikaydın Luna, gerçekten,” dedi, mendille alnındaki teri silerken. “Asıl sen harikaydın,” dedim içtenlikle. “Şarkıyı her dinleyişimde yeniden hayran oluyorum.” “Öyleyse neden hâlâ konservatuara hazırlanmayı düşünmüyorsun? Bu şarkı ve sözler senin eserin” diye ısrar etti, her zamanki gibi. “Sahnedeki kısa konuşman bile herkesi etkiledi. Bir de o güzel sesini duysalar. Beni unutup seni dinlemek isterler” “Fatih, lütfen,” diye çıkıştım. “Ben… ben oraya ait değilim. Sen sahne için yaratılmışsın, ben ise… arka plandayım. Yazmak ve bestelemek benim için yeterli. Tüm gözlerin üzerimde olması bana göre değil” Fatih’in gözlerinde küçük bir hayal kırıklığı oluştu, ama hemen toparlandı. “Peki, sen bilirsin. Ama potansiyelini biliyorsun sana tekrar tekrar anlatacak değilim.” Sonra Efsun’a döndü, konuyu değiştirdi. “Senden bir ricam var Efsun, gelecek hafta sonu için ‘Aşkın Formülü’ şarkısını söylemeyi düşünüyorum. Solo gitar biraz zayıf kalıyor, bas gitara ihtiyacım var. Benimle almak için gelir misin?” Efsun’un yüzü heyecanla parladı. Müzik onun da tutkusuydu. “Tabii ki! O parçada bas hattı muhteşem olur. Hallederiz.” Tam sohbet koyulaşıyordu ki, Fatih’in gözü arkaya, Asaf’ın masasına kaydı. Kaşlarını hafifçe çattı. “Şu masadaki adam… Seni izliyor gibi. Tanıyor musun?” dedi bana bakarak. Tekrar omuzumdan Asaf’ın masasına baktım. Bakışlarında farklı bir ifade vardı. Az önceki gibi hayran değil de sert bakıyordu. İçim bir tuhaf oldu. Efsun, fırsatı hemen değerlendirdi. “O, Luna’nın yeni komşusu! Üst katına taşınmış. İlginç bir tip, değil mi? ama çok yakışıklı adam be” dedi iç geçirerek. Fatih’in yüzündeki ifade değişti. Daha dikkatli, daha korumacı bir bakışla Asaf’a baktı. “Komşun mu?” dedi benden onay almak istercesine. “Evet dün akşam taşındı” “Kimdir necidir. Biliyor musun?” dedi Fatih korumacı yanını daha da ortaya çıkarak. “Hayır,” dedim başımı sağa sola sallayarak. “Ve umurumda da değil. Sadece sinir bozucu biri.” “Yine de dikkatli ol,” diye mırıldandı Fatih, sesinde alışılmadık bir ciddiyet vardı. “Bu mahallede son zamanlarda tuhaf şeyler oluyor.” “Ne gibi” dedim merakla Fatih’e doğru hafifçe eğilerek. Fatih söylemekte tereddüt etti. “Şey… Çetin anlattı. Geçen hafta kafenin arka sokağında bir kavga olmuş. Polisler falan gelmiş. Uyuşturucu satıcılarıyla ilgili dedikodular dolaşıyor. Sen evde yalnızsın, Luna. Dikkatli ol. Kapını sürgülemeyi unutma.” “Bakkala gittiğimde Hasan Amca da buna benzer bir olay anlattı,” diye onayladım. “Tamam. Dikkat ederim” Bu konuşma, üzerimdeki tüm neşeyi silip süpürdü. Sabahki olay, Hasan Amca’nın uyarısı ve şimdi Fatih’in söyledikleri… Korku, yeniden için için yükselmeye başladı. Annemler tam da memlekete gitmek için bu zamanı bulmuşlardı. Belki de Fadime teyzenin anlattıkları tamamen yanlış değildi. Belki de o sadece başlangıcıydı ve yavaş yavaş her yere yayılıp harekete geçtiler. Tam o sırada, Asaf ve yanındaki orta yaşlı, takım elbiseli ve sert bakışlı adam ayağa kalktı. Hesabı ödeyip dışarı çıkmaya hazırlanıyorlardı. Asaf, tam kapıya yönelirken, bir an için tekrar başını çevirdi. Gözleri Fatih’e, sonra bana kaydı. Aralarında garip, elektrik yüklü bir bakış alışverişi oldu. Fatih, dik bir duruşla onun bakışlarına karşılık verdi. Asaf ise hafifçe başını salladı, sonra kapıdan çıkıp gözden kayboldu. “Ne oldu?” diye sordu Efsun, aramızdaki gergin havayı hissederek. “Hiç,” dedi Fatih, bardağındaki soğuk suyu bir dikişte içti. “Sadece… o adamın bakışları hiç hoşuma gitmedi.” “Sen de Luna gibi fazla polisiye roman okuyorsun,” diye takıldı Efsun, “Belki,” diye cevapladı Fatih. Sonra bana döndü, yüzü yumuşadı. “Neyse, bunları boşver. Sana bir şey sormak istiyorum Luna. Yarın akşam işten sonra… belki birlikte bir şeyler yiyebiliriz? Sadece ikimiz.” Kalp atışlarım hızlandı. İşte bu, görmezden gelemeyeceğim bir davet. Efsun, anlamlı bir şekilde kaşını kaldırdı ve ayağa kalktı. “Benim tuvalete gitmem lazım. İkiniz devam edin.” O masadan uzaklaşırken, Fatih’e baktım. Onun yüzündeki samimi beklenti, içimi acıttı. “Fatih…” diye başladım, sesim titrek. “Bana karşı hislerinin farklı olduğunun farkındayım. Uzun zamandır farkındayım” dedim bana heyecanla ve umutla bakan gözlerinden gözlerimi kaçırarak. “Sen… sen benim için çok önemlisin. En iyi arkadaşımsın ve bu böyle kalmalı. Çünkü… çünkü bende senin hislerinin karşılığı yok.” O an, zaman donmuş gibiydi. Fatih’in yüzündeki ışık söndü. Bir anlık bir acı, gözlerinde parladı, birkaç dakika inanamaz bir şekilde boş boş gözlerime baktı. Sonra durumunu hemen bir maskeyle örtbas etmeye çalıştı. “Anlıyorum,” dedi, sesi biraz kısılmıştı. “Aslında biliyordum. Sadece… belki diye umuyordum.” “Özür dilerim,” diye fısıldadım, gözlerim dolmuştu. “Lütfen, Seni kaybetmek istemiyorum. Dostluğumuzu kaybetmeyelim.” Fatih zoraki bir gülümsemeyle başını salladı. “Tabii ki kaybetmek yok. Benden böyle kolay kurtulamazsın. Sadece… bana biraz zaman ver.” Ayağa kalktı. Ne yapacağını bilmez bir halde “Şey…Ben. Benim gitmem gerek. Yarın işler yoğun. Seni eve bırakayım mı?” “Hayır, ben Efsun’la giderim.” “Tamam,” dedi. Bana hızlıca sarılıp veda etti ve kafeden çıktı. Onun gidişini izlerken, içimde büyük bir boşluk hissettim. En doğru şeyi yapmıştım, ama neden bu kadar acıtıyordu? Gözlerimdeki yaşlar istemsiz akıyordu. Onu kaybetmekten deli gibi korkuyordum. Onun canını acıtmak en son isteyeceğim şeydi. Efsun birkaç dakika sonra döndü. Fatih’in olmadığını görünce yüzü asıldı. “Söyledin, değil mi?” Başımı salladım, konuşacak halim yoktu. “Ah canım,” diye sarıldı bana. “Zor, biliyorum. Ama sen doğru olanı yaptın. O da bunu zamanla anlayacak.” Gözlerimi sildim. “Umarım. Şimdi gidelim mi? Eve gitmek istiyorum.” “Tamam güzelim. Hadi gidelim.” Dedi okşadığı saçlarımdan elini çekip ayaklanırken. Hesabı ödeyip kafeden çıktık. Dışarı çıktığımızda hava kararmıştı. Sokak lambaları titrek bir ışık yayıyordu. Eve doğru yürürken, Efsun beni neşelendirmeye çalışıyordu. Ama benim aklım, Fatih’in incinen kalbindeydi. Apartmanımızın önüne geldiğimizde, Efsun bana sarıldı. “Yarın kitapçıda görüşürüz. Ve kapını sürgüle!” “Sürgülerim,” dedim gülümseyerek. Efsun ile aramızda 100 mt mesafe vardı ve bende o eve girene kadar onu izledim. Ben ise apartmanın loş girişine adım attım. Merdivenlere yöneldiğimde, üst katlardan, Asaf’ın dairesinden geldiğini tahmin ettiğim hafif bir müzik sesi duydum. Yavaş, enstrümantal bir gitar sesiydi. Duraksadım. Bir an, çıkıp kapısını çalıp, “Müziğin sesini biraz kısar mısın?” deme dürtüsü hissettim. Ama bu sadece onunla yeniden bir diyaloğa girmek için bahane aramaktı. Benim şu an onunla uğraşacak halimde enerjimde yoktu. Kendi kapıma geldim, anahtarımı taktım. Tam çevirecekken, yukarıdan gelen bir sesle irkildim. “Akşamın güzel miydi komşu?” Ses, merdivenlerin üst kısmından geliyordu. Yavaşça döndüm. Asaf, bir üst kattaki korkuluklara yaslanmış, aşağıya, bana bakıyordu. Üstten vuran ışık yüzünde gölgeler oluşturuyor, yüzünü kısmen gizliyordu, ama yeşil gözleri karanlıkta hafifçe parlıyordu. “Seninle uğraşamam,” dedim kısa ve öz. “Bekle! Dedi merdivenden aşağı doğru inmiş, benim katıma ait olan merdivene oturmuştu. “Canın mı sıkkın senin. Pek iyi görünmüyorsun” dedi gözlerini kısmış yüzümü inceleyerek. “Seni hiç ilgilendirmez” dedim sert bir şekilde çıkışarak. “Dur tahmin edeyim. Yanındaki o adam sevgilindi ve kavga ettiniz” “Öyle ya da değil. Bundan sanane” dedim ona bir adım daha yaklaşıp hesap sorarcasına. “Ne kızıyorsun be. Komşumsun, bedava terapi vereyim dedim ama yok bir daha tövbe” dedi ellerini kaldırmış, teslim olur gibi hareket yaparken. “Çok sevdiğin birini hiç istemeden kırmanın acısını sen anlayamazsın. O yüzden sana iyi akşamlar” dedim ve kapıyı açıp içeriye girdim. Arkamdan kapının önünde konuştuğunu duydum. “Ön yargı bir hastalıktır. İlacı ise iletişimdir. Bil diye söylüyorum. İyi akşamlar” dedi ve ayak seslerinden üst kata çıktığını anladım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE