4. Bölüm: Tatmin

1240 Kelimeler
Umay derin bir nefes aldı. Kuzgun’un söyledikleri bir nebze rahatlatıcıydı ama içindeki şüpheyi tamamen dindirememişti. Ona daha fazla bakamadan başını eğdi ve fısıldar gibi konuştu: “Belki de bu dünyanı tanımam gerek. Kim olduğunu, kimlerle çalıştığını... Bu kadar yabancı kalmak istemiyorum.” Kuzgun bir an duraksadı. Umay’ın bu isteği, onun alışık olmadığı bir şeydi. Etrafındaki herkes, onun sınırlarına saygı duymayı öğrenmişti. Ama Umay, sınırlarını aşmaya çalışıyordu ve bu, Kuzgun’u hem rahatsız ediyor hem de garip bir şekilde hoşuna gidiyordu. “Bu hayat kolay bir hayat değil, Umay,” dedi sonunda. “Benim işim, çevremdekilere zarar vermemek için çizdiğim bir çemberin içinde kalmak. Seni o çembere sokmak, seni korumamı zorlaştırır.” Umay, Kuzgun’un gözlerinin içine baktı. “Ama zaten o çemberin içindeyim. İster istemez hayatının bir parçası oldum. Neden buna karşı direniyorsun?” Kuzgun, derin bir nefes alarak bakışlarını yere indirdi. Ona açıklama yapmak istemiyordu ama Umay’ın ısrarı karşısında daha fazla kaçamayacağını anladı. “Çünkü burada olanlar, gördüklerin, duydukların seni sadece daha fazla korkutur,” dedi sessizce. “Ve korktuğun bir dünyada beni anlayamazsın.” Umay, bir adım daha yaklaştı. “Kuzgun, bu benim seçimim. Eğer senin yanında olacaksam, neyle karşı karşıya olduğumu bilmek istiyorum. Beni dışarıda bırakman, kendimi daha da yalnız hissettiriyor.” Kuzgun, onun samimi sözlerinden etkilenmişti ama yüzündeki ifade aynı soğukluğunu koruyordu. Umay’ın omzundaki elini çekip, biraz geri adım attı. “O zaman hazır ol,” dedi sert bir tonla. “Bu hayatın iyi tarafı yoktur. Ve bunu öğrenmek, seni mutlu etmeyecek.” Umay bir süre sessiz kaldı. Kuzgun’un mesafeli duruşuna rağmen kararlılığını kaybetmedi. “Ne olursa olsun, bilmek istiyorum,” diye fısıldadı. Kuzgun, derin bir iç çekti. “Tamam,” dedi sonunda, sesinde bir kabullenmişlik vardı. “Ama her şeye hazırlıklı ol. Çünkü bu yola girdiğinde, bir daha geri dönüş yok.” O an, Umay neyle karşılaşacağını bilmese de, içinde bir huzur vardı. Kuzgun’un sert kabuğunda ilk kez bir çatlak açtığını hissediyordu. Onun dünyasına adım atmak korkutucuydu, ama aynı zamanda Kuzgun’a yaklaşmanın tek yolu buydu. Kuzgun, bakışlarını Umay’dan çekip karargâhın büyük kapısına döndü. “İçeri girmeyeceksin,” dedi kesin bir şekilde. “Ama bundan sonra ne istersen bilmen için anlatacağım. Zamanı gelince seni korumanın başka bir yolunu bulacağım.” Umay başını salladı. “Bu benim için yeterli,” dedi hafif bir gülümsemeyle. Kuzgun, ona bir an daha baktıktan sonra karargâha döndü. Ama içinden geçen karmaşayı saklayamıyordu. Bu kız, Kuzgun’un yıllarca inşa ettiği duvarları yavaş yavaş yıkıyordu. Ve Kuzgun, bu duvarların arkasındaki karanlığın Umay’ı korkutup korkutmayacağını bilmiyordu. Ama bildiği bir şey vardı: Artık Umay’ı dışarıda bırakmak onun için bir seçenek değildi. Akşam eve döndüğünde, Kuzgun’u sessizlik karşıladı. Salonun loş ışıkları altında Umay, elinde bir kitapla kanepeye kıvrılmıştı. Kuzgun’un kapıdan içeri girdiğini duyduğunda başını kaldırdı. Gözleri bir anlık karşılaşma için Kuzgun’un gözlerine değdi, ama sonra hızla başka yöne kaydı. Kuzgun, montunu çıkarıp sessizce portmantoya astı. Göz ucuyla Umay’ı izledi; yüzünde belirgin bir ifade yoktu ama içinde belirsiz bir huzursuzluk vardı. Gün boyu karargâhta yaşananların yankısı hâlâ zihninde dolaşıyordu. Umay’ın gelişi, söyledikleri, gözlerinde beliren kırılganlık... Hepsi, kendisi için alışılmadık duygular uyandırmıştı. Kanepeye doğru yürüdü ve Umay’ın tam karşısındaki koltuğa oturdu. Gözleri, onun ince parmaklarıyla tuttuğu kitabın kapağına kaydı. “Ne okuyorsun?” diye sordu, sesi yumuşaktı. Umay başını kaldırıp kitabın kapağını gösterdi. “Bir roman,” dedi, sesi hafif çekingen. “Zaman geçirmeye çalışıyordum.” Kuzgun, kısa bir süre sessiz kaldı, sonra aniden yerinden kalktı. “Bir şey yedin mi?” diye sordu, sesi alışılmışın dışında nazikti. Umay, “Biraz atıştırdım,” dedi. “Ama çok aç değildim.” Kuzgun, başını salladı ve mutfağa doğru yöneldi. Dolabı açıp bir şeyler ararken Umay, onun bu sessiz hareketlerini izledi. Aralarındaki mesafe her zaman fiziksel olmaktan çok daha derindi. Ama bu gece farklı bir şey vardı. Kuzgun’un adımları daha ağır, tavırları daha düşünceliydi sanki. Mutfağa girdiğinde, sesini biraz yükselterek, “Bir çay yapayım mı?” diye sordu. Umay hafif bir gülümsemeyle, “Olur,” dedi. Bir süre sonra Kuzgun, elinde iki fincan çayla salona döndü. Fincanlardan birini Umay’a uzattı. Umay teşekkür ederek aldı, ama ellerinin hafifçe titrediğini fark etti. Kuzgun, onun yanına oturdu. Kanepe genişti ama aralarındaki birkaç santimlik mesafe, hava kadar yoğundu. Çaylarını yudumlarken sessizlik onları sarıp sarmaladı. Umay, arada bir Kuzgun’a göz ucuyla bakıyor, onun yüzündeki sert ifadeyi çözmeye çalışıyordu. Ama Kuzgun, bakışlarını hep çayına dikmişti. Bir süre sonra, sessizliği Umay bozdu. “Bugün söylediklerim için özür dilerim,” dedi, sesi ince bir ip gibi titrek. Kuzgun, başını çevirip ona baktı. Kaşları hafifçe çatılmıştı. “Ne için?” diye sordu. Umay gözlerini kaçırdı. “Kıskandığımı söyledim. Bu... çocukça bir şeydi.” Kuzgun bir an sustu, sonra elindeki fincanı sehpanın üzerine bıraktı. Yüzünü ona dönerek, “Çocukça değildi,” dedi, sesi alçak ama keskin. “Ama bunu kafanda büyütmeni istemiyorum. Ben geçmişte kalan şeyleri geride bırakmayı bilirim.” Umay, gözlerinin dolduğunu hissetti. Kuzgun’un bu kadar net bir şekilde konuşması, ona hem bir rahatlama hem de garip bir huzursuzluk veriyordu. “Umay,” diye devam etti Kuzgun, elini hafifçe onun omzuna koyarak. “Bir şeyden emin olmanı istiyorum. Ben buradayım. Ama beni tanımaya çalışırken kendini hırpalama.” Bu sözler, Umay’ın içinde bir yerlerde bir şeyleri yerinden oynattı. Kuzgun’un soğuk ama dürüst sözlerinin altında, başka bir anlam aradı. Ve belki de bu yüzden, o an ona daha da yakın olmak istedi. Kuzgun, onun yüzündeki karışık ifadeyi fark ettiğinde, elini omzundan çekmek üzereydi ki Umay aniden elini tuttu. Gözleri, Kuzgun’unkilerle buluştu. Birkaç saniye boyunca birbirlerine baktılar, ama bu bakışta hiçbir kelime yoktu; sadece yoğun bir sessizlik vardı. Umay, tereddütle ona biraz daha yaklaştı. Parmakları hâlâ onun elini sıkıca tutuyordu. Kuzgun, bir an duraksadı ama sonra mesafeyi kapatarak onun yüzüne yaklaştı. Dudakları, Umay’ın alnına hafifçe dokundu. Bu, ne bir tutkunun ne de bir yakınlığın tam karşılığıydı. Daha çok bir teslimiyet gibiydi. Umay, bu temasta, Kuzgun’un duvarlarının ardında bir şeylerin çatladığını hissetti. Ama bu his, ne kadar doğruydu, emin olamıyordu. Dudakları hafifçe titreyerek, “Kuzgun..." diye fısıldadı. Kuzgun, başını kaldırıp ona baktı. “Evet?” diye sordu, sesi alçak ve kontrolsüz bir yumuşaklık taşıyordu. Umay, bu kez hiçbir şey söylemedi. Bunun yerine, aralarındaki mesafeyi tamamen kapatarak, yüzünü onun omzuna yasladı. Kuzgun’un bedeninin sertliği, onun kırılganlığına bir kontrast oluşturuyordu. Ama Umay’ın dokunuşu, Kuzgun’u hareketsiz kılmıştı. Sessizliğin ortasında, Kuzgun’un parmakları istemsizce Umay’ın omuzlarında dolandı. O ana kadar mesafesini koruyan elleri, ilk kez iradesini yitirmiş gibiydi. Umay’ın yüzü hâlâ omzuna yaslıydı; nefesi, Kuzgun’un boynunda hafif bir sıcaklık bırakıyordu. Kuzgun, ona daha da yaklaştığında, bir an için içindeki duvarların çatırdadığını hissetti. Umay, başını hafifçe kaldırıp Kuzgun’un yüzüne baktı. Gözlerinde hem tereddüt hem de derin bir arzu vardı. Kuzgun, onun bu bakışlarına bir süre karşılık verdi, sonra aniden aralarındaki mesafeyi tamamen kapatarak dudaklarını onun dudaklarına değdirdi. İlk temas yavaş ve ihtiyatlıydı. Kuzgun’un soğukluğu, dokunuşlarında hâlâ hissediliyordu. Ancak Umay, onun üzerindeki bu mesafeyi aşmaya kararlıydı. Ellerini Kuzgun’un göğsüne koyarak onu biraz daha kendine çekti. Dudakları birleşirken, aralarındaki gerilim giderek yerini daha derin bir tutkuyla harmanlanmış bir yakınlığa bırakıyordu. Kuzgun, bu kez geri çekilmedi. Aksine, elleri Umay’ın beline kaydı, sonra sırtına doğru ilerledi. Umay’ın bedeni, onun güçlü dokunuşlarına karşılık veriyordu. Kuzgun, bir an için duraksadı, sanki içinde hâlâ bir mücadele vardı. Ama Umay’ın ona duyduğu güven ve teslimiyet, bu mücadeleyi sessizce kazandı. Umay, ellerini Kuzgun’un yüzüne götürüp ona bir kez daha baktı. “Bana izin ver, seni tatmin edeyim." diye fısıldadı, sesi yalvaran ama aynı zamanda kararlıydı. Kuzgun, şaşırdı ama gözlerini bir an kapattı, sonra tekrar açtığında yüzünde farklı bir ifade vardı. Sessizce başını eğerek Umay’ı kollarına aldı. Onu dikkatlice oturdukları yerden kaldırıp yatak odasına doğru taşıdı. Adımları yavaş, ama her biri kararlılıkla doluydu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE