Şüphe, insan ruhunun en derin köşelerine sinsice yerleşen ve orada kök salan, içten içe kemiren bir duyguydu. Bu kara düşünce, bir kemirgen gibi, insanın en güvendiği duygularına, kararlarına ve inançlarına yavaş yavaş sızıyordu. Gözle görülmeyen, elle tutulmayan ama varlığı, ruhun tamamına yayılmış, içten içe çürümeye neden olan bir ur gibiydi. Önce hafif bir tedirginlik olarak başlamıştı; anlık bir tereddüt, saniyelik bir kuşku. Ancak saniyeler içinde, bu küçük kıvılcım büyümüş, alevlenmiş ve zihnimi sarmıştı. Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyordum, ancak neyin yanlış olduğunu tam olarak bilemiyordum. Bu belirsizlik, bir kördüğüm gibi, zihnimin en karanlık köşelerinde dolanıp duruyordu. “Hesap sormamız gereken yerde hesap sorulur oldu, saçmalığın daniskası!” diye patlayan İpek’in

