Babam ile aramızdaki yüzleşme işin aslına bakacak olursak kendimle olan yüzleşmemdi: ona kurduğum her cümle yüreğime işlenmişti. Ağzımdan çıkan kelimeleri Halil İbrahim’in yüzüne bakmıyorken söylemek kolaydı. Şimdiyse bahçede hâlâ onun sırtına alnım yaslıyken bekliyordum. Hareket edecek cesaretim yoktu. Yağmurun huzur dolu sesi dışında ses yoktu, herkes sessizlik yemini etmiş gibiydi. Halil İbrahim’in derin bir nefes alıp verdiğini gerilen sırtından kıyafetlerine rağmen hissettim. Sol elimi kavrayan parmakları gevşedi ve bıraktı. Sağ elimi daha sıkı sardı. Botlarının ıslak toprağı ezerken çıkardığı sesi duyunca alnımı dayadığım sırtımdan çektim ama başımı kaldırmadım. Tüm vücuduyla bana döndüğünde ne diyeceğimi bilemeden beklemeye başladım. Sımsıkı sarıldığı elimi çekiştirirken “Gel,”

