Akşam karanlığı çökmüştü eve. Fotoğraf çekimimiz yağmurun hızlanmasıyla son bulunca kamyonete atlayıp geri dönmüştük mecburen. Eve gelir gelmez hepimiz ıslak kıyafetlerinden kurtulmuştuk, bende sıcak bir duş alarak hastalanmamayı ummuştum. Rize’ye uygun hiç giysim olmadığından Halil İbrahim’in verdiği eşofman altı ve kalın hırkasıyla idare ediyordum. Biz yokken evde kalanlar akşam yemeğini çoktan yedikleri için bizim yemek yeme süremiz kısalmıştı. Fırtına Dere’sine götürdüğümüz semaver ile çay demlenmiş, herkes odaya doluşmuştu. O kadar kalabalıktık ki koltuklara sığma imkânımız olmadığından birkaç kişi yere oturmuştu. Hırkamın cebine attığım telefon titremeye başlayana kadar üstüme çöken ağrılıkla uyuklamak üzereydim. Telefonu cebimden çıkarıp yanıp sönen ekranı kontrol ettiğimde baba

