YEDİ

1658 Kelimeler
Halil İbrahim sağlık raporunu alır almaz beni eve bırakmıştı. Akşam yemeğine yetişmiş olsam da ailemle yemek yemektense kendi odamda vakit geçirmeyi tercih etmiştim. O yüzden kıyafetlerimle yatağa uzanmış, sırtımı yatak başlığına yaslamış, tabletimden yabancı bir dizi açmış, onu izliyordum. Bakıyordum ama görmüyordum. Yine de zaman öldürmek için yeterliydi. Odamın kapısı açılana dek huzurlu kişisel alanımda yaşayacağım her şeyi görmezden gelme ve umursamama planım yolunda gidiyordu. Babam kapıda belirdiğinde yataktan kalkmaya yeltenmedim bile. Bakışlarımı ondan koparıp tabletime yönelttim. Tahammülsüz sesini duyduğumda öfkesini anlamlandıramadım. ‘‘Ceyhun’un söylediğine göre bugün bir adamın arabasına binmişsin.’’ ‘‘Evet,’’ dedim umursamazca. ‘‘Beni evlendirmeye ve hayatını mahvetmeye karar verdiğin adamın arabasına bindim.’’ Babamın sert adımları odamın içinde yankılandı. Birkaç saniye içinde ellerimde olan tableti çekip almıştı, elektronik aleti yere fırlattığında sakinliğimi korumaya çalıştım. Yüksek bir gürültüyle parke zemine çarpan tabletim, kırılmıştı. Çatılı kaşlarının altından parlayan gözleri yüzümde gezindi. Sesi düşündüğümden yüksekti. ‘‘Ona söyledin mi?’’ ‘‘Neyi söyledim mi?’’ diye cevap verirken yataktan destek alarak vücudumu kaldırdım. Ayağa dikildim, babamın tam karşısına. Başımı dik tutmaya çalıştım. Onun gözlerinin tam içine baktım. ‘‘Halil İbrahim benim bildiğimi biliyor mu Bade? Heyet’in onun hakkında planları olduğunu söyledin mi?’’ derken sağ eli koluma sarıldı. Tüm gücüyle sıktığında inlememek ve yüzümü buruşturmamak için dudaklarımı birbirine bastırdım. Nefeslerim düzensizleşirken ‘‘Böyle bir şey söylesem, benimle evlenir mi sanıyorsun?’’ diye nefret kustum ona. “Hangi cesaretle kapıma gelebiliyor o zaman?” dedi vücudunu titreten bir öfkeyle. “Çünkü o korkmuyor,” dedim babama olan sinirim yüzünden. “Çünkü onun senin gibi korkuları yok, baba.” Sol eli havaya kalktığında tokat atacağını düşündüm aniden. Yine de kendimi geri çekmedim. Bana vursa da söylediklerime katlanamasa da gerçekler buydu. O da içten içe gerçekleri biliyordu. Gözlerimde herhangi bir korku emaresine rastlamadığından olsa gerek tokat atmaktan vazgeçti. Tahminimce morarttığı kolumu bırakıp odamın içinde volta atmaya başladı. ‘‘Her şey çok yavaş ilerliyor,’’ dedi kendi kendine. Deli misali oradan oraya yürürken çenesini ovuşturuyordu. Aklına bir şey gelmişçesine duraksadı birdenbire. Hırstan gözü dönmüş halde ‘‘Gidiyoruz,’’ dedi. ‘‘Ne…’’ Cümlemi tamamlamama izin vermedi. Kolumdan yakaladı, beni çekiştirmeye başladı. Direnmeye çalışsam da pek başarılı olamadım. Merdivenlerden yuvarlanmamak amacıyla tırabzanlara tutunmayı denedim, işe yaramadı. ‘‘Baba, ne yapıyorsun sen? Baba! Anne! Annem nerede?’’ diye karşı koydum ister istemez. ‘‘Annen şarap mahzeninde! Sesini kes, Bade. Sinirleniyorum!’’ Beni kolumdan tutup sürükleyerek evden çıkardığında kaban bile alamamıştım üstüme. Soğuk havanın etkisiyle titremeye başlarken direnmeyi kestim. Babam, beni umursadığı raddeyi çoktan geçmişti. Konuşmaya çalışmanın hiçbir faydası yoktu. Beni arabanın ön yolcu koltuğuna iteleyip oturttuktan sonra kapıları kilitledi inmemi engellemek amacıyla. Şoför koltuğuna dolandı arabanın etrafından. Koşarak kendine doğru gelen korumayı kısa bir cümleyle kovdu yanından. Kilitleri açıp şoför koltuğuna bindiğinde hiçbir şey yapmadım. Şoka girmiş bile olabilirdim. Elim ayağım soğuktan mı yoksa babamın tavrından mı emin olamasam da buz kesmişti. Uzuvlarım üstündeki hakimiyetimi kaybetmiştim. Arabayı çalıştırıp sürmeye başladığında kendi de montunu giymemişti, yalnızca ceketi vardı. Titreyen ellerimi kucağımda birleştirip korkumu bastırmaya çalışırken zihnimi sakinleştirdim. ‘‘Baba,’’ dedim anlamasını umarak. ‘‘Bir şey mi oldu bugün? Nereye gidiyoruz?’’ Emniyet kemeri sensörü öterken babam soruma yanıt vermek yerine öfkeyle kemeri çekiştirdi. “Sende tak, deli ediyor şu ses beni!” Gözü dönmüştü: odağını tam toparlamıyordu, yüz ifadesine hâkim olamıyordu, nefesleri sıklaşmıştı. Duygularım çekilmişçesine tepki vermeden dediğini yaptım. Yarım saat gibi bir süre tek kelime etmeden araba kullandı. Boşalan sinirlerim yüzünden boşluğu izleyerek benimle irtibata geçeceği anı bekledim. Araba tanıdık gelen sokağa girdiğinde ağlayıp sinir krizi geçirmek ve kahkaha atmaya başlamak arasında gidip geliyordu duygu durumum. Babam beni kendi eliyle Halil İbrahim Sipahioğlu’nun evine getirmişti. ‘‘Korkmuyor öyle mi?’’ dedi babamın parmakları direksiyonda ritim tutarken. Bana döndüğünde çileden çıkmış gibi bağırdı. ‘‘Korkacak, Bade. O adam ayaklarıma kapanıp yalvaracak bana.’’ Emniyet kemerime uzandı. Şiddetle açtığında kemer çeneme çarpıp lastiği sayesinde yerine oturdu. Şaşkınlıktan tepki veremedim. Elim çenemde cayır cayır yanan noktaya gitti. Hafif bir kan parmaklarıma bulaştığında bakışlarım babama döndü. Canımı yaktığının farkında bile değildi. ‘‘Şimdi ona git! Evimin önüme gelmesinin bedelini senin ödediğini ve evden kovulduğunu söyle. Nikâh kıyılana kadar gelme. Onun keyfini bekleyeceğim raddeyi aştım ben. En yakın zamanda seninle haberleşeceğim. Yapman gereken her şeyi sırasıyla bildireceğim. Anladın mı Bade?’’ Ona söyleyecek herhangi bir şeyim kalmamıştı. Kapıya uzandığımda kalbim, çenemden daha fazla acıyordu. Arabadan indiğim anda titremem şiddetlendi. Bahçe kapısına doğru yürümeye başladım, duyguları olmayan bir kukla misali söylediğini yapıyordum. Babam arabanın farlarını kapattı ama motorunu çalıştırmadı. Bahçe kapısına ulaşamadan bacaklarımdaki tüm güç çekilip gitti. Olduğum yere çömelirken duvardan destek aldım çaresizce. Mide bulantısı başladı, öğürme isteğimi zorlukla bastırdım. Derin nefesler almaya çalıştım. Bakışlarım ardımdaki arabaya kaydı. Sokağın karanlığından babamı seçemiyordum fakat onun beni izlediğine emindim. Geleceğini düşündüm ilk birkaç saniye. Beni öylece bırakacak kadar gözünü karartamazdı. Gelseydi belki az önce yaptığı her şeyi affedebilirdim. Gelmedi. Başım dönmeye başladı, bacaklarımdaki kramp ve midemdeki bulantı şiddetlendi. Gözümün önünü karardı, nefeslerim sıklaştı. Babamdan önce kendimden nefret ettim. Yıllarca beni kızları yerine maşa olarak kullanan aileme boşu boşuna tutunmuştum. Şimdi de sustuğum her günün bedelini bu şekilde ödüyordum. ‘‘İyi misiniz?’’ Başımı kaldıracak gücü bulamadım. Sesler kulağıma uğultu biçiminde geliyordu. Yaşadığım şoku atlatamıyordum. ‘‘Halil İbrahim!’’ Çevremde birkaç koşuşturma yaşandı sanki. Buğulanan görüş açım yüzünden bir şeyleri seçebilmekten uzaktım. Onun eli omzuma dokundu. ‘‘Hancı?’’ dediğinde gözlerimi yerden karşımda çömelmiş adama çevirdim. ‘‘Nefes al,’’ diye devam etti sözlerine çatılmış kaşlarıyla. Nefesimi tuttuğumu o an fark ettim. Oysaki az önce nefes nefeseydim. ‘‘Titriyorsun,’’ dedi koluma uzanırken. Babamın etimi sıkıştırdığı noktaya değdiğinde tüm donum çözülmüşçesine inledim. Elini anında geri çekti. Gözümden bir damla bile yaş akmadı, kalbim hüngür hüngür ağladı. Arkamdan birisinin omuzlarımdan tutup kaldırdığını hissettim vücudumu. Ayak uydurmaya çalıştım. Bahçe kapısından girdiğim anda bakışlarım son kez babamın arabasını park ettiği yere çevrildi. Boştu. Gitmişti. Beni düşmanımız dediği, nefret ettiği, ayaklarıma kapanacak diye tehditler savurduğu adamın insafına bırakıp gitmişti. Bana kimin yardım ettiğini algılayacak durumum yoktu. Evin içine girdiğimizde mide bulantım tutamayacağım noktada zirveye ulaştı. Öğürdüm kendimi tutamayarak. Bana yardımcı olan elleri ittim şiddetle. Sağ avucumla ağzımı kapattım refleks olarak. ‘‘Banyo karşıda,’’ diyen sesi duyduğum an koştum tüm gücümle. Ahşap kapıyı fayansa çarpacak kadar şiddetle açtım, klozetin başına çöktüm. Öğürerek safra kustum. Sabah kahvaltıda yediklerimi çoktan öğütmüş olmalıydım, akşam yemeğini de atlamıştım. Midem boş olduğundan çıkarabildiğim tek şey, sarı bir sıvıydı. Gözlerim yaşardığında yutkunarak kendimi tutmaya çalıştım. Titreyen bacaklarıma inat lavabodan destek alarak doğruldum. Ağzımın içini çalkaladıktan sonra defalarca yüzüme su çarptım. Her şeyin bir kâbus olmasını dilesem de suyu yüzüme her çarpışımda kendimi Halil İbrahim’in evinin banyosunda buldum. Babam bugün delirdiğini kanıtlamıştı. Yalpalayarak kapıya yürüdüm. Vücudum soğuk ayazı yemenin etkisiyle iyice güçsüzleşmişti. Kapı koluna uzanırken baş dönmemle baş etmeye çalışıyordum, banyodan çıktığımda duvara yaslanmış beni bekleyen Halil İbrahim’le karşı karşıya kaldım. Gözleri üzerimde gezindi. Bakışlarından bana acıdığını düşündüğüm anda dudaklarını araladı. ‘‘Çizmelerini çıkar,’’ dedikten sonra arkasını dönüp sağında kalan kapıdan içeri girdi. Küçük düştüğümü hissederken yapmak istediğim tek şey ayağımdaki çizmeleri kafasına fırlatıp defolup gitmekti. Koridorda başka kimse olmadığından ayakkabıları çıkarıp onun kafasına fırlattığımı hayal ederek evin dış kapısına doğru attım. İçeri girmek istemediğim için sırtımı duvara yaslayıp yere oturdum. Bağdaş kurdum, başımı dik tutamadığımdan duvardan destek aldım. Sinirlerim tamamen harap olmuş durumdaydı. ‘‘Kâbus,’’ diye fısıldadım kendi kendime. ‘‘İçinden çıkamadığım bir kâbus.’’ “Gel buraya,” diye seslendi içeriden. Kendimi sahibinin yanına çağırılan ev hayvanı gibi hissederken farkında bile olmadan doğruldum, baş dönmesi yüzünden sendeledim. Duvardan destek alarak odaya doğru yürüdüm güçsüzce. İçeriye girmeden önce yüz ifademi toparlamaya çalıştım. Güçsüzlüğümün üstünü öfkemle kapladım, acımı nefretimle boyadım, az önceki halimi içimin en derinlerine gömdüm. Başımı dik tutup kapıdan geçtim. Titreyen bacaklarıma inat az önce kuşandığım öfkeyle onun üstüne yürüdüm. “Yaptığını beğendin mi?” diye yükselttim sesimi. “Sana söylemiştim! Sana kapıma gelme demiştim! Beni dinlesen ölür müydün?” İki elini beline attı, takım elbiseliydi. Bir yerden dönüyor olmalıydı. Ceketi kaydı hareketiyle. Başını eğdi hafifçe, üstten baktı bana. “Öncelikle rica ederim. Seni yavru kedi gibi kapıma atılmış halde bulup eve aldığım için teşekkür ettiğini farz ediyorum.” Öfkem benzin dökülmüş ateş misali harlandı bir anda. “Lütfettin!” diye bağırdım tüm gücümle. “Senin yüzünden buradayım ben! O yüzden beyefendi lütfedip evine aldı beni!” Bir anda elini uzatınca tokat atacağını sandım, aynı babam gibi. Onun yerine parmakları çenemi kavradı, bakışları saniyelik bir dilimde çenemdeki yaraya kaydı. İfadesi değişmedi. Yüzümü kendine yaklaştırırken “Babanın sana değer vermiyor olması benim suçum değil…” dedi çatılan kaşlarıyla. Küçüldüm o an sanki. Özellikle çenemdeki yarayı fark edip bu cümleyi kurması canımı yakmak istemesindendi, kasıtlıydı. “…Seni dinlemek yerine kapıma atması da. Hatta Heyet’le bir olup seni manyağın biriyle evlenmeye zorlaması da. O yüzden benim evimde bana bağırma. Sesini alçalt. İnsanlar yaşıyor bu evde ve uyuyorlar.” Ağzını açtığı gibi zehirli kelimelerle beni yıkmaya çalışmıştı. Gülümsedim. Az önce yaşadığım duyguların üst üste binmesiyle çenemi kavrayan eline uzandım. Başımı yana çevirerek tutuşundan kurtulur kurtulmaz eline vurdum. “Ben sana ne kadar muhtaçsam sende bana o kadar muhtaçsın. Bana iyilik ediyormuşsun gibi davranmayı kes! Eğer Heyet’i istiyorsan,” dedikten sonra işaret parmağımı ona doğru salladım. “Beni dinleyeceksin.” “Ben o adamların ümüğüne eninde sonunda çökeceğim. Sen kendini kurtarmaya bak, Hancı. Sana söylemiştim. Ben senin emir erin değilim. Benimle böyle konuşmana izin verecek de değilim.” Cümlesini tamamladıktan sonra sağ kolumu kavradı. Vücudumu hiç ağırlığı yokmuşçasına sürüklerken tutuşundan kurtulmaya çalıştım. Koridoru takip ederken çırpınışlarım yüzünden nefes nefese kalmıştım. Ahşap kapıyı açıp beni içeri iteledi. “Yat zıbar, yarın konuşuruz. Yoksa bugün hiç hoş şeyler olmayacak.” Bana cevap hakkı vermeden odanın kapısını çekip çıktığında sinirle çift kişilik yatağın üstündeki yastıklardan birini alıp kapıya fırlattım. Yatağın üstündeki yorganı yere attım. İçimdeki öfke dinmiyordu. Nefes nefese yatağın üstüne oturduğumda vücudum aynı şiddetle titremeye devam ediyordu. Telefonum, cüzdanım, Halil İbrahim’e vereceğimi söylediğim dosya, her şeyim evde kalmıştı. Vücudumu yatağa atıp zihnimi sakinleştirmeye çalıştım. Babamın yaptığı şeyi idrak edemiyordum hâlâ. Öylece uzanmaya devam ederken derin soluklar aldım. Gözlerimi kapatıp zihnimi dolduran her şeyi görmezden gelmeye çalıştım. Babam da Halil İbrahim’de bana böyle davrandığı için pişman olacaktı. Bir şekilde ikisini de pişman edecektim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE