10.BÖLÜM
Masmavi gök yüzünün, altında oynayan bir kız çocuğunun neşeli kahkahaları, ormanın cıvıl cıvıl şarkısının arkasında, klasik bir fon gibi, doğaya ninni söylüyordu adeta. İnsanı derin bir huzura sürükleyen manzaranın uzaktan bir seyircisi olmak benim seçimimdi.
Avuçlarımın içinde tamamlanmayı bekleyen papatya tacına, eteğimin üstündeki demetten bir dal daha çiçek bağlayarak, tacın açık kalan iki ucunu da birbirine bağladım. Papatyaların göz kamaştırıcı sıralamasından oluşan taç'a hayranlıkla bakarken bunu yapmayı nezaman öğrendiğimi sorguladım bi an.
Ben, papatyadan taç yapmayı bilmiyordum....
Tam iki elimle nazikçe başıma doğru götürordum ki, birden çöken karanlıkla, eteğimin üzerinde duran savunmasız papatya dalları, rüzgara karşı koyamayarak uçuştuklarında gökyüzünün ne ara kara bulutlarla kaplandığını hayretle izledim. Saçlarımı uçuşturan rüzgarın kaba selamına karşılık, kaşlarımı çattım. Yağmur damlaları emrivaki bir eylemle kendini boşluğa bıraktı... Bu kaba hareketi karşısında, Islanmaktan başka çarem yoktu. Gökyüzü ciddi bir anlaşmayı bozmuşcasına hiddetlendi... Kaçışan çocukların ve ağaçlara çıkan sincapların telaşını görebiliyordum.
Rüzgarın etkisine kapılan yaprak, yüzüme çarparak yolculuğunu tamamladığında istemsizce ifadem ekşidi ve ıslanmış yaprağı yüzümden çekip yere attım. Gökyüzü yeryüzüne meydan okuyordu. Şiddetle gürleyen bulutlar merhametsizce oluşan fırtınayla iş birliği içindeydi. Acımasızlığını üzerime boşaltan bulutun marifeti altında sırılsıklam kalan elbisem vücuduma yapışıyordu.
Kömür beyazı bulutların arasındaki yarık ışık aldığında, fırtınanın kötü kahkası küçük çocukların çığlıklarını bastırdı.
"Gökyüzünün dahi iki yüzlü olduğu bir dünyada kimsenin tek bir yüzüne güvenme İlda."
Doğanın beklenmedik gürültüsünün içinde onun sesini duyduğum an Şaşkınlık içinde, belki görebilirim umuduyla etrafıma bakındım. Hiçbir yerdeydi...
"İki yüzlü birine güveneceksen bile...
İki yüzünüde iyi tanı, İlda."
Gözlerimi yumdum. Zihnimdeydi... Yine yapıyordu....
"Sende mi iki yüzlüydün dadı?" sakince sorduğum soru fırtınanın gürültüsüyle güme gitmişti...
Öfkelendim... Ciğerlerime doldurabildiğim bütün havayı çekip tüm gücümle bağırdım.
"Sende mi iki yüzlüydün dadı!!" Sesim fırtınayı korkutmuştu...Terör estiren rüzgar hızını düşürüp geri çekildi. Kara bulutlar pes eden rüzgara şaşkınlıkla baktı. Devasa bulut artık tek başına olduğunu düşündüğünde bütün suyunu var gücüyle yeryüzüne boşaltırken son kez bağırdım.
"Ortaya Çık!" gür çıkan ince sesim gökyüzünü saran Kara bulutu savaş açarcasına ortadan ikiye yardı ve kömür rengi bir sis, yarılan yerinden irin misali döküldüğünde, artık yeryüzü siyah bir dumanla kaplanmıştı. Kör eden sisin içinde dizlerimin üstüne çöktüm. Tırnaklarımı geçirdiğim topraktan bir avuç alıp çaresizce sıktığımda kaşlarımı çattım... Kuruydu. Az önceki fırtınaya rağmen kuruydu... Başımı tekrar gök yüzüne kaldırıp.
"Hayal gücün pek geniş değil he? " diye bağırdım. Sinirden gülerek sorduğum sorunun ardından kahkaham ağıta dönüştüğünde boğazım yırtılırcasına bağırdım.
"Çık Zihnimden!" sesimle birlikte zihnimdeki hayali evren, deprem etkisiyle yerle bir olurken gördüğüm manzaraya pisçe sırıttım. Dizlerimden destek alarak yavaşça kalktığımda, temeli çekilmiş jenga taşları gibi yıkılan dağları dikkatlice izlerken son kez sesini duydum.
"İki yüzlülere güvenme İlda. Güveneceksen bile, iki yüzünü de iyi tanı.."
Tekrarladığı cümlesine karşılık sıkıca gözlerimi yumdum.
Yer yarıldı, orman içine çöktü, gök ikiye ayrıldı, sis
Çekildi ve odağıma giren beyaz ışağa doğru süzüldüm. Gözlerimi zorlanmadan açtığımda gördüklerimin rüya olmadığına emindim. Kapıdan gelen tıklatılma sesiyle yerimde doğruldum.
"Gel" dememle bu komutu bekleyen kapı aralandı ve gördüğüm şirin yüze gülümsedim. Omuzlarım sinerken yatakta dikleşip bağdaş kurdum.
"Günaydın" bedenini kapıdan içeri geçirirken tatlı sesini duymamla gülümsedim.
"Günaydın" dedim onunkinin aksine yeni uyanmamdan ötürü, babam gibi olan sesimle.
"Ben mi uyandırdım?"
"Hayır, ama kapıyı tıklatmanla çok yakın bir zaman aralığında uyandım" dedim gülümseyerek. Lalin, Yavaşça yanımı gelerek yatağa oturdu.
"Aslında... Sana sormak istediğim çok fazla şey var. Dün ile ilgili" dediğinde gözlerimi devirdim. Hafıza kaybı meselesi olduğuna yemin edebilirim.
"Abim, neden hafızanı kaybettiğin yalanını uydurdu?" beni yanıltmamıştı. Yanaklarıma doldurduğum nefesi yavaşça boşaltırken ona bu konudan rahatsız olduğumu belli ederek baktım ama tepki vermedi.
Anlaşılan, cevap almakta inatçıydı.
"Çokta yalan söylemiş sayılmaz" dedim pes ederek. Kaşlarını çatıp bana 'nasıl?' der gibi baktığında dile getirmesini beklemeden devam ettim.
"Lalin, işin doğrusu... bildiğim tek şey adım. " dediğimde kaşlarını çattı.
"Bir anne veya baban?"
"Yok"
"Tanıdığın birileri, bir akrabağın -"
"Lalin." diye kestim onu. "Bir dadım vardı... Beni neden büyüttüğünü, neden baktığını, neden başka hiç kimsemizin olmadığını bilmiyorum. Sadece ikimizdik. Ona dadı dememi istediği için, Dadı diyerek büyüdüm ama, benim için hep Anneydi." yutkundum " Bir gün... Eve geldiğimde, kapıda bir notla karşılaştım. Notta, ' İlda, kendine bakabilecek yaştasın. Seni yalnız bırakmak istemiyorum ancak bir gün bu günün geleceğini biliyordum. Seni daha iyi koruyabilmem için gitmem gerek. Beni zamanı gelince anlayacaksın.' gibi bi dolu saçmalık yazıyordu... İşin aslı onu hiç anlayamadım. Anlayacağın oda beni birgün terketmişti. " dediğimde Lalin' in kaşları büzüşmüştü.
" Beni o hayata göre yetiştirdi. Büyü, sihir, cadı... Bunların gerçekliğiyle buraya geldiğim gün tanıştım. " ifadesi beklediğimden daha çok şaşırmıştı
" Daha önce hiç mi yapmadın? " hayır anlamında başımı iki yana salladım.
" hafıza kaybı dışında bir yalan söylemedik. Ben bu hayata dair hiçbir şey bilmiyorum. Gerçekte kim olduğumu da bilmiyorum. Cadı mıyım, değil miyim onu da bilmiyorum." dediğimde anlamış olduğunu belli eden bir ifadeyle baktı. Ona kendimi ifade ederken zorlanmıyordum. Aruzla üvey olmaları bir yerde güzeldi demek ki, O manyakla kan bağı olsa şimdi anlat dur ben bir tek ismimi biliyorum diye. İnanırsa..
"Hadi bahçeye çıkalım. Sana öğretmenlik taslayacağım" deyip güldüğünde bende bu sözüne karşılık gülerek ayağa kalkmıştım.
❄ ❄️ ❄️ ❄️
"Bu haksızlık!" diyerek sitem etti ağzı şaşkınlıkla açılırken. Avucumdaki buz kristali birden parçalarına ayrılmıştı.
"Hayatın boyunca sihir yapmadığını söylüyorsun ve ilk seferinde su damlasını kristale çeviriyorsun!" dedi şaşkınlık ve hayal kırıklığını barındıran ifadesiyle. Ses tonu düştüğünde, "Ben bunu yapabilmek için üç ay uğraştım."diyerek dudaklarını büzdü.
" Ben bu kadar kolay olacağını düşünmemiştim ki, bilseydim biraz zorlanırdım" patavatsızlığımın Lalin'e verdiği yetkiye dayanarak, Lalin bana kötü kötü baktığında ellerimi yukarı kaldırıp "Öyle demek istemedim." diyerek geriye doğru adım attım. Bir yandan keyiflenirken diğer yandan onu sinirlendirmiş olmanın gazabına uğramaktan korksam da gülüyordum.
"Bakalım bunu yapabilecek." misin deyip, el hareketiyle sürahiyi masanın üzerinden sihirle çektiğinde üzerime doğru gelen uçan sürahiyi görür görmez ellerimi kendime siper ettim. Birden kırılan cam sesiyle irkilip, yumduğum gözlerimi yavaşça açtığımda havada olması gereken sürahiye baktım. Ancak gördüğüm şey havada süzülerek yere düşen gül yapraklarıydı.
" İlda... Bunu nasıl yaptığını bana söyler misin?" Lali'nin hayranlık barındıran sesiyle kafamı baktığı yere çevirip, kırılan sürahinin parçalırıyla birlikte, gül yapraklarına dönüşen su tanelerini gördüm. Bunu beklemiyordum. Açıkçası aklımdan gül yaprağı falanda geçirmemiştim kaşlarımı çatarak gizemini çözmeye çalıştığım gül yapraklarına bakarken,
"Sürahiyi kırabilirsiniz dediğimi hatırlamıyorum" diyen Aruz'un sesiyle ona döndüğümde ne zaman geldiğini farketmediğim için afallamıştım.
"O yaptı" işaret parmağıyla beni gösteren Lalin'e büyüyen gözlerimle baktım.
"Bana bunu nasıl yaptığını öğretirken birkaç tane daha kıracağız" dedi gül yapraklarına hala şaşkınlıkla bakarken. Bu söylediğine gülerek gözlerimi devirdim.
"Nasıl yaptığını kendi de bilseydi, tuz buz ettiği sürahiye bok yutmuş tavuk gibi bakmazdı" büyü yapmak için masanın üzerine koyduğumuz muzlardan birini alıp sandalyeye oturduğunda çoktan kötü bakışlarımın odağı olmuştu ancak farkında bile değildi.
Bir an öfkeme yenik düşerek, elindeki muzun fare olduğunu hayal ettiğim. Onu ağzına götürmüş olmasıyla şuan gerçekten bok yutmuş tavuk gibi Aruz'a bakıyordum...
Küçük Miki ile öpüştüğünü gördüğüm an keşke toz olmak içinde nasıl bir büyü yapacağımı bilseydim diye geçirdim içimden. Lalin kolumdan beni tuttuğu gibi bahçe kapısından dışarı doğru hızla koşturduğunda Aruz'un arkamdan hiç iç açıcı olmayan şeyler söyleyerek bağırdığını duymam ile birlikte, Lalinin ellerinden kolumu ayırarak tabana kuvvet koşmaya başladım. Geride bıraktığım Lalin şuan kesinlikle umrumda değildi...
❄ ❄️ ❄️ ❄️
"Benden kaçabileceğini gerçekten düşündün mü?" Tabii ki de yakalanmıştım, ne zannettiniz? Onun dünyasında ondan kaçabileceğimi falan mı? Ben biliyordum zaten, aksiyon olsun diye koştum...
Elinde tuttuğu yılan bana dil çıkarırken dehşetle,
"B-beni Lalin zorla koşturdu" diyerek onu satmıştım. Oda beni satmıştı nasılsa, ödeşebilirdik. Pisçe sırıtarak yılanı yüzüme doğru daha çok yaklaştırdı,
"Demek o yüzden Lalin'den on metre önde koşuyordun..." dediğinde sevimli yılanı beni sokmaya can attığı için onu pek dinlememiştim.
"Aruz, nolur çek şunu" Yılanın bir sarmaşık olduğunu falan hayal ediyordum ama işe yaramıyordu. Dili gittikçe uzarken kafamı geriye doğru biraz daha çekmeye çalıştım.
"Cici yılan... Güzel yılan... Sakin ol" 'tıs' sesleri daha da yakın geliyordu artık. Dili uzunca fırlayıp tam alt dudağımın altını teğet geçtiğinde çığlık attım.
Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarıyordu ancak, deliğe geri sokmuyordu demek ki...
"Aruz, lütfen!" benim dehşete kapılan ifademin aksine dümdüz olan ifadesiz bakışları gözlerimden ayrılmıyordu.
"İstemeden oldu, kontrol edemedim yemin ederim." yalvarırken dikkatlice tepkimi izleyip her hangi bir eylemde bulunmaması gittikçe sinirlerimi bozuyordu.
"Aruz ağzıma girecek! " dediğinde düz olan ifadesi sarsılmadan dudakları aralandı.
"Girmeyecek."
Yılanın ince ve yağlı bedeni bileğine dolanırken bu görüntünün karşısında midemin hareketlenmesi ağzıma acı bir tat veriyordu.
"Dudağımı ısırcak!" dediğimde başını iki yana salladı. Bunu sorgularcasına ona baktım.
Yılan geri çekilerek Aruz'un bileğine dolandığında yavaşça bana doğru eğilen Aruz'a kaşlarımı çatarak baktım. Yüzüme doğru biraz daha yaklaşıp
"Bunu yılana bırakmam" demesiyle anlamayarak kaşlarımı daha çok çattım. Bakışlarında her hangi bir açıklama ararken, dümdüz olan ifadesi benden uzaklaştığında tek gözüm istemsizce kısılmıştı. Koluna dolanan yılan, toprağa dökülen su gibi derisinde emilerek içeri girdiğinde, orada dövme görüntüsünü almıştı. Boş bakışlarla ona bakmaya devam ettim.
"Dersini aldın mı küçük sihirbaz? " başımı onaylarcasına salladım.
"Ozaman aklında bulunsun. Şekil değiştirme büyüleri hoş karşılanmaz. Bunu başkalarının yanında yapma, adın kötü cadıya çıkar" dediğinde bu söylediğinin mantıklı olduğunu düşünüp başımı tekrar onaylarcasına salladığımda bir an dudaklarının kıvrılır gibi olduğunu sanmıştım ama hayal sayılabilecek kadar kısa sürmüştü.
"Sen fazla mı söz dinler gibi oldun?" dedi tek kaşını çatarak.
"Anlaşılan bundan sonra seni evcilleştirmek için sıkça yılan kullanacağız" deyip pisçe sırıttığında ifadem, yılan kelimesini duyar duymaz korkuyla kasılmıştı. Dudaklarının kıvrımı aralanıp dişlerinin şaheser-i görüntüsünü bahşettiğinde yutkunarak gözlerimi kaçırdım. Kalbim böyle görüntülere dayanmadığını önceki deneyimlerinde açık bir dille beyan etmişti...
"Baksana" dedi sesi düzdü. Ona döndüğümde sırıtan ifadesinin çoktan silindiğini görmüştüm.
"Sen kafede çalışıyordun değil mi?" onaylarcasına başımı salladım.
"Orada doğum günü partileri falan yapılıyor muydu hiç? Davet, vesaire?" bu sorusuna karşılıkta başımı tekrar onaylayarak salladım. Göz ucuyla kapıdan tarafa bakıp sesini alçalttı,
"Eğer bir konuda bana yardım edersen, seni affederim ve bu gün içinde bir daha yılan görmezsin." dediğinde bu kez başımı daha hızlı bi şekilde sallamıştım.
Bakışlarımı, tek taraflı kıvrılan dudağına takılmadan kaçırmak mümkün değildi.
...
❄ ❄️ ❄️ ❄️ ❄️
" Ne yani?" Dedim bu kocaman mekanı görgüsüzce süzerek.
" Dün ağzına geleni söyleyip, kalbi varmı diye düşünmediğin kuzenine bu gün doğum günü kutlamasımı hazırlıyorsun?" Cevap vermedi. Katı tabakasının altında ince bir maddenin nezaketini gösterdiği belliydi. Çaktırmasa da dünkü söylediklerinden pişman olduğunu gösterirdi bu. Onu dikkatlice süzdüm. Sert ifadesi nadiren yumuşuyor ve nazik olmaktan uzak yaşıyordu. Düşünceli olabilceği aklımın ucuna gelmezdi bu gün burayı hazırlamak için benden yardım istemeseydi , ben dünden sonra bu doğum gününü Aruz'un organize ettiğini duysaydım, hayatta buna inanmazdım.
" Halledebilir misin? " dedi ruhsuz bir ifadeyle. Şaşırmamıştım. Artık tanışıyorduk nasılsa....
" Krom renk gümüş, siyah, ve metalik beyaz." Dedim. Anlamsızca bana baktığında ona bakmadan mekanın içinde gezinerek "Kombin yapacağımız renkler" diye açıkladım.. Tek kaşını kaldırsa da başını onaylarcasına salladı.
"Kaç yaşına girecek?" Aruz bu sözümle etrafına bakınıp yanıma yaklaştı. Konuşmadan önce Elini ağzına kapatır gibi yapıp öyle konuşmaya başladı.
"Eğer Kendi'ye benden duyduğunu söylersen seni yılanlara atarım." yılan kelimesiyle başımı hızla iki yana salladığımda bi an gülümsediğini sanmıştım ancak hayal gücümün bir yanılgısı da olabilirdi.
"yirmi altı yaşına giriyor" diye fısıldadı. Benden üç yaş büyükmüydü yani? Çok daha genç görünüyordu. Bu şaşkınlığımdan çabuk sıyrılıp organizasyona odaklanmaya çalıştım. Bazı insanlar çok daha küçük gösteriyorlardı işte...
"İki katlı bir pasta ve üzerinde altı tane maytap olacak kaç kişilik olduğuna davetlilere göre artık sen karar verirsin." deyip etrafımı incelerken "Taburesiz masalar ve toplu oturma köşeleri yapmalıyız. Ne kadar zengin olduğunu gördüm artık kesenin ağzını açarsın" dediğimde tek kaşı havalanmıştı ancak üstünde durmadım.
"Kırmızı bir halı boydan boya kürsiye kadar uzansın," diyordum ki eliyle beni durdurdu.
"Bunları şuradaki kıza anlat söylediklerinle o ilgilenecek" dediğinde işaret ettiği kıza bakıp kaşlarımı çattım.
"Ne? Nereden bulayım kızım ben kırmızı halıyı. Gidip söylediklerini tek tek arayacak değilim ya..." dediğinde, bunu yapacağını beklemiş olmamla ben bile dalga geçebilirdim.
"Tamam. " diyerek işaret ettiği kıza doğru yürüdüm...
...
Gün batarken mekanın son haline bakıp memnuniyetle gülümsedim. İç sesim iyi iş çıkardın diyerek beni övdüğünde kendi kendime şımarmıştım. Güneş, ışığını yer yüzünden çekerken Aruz da gecikmemiş ve beni almaya gelmişti, evine gittiğimizde benden hazırlanmam için odama çıkmamı istemişti ancak, ona kıyafetimin olmadığını makul bir dilde anlatmıştım. Biliyorsunuz, buraya tatile gelir gibi gelmemiştim ve bir valizimde yoktu haliyle. Aruz'a bunu artık farkettirmem gerektiğini düşünmüştüm ama üstüne basa basa elbisemin olduğunu söylediğinde Lalin'in vermiş olabileceğini düşünerek hazırlanmak için yukarı çıktım. Odaya girdiğimde yatağımın üzerinde bekleyen kocaman bir kutuyla karşılaşmayı kesinlikle beklemiyordum. Hele ki kutuyu açtığımda içindekiyle karşılaşmayı hiç beklemiyordum...
....
Hazırlanıp aynaya baktığımda benim olmayan bir parti için üzerimdeki elbisenin fazla abartılı olduğunu düşünmüştüm. Makyaj yapmasam yeriydi, bu elbisenin ışıltısı yetiyordu. Lalin kapı çalmadan odama daldığında bir an afallasamda onu görmemle gözlerimi devirdim. Zıplaya zıplaya çekmeye çalıştığım fermuarımı nihayet çektirecek birini bulmuştum.
"İlda, mükemmel bir elbise" dediğinde bu söylediğiyle tek kaşım havaya kalkmıştı.
"Senin değil mi ki?"
"Hayır."
"O halde kimin?" yatağının üzerinde duran kutuyu gördüğünde anlamışcasına gülümsedi.
"Biri jest yapmış sanırım" dediğinde aklıma direk Aruz gelmişti. Bu elbiseyi o mu seçmişti yani? Aynadaki görüntümü inceleyerek zevkine şayan bir bakış atıp, içimden bu tercihini tebrik etmiştim ancak,
"Bir başkasının partisi için fazla havalı" diye sesli düşündüm
"Senden kalır yanım yok gördüğün gibi. Buralarda böyledir" demesiyle göz ucuyla henüz dikkat etmediğim elbisesine baktım. Gerçekten onunki de fazla abartılıydı. En azından yalnız değilim diye düşünerek rahatlamıştım.
"Zıplama kurbağa gibi dur, halledeyim ben." diyerek yaklaştığında sırtımı dikleştirip çiftleşme çağrısı yapan görile benzediğim vaziyetimden kurtularak derin bir nefes almıştım.
"Çok sağol valla can çekişiyordum resmen." dediğimde gülmüştü.
"Bilirim" dedi Lalin. "Aynı damdan düştüm." diyerek sırtını döndüğünde elbisesinin açık fermuarını görmemle, bende gülerek onun fermuarını çektim.
"Hadi inelim" deyip kapıya yönelmiştim ki eteğimden basarak durdurduğunda tam düşmek üzereyken topladığım dengemle öfkelenerek ona tam bu yaptığına kızmak için hazırlandığım sıra, iki parmağının arasında tuttuğu ruju gösterek güldüğünde kaşlarımı çattım.
"Süslemeden gönderir miyim sence Pamuk Prenses? " dediğinde yüzünde genişleyen sırıtışına gözlerimi devirmiştim.
Nihayet Lalin'in saçımla başımla uğraşması bittip de odadan çıktığımızda Aruz'un kaçıncı seslenişiyle aşağı iniyorduk saymamıştım. Tam bir kez daha sızlanarak söyleniyordu ki arkasını dönüp bizi merdivenlerden inerken görmesiyle lafı havada kalmıştı.

Lalin'e üstüne basa basa sade görünmek istediğimi söylemiştim ancak o kırmızı ruju zorla sürmüştü. En sonun pes edip izin vermiştim. Saçlarımı maşalamasına katiyyen izin vermediğimde biraz surat asmıştı ama, onun saçına dalgalı bir maşa yapmam karşılığında, benimkine dokunmamayı kabul etmişti. Bende arkadan çok sade bir topuzla saçlarıma düzen vermiştim.
Aruz açık kalan ağzını yutkunarak kapattığında ifadesiz ancak dikkatle üzerimize sabitlediği bakışlarının altında utanmıştım. Kırmızı ruj çok dikkat çekiyor olmalı diye düşünerek dudağımı ısırdım.

Lalin gri renk uzun ve kabarık elbisesiyle merdivenden düşmeden inince, onun kadar şanslı olabilmeyi dileyerek bende yamula yumula merdivenlerden bir tarafımı kırmadan inmeyi başarmıştım. Aruz bakışlarını üzerimden çekip gereksizce etrafta gezdirirken bende dudağımdaki ruju dişlerimle kavlatma çabasıyla olduğum yerde lüzumsuzca sallanıyorum. Nasıl rujduysa duvar sıvası mübarek badana yaptı sanarsın dudağıma, Çıkmıyordu da...
"Güzel olmuşsun " diye gevelediğinde doğru duyup duymadığımı düşünmüştüm çünkü gerçekten gevelemişti ve tam olarak ne dediğinden emin olmamıştım...
Aruz saatine bakıp bize döndü.
"Yürüyün gecikeceğiz" derken herzamanki gibi emir tonundaydı sesi...
"Kendi'yi kim getirecek?" Lalin'in sorusuyla Aruz ona bakmadan konuştu.
"Pamir hallediyor" dediği an Lalinin ifadesinin aldığı hali göremesemde hayal edebilmiştim. Başını hafif çevirerek bana bakacak gibi olduğunda vazgeçerek yarım dönen başını tekrar önüne çevirmişti. Yola çıkmamızla varmamız arasındaki zaman dilimi uzun sayılmazdı yaklaşık on dakika da mekana verdığımızda Aruz'un aracı park etmesiyle hep beraber inmiştik.
Mekana gelen davetlilerin görüntüsü beni şaşırtmıştı, içlerinde Lalin ve benden çok daha şatafatlı takılan misafirlerin olacağını hiç beklemiyordum üstelik bol kabarıklı ve kocaman etekleriyle eski çağın soylu leydilerini anımsatan kıyafetleri oldukça dikkat çekiyordu. Etrafıma baktım. Sanırım yalnızca benim dikkkatimi çekiyordu. Araçtan inmemizle birlikte mekanın girişine yaklaştığımızda üzerimde hissettiğim bakışlara anlam verememiştim. Oysa benden çok daha fazla şatafatlı ve süslü olmalarına rağmen herbirinin tek tek üzerime takılan gözlerinden rahatsız olduğumda gözlerimi insanlarden çekerek yere eğme gereği duymuştum. Aruz'un sert parfümünü teneffüs ettiğimde mekana girmek için kapıdan geçerken daha da yakınlaşmıştık.
"Hoşgeldiniz Aruz bey' genç bir erkek sesi Aruz'a selam verdikten sonra bir kaç saniye üzerimde takıldığında Aruz bunu farketmiş olacak ki hala önümde duran genci yapay bir şekilde öksürerek hareketlendirmişti. Lalin'den çok dikkat çekiyor gibi hissetmem beni rahatsız ederken bunu sebebini anlayamamış olmamsa cabasıydı.
Lalin koluma girip "Kasabada genelde hemen herkes birbirini tanır. Sen yabancı olduğun için insanların dikkatini çekiyorsun" deyipte beni düşünme zahmetinden kurtardığı için ona içimden teşekkür etmiştim.
"Ve güzel olduğun için iki kat dikkat çekiyorsun." dedikten sonra üçüncü parmağını da havaya kaldırarak,
"Birde abimin yanında olduğun için de üç kat daha fazla dikkat çekiyorsun" dediğinde çatılan kaşlarım onu bulurken Lalin kıkırdayarak diğer koluma geçti.
"Bakma öyle, Aruz Sipahi, sadece kasabada değil Aşağı evrenin tamamında tanınır. Gerek nam olarak gerekse suretiyle. Lider Süvari'nin oğlu o" dedikten sonra eliyle çaktırmadan bir grup kızı işaret ederek "En çokta onların gözüne battın. İçeride büyü yapılmamaması için bunu engelleyecek damgalar attık ancak, gece boyu başına türlü belalar açabilirler dikkatli ol." dediğinde kaşlarımı dahada çok çatarak Lalin'e baktım.
"Ne belası?" sırıttı.
"Hepsi abimi istiyor. Kıskançlıkları başına bela olacaktır."
"İyide benim abinle bir alakam yok ki! " bana gerizekalı mısın der gibi baktı
" Abimle içeri girerken sana bakışalrından farketmiş olmalısın ki kimse böyle düşünmüyor" Tıpkı bir mıknatısmışım gibi üzerime çekilen bakışlarda gözlerimi gezdirdim. Aruz benim getirttiğim koltuklardan birine oturmuş önüne gelen kokteyle bakmıyordu bile. Bende yanına geçerek oturduğumda, içmediği kokteyli elime alarak stres içinde pipetiyle oynamaya başladım. Çok geçmeden mekan daha da dolmuş, Kendi gelmeden herkes yerlerini almaya başlamıştı. Bu sırada yanımıza kadar gelip Aruz'a yalanan kızlar izin istemeden bizle oturduğunda koltukta iyice kaymak zorunda kalmıştım. Kızlar Aruz'a çeşitli cilveler yaparken gözlerimi devirerek onları izlemekten başka bir şey yapamıyordum. Aruz kızlara tek kelime etmemesine rağmen kene gibi yapışmış bırakmıyorlardı. Göz ucuyla bana baktığında ona bakarken yakalanmamla gözlerimi geri kaçırdım. Bu hareketimden sonra vakit kaybetmeden kolundaki keneye ismini sorduğunda kaşlarım iradem dışında çatılırken bakışlarım birden ona çevrilmişti.
"Ela ben tatlım, tanışmıştık ya ne çabuk unuttun" diyen kızın o yayılan ağzının içine masadaki ananası geçiresim gelmişti. Nefret ediyordum şöyle konuşan kızlardan...
"Öyle mi, demek ki daha önce bu kadar dikkatimi çekmemişsin, bir daha unutmam" dediğinde şaşkınlıkla açılan ağzım Aruz'un kafasını içine alabilecek boyuttaydı. Bu sözlerinin arkasından bir cici kız kahkahası duymamsa gecikmemişti.
"Şu kız bidaha böyle gülerse hindistan cevizini bütün bi şekilde ağzına sokarım uyarmadı deme" diye mırıldandığımda kıvrılan dudağını göz ucuyla görebiliyorum.
"Ne güzel gülüyor işte. Nesi varmış.?"diye sordu... Gözlerimi devirdim.
"He kıskandım diyorsan başka." demesiyle kaşlarım çatılırken kafamı tam anlamıyla çevirerek ona baktım.
"Neyini kıskanacakmışım be ben senin! " diye çemkirdiğimde Aruzun tek kaşı çatılırken sırıtışıda genişlemişti.
"Ben kızın gülüşünü kastetmiştim." dedi yüzündeki hınzır ifadesiyle. Kafamı meyve tabağına gömme arsuzu peyda olurken taviz vermemeye çabalayarak,
"Gülüşünü kıskanacağım? Neden? Cici kız gibi gülemiyorum diye mi?" diye sorduğumda dişlerini görmüştüm.
"Gülüşünle bir erkeği etkileyemiyorsun diye" söylediği şeyle yüzümdeki ifade silinirken sinir bozucu sırıtışı sabitti.
Parmaklarım istemsizce sıkılaştığında içimde oluşan hırsın kaynağı neydi bilmiyorum ama bu gün rahat durmak istememişti canım birden bire...
"Gece daha başlamadı. İlerleyen saatleri göreceğiz." dedim meydan okurcasına mırıldanarak. Bunu duyması için söylememiştim ancak kaşlarının ortasındaki çizginin derinleştiğini görür gibi olmamla duymuş olabileceğini de düşündüm. Kalabalığın arasından geçerek gözüme ilişen Aka'yı görmemle biraz da olsa sevinmiştim . Yanımıza yaklaştığında gülümseyerek ona selam verdim. Tebessümüme karşılık bana elleriyle kalp şekli yaptığında bu defa dişlerimde meydana serilmişti.
"Gözüm yollarda kaldı" dedim, gürültüden ötürü hafif yüksek çıkan sesimle. Gece daha başlamasa da insanlar sıkılmasın diye müziği açmışlardı.
"Benimkiler de güzelliğinde" diye cevap verdiğinde samimi bir edayla gözlerimi kırpıştırdım.
"O senin güzel bakan gözlerin." dedim iltifatına karşılık vererek. Giydiği siyah gömlek ve siyah kot pantolonu açık tenine çok gitmişti. Saçları fönlüydü özel olarak hazırlandığı belli oluyordu. Tekli koltukta yayılıp garsona el işareti yaptığında garson başını eğerek hızlı adımlarla yanımıza geldi. Tepsinin üzerinde hazırda olan içeceklerden bir tane kendi önüne alırken, bir tane de bana uzatmıştı teşekkür ederek elindeki bardağı avuçlarımın arasına aldım. Aruzla da karşılıklı selamlaşmalırından sonra Aruz'un yüzüne aşina ola katı ifadesi tekrardan yerini alınca
"Ne o hanım kızlarımız eğlendiremiyorlar mı seni?" diye demeden edemedim pişkin pişkin. Bunu duyan kızların yüzü asılmıştı. Daha da keyiflenip Aka ya göz kırptım.
"İyiki geldin yoksa ben Kendi'yi beklemeden burayı terkedecektim." dediğimde Aka biraz daha yaklaşarak,
" Neden? "diye sordu.
" Kıskançlıktan. " diye cevap veren Aruz'a kaşlarımı çatarak baktım.
" Taş gibi hatunları görünce gülüşlerini bahane edip sataşmaya kalktı"diye sırıtan Aruz'a gözlerimi devirdim.
" Şu mekanda İlda'dan daha güzel bir kız görüyorsan İlda'yı göremiyorsun demektir" diyen Aka'ya ağzım bu sefer saygıyla açılmıştı!
Bu kadar büyük bir laf edeciğini düşünmediğim için utanmıştım. Abartıyordu. Bana göz kırptığında ona kaş göz işareti yaparak susmasını ima etmiştim. Kızardığımı farketmiş olacak ki
"Aruz'un tepesindeki yılışıkları kıskandırmaya senin utanman yeter Huriciğim" dediğinde buna gülümsemeden de edememiştim. Bu çocuğun bana iltifat etmesi hoşuma gidiyordu galiba. Aruz'un ifadesi kasılırken kolunu kaptırdığı kızdan kurtararak, iki kolunuda göğsünde birleştirip geriye yaslandı. Bu hareketiyle keyiflendiğimde meyve tabağının içindeki çileklerden birini alıp ağzıma götürdüm. Nihayet Kendi'lerin gelmek üzere olduğunu öğrendiğimizde müzik kapatılmış, ışıklar sönmüş ve herkes susmuştu. Pamirle birlikte içeri giren Kendi nin Ardından Pamir'in komutunu beklemiştik. Kendi mekanın karanlık olmasından ötürü,
"Pamir, sanırım kapalı burası. Hadi eve gidelim artık" dediğinde. Pamir'in
"Olmaz daha Karpuz keseceğiz" demesiyle konfetiler büyük bir gürültüyle patlayarak kırmızı ve mavi ışıklar yanınca hep bir ağızdan 'İyiki Doğdun Kendi' sözcükleri, ritmik bir melodiyle dökülmeye başlamıştı.
Aruz'un "Bu parolayı bulan gerizekalı kim?" sorusuna Aka hiç kasmadan
"Ben" diye cevap verdiğinde gülmüştüm.
Lalin'in yanımıza koşarak gelmesiyle "Işıkları zamanında yaktım mı" sorusu bunca zamandır nerede olduğunu anlamamı sağlamıştı.
"Işıkları niye sen yakıyorsun ki. Onun başında adam beklemiyor muydu?" Aka'nın mantıklı sorusu bende de merak uyandırırken bir yandan alkış tutarken bir yandan Lalin'in cevap vermesini bekliyorduk.
"Pastayı getirecek olan adam birden yok olmuş bulamamışlar, çocukta çaresiz kalınca ben yapırım sen pastayı götür dedim bende" dediğinde Aruz'un kaşları çatılmıştı.
"Birden yok mu olmuş?" Lalin başını salladı.
"Kaçtı herhalde." Aruz'un ifadesi dahada çatıldığında dayanamayıp "Bir sorun mı var?" diye sordum. Cevapsız kalışı beni rahatsız ettiğinde sorumu tekrarlama gereği duymuştum.
"Aruz, sorun ne?" bana bakarak bir süre bekledikten sonra başını iki yana salladı "Sorun yok."
Lalinle birlikte kulise gidip, onun için özel ayarlanan elbiseyi giydikten sonra pastasını kesen Kendi herkese teşekkür ettiğini dile getiren bir konuşma yaptıktan sonra hep beraber tekrar alkışladık. Pamirle birlikte yanımıza gelen Kendi önce mahçup bir ifadeyle Aruz'un kızlardan olan tarafına geçerek iki kızıda kenara ittiğinde dudağım istemsizce tek taraflı yukarı kıvrılmasına mani olmamıştım
"Aruz... Teşekkür ederim" dedi minnettar dolu sesiyle. Dün nasıldılar bu gün nasıllar diye düşündüm bir an.
"Bu geceyi benim için bu kadar özel kılmandan dolayı sana nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum" dedi Kendi içtenlikle. Aruz yalnızca gülümsedi.
"İyi ki doğdun güzelim." dedi kendine sarılan kuzenini geri çevirmeyip ona sıkıca sarılırken.
Gecenin ilerleyen saatlerinde ilk dansını Akayla yapan Kendi'yi izlemeye başlamıştık. Pamir bir an bakışlarını, koltukta otururken elindeki meyveli kokteyl ile yerinde ritim tutarak sallanan Lalin'e çevirdi. Belli belirsiz bir tebessüm görür gibi olmuştum dudaklarında. Çok geçmeden yerinden kalkıp Lalin'e daha çok yaklaştığında elini uzatarak,
"Benimle dans eder misin küçük hanım" dedi Lalin'e. Bu hareketiyle bakışlarım kısılırken Lali'nin şaşkınla açılan kocaman gözleriyle "tabi ki" dediğini duyar gibi olmuştum ardından Pamir'in uzattığı eli tutup asil bi şekilde yerinden kalktı ve dans pistine doğru yürüdüler. Kalabalığa karıştıklarında onları önümüzü kapatan insanlardan zar zor görüyordum. Pamir'in bu hareketi beni de şaşırtmıştı çünkü, şimdiye kadar Lalin'e hiç pas vermiyor gibiyidi... Aka ablasını yakın bir arkadaşı olduğunu düşündüğüm genç bir adama teslim ederken gözü Lalindeydi. Pistten ayrılarak yanımıza geldiğinde koltuğa huzursuzca oturmasıyla kaşlarımı çatmıştım. Baktığı yeri tekrar takip ettiğimde odağıma yine Lalin ve Pamir çıkıyordu. Pamir'e mi kızdı acaba diye düşünerek çokta üstünde durmadım kalabalığın arasından bize doğru gelen yabancı bi adamla Aruz yerinde hareketlenerek doğrulmuştu.
"Selam" dedi genç adam üçümüze de bakarak.
"Selam" Aruz'un selamını kabul edişiyle rahatlayan genç adam bana doğru yaklaştığında merakla kaşlarım aralandı.
"Hanımefendi, benimle dans eder misiniz?" Yabancı adamın bu teklifini tam reddedecektimki Aruzun gerginleşen ifadesini görmemle dudaklarıma yapmacık bir tebessüm yerleştirerek
"Neden olmasın." deyip uzattığı elini tutarak yerimden kalktım.
"Nereye?" Aruz'un sorusuna kaşlarımı çatarak ona sorgulayıcı bir ifade doğrulttum.
"Dans teklif ettiğine göre, birlikte pazara gideceğiz." diyerek göz devirdim. Yanıtsız kalarak sırtını koltuğa doğru rahatsız bir şekilde yasladı. Önünden geçip piste doğru yürüdüm ve kalabalığa karışıp müziğin ritmine ayak uydurmaya çalışarak tecrübesizce ettiğim dans oldukça kötü olmasına rağmen topluluğun içinde olmamdan dolayı, çokta göze batmadığını düşündüm. Adamın belime yerleşen elinden rahatsız olsamda gözlerimin her çarpışında Aruz'un, ifadesiz ancak dikkatle üzerimden ayrılmayan bakışlarıyla karşılaşınca, bu sebebini bilmediğim bir nedenden ötürü hoşuma gidiyordu ve devam ediyordum. Müzik oldukça slow çalarken karşımdaki adamla bu denli olan yakınlığın ve yavaş hareketin mecburiyetinde kalmak hiç hoşuma gitmemişti. Keşke Aka ile dans etseydim...
Bu düşünceyle bakışlarımı Aka'ya çevirdiğimde hala öfkeli bakışlarının odağı hemen arkamda dans eden Lalin ve Pamir olmasıyla bu durumdan şüphelenmeye başlamışken dans ettiğim genç adam beni kendine daha çok çektiğinde irkilerek ona anlamsız bir ifade sergiledim. Benim aksime keyifle sırıtıyordu.
"Biraz mesafeli olabilir miyiz" dediğimde yüzündeki sırıtışı büyüdü.
"Kasma bebeğim... müziği dinle, ayak uydur... Böyle çok iyi" Ses tonunun hoşlanmadığım bir tarifi vardı. Kendimi zorla biraz geri çektiğimde beni kendine daha çok bastırıp belimdeki ellerini de daha aşağı indirmeye cürret ettiğinde gözlerim anında büyümüştü.
"Napıyorsun sen be!" dehşete kapılar terslediğim adam yüzsüz bi şekilde ağzını boynuma doğru yaklaştırarak iğrenç nefesini boynuma üfleyerek cevap verdi.
"Dans ediyorum bebeğim. Ayak uydur bana..."
"Bırak beni" dedim belimi sıkıca saran kollarıyla artık tutmuyor sarılıyordu! Dudaklarının tam boynuma değeceğini hissetmemle tiksinerek yüzümü ekşittiğim sıra kollarının bedenimden sertçe ayrılmasıyla sıkıca yumduğum gözlerimi kocaman açttım. Aruz yakasından tutup tek hamlede çektiği adamı sertçe kalabalığa doğru fırlattığında büyüyen gözlerime aralanan dudaklarımda eşlik etmişti. Adam aldığı darbeyle sertçe yere çarptığında insanlar dans etmeyi bırakıp onları izlemeye başlamıştı. Kiminin ifadesi korkuyla kasılırken, kimi de merakla onları izliyordu. Bir çoğu için ise sıkıcı bir partinin eğlencesi olacak gibiydi. Aruz yerde yatan adamın suratına, sıktığı yumruğunu geçirdiğinde elmacık kemiğinin artık bir daha asla beş dakika önceki gibi olamayacağını anlamamak mümkün değildi. Adam suratına inen darbeyle acıyla inlerken Aruz kendiyle göz göze geldiğinde genç adamın üzerinden kalkarak kapıdaki iki kişiye el hareleti yaptı ve yerde yatan adam çok geçmeden paket olduğunda herkes sanki bir dakika önce böyle bir şey yaşanmamış gibi eğlenmeye devam ettiler.
Aruz'un ceketini düzelttikten sonra bana dönmesiyle gözlerimi kırpıştırarak yutkundum. Bileğindemden tutup beni çekiştirmeye başladığında tekrar yerimize dönüp oturacağız sanmıştım ki, beni kendiyle kalabalığın ortasına çektiğinde ellerini belime doladı. Bu hareketi karşısında kaşlarım şaşkınlıkla çatılırken, yaptığı şey çok normalmiş gibi yüzünde mimik oynamadan beni kendine yaklaştırdı
"Dans etmek istiyorduysan söylemen yeterdi." dedi alçak çıkan ses tonuyla. Gözlerimi kırpıştırıp, biraz önce bir adamı hastanelik eden o değilmiş gibi ifadesizlikten ölen yüzünü inceledim. Güzel suratın buradan bakınca yaptığı şeyleri kondurmak çok zordu...
"Sen, çok şey bir adamsın?" dudaklarımdan dökülen şey iradem dışı bir tekpiydi. Neden böyle bişey söylediğimi bilmediğim için kendi kendime şaşırırken Aruz'un kaşları çatılmıştı.
"Nasıl bir adam mışım?" merakla sorduğu soruya ağzım açık cevap veremeyerek baktığımda, kaşları daha çok çatıldı.
"Öyle değil.."
kendini bana doğru yasladı.
" Nasıl değil İlda?" hıçkırdım.
"Yakışıklısın" bir kez daha iradem dışımda konuştuğumda!! Telaşla ağzımı kapatmak isteyerek omzundaki elimi çekiyordum ki, hızlı davranıp bileğimden yakaladığında tekrar hıçkırdım.
"Biliyorum, ama tekrar söyle... " deyip pis sırıtışını görmemle sinirlenmiştim kendimi ondan sertçe çekmek istediğimde beni belimden tuttuğu eliyle bedenine iyice bastırdı. Hamlemin güme gitmesiyle hayal kırıklığına uğramıştım.
"Şşşş.. Konuşuyorz şurada" dedi. Yüzüme çarpan ılık nefesi ile ne kadar yakın olduğunu tekrar fark ettim.
"Sende çok güzel bir kızsın" yutkundu "Özellikle bu gün çok daha güzel..." yüzüme yakın nefesi twnimi karıncalandırırken bu söyledikleriyle kalbime inme inerek, direnmeyi bırakıp teslim olmuştum. .
"O adamı neden dövdün?" diye sordum. Ben merakla sorumun cevabını beklerken biçimli kaşları kısılmıştı.
"Seni taciz ettiğini gördüm" dedi sakince.
"Önemli mi" kaşlarının arası daha çok kapanmıştı. Bir süre bu ifadeyle bana bakmaya devam ettikten sonra,
"Önemli." diye cevap verdi. Bu söylediğiyle iki kaburgamın arasına sıkışan kalbim içeride giderek şişiyormuş gibi hissetmiştim. Parmak uçlarıma kadar uzanan soğuk karıncalanmayla ellerimi hareket ettirme isteği duyduğumda bakışlarımı ondan kaçırarak gereksizce etrafta gezindirmeye başladım. Dengesiz nefes alış verişimi fark etmemesi için başımı yere eğdiğimde, bana inat yapıyormuş gibi başımın göğsüne daha çok yaklaşmasını sağlamıştı. Artık kafamı kaldırdığım an çarpışacak olduğum dudakları hareket ederek.
"Benim çatımın altında olduğun sürece senin namusun bana ait İlda. Seni taciz ettiğini görüpte ağzını g*tüne sokmayacağım kimse olamaz." dediğinde bu söylediğiyle içimden bir parça erir gibi olmuştu.
"O lavuk dua etsin bu gece Kendi için önemliydi." dediği zaman başımı biraz geriye atarak.
"Yoksa?" diye sordum merakla. Bakışları derinleşirken gözlerinin ilk kez karemelin süzülen tonunda olduğunu görmüştüm sanki. Işıktanmıydı bilmiyorum. Göz rengi çok güzeldi...
"Yoksa o puştu mermerden kaldırabilmek için kazımaları gerekirdi ." dediğinde yutkundum. İfadesindeki ciddiyet, bu cümlesinin 'mecaz sayılacak' bütün ihtimallerini reddediyordu.
"Aruz," dedim gözlerine bukadar büyülenmişken sesim ne kadar tonunu koruyabilecekse en fazla o kadar koruyabilmişti. Kelimemin son haneleri hayranlıkla incelirken mani olamamıştım. Aruz bu tınıyı farketmiş olacak ki dudakları kıvrıldı. Utanmadım..
"Teşekkür ederim" dediğimde sırıtışı silinecek gibi olup sonrasında daha da büyüdüğünde sıkıca tuttuğu bileğimi serbest bırakarak bileğimi tutan elinide belimi yerleştirince, bende ellerimi bir sarmaşık gibi boynuna dolamıştım istemsizce. Kokusunu daha yakından teneffüs ederken bu huzurun kaynağına çekilmek istiyordum.
Bir an keşke böyle kalsak diye düşündüğümde birden bu düşüncemle çatılan kaşlarım, düşüncemi sorgularcasına kıvrılmıştı! Aklıma gelen şeyle panik olarak Aruz'u aniden ittiğimde kolları belimden ayrılırken afallayarak bana baktı.
Olamaz dedim içimden...
Olmasın...
Gözlerinin tutku dolu renginde kayboluyordum. Dudaklarının arasından verdiği düzenli nefesinin havaya karıştığı yolu izledim...
Olmasın...
Bir nefeste boğulmak istemek böyle kolay olmamalı...
Olmasın...
Olma İlda!
Sorgularcasına çatılan kaşlarına karşılık düşüncelerimi tartmaya çalıştığım ifademle ona bakıyordum...
Birden sönen ışıklarla hep bir ağızdan huzursuzca çıkan ses kalabalığı ile bende hiçbir şey göremeyeceğimi bildiğim halde etrafa bakındım.
Aniden ağzıma kapanan eli hissettiğim an tamamen ağzımı örtmeden hemen önce tüm gücümle kesik bir çığlık attığımda,
son duyduğum ses Aruzunkiydi
"İlda!"
Sonrasında acı bir kokuyla önce burnum uyuştu,
ardından yanaklarım.
Gözlerimin içi karıncalanarak karardığında, dengemi kaybettim...
Merhaba kıymetlilerim. Şu sıra keyfim hiç yerinde değil ne yazık ki. Lanet Virüsten kaynaklı doğan bir dolu problemle başım belada.... Dolayısıyla İlhamımla köşe kapmaca oynayarak bitirdiğim bir bölümü sizlere sundum umarım çok sıkılmamışsınızdır ve sizi hayal kırıklığına uğratan beceriksiz bir ifade sergilememişimdir. Uzunca yazdığım bölümle sizlere bir kaç gün veda edecek gibiyim. Benim için iyi dualarınızı istesem el açıp güzel dileklerinizde bulunur musunuz? Şimdiden teşekkür ederim. ❤️ ❤️ ❤️