Güneşin batışını özlemiştim. Odamın çatı katındaki küçük üçgen pencereden şafağın söküşünü izlerdim. Güneşin doğuşuna bakarken bazen kitap okur bazen de müzik dinler ve boğuşmaya çalıştığım müzikler dinlerdim. Özellikle de Peter aklımın ücra köşelerine yavaş yavaş kayarken, şarkı listesinin ne arada bittiğini bile anlamazdım. Öyle derin düşüncelere dalardım ki etrafta olan tüm her şey gözlerim kapanırdı. Onun için ne kadar çabaladığım söz konusuydu. Yeşil gözlerinde, onun için ne kadar çabaladığımın bir önemi yoktu. Kendinden başkası ona yabancıydı. Peter Horley, kendisine bile yabancı biriyken benim gibi birisine yabancı olmaması imkansızdı. Kalbi kırmak için elinden geleni ardına koymamıştı ancak dün öğrendiğim gerçekten sonra gerçekten aklım allak bullak olmuştu. Monica’nın dedi

