8. BÖLÜM

2317 Kelimeler
"Abla, abla uyan." Gözlerimi açtığımda gün ağarmıştı . Canberk, tatlı bir şekilde gülümseyerek "sana bir sürprizim var." dedi. Merakla "ne sürprizi?" diye sordum. "Gözlerini kapat abla. Ben aç demeden açma." "Tamam,"diyerek gözlerimi kapattım ve ayağa kalktım. Canberk koluma girdi ve ağır adımlarla yürümeye başladık. "Şimdi açabilirsin abla" demesiyle gözlerimi açtım. "Ama bu..." "Evet abla, tavuk baget. Annem bizim için yapmış." "Yihuu!" diyerek Canberk'e sarıldım. Annem kırılgan bir tavırla "beni öpmek yok mu?" dedi. Annemi yanaklarınan öptüm. "Teşekkür ederim anne. Bize bu sürprizi yaptığın için." "Bir şey değil kızım. Bugün dükkana geç gidecektim de size kahvaltı hazırlayayım dedim. Marketten baget aldım ve pişirdim. Siz çok seversiniz." Ah annem! Bagete bayılırım, büyük sürpriz oldu bize. "Ablacığım, nefis görünüyor." "Dayı, sen bizde mi kaldın?" diye sordum şaşkınlıkla. Dayım yanağımdan makas aldı. "Kaldım Alevcik. Ama sen ölü uykusuna yattığın için görmedin. Kız o ne uykuydu öyle? Saat dokuz da uyunur mu? Canberk hemen atladı. "Abla, biz dün gece dayımla dondurma yedik, kart oynadık. Mahmut'u yıkadık çok güzeldi.Nişanın bitmesini bekleseydin abla bize katılırdın çok eğlenceliydi." Nişan derken,dedem nerede acaba?" Merakla sordum. "Dedem nerede?" "Sevgili Farah'ını kahvaltıya götürmüştür." diyerek omuz silkti annem. "Ama Farah da güzel kız. Helal olsun Durmuş amcaya, benden hızlı çıktı." demesiyle annem dayıma tersçe baktı. "Sus Hayri." Dayım kım oldu. Oldum olası annemden çekinir ve korkardı. Bir o kadar da severdi annemi. Tek ablasıydı sonuçta. Ben, Canberk'le bagetlere saldırdım. Annem bize kızdı. "Çocuklar, dayınıza da bırakın." Dayım,benden sadece dört yaş büyük. O yüzden arkadaş gibiyiz onunla. Birlikte büyüdük. Çok anımız oldu. Dayım biraz çocuk ruhlu olduğu için Canberk de çok sever onu. Kahvaltıyı bitirince odama girip bir bluz bir pantolon giydim. Saçlarımı salık bıraktım. Telefonumun ekranına bakar bakmaz şoka uğradım. İşe yirmi dakika vardı. Bu İstanbul trafiğinde nasıl yetişecektim Sarıyer'den Maslak'a çantamı alıp apar topar odamdan çıktım dayım önümde dikildi. "Ben bırakırım Alev." "Yirmi dakika var, geç kaldım." dedim tedirginlikle. Dayım gülümsedi. "Sen Hayri dayını tanımamışsın yetişeceğiz yeğen. Sen şimdi in aşağı arabanın orada bekle. Ben iki dakika giyinip geliyorum." Hemen koşarak aşağıya indim ve dayımın kırmızı arabasının yanında durdum. Yıllar geçer dayım bu külüstürü satmazdı. O kadar çok severdi arabasını. Tofaş Doğan tipi bir arabaydı. "Kız Alev, o arabaya binme. Çöker vallahi." Başımı çevirdiğimde bu Gizem'di. Bıkmıştım bu cadıdan. Var gücümle bağırdım. "Yüreğin olsa balkondan sataşmazsın, aşağı inersin ama yemiyor değil mi?" "Sıkıyorsa sen yukarı çık ama kendini götürmekten acizsin,"demez mi? Elime bir taş aldığım gibi balkona fırlattım. Gizem cırlayarak içeri girdi. Tutturamamıştım. O taşı o cadalozun kafasma isabet ettirememiştim. Gizem, moral bozmada bir numaraydı. Birbirimizden ölümüne nefret ederdik. Cadı, ne olacak? "Alev, haydi gidelim dayısı." Dayım anahtarı çevirdi ve ön koltuğa bindik. Arka koltukta kitap dolu poşetler vardı. "Dayı bunlar ne?" dedim arkama bakarak. "Kitap işine girdim dayım." dedi sakin bir tavırla. "Sen tamircide çalışmıyor muydun?" "Çalışıyordum ama tamirci kapandı." "O nasıl oldu dayı?" "Dur anlatayım. Bizim usta telefon tamir ederken batarya patladı. Usta o patlamada ağır yaralandı. Dükkan alev aldı Ustayı omuzladığım gibi dışarı çıktık dükkanı kurtaramadık. Tüm eşyalar yandı. E hâliyle bize de yol göründü." "Dayı, mobilyacıda da yangın çıkmıştı." "O, elemanın sorumsuzluğundan. Dükkanda sigara içiyordu yere atmış. Dükkan pat diye alev aldı. Bize de yol göründü." "Dayı, senin girdiğin yerlerde de hep yangın çıkıyor." dedim gülerek. Dayım sesini ciddileştirdi. "Yok Alev'ı'm. Mobilyacıdan önceki işimde dükkan çökmüştü. Allah'tan bize bir şey olmadı. "Dayı, sen de bizim Mahmut gibi dokuz canlısın." dedim. "Sen dayım ne sandın? Ölmeyiz evelallah," dedi. Telefonuma baktığımda on beş dakika geçmişti. "Dayı, beş dakika var,"dedim. "Yetişeceğiz,"dedi. Daha sonra da omzuma dokundu. "Aç bakayım torpidoyu." Torpidoyu açtığımda üç tane çikolatalı gofret vardı. Sevinçle birini elime aldım ve "Çok iyisin dayı," diyerek onu yanağından öptüm. "Ne demek Alevciğim. Ye de stresini alsın. İkinci gofreti de al çantana at. Yedikçe dayını hayırla. Gofretin birini yerken diğerini çantama attım.Yolu dönerken kocaman bir araba kuyruğuna girdik. "Eyvah!" dedim. Dayım, "Yapacak bir şey yok. Trafik sıkışık. Bekleyeceğiz." dedi. "Ama iş..." der demez dayım lafımı kesti. "Bir gün de geç kal. Ne olacak? Bir gün geç kalmayla kimse kovulmaz." "Geç kaldım bile," diye mırıldandım. Dayım gülümsedi. "Sen küçükken de böyle telaşlıydın. O zaman çok cılızdın. Seni kuş gibi hayaya kaldırıp bisikletimin arkasında gezdirirdim. Sen dört yaşına gelince ağırlaştın. Seni iki kişiyle bisiklete kaldırır oldum. Zamanla daha çok ağırlaştın. Altı yaşındaydın. Bisikletimin arkasına binmiştin. Yarıyolda bisikletimin tekeri patlamıştı." "Yaa dayı! Dalga geçme." "Tamam kız vurma. Şaka yaptım. Sen o zamanlar zayıftın. Şaka da mı yapamayacağım yeğenime?" "Bu konuda şaka kaldıramıyorum,"dediğimde dayım elimi tuttu. "Bak Alev, utanma. Sana kilo yakışıyor. İnsanlar ne derse dersin takma. Sen sen olarak güzelsin bunu unutma. Sana değer veren insanlarla muhatap ol." "Haklısın dayı." "Bir de, seni üzen olursa bana gel. Ağzını burnunu dağıtayım onun." Gülümseyerek "tamam dayı," dedim. Trafik açılmıştı. Dayım, arabayı sürmeye devam etti. "Biraz neşelenelim,"diyerek teybi açtı. Ankara'nın bağları çalıyordu. Nihayet gelmiştik. Ben holdingin önünde indim. Dayım, "başarılar," diyerek oradan uzaklaştı. Koşarak içeri girdim ve hızla asansöre binip tuşladım. Asansörden inip masama geldiğimde Gökmen Bey duvara yaslanmış bekliyordu. Beni görünce kaşlarını çattı ve kolundaki saati gösterdi. "Bir saat geciktin Alev. Neredesin sen?" "Trafik yoğundu,"dememle sözümü kesti. "Bir daha olmasın." "Özür dilerim,"dediğimde ellerini çırptı. "Notebookunu hazırla. On dakika sonra toplantıya gireceğiz. Genel koordinatörün söylediği her şeyi not alacaksın. Öksürse bile. Anlaşıldı mı?" "Olur efendim," dedim. Gökmen Bey odasına girdi. Az sonra toplantıya girecektim. Bu benim ilk toplantımdı. Stres yapma Alev, stres yapma. Çantamdan ikinci çikolatayı açtım ve yemeye başladım. Az sonra Gökmen Bey odadan çıktı ve "Beni takip et,"diyerek yürümeye başladı. Ben de takip ettim. Gökmen Bey tekrar arkasına döndü. "At elinden o çikolatayı." "Tamam efendim,"diyerek kalan çikolatayı bir hamlede yuttum. Gökmen Bey, "Sana diyecek söz bulamıyorum," diye mırıldandı. Kötü bir şey mi yapmıştım bu kadar sinirlenmesini gerektirecek? Anlamıyorum ki." Gökmen Bey bağırdı. "Çikolatanın çöpünü de at bir çöp kutusuna. " Çöp kutusu yok ama," dememle "bul bir yerden,"diye bağırdı. Ben de en yakın odaya girdim ve çöp kutusuna attım. Omzuma dokunan elle irkildim. "Odamda ne arıyorsun?" Başımı kaldırdığımda nir de ne göreyim? Bu Edis'ti. "Çöp atacak yer bulamadım da." dedim. "Burası belediye çöplüğü değil. Bir daha izinsiz girme," dedi kızgın bir ifadeyle. "Aman be! Ne değerli çöp kutun varmış." diyerek koluna dokundum. Eyvah! Koluna dokundum. Kolu çikolata oldu. Elimde çikolata izi kalmış. O anlamadan derhal oradan uzaklaşmalıyım. Bir hamleyle odadan çıktım. Tam ilerliyordum ki "Aleeev!" sesiyle yüreğim yarıldı. Arkamı döndüğümde Edis, eliyle gel işareti yapıyordu. Çekinerek yanına gittim. Bir eliyle kolunu işaret etti. "Bu kolumun hâli ne Alev? Ne istiyorsun benim gömleklerimden? Bana garezin mi var senin?" "Özür dilerim bilmeden oldu,"dememle "sus." dedi ve devam etti. "Bir daha gömleğimi mahvedersen bana bir gömlek borçlanırsın diyeyim." "Aman be bir gömlek kaç para ki?" dediğimde "Altı yüz lira" demez mi? "Yuh!" dedim. "Sen az önce yuh mu dedin?" "Evet, öyle dedim. Bir gömleğe altı yüz lira verilir mi? Seni fena kazıklıyorlar. Babam bir gömleği elli liraya alıyor." dememle Edis kahkaha attı. "Hahaha! Kızım bu gömlek kaliteli. Marka giyiyorum ben. Müdür yardımcısı olmak bunu gerektirir." "Onu bunu bilmem. Marka adı altında sizi iyi kazıklıyorlar." dedim. Edis tekrar kahkaha attı. "Bir daha gömleğimi mahvedersen o kazık sana girecek söyleyim." "Alev, haydi oyalanma. Geç kalkyoruz." "Tamam efendim,"diyerek Asude Hanım ve Zehra'nın peşine takıldım. "Ay beni de bekleyin." Asude Hanım sinirle Rüya'ya baktı. "Sen gelmiyorsun. Danışmada bekle." "Tamam teyze." "Rüya,bana holdinte teyze deme. Asude Hanım de." "Tamam Asude Hanım." dedi Rüya üzgün bir ses tonuyla. Asude Hanım kaşlarını çattı. "Gidebilirsin Rüya." Rüya, ağır adımlarla uzaklaştığında ona acımıştım. "Çok üstüne gitmediniz mi?" dedim Asude Hanım sinirle bana baktı. "İş hayatını öğrensin. Ayrıca karışma." Üçümüz asansöre bindik. Bir üst kata çıktığımızda koridorda ilerlemeye başladık. Asude Hanım birden bize döndü. "Bakın kızlar. Bu, önemli bir toplantı. Emir Bey genel koordinatör. Ayrıca patronun oğlu. Seray Hanım holdingin ortağının kızı. Bu holdingte önemli bir konuma sahip. Onların yanında çok dikkatli olun. Gevşekliği affetmezler. Size güveniyorum." Toplantı odasına girdiğimizde uzun bir masanın etrafına oturduk. Kalabalıktı. Masanın en başında oturan takım elbiseli adam ayağa kalktı ve konuşmasına başladı. "Evet arkadaşlar. Ben genel koordinatör Emir İpeksoy. Sizi buraya neden çağırdığımı merak ediyorsunuz. Anlatayım. Holdingimiz bu aralar iflasın eşiğinde ama telaşlanmayın. Çok yakında bir iş gezisine çıkacağım ve Asaf Bey'le görüşeceğim. Eğer onlardan iş alabilirsem holdingimiz kurtulacak. Şimdi size söylüyorum. Bu kriz zamanında işini aksatan,geç gelen olursa anında kovulur. Bugün iki sekreteri kovmak zorunda kaldım. Bu disiplin, herkes için geçerli. Anlaşıldı mı?" Hep bir ağızdan "anlaşıldı" diye cevap verdik. "Bu arada, Edis ve Duru nerede?" sorusuyla Gökmen Bey konuşmaya başladı. "Edis az önce koridordaydı, az sonra gelir. Duru'nun babası hastalanmış da bugün izinli." Emir Bey Gökmen Bey'e döndü.. "Bundan sonra söyle asistanına, kendi hastalanmadıkça izin almasın." Gökmen Bey, "Tamam Emir Bey," diye onayladı. Emir Bey konuşmasına devam etti. "Holdingimizi krizin eşiğinden kurtaracak çözümleriniz varsa dinliyorum." O esnada içeriye Edis girdi. "Pardon efendim geç kaldım." daha sonra da beni süzerek konuşmasına devam etti. "Dikkatsiz bir çalışan koluma çikolata sürdü de. Onu silmeye uğraştım." Emir Bey kararlı bir ses tonuyla konuştu. "Böyle çalışanları bana bildir Edis." Edis bana bakarak "Zevkle bildiririm," dedi. Gıcık şey, ne olacak. Emir Bey ellerini birleştirdi. "Söyle bakalım Edis,holdingimiz krizde. Krizden kurtulmamız için çözüm önerilerin var mı?" "Var efendim. Hisse satarak holdinge nakit girişi sağlarız. Bu sayede kriz dönemini atlatabiliriz." "Asla olmaz,"diyerek Edis'in sözünü kesti. Emir Bey Gökmen Bey'e döndü. "Neden olmazmış?" Gökmen Bey kararlı bir ses tonuyla konuştu. "Çünkü her başımız sıkıştığında hisse satarsak holdingimiz küçülür. Ayrıca rakip bir firma satılan hisseleri tekelde birleştirirse holdingi elimizden alabilir." Emir Bey alkışladı. "Aferin Gökmen, çok mantıklı düşündün. Bir karar verirken gelecekteki riskleri de düşünmeliyiz. Öyle değil mi Edis?" Edis mahcup bir tavırla, "Evet efendim." dedi. Emir Bey saatine baktı. "Toplantı bitmiştir arkadaşlar. Top sizde. Bundan sonra geç gelen, işi sallayan kovulur. Ben, eşim ve Gökmen Bey sizi denetleyecek. Biz olmadığımız zaman Asude Hanım ve Edis Bey sizi denetleyecek. Çalışmayanları bana bildirecek. Şimdi çıkabilirsiniz." Toplantıdan çıkıp koridorda yürüyordum. "Alev!" sesiyle Arkama baktığımda Gökmen Bey'i gördüm. "Tüm konuşulanları not ettin mi?" "Evet efendim." "Hepsini en kısa zamanda bana mail at." "Olur efendim." Asansöre bindim ve indiğimde kendimi masama attım. Ne toplantıydı ama? İlk toplantım gayet güzeldi. "Alev!" sesiyle başımı çevirdiğimde Seray Hanım'ı gördüm. Seray Hanım beni bir müddet süzdükten sonra "Gel benimle," dedi. Onu takip ettim ve birlikte asansöre bindik. Zemin katta indiğimizde Seray Hanım bana döndü. "Öğle molası geldi. Ben ve eşim Emir Bey, toplantıya katılanlarla yemek yiyeceğiz. Sen de bizle geliyorsun. Toplantıda sen de vardın. Apar topar onu takip ettim. Biraz sonra Diğerleri de yanımıza gelmişti. Edis, " Ekip tam mı?" diye söylendi. Emir Bey, "Tamamız, haydi gidelim," diye cevap verdi. Hızlı adımlarla holdingten çıktık ve yürümeye başladık. Kalabalık cadde boyunca ilerledik ve lüks bir restauranttan içeri girdik. Büyükçe bir masa etrafında Gökmen Bey, Asude Hanım, Zehra, Edis ve Emir Bey vardı. Seray Hanım'la oturduk. Biraz sonra garson geldi. Emir Bey garsona, "Bize az pişmiş antrikot getir." dedikten sonra bize döndü. "Onaylıyor musunuz?" "Benimki çok pişmiş olsun." dedim. Garson, "Olur efendim." dedi. Emir Bey garsona döndü. "Yanına bolca salata getir, içecek olarak kola getir. Yemeğin peşine de tatlı olarak suffle getir." Garson, "tamam efendim." diyerek uzaklaşınca Edis kulağıma fısıldadı. "Ortama uyum sağlasan ne olur? Az pişmiş olsa ne olur yani?" Biraz bekleyişten sonra garson geldi ve servis yapmaya başladı. "Çok pişmiş etiniz," diyerek tabağımı bana uzattı. Hepimiz etlerimizi salatamızla yemeye başladık. Bu restaurant yemekleri de pek lezzetliydi. Ete bayılmıştım. Sabah da baget yemiştim. İki çikolata yemiştimAz sonra suffle gelecekti. Bugün ete ve çikolataya doymuştum. Şanslı günümdü resmen. Ne oldu bilmiyorum. Yemeğimi yerken ansızın elim kolaya çarptı ve Seray Hanım'ın üstüne döküldü. "Ne yaptın sen?" Aman Allah'ım ben ne yapmıştım böyle? Patronun biricik gelinine kola dökmüştüm. o an yerin dibine girdim. Bu kadın beni kovsa haklı. Cidden haklı. Korkuyla "Özür dilerim efendim." dedim. Kadın çantasından ıslak mendil çıkardı ve eteğini silmeye başladı. Edis kulağıma fısıldadı. "İşte şimdi bittin sen. Seray Hanım affetmez. Çok yakında kovulursun." Moralim altüst olmuştu. Biraz sonra garsonun biri boşları aldı, diğeri suffleleri getirdi. Sufflemi kaşıkladım ama hiç keyfim yoktu. O stresle o suffleyi iki sakikada silip süpürdüm. Millet strese girince yemez,ben yiyorum hem de ayı gibi yiyorum. Bu yüzden şişkoyum ya. Yemek bitince topluca holdinge doğru yürümeye başladık. Ben çok stresliydim. Bugünkü yaptığım affedilemezdi resmen. inşallah kovulmazdım. "Kızım, bittin sen. Kesin kovulacaksın. Gel vedalaşalım." Edis'in elini geri ittim ve sinirle "Moralimi bozma,"dedim. Edis bir şey demeden yürümeye devam etti. Holdinge girdiğimizde asansöre bindik. Üçüncü kata çıktığımda hızla yürüyerek kendimi masama attım. Bugün çok güzel başlamış, felaket bitmişti. Ben nasıl kola dökerdim Seray Hanım'a? Sakardım işte sakar. Kaç gündür Edis'e de az çektirmemiştim. Şimdi kovulacağım ya,bir yerlerine kına yaksın Edis. Ben böyle dalmışken Rüya yanıma geldi. Üzgün görünüyordu, gözleri dolmuştu. Neyin var Rüya?" dediğimde hıçkırarak boynuma sarıldı ve "Teyzem," diye söylendi. "Ne olmuş teyzene?" "Teyzem beni sevmiyor. İşyerinde hep azarlıyor. O, Zehra'ya davrandığı gibi bana kibar davranmıyor." Rüya'nın saçlarını okşayarak, "Üzülme güzelim," dedim. "Teyzen senin iyiliğini istiyor. İşi öğrenmen için bu kadar sert davranıyor." "Benim iyiliğimi istediği için mi kalbimi kırıyor?" "Bak Rüya,"dedim sesimi ciddileştirerek. "Teyzene inat başarılı ol. İşini hep takip et. O leb demeden leblebiyi anla. Bunu kendin için yap. Bak görmedin mi? Emir Bey toplantıda işini aksatanı kovacağını söyledi. O kadar çalışkan ol ki teyzen utansın." "Elimden geleni yapıyorum ama..." "Daha fazlasını yap Rüya. Bunu kendin için yap. Bak hep danışmadasın. Zehra ise teyzenin asistanı, maaşı senden daha yüksek. Zehra gibi terfi etmek istiyorsan çok çalış. Bak o zaman teyzen seninle gurur duymuyor mu'? Çok dikkatli ol. Unutuyorsan yapılacakları küçük bir not defterine yaz. İşini hep takip et. Teyzeni söylettirme. Bak o zaman hayatın nasıl da değişiyor." Rüya kararlı bir ses tonuyla konuştu. "Yapacağım Alev. Bundan sonra eski Rüya yok artık." "İşte böyle," dedim Rüya cebinden bir paket çikolata çıkarıp ikiye böldü. "Sen bana moral oldun Alev. Çok güzel fikirler verdin. Bu çikolatanın yarısını hakettin." Sütlü çikolata. Buna hayır diyemezdim. Çikolatayı elime alıp Rüya'yla yemeye başladık. "Oo! Bu ne keyif? Geçin işinizin başınıza." Seray Hanım'ın bağırmasıyla Rüya koşarak uzaklaştı. Seray Hanım yanıma geldi ve ciddi bir ses tonuyla konuştu. "Alev İnce. bugün zamanım yok ama seninle görüşeceğiz. Yarın işe gelince ilk iş odama uğra." Seray Hanım konuşmasını bitirdikten sonra oradan uzaklaştı. Ben de arkasından bakakaldım. Allah'ım. kesin kovulacaktım. Şimdi ben ne yapacağım?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE