9. BÖLÜM

1606 Kelimeler
O sabah erkenden kalktım. İşe geç kalmamalıydım. Dünden beri düşünceliydim zaten. Seray Hanım'ın bana kinayeli bakışları hâlâ aklımdaydı.Aklımda tek soru vardı. "Kovulacak mıyım?" Siyah gömlek ve kumaş pantolonumu giydim. Siyah giydim boydan boya. Hem beni zayıf gösterir değil mi yani? Saçlarımı salık bıraktım ve makyaj çantamı açtım. Hani şu makyözler yapar ya, kontür makyajı. Bronzlaştırıcıyı alıp yanaklarıma asimetrik çizgiler çektim . Daha sonra makyaj süngeriyle yavaş yavaş sildim. Aynaya baktığımda saçmaladığımı farkettim. Yüzümü zayıf göstereceği yerde yüzüne is sürmüş komando askeri gibiydim. Tenim bembeyaz olunca kontür makyaj pek gitmedi anlayacağınız. Hemen makyaj temizleyicisiyle yüzümü sildim. Bugün makyaj yapmayacaktım. Zaten kovulacaktım, ne gerek vardı ki süslenmeye? Hemen mutfağa girdim ve masaya oturdum. Annem, dayım ve Canberk çoktan oturmuştu. Annem tabağıma omlet koydu. Omletı' bir hamlede bitiriverdim, boğulacaktım bir bardak çayı hüpledim. O anda boğazıma çay kaçtı. Dayım sırtıma vurdu. "Helal." "Yavaş abla, koşturan mı var?" "Sahiden Alev. Ne bu acele kızım?" "İşe geç kalmamalıyım anne." diyerek ayağa kalktım ve annemi öperek kapıya yürüdüm. "Beni öpmek yok mu abla?" Ay canım kıyamam. Hemen koşup Canberk'i de öptüm ve çantamı alarak kapıdan çıktım. "Kız Alev, bekle. Anahtarımı alayım." "Ben aşağıda bekliyorum dayı." diyerek merdivenleri hızla inmeye başladım bir anda tökezledim. Az kalsın düşecektim. "Kız Alev, dikkat et yuvarlanma manda gibi." Bu, Gizem'di. Sinirle ona döndüm. "O çeneni kapat güzelim, yoksa seni bu merdivenden yuvarlarım. Hiç acımam." "Ay çok korktum." dedi Gizem alaycı bir tavırla. Var gücümle yukarı çıktım, Gizem hemen kapıyı kapattı. "Cesaretin varsa kapıyı aç korkak kedi." diye bağırdım. Az sonra kapı açıldı. Karşımda gergin bir hâlde. Gizem'in annesini buldum. Kaşları çatıktı. "Kız Alev, sabah sabah ne kapımı yumrukluyorsun? Eşkiya mısın sen?" "O kızına söyle, bir daha bana laf söylemesin yoksa onu gebertirim." diye bağırdım. Serap Teyze sinirlenmişti. "Sen kimin kızını geberteceksin? Rahat bırak kızımı." diyerek kapıyı çarptı. Kapıya var gücümle tekme attıktan sonra aşağıya indim. Serap Teyzenin arkamdan bağırmasını duyabiliyordum. "Aleeeeeev!" Koşarak arabanın yanına indim ve bekledim. Az sonra dayım da yanıma gelmişti. "Kız Alev, yan komşu neden bağırıyor?" Dayıma dönerek, "Onlar ailecek kuduruk." dedim. "Dikkat et seni ısırmasınlar yeğen." "Yok be dayı." dedim gülümseyerek. "Haydi arabaya binelim, geç kalıyoruz." Arabaya bindiğimizde dayım anahtarı çevirdi ve arabayı çalıştırdı. Daha sonra da teybi açtı. "Ankara'nın bağları da büklüm büklüm yolları..." Dayıma döndüm: "Yaa dayı, yine mi Ankara'nın bağları?" "Ne yapayım Alev? Çok seviyorum bu şarkıyı." "Değiştir dayı." dedim kararlı bir sesle. "Orhan baba aç." Dayım bana döndü. "Kız Alev, sabah sabah arabesk mi dinlenir? İçin ölmüş senin dayım." "Öldü be dayı." dedim umutsuzca. "Ne oldu dayısı? Anlat bakalım hele." "Daha ne olacak dayı?" dedim karamsar bir şekilde. "Dün iş yemeğine gittik, patronun gelinine yanlışlıkla kola döktüm. Yarın işe gelince bana uğra dedi. Kesin beni kovacak, kesin." Dayım sözümü kesti: "Öyle deme Alev'im. O kadarcık şeyden adam mı kovulurmuş? Holdinglerini başlarına yıkarım valla." "Yaa, dayı!" "Benim yeğenimi kimsecikler üzemez." "Biliyor musun? Sen dünyanın en iyi dayısısın." dedim. Bir anda önümüzde arabalar yığıldı. "Off! Trafik sıkıştı." diyerek homurdandı dayım. Daha sonra torpidoyu açtı ve iki adet fındıklı gofret çıkardı. Birini bana uzattı. "Al dayım, iyi gelir." dedi sakince. Allah'ım, en sevdiğim gofret. Elim istemsiz bir şekilde gofrete gitti. Hemen ambalajını açıp bir ısırık aldım. Bunun verdiği haz hiçbir şeyde yok yeminlen. "En sevdiğin gofret." dedi dayım gofretini yerken. "Çok teşekkür ederim dayı. Kaç dayı yeğeninin en sevdiği gofreti bilir ki? Benim için çok özelsin." dediğimde dayım tebessüm etti. "Sen benim elimde büyüdün Alev. Öz kardeşim gibi sevdim seni. Sen de benim için özelsin." dedi şefkat dolu sesiyle. "Dayı, trafik ne zaman açılacak?" "Dur ben bir ineyim, sıkışıklığın sebebini öğreneyim." Hiç de telaşe etmemiştim aslında. Nasılsa kovulacaktım. Geç kalsam kaç yazardı? Ama, gururumla kovulmak istemiştim. Bugün geç kaldın Alev, sen bu işi haketmiyorsun demesinler istedim ama, olmadı işte. Dayımın arabaya girmesiyle sordum. "Öğrenebildin mi dayı?" "Fazla gidemedim ki sorayım. En az elli yüz araba var önde. Kime sorayım?" "Çok bekleyeceğiz desene. Bilsem termosla çay getirirdim, içerdik dayı yeğen." "İyi olurdu be Alev. Stres yapma, iki gün geç kalmayla kimse kovulmaz ya." "Dün birdi bugün iki oldu dayı." "Bak ben de işe geç kaldım dayım. Kitapçıdaki adam beni haşlayacak ama dert ediyor muyum? Hayır. Bilir misin Kuantum Fiziği'ni? Olumlu düşünürsen olumlu olur." "Bizim gibi şanssız insanlara Murphy Kanunları işler dayı." Dayım kahkaha attı. "İlahi Alev, âlemsin." "Gerçek ama dayı." dedim. O esnada trafik açılmıştı. Dayım bana dönerek, "Gördün mü Alev'im?" dedi. Kuantum Fiziği işe yarıyor. Olumlu düşündüm, olumlu oldu. Sen de olumlu düşün. "Kovulmayacağım de. Bunu işyerine varana kadar tekrarla. Sonra dayına dua edeceksin. Denemekten zarar gelmez. Başladım sayıklamaya. "Kovulmayacağım, kovulmayacağım, kovulmayacağım." "Alev, biraz sessiz de. Konsantre olamıyorum." "Kovulmayacağım." "Biraz daha sessiz dayım." "Ko-vul-ma-ya-ca-ğım" dedim sesssiz ve yavaş bir şekilde. Tüm trafik boyunca bu kelimeyi mani gibi söyleyip durdum. Nihayet holdingin önüne varmıştık. Arabadan inerken dayım seslendi. "İyi işler yeğenim. Kovulmayacaksın." "Kovulmayacağım," diye tekrar ediyordum seslice. Etrafımdakiler bana tuhaf bir şekilde bakıyordu. Hayır yani canım. Hayatında hiç mi terapi yapan insan görmedin yani? Ne bu deli mi bu bakışları? Bozmayın asabımı. Zaten sinirliyim, çıkarmayım sizden. Doğruca asansöre bindim. Üst kata çıktığımda doğruca Gökmen Bey'in odasına yürüdüm. Kapıyı tıklattığımda "girebilirsin." sesiyle içeri girdim. Gökmen Bey sinirli görünüyordu. "Saat kaç Alev?" dedi ciddi bir sesle. "Bilmiyorum, dur bir bakayım diye çantamı açtığımda Gökmen Bey bağırdı. "Sen benimle dalga mı geçiyorsun?" "On beş dakika geciktin. Bak saate." dedi duvardaki saati işaret ederek. Sinirlenmiştim. Beni bu şekilde azarlayamazdı. Hem, sevgili asistanı neredeydi acaba?"Duru Hanım da gelmemiş." dedim kararlı bir ses tonuyla. "Biri benden mi bahsediyor acaba" sesiyle kapının açıldığını gördüm. Duru, havalı bir şekilde yanıma geldi ve bana tepeden bakarak, "ben gecikmem güzelim, sen kendine bak." dedi. Çok utanmıştım. Gökmen Bey bana döndü. "Bak Alev, bir daha gecikme, asla. Yoksa kovulursun. Sabah ezanından önce mi evden çıkarsın onu bilemem, ama geç kalma. Yoksa kovulursun. Şimdi çıkabilirsin." Gökmen Bey beni kovmamıştı ama kovmaktan beter etmişti. Seray Hanım zaten kovacaktı beni. Şimdi onun odasına gidiyorum. Yine terapiye başlasam iyi olacak. "Kovulmayacağım," diye diye tekrar ederek asansöre bindim ve bir üst kata çıktım. Bu katta olduğunu biliyordum ama ne tarafta olduğunu bilmiyordum. Danışmadaki kıza sordum: "Seray Hanım'ın odası nerede acaba?" "Düz gidin sağdaki en son kapı." "Sağ olun" diyerek koridorda ilerledim. Diğer yandan da tekrar ediyordum. "Kovulmayacağım, kovulmayacağım." "Kovulacaksın Alev, kovulacaksın." sesiyle arkamı döndüğümde Edis'i gördüm. Zaten sinirliydim, aklınca dalga geçiyordu benimle gıcık herif. "Kovulmayacağım!" dedim yüksek bir sesle. Edis, alaycı bir şekilde gülümsedi. "Öyle diyelim öyle olsun, ama ben senden umutsuzum. Bu son iş günün Alev." Onu dinlemeyerek hırsla ilerledim. Nihayet Seray Hanım'ın odasını görmüştüm. Kalbim güp güp atıyordu. "Kovulmayacağım." diye tekrar ettikten sonra kapıyı tıklattım. "Giir!" sesiyle içeri girdim. Seray Hanım kahvesini yudumluyordu. Beni görünce istifini bozmadan, "Otur," dedi. Sakince oturdum. Rahat bir tavırla, "Geç kaldın," dedi. "Trafik sıkışıktı." dedim. "Bu bahane değil," diyerek bana döndü ve sesini ciddileştirdi: "Dün geç geldin. üstüme kola döktün. Çalışma saatinde arkadaşınla çikolata yedin. Bugün yine geç kaldın. Üstelik odamı bile bilmiyorsun. danışmadaki kıza soruyorsun." Şaşırmıştım. Bu kadın odasını danışmadaki kıza sorduğumu nereden biliyordu ki. Danışma mı?" dediğimde kahkaha attı: "Danışmadaki kız az önce beni aradı." İspiyoncu pislik ne olacak? Hemen de aramışmış. Seray Hanım bana döndü. "Bu kadar şeye seni kovmam gerekir, öyle değil mi?" "Öyle." dedim istemsizce. Seray Hanım devam etti. "Ama ben seni kovmayacağım." Aman Allah'ım, kulaklarıma inanamıyorum. Kovulmayacaktım. Emin olmak istedim. "Gerçekten kovmayacak mısınız beni?" Seray Hanım gülümsedi. "Kovmayağım." "Ama neden?" diye sordum çünkü merak ediyordum. Seray Hanım. ellerini birleştirerek ciddi bir tavırda konuştu. "Çünkü seni beğendim." Şaşırmıştım. " Beğendiniz mi?" "Evet beğendim," diye cevap verdi Seray Hanım. "Tamam kötü özelliklerin var. Sakarsın, dikkatsizsin. dengesizsin ama bunun yanında şişmansın, obursun, kimsenin bakmayacağı bir kızsın." Hem beni beğendiğini söylüyordu, hem de hakaret ediyordu. Bu kadın benimle dalga mı geçiyordu? Dayanamayıp sordum. "Hangi özelliğimi begendiniz acaba?" "Dış görünüşünü." demez mi? Kesin anladım. Bu kadın benimle ciddi ciddi maytap geçiyordu. Sinirle ayağa kalkıp ve Seray Hanım'a döndüm. "Beni buraya alay etmek için mi çağırdınız?" Seray Hanım sakin bir tavırla, "otur." dedi. Mecburen oturdum. "Bak Alev, seni buraya alay etmek için çağırmadım. ben çok ciddiyim. Holdingteki diğer kızlara bakıyor musun hiç?" "Bakıyorum." dediğimde Seray Hanım devam etti. "Hepsi de fıstık gibi kızlar. Ama sen, onlardan farklısın. İşte seni bu yüzden beğendim." "Seray Hanım, ne demek istediğinizi anlamadım. Biraz daha açsanız konuyu." "Açayım konuyu. Eşim bu Cuma üç günlüğüne Polonezköy'e gidecek. İş seyahati için. Yanında bir sekreter olması gerek. Diğer kızlarla gitmesine izin veremem." "Yani benimle mi gitmesini istiyorsunuz?" Seray Hanım beni onaylar şekilde "Evet Alev, seninle gitmesini istiyorum." dedi ve devam etti. "Eşim biraz çapkındır. Daha önce kaç kez yakaladım onu. Bu sefer işimi garantiye almak istiyorum. Sana bakacak kadar kör olamaz ya." Bu söz canımı acıtmıştı. Belli etmemeye çalıştım ama Seray Hanım, üzüldüğümü anlamış olacak ki elimi tuttu. "Bak Alev, yanlış anlama. Ben o sözü öylesine söyledim yoksa sen gerçekten güzel kızsın." "Anladım." dedim duygularımı belli etmemeye çalışarak. "Gökmen Bey buna izin verecek mi? Ben onun sekreteriyim sonuçta." "Sen Gökmen'i bana bırak." dedi Seray Hanım kararlılıkla. "Bak Alev, bu holdingin yüzde kırk hissesi babama ait. Eşim patronun oğlu. Ben yönetim kurulu üyesiyim. Gökmen patronun yeğeni. ben ise geliniyim. Yani anlayacağın, Gökmen bana itiraz edemez. O seni bin kez de kovsa, ben kovma dedikten sonra bir şey yapamaz ama ben seni bir kez kovarsam, Gökmen yalvarsa bile seni holdingten içeri alamaz. Bu yüzden önce bana itaat edeceksin. Anlaştık mı?" "Anlaştık." dedim Seray Hanım kapıyı gösterdi. "Şimdi çıkabilirsin Alev." Kapıdan çıktığımda doğruca asansöre bindim. Gözlerim dolmuştu. Asansör açıldığında hızlıca lavaboya girdim ve aynaya baktım. "Şişmansın, obursun, kimsenin bakmayacağı bir kızsın. Eşim sana bakacak kör olamaz ya." Bu sözler kafamda yankılanıp duruyordu ama unutmak ne mümkün? O kadar mı kötüydüm yani? Toparlanıp yüzümü yıkadım ve lavabodan çıktım. Masama doğru ilerlerken omzuma dokunulmasıyla arkamı döndüm. Bu, Edis'ti. "Kovdu mu seni?" dedi ciddi bir sesle. "Hayır kovmadı." dedim gözlerimi kaçırarak. Edis çenemi tuttu: "Ağlamışsın sen."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE