"Peki ne yapacaksın?" diye sormuştu Eray. Irem cevap vereceği sırada kapı açmıştı. Özgür içeri girip yanında getirdiği tahtayı da içeri çektikten sonra onlara selam verip geri çıkmıştı.
Irem tahtanın yanına gidip kendinden biraz uzun alt ve üst tarafında uzun bir çubuk olan tahtayı incelmeye başlamıştı.
Eraya dönüp baktıktan sonra " Bunun adı ne?" diye sormuştu. Eray Irem'in yanına gelip " Adını bende bilmiyorum. Bunu bir filimde görmüştüm. Orda ceketi asıyor, çeketi çıkarıp yere atıyor sonra alıp üzerine giyiyor ve tekrar çıkartıp buraya asıyordu. Buraya gelince depoda gördüm ve bende arda sırada bununla çalışmaya başladım." diye izlediği filimdeki sahneyi anlatmıştı.
"Çok karışık ben nasıl kullanacağım?" diye sormuştu Irem. Eray tahtanın önüne geçip Irem'e biraz geri gitmesi için uyarmıştı. " Ellerinle üst taraftaki çubuğa vuracaksın. Alttaki çubuğa ise ayağınla vurman gerek. Üstteki çubuğa vurduğunda alttaki çubuk sana çarpabilir buna dikkat etmelisin." dedikten sonra nasıl kullanacağını göstermişti.
Eray tahtanın önünden çekildikten sonra Irem tahtanın önüne geçmişti. Üstteki çubuğa vurduğunda alttaki çubuk Irem'in dizine çarpmıştı. Aniden çarptığı için dengesini kaybedip yere düşeceği sırada Eray onu kollarından yakalayıp tekrar ayağa kaldırmıştı.
" Işte bundan bahsediyordum. Yavaş başla sonra hızlanırsın. Şimdi tekrar dene." Irem tahtanın önüne tekrar geçip daha yavaş bir şekilde vurmuştu. Alttaki çubuğa baktığında yavaşça kendine yaklaştığını görmüş ve ona da yavaşça vurmuştu. Bu işlemi defalarca yaptıktan sonra son olarak alt taraftaki çubuğa tekrar vurup Eray'a dönmüştü.
Döndüğü an Eray'ı dibinde gördüğü için bir adım geriye gitmiş ve tahtaya yaşlanmıştı. Eray Irem'in gözlerine bakıp "Dikkat etmen gerek." demişti. Irem Eray'ın koluna baktığında üst taraftaki çubuğu tuttuğunu görmüştü. " Ben yanındayken seni korurum ama tek başına olduğun zaman bununla çalışsaydın kafana gelecekti. Ben yanındayken canının acımasını istemiyorum.Anlıyorsun değil mi?" demişti. Irem konuşmadan kafa salladıktan sonra Erayla olan yakınlığına bakıp aniden nefesini tutmuştu.
Eray Irem'in nefesini tuttuğunu fark ettiğinde diğer eli ile Irem'in yanaklarını tutup sıkmıştı. " Neden nefesini tutuyorsun?" diye sorduğunda. Irem önce kafasını eğmiş sonra Eray'a bakıp "Yüzüne doğru mu solumamı istiyorsun Eray." demişti. Eray Irem'e güldükten sonra " Bir sorun olacağını düşünmüyorum. Yani ben bundan rahatsız olmam soluyan sen olduğun sürece." demişti.
Irem hala dibinde duran Eray'ı geriye doğru yittikten sonra arada kaldığı yerden çıkmıştı. " Çalışmaya devam edeyim mi?" diye Eray'a sormuştu.
Eray biraz düşünür gibi yapmış ardından " Hayır gerek yok hem bugün zihnin yorgun. Önce biraz atıştıralım sonra seni evine götürelim. Olur mu?" demişti. Irem onayladıktan sonra mutfak yerine doğru gitmişlerdi.
Mutfağa girdiklerinde Eray buzdolabının olduğu yere doğru gidip içinden dört tane danino çıkarmıştı. Elindekileri masanın üzerine koyduktan sonra başka bir dolaba gidip içinden çubuk kraker çıkarmıştı.
Irem " Bunları ne yapacaksın?" diye sormuştu. Eray daninolarin ağzını açtıktan sonra çubuk krakeri bir tabağa boşalmıştı. " Bak şimdi bu enfes bir şey oluyor. Çubuk krakeri alıyorsun çilekli daninonun içine batırıp yiyorsun. " Irem Eray'ı dinledikten sonra onun dediği gibi yapıp yemişti.
" Ee nasıl?" diye sormuştu Eray ellerini masaya koyup Irem'i izlemeye başlamıştı.
Irem elindeki çubuğun tamamını bitirdikten sonra kafasını sallamış ve "Sandığımdan daha güzelmiş. " demişti.
Eray yemeye devam ederken konuşmaya başlamıştı " Bunu Ege ben ve Gece bulduk. Yaptığımız sakarlık sonucu oraya çıktı. Bazen sakarlık yapmak iyi sonuçlar ortaya çıkarabiliyor." demişti. Irem danino paketlerinin birini bitirip diğerine geçtiğinde nasıl bir sakarlık yaptıklarını merak edip "Anlatsana." demişti.
Eray ağzındaki lokmayı yuttuktan sonra "Biz küçükken yurtta kalıyorduk pazar günleri dışarı çıkmamıza izin veriyorlardı ama o da iki üç saatlik birşeydi. Üçümüz harçlıklarımızı birleştirip markete gitmiştik. Işte sonra birsürü abur cubur aldık. Tabi Gece bir yandan sizin yüzünüzden kilo alıcam diye nerdeyse bizi dövecek. " demiş ve aklına gelen anıları yüzünden biraz sustuktan sonra geri devam etmişti.
" Marketi talan ettikten sonra çıktık bir park bulduk kamelyasına oturduk. Dizdik böyle güzelce Ege ile ben çubuk kraker için kavga etmeye başladık oysa orda iki üç tane daha vardı. Ben Gece'nin yanında oturuyordum Ege de karşımızda. Işte krakeri çekiştirirken Geceye çarptım kraker paketi yırtıldı Gece'nin elinde de danino vardı. Etrafa saçılan çubuk krakerler kamelyanın üzerine düştü. Gece'nin elindeki danino da onların üstüne döküldü. Ege bir dakika bile düşünmeden daninolu krakerleri yemeye başladı. Görmen lazım öyle bir iştahla yiyor ki Gece titiz biri olmasına rağmen benden önce davranıp o da yedi. Ben onlara şaşkın şaşkın bakarken bitirmek üzere olduklarını gördüm bende başladım yemeye." demiş ve lafını bitirip danino kabının içinde kalan yerleri kaşıklamaya başlamıştı.
Irem Eray'ı dinledikten sonra " Sanırım bunu gelenek haline getirdiniz." demişti. Eray elini şıklatıp işaret parmağını Irem'e doğru tutumuş ve " Kesinlikle." demişti.
Yemekten sonra Eray Irem'i eve bırakıp tekrar merkeze dönmüştü. Irem eve girdikten sonra annesini arayıp babasının durumunu sormuştu. Eve gelmelerine az kaldığını söylediklerinde mutfağa gidip onlar için yemek yapmaya başlamıştı. Salatayı yapmaya başlayacağı sırada kapı çalınca önce kapıya bakmıştı.
" Bu dersi hiç sevmiyorum." demişti Ege. Dersten önce sıra değişikliği yapıp Irem'in yanına oturmuştu. Irem tahtada yazılı olan son soruyu da defterine yazdıktan sonra Egeye bakıp " Bende sevmiyorum. Ama odaklanıp dinleyince yapabiliyorsun. En azından ben anlayabiliyorum." demiş ve çantasındaki suyu çıkarıp ağzında kadar dolu olan şişeyi bitirmişti.
Ege gözlerini kocaman açıp " Içine fil mi kaçtı kızım senin. 10 saniyede 0.5L su biter mi ben o suyu gün boyunca zor bitiriyorum." demiş ve kendi çantasından suyunu çıkarıp küçük bir yudum aldıktan sonra geri koymuştu.
" Çok içmedim ki ben bundan günde 5 6 tane içiyorum zaten." demiş ve içi boş olan şişeyi çantasına koymuştu. Çantanın içinden dolu olan yeni bir şişe çıkardıktan sonra Ege'ye gösterip masanın üzerine koymuştu.
Ege biraz düşündükten sonra " Demek seni bu yüzden sevdi." demişti. Irem anlamadığını belirtircesine Ege'ye bakmıştı. " Su en başından beri seni sevdi vücudun suyun enerjisine sahip. Seni kendine yakın hissediyor olmalı.Ben ilk zamanlar anlaşamazdım beni hiç dinlemiyordu." diye açıklama yapıp ders anlatan hocanın uyarısı ile önüne dönmüştü.
Tenefüs olduğunda Irem sınıftan çıkmayıp kafasını sıraya gömmüştü.
Planı beş on dakika olsada uyumak ve gözlerini dinlendirmekti fakat bir kaç saniye sonra Ege'nin ona seslendiğini duyup kafasını ona dönüp o şekilde durmuştu.
" Erayla çalışmalar nasıl gidiyor? Öğrendin mi bir şeyler en son Özgür uzun çıkıntılı bir tahta götürüyordu." demiş ve o da Irem gibi yatmıştı.
"Güzel gidiyor denge bölümünü direk geçtim jimnastik kursuna gittiğim için zor olmadı. Şimdi o tahta ile birşeyler yapmaya çalışıyorum." demişti.
" Hey bak ne diycem. Yarışmadan korkuyor musun?" demişti heyecanlı bir şekilde. Kafasını kaldırıp Ireme bakmaya devam etmişti. Irem de kafasını kaldırdıktan sonra " Aslında garip bir şekilde hiç korkmuyorum. Sadece biraz heyecan var." demişti. Devam edeceği zaman Ege ondan önce davranıp " Ne demek korkmuyorum bilmem kaç galaksi koruyucu gelecek. Senin korkun bana mı geçti yoksa."diye hızlıca konuşmuştu Ege.
Irem haklı olduğunu söylemek için kafa sallayıp " Evet ama korkmuyorum işte ne bileyim. Sizi güçlerinizi kullanırken ilk gördüğümde merkeze ilk gittiğimde hiç birinde korkmadım ki. Sadece heyecan vardı ve yapamazsam düşüncesi benimle birlikteydi." diye açıklamıştı.Ege Irem'i baştan aşağı süzüp " Garipsin bazen senden korkuyorum. Ama tepki vermemen bir yandan iyi oldu en azından bunun için uğraşmak zorunda kalmadık." demişti.
Okul çıkışı merkeze gittiklerinde son beş gündür olduğu gibi su elementi odasına gitmişlerdi. Irem odaya girdikten sonra arkasından Ege ve Eray da içeri girmişti. Irem odanın ortasına geçtikten sonra onlara bakarak " Başlıyorum." demişti.
Kapı aniden hızlı bir şekilde açıldığında Gece ve Cansu içeri hızlı birşekilde gitmişlerdi. Koştukları her hallerinden belli olan kızlar duvarın dibine oturup
nefes nefese " Bizsiz mi başlayacaksın? Bizde kendini ne kadar geliştirdiğini görmek istiyoruz." demişlerdi.
Irem onlara baktıktan sonra nefeslerini düzenlemeleri için biraz bekledikten sonra kaldığı yerden devam edip ellerini iki yanda düz bir şekilde tutmuştu. Avuçlarının için de birer su balonu oluştuktan sonra kollarını göğsüne doğru çekip ileri doğru tekrar uzatmıştı.
Avuçlarındaki su balonu küçük küçük bir çok su balonu oluşturduktan sonra ellerini bileklerinden itibaren daire çizmeye başlamıştı. Ellerinde bulunan su da daire çizdiği için küçük bir hortum görünümü almıştı. Iki elinde de küçük çaplı su hortumu oluşturduktan sonra ellerindeki küçük hortumlarım birini sağ tarafına birini sol tarafına koymuştu.
Ellerini küçük hortumlara tutarak kollarını yukarı doğru kaldırmıştı. Irem kollarını yukarı kaldırırken küçük hortumlar insan formuna girmişlerdi. Irem'in iki yanında ondan beş santim kadar uzun olan iki silüet belirmişti.
Silüetler Irem'in yaptığı her haraketi yapmaya başladığında ortaya küçük bir dans gösterisi çıkmıştı. Irem sülietleri biraz dans ettirdikten sonra küçültüp tamamen ortadan kaldırmıştı.
Diğerlerine baktığında Eray'ın her zaman ki gibi videoya aldığını Gece'nin bir kolunu Ege'nin omzuna koyup kendisini izlediğini görmüştü. Cansu da yerde tepkisiz bir şekilde Irem'e bakmaya devam etmişti.
" Eee nasıl öğrenebilmiş miyim?" diye sormuştu Irem heyecanla. Ege omzuna konulmuş kolun sahibine baktıktan sonra " Fazla iyiydi bence ne güzel öğretmişim be aferim bana." demiş ve kafasını sağ tarafa doğru yatırıp tekrar düz tutmuştu.
Cansu yerden kalkıp Irem'in yanına geldikten sonra " Ege'ye söyleme ama ondan bile iyiydin." demişti. Ege işaret parmağını Cansu'ya doğru uzatıp " Heey seni duydum." demişti.
Cansu bir elinin baş parmağını burnuna götürüp diğerlerini düz tutaram sallamış ve dilini çıkarmaktı.
Su elementi için gereken bir haftadan geriye kalan iki günde Irem sadece fiziksel olarak kendini geliştirmişti. Su elementini tamamen öğrendiği için orda olması gerektiği vakitlerde de Eray ve Özgür ile çalışmaya başlamıştı.
Okuldan sonra tekrar çalışmak için merkeze gittikelerinde Özgür'ün her
zaman ki gibi onlardan önce gelip odadaki kanapede yatarken bulmuşlardı.
Özgürü kaldırdıktan sonra çalışmaya başlamışlardı.
" On tane fazla çektin. Dün 90 mekik çekmiştin 100'e tamamladın. Biraz dinlen sonra diğer haraketlere geçeriz." dedikten sonra yerde yatan Irem'in elinden tutup kaldırmıştı. Irem kanepeye oturduktan sonra Özgür içmesi için su getirmişti.
" Ne kadar su içiyorsun sen ya ben senin bir günde içtiğin suyu bir haftada içmiyorum." diye söylendikten sonra kendini Irem'in yanına bırakmıştı Özgür.
Irem Özgür'ün dediğine güldükten sonra "Elimde değil istemsiz içiyorum alışkanlık oldu sanırım." dedikten sonda gözlerini sıkıca kapatıp nefeslenmeye başlamıştı.
Okul çıkış saati geldiğinde yine her zaman ki gibi direk merkeze gitmişlerdi. Yeni öğreneceği element olan ateş elementi için Eray Irem'e öncülük edip ateş elementi odasına gitmişlerdi. Ege de onların yanınada gidip odanın bir köşesinde Eray'ın onlarda yaptığı gibi izlemeye başlamıştı. Eray'ın yaptığından farklı olarak yanına patlamış mısır alıp kendi yerine kurulmuştu.
Eray Ege'ye baktıktan sonra " Etrafta küçük bir kırıntı bulursam tüm odayı sana temizletirim biliyorsun değil mi?" demişti. Ege kafasını sağa yatırdıktan sonra tekrar düzeltmiş ve eline aldığı patlamış mısırı Eraya nispet yaparmış gibu ağzına atmıştı.
Eray gözlerini devirdikten sonra kollarını birbirine kenetleyip Irem'in ne yaptığını seyretmeye başlamıştı.
Irem odanın ortasında durup kahverengi üzerinden alev akıyormuş gibi olan duvarlara bakmıştı. Sonra gözlerini ordan çekip odayı incelemeye devam etmişti. Oda su elementi odasına göre daha sıcak ve boştu. Bir duvarında kilitleri olan bir dolap ve yine masa görmüştü. Duvarları üç kenarını yerden bir metre kadar yüksekte olan bölmeler kaplamıştı. Irem bölmelerin yanına gidip içine baktığında boş olduğunu görmüştü. Ne işe yaradığını merak ettiği için Eray'a dönmüştü.
" Bunlarda ne yapıyorsunuz?" demişti merakına yenik düşüp. Eray Irem'in yanına gelip Irem gibi bölmelerin içine baktıktan sonra. " Yeni başlayanlar için ateş üretmeleri zor oluyor. Su elementinde de yeni başlayanlar için özel bir yer vardı hatırlarsan." demişti. Irem kafasını sallayıp boş odanın ortasına gelmişti.
Eray'a döndükten sonra " Nasıl başlamam gerek ilk ne yapacağım." demişti. Eray içi boş olan bölmelerin üzerine çıkıp oturduktan sonra " Öncelikle sana ateş elementi hakkında bilgi vermem gerek. Öncelike ateş öfke ve acı ile beslenir. Belki zor olacak ama elementi kullanmayı öğrenene kadar içinde bastırdığın öfke ve acıyı dışarı vurman gerek." demişti. Eray oturduğu yerden kalkıp Irem'in önüne geçtiğinde Irem'in gözlerinde üzüntünün çoktan oluştuğunu görmüştü.
" Bak ben nasıl ateş elementine seçildim biliyor musun? " demişti Eray Irem'in tam gözlerine bakarak. Irem kafasını hayır anlamında salladıktan sonra Eray ellerini Irem'in omuzlarına koyup.
"Ben yurtda büyüdüm bir kaç sebepten dolayı. Annem hep ziyaretime gelirdi ama birgün sekizinci sınıfın tatil gününde annem, ben, Gece ve Ege sinemaya gittik. Salonda koltukların arasında bu kolyeyi buldum anneme vermek için aldım çünkü çok güzel di. Sinema çıkışında siyah bir araba durdu önümüzde kalabalıklardı. Hepimizi yakalayıp arabaya bindirdiler." Eray konuşmayı bırakıp Irem'e sarılmış ve tekrar konuşmaya başlamıştı.
"Bizi depo gibi bir yere getirdiler hepimizi bir sandalyeye bağladılar. Sonra içlerinden bir kaçı a annemi defalarca taciz etmişti. S sonra döverek öldürdüler. Hayatımdaki en büyük acıyı o zaman hissetmiştim. Anneme vermek istediğim kolye benim boyumdaydı. O sırada ateş elementi ortaya çıkmış. Bileklerimdeki ipleri elementim vücudumu ısıttıkça yandı. Elimdeki iplerden kurtulunca annemin ölü bedenine koşmuştum. Bizi kaçıranlar vücut ısım yüksek olduğu için bana dokunamıyordu. Sonra o acı ile çığlık atmıştım. Önce bileklerimdeki ipler yanmıştı sonra bizi kaçırdıkları depo yandı. Onlar da deponun içinde yandı."
Eray Irem'in boynunda hıçkırarak ağlamaya devam ederken Irem de kendini tutamayıp ağlamaya başlamıştı. Ege Eray'ın anlattıklarının sonu gelmeden odadan çıkmıştı. Eray'ın vücut ısısı kalbindeki acı yüzünden tekrar artmıştı. Eray yandıkça Irem de yanmaya başlamıştı. Irem'in vücudundan çıkan çok az beliren ateş çoktan ben burdayım dermiş gibi onlara görünmeden gelmiş ve gitmişti.